İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 92. BİRLEŞİM · CUMA

Türkiye bilimsel ve teknik araştırma kurumu kurulması hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.877)

Reha Denemeç

Ankara Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 92. Birleşim · 3. yasama yılı · 29 Nisan 2005 · 2.088 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma

Kaynak göster

Reha Denemeç (AK Parti), 29 Nisan 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 92. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNİK ARAŞTIRMA KURUMU KURULMASI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ (S.S.877)); konuşma 2.088 kelime.

Reha Denemeç (AK Parti, Ankara). “Türkiye bilimsel ve teknik araştırma kurumu kurulması hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.877)”. TBMM Genel Kurulu, 92. Birleşim tutanağı, 29 Nisan 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/reha-denemec-22-2005-04-29-turkiye-bilimsel-ve-teknik-arastirma-kurumu-kurulmasi-hakkinda-kanunda (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA REHA DENEMEÇ (Ankara)Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, TÜBİTAK Kanun Teklifi hakkında AK Parti Grubu adına konuşma yapmak üzere huzurunuzda bulunuyorum.

Arkadaşlar, biliyorsunuz, kanunlar, kanun tasarısı olarak hükümet tarafından gelmekte; ama, bunu biz teklif olarak getirmeyi uygun gördük. Ankara Milletvekili olarak ben ve arkadaşım Salih Kapusuz bu kanun teklifini buraya getirdik.

ZEKERİYA AKINCI (Ankara)Bu ara sık sık öyle yapıyorsunuz zaten.

REHA DENEMEÇ (Devamla)Şimdi, Mustafa Beye ben teşekkür ediyorum, bir konuşma yaptı, değerlendirme yaptı. Ben olayın bütününü değerlendirmek istiyorum burada.

1960'lı yıllardaki Türkiye'ye ve bugünkü döneme baktığımızda arada büyük farklar var. 60'lı yıllardaki Türkiye'nin nüfusu 30 000 000, bugün 72 000 000. 60'lı yıllara baktığımızda nüfusun yüzde 70'i kırsal kesimde yaşıyor, bugün tam tersi, yüzde 70'i şehirlerde yaşıyor. 60'lı yıllardaki Türkiye'nin gayri safî millî hâsılası ancak 10 milyar dolar, bugün 300 milyarlar seviyesinde. İhracatı 400 000 000 dolar, bugün 65 milyar dolar seviyesine ulaşmış durumda. Yani, Türkiye çok değişti, dünya çok değişiyor. O dönemde Türkiye'ye baktığımızda 3 tane büyük üniversite görüyoruz; İstanbul Teknik Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi. Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Karadeniz Teknik Üniversitesi, Ege Üniversitesi ve Atatürk Üniversitesi daha yeni kurulmuş, mezunlarını yeni yeni vermeye başlamış üniversiteler ve gerçekten o dönemde Türkiye'nin TÜBİTAK gibi bir kuruma ihtiyacı var, kuruluyor; çünkü, araştırma yapılacak ortam yok Türkiye'de ve o dönemde TÜBİTAK kurulduğunda gayet iyi niyetle bir de yönetim yapısı düşünülüyor. TÜBİTAK'ın kanununun hazırlanmasında da o dönem Orta Doğu Teknik Üniversitesi Fen Fakültesi Dekanı olan Sayın Erdal İnönü'nün büyük katkıları oluyor; kendisine de buradan teşekkür ediyorum.

MUSTAFA GAZALCI (Denizli)Onun için mahkemeye verdiniz!

REHA DENEMEÇ (Devamla)Şimdi, bu kanun hazırlanırken, biraz evvel ifade ettim, gerçekten iyi niyetle hazırlanmış. 12 kişilik bir Bilim Kurulu oluşturulsun, bu Bilim Kurulu atansın ve atandıktan sonra da ayrılan üyeler olduğu zaman kendi kendine karar versin; bunlar seçsin, dışarıdan hiçbir müdahale olmasın. Kapalı bir sistem. Gayet güzel görünüyor; fakat, sistemdeki aksaklıklar zaman içerisinde görülmeye başlamış.

1987'ye kadar geçen sürede, yani, rahmetli Özal'ın bir kanun hükmünde kararnameyle TÜBİTAK Kanununu değiştirdiği döneme kadar geçen yirmidört yılda, ortalama her birbuçuk yılda bir, bir başkan seçilmiş. Neden; kapalı bir sistem olduğu için insanlar içeride klikleşebiliyor ve karar alma süreci gerçekten zorlaşabiliyor; çünkü, 6 kişinin üzerinde anlaşması lazım yeni insanı seçebilmeniz için.

1987-1993 arasında, bu yeni kanun hükmündeki kararnameye göre farklı bir yönetim tarzıyla TÜBİTAK idare ediliyor ve 1993 yılında, Erdal Beyin Başbakan Yardımcısı ve TÜBİTAK'tan sorumlu olduğu dönemde TÜBİTAK Yasası bir kanun hükmünde kararnameyle -yani, 1963 yılındaki yasanın aynısı hemen hemen- hayata geçiriliyor; fakat, yasanın çok teknik, hukukî teknik hataları var veya eksikleri var, hataları demeyeyim. Bir iki tanesini söyleyeyim ben size: Yine kapalı sistem işleyecek; ama, biri ayrıldığı zaman, vefat ettiği zaman, biri yerine vekâlet edecekken "vekâlet süresi, o insanın kalan süresi kadar kısmı" deniyor; fakat, bir başkanın süresi bittiğinde yerine kimin vekâlet edeceği tamamen kapalı, belli değil. Bunun gibi, teknik birçok hususta eksikliği vardı.

Şimdi, bunları niye anlattım? Dünya değişti diyoruz; artık, bilimin bilim için yapılmaması lazım, bilimin insan için yapılması lazım; yani, insan hayatına yenilikler getirecek, onun refah seviyesini artıracak, onun etkinliğini artıracak değişikliklerin hayata geçirilmesi lazım; katmadeğer yaratacak yeni ürünler üreten bir bilimin yapılması lazım. Bunu yapmak için, yeni bir oluşuma ihtiyaç var. O dönem, 1960'lı yıllardaki Türkiye'de, bu imkânlar yoktu; ama, şu an baktığımız zaman, Türkiye'de, yüzlerce firmanın, gerçekten, ar-ge yapabilecek kapasitesi var; fakat, finansman bulamıyor. Şimdi, TÜBİTAK'ın kanununa baktığımızda -geçmiş dönemde veya kanun hükmündeki kararnameye- fonlama yönü zayıf, ağırlıklı olarak kendi enstitülerinde bilim yapıyor ve kapalı sistem nedeniyle, siyasî iradeden uzak kaldığı için, arada bir bağ yok, bir iletişim yok. Kendi içerisinde çok güzel kararlar alıyor; ama, onun günlük hayata geçirilmesi çok zor oluyor.

ZEKERİYA AKINCI (Ankara)Siyasetin müdahalesini soktunuz işin içine!

REHA DENEMEÇ (Devamla)Ben, pratikteki güçlükleri söylüyorum size. İsterseniz sorun, o dönemde, 1993 yılında gelen üyeler dahi aynı şeyi söyleyecek.

Şimdi, bunun ortadan kalkmasının bir yolu, buradaki yapının kapalı bir şekilden daha açık bir yapıya gitmesi gereğidir. Baktığımızda, Türkiye'nin ar-ge harcamaları, gayri safî millî hâsılasının yüzde 0,66'sı; bakın, gayri safî millî hâsılasının yüzde 0,66'sı. Avrupa'ya baktığımızda yüzde 2, Amerika Birleşik Devletleri, Japonya gibi ülkelere baktığımızda, bu rakam yüzde 3'ler seviyesinde; ki, Avrupa oraları yakalamak için bu altıncı çerçeve planını bitirmek üzere, yedinci çerçeveye geçiyor. İşte, biz de, uzağı gören bir vizyonla dedik ki, Türkiye'nin de, eğer bir üst lige çıkmak istiyorsa, ar-ge harcamalarını asgarî yüzde 2'leri seviyesine çıkarması lazım gayri safî millî hâsılasının. İşte, o nedenle, geçen eylül ayındaki Bilim Teknoloji Yüksek Kurulunda bir karar alındı; denildi ki, 2010 yılına kadar, Türkiye'nin ar-ge harcamalarını yüzde 2'ye çıkaracağız. Bu, 1993'te de denilmişti; ama, demek yetmiyor, bir irade ortaya koymanız lazım. İşte, biz, o iradeyi koyduk ve 2005 yılı bütçesine, 450 trilyon lira ar-ge harcamaları için para koyduk. Eğer, biz, bu 450 trilyon lirayı koymasaydık, TÜBİTAK'ın bütçesi sadece 80 trilyon lira olacaktı, yani 530 trilyon lira olmayacaktı.

ZEKERİYA AKINCI (Ankara)Yönetimde gerekli tasfiye yapıldıktan sonra!..

REHA DENEMEÇ (Devamla)Bunu yapmamızın arkasındaki en büyük neden, bu ar-ge çalışmasını Türkiye'de yapmamız lazım. Bir örnek veriyorum: Bugün, ihracatımız artıyor. Bakın, o zaman 400 000 000 dolar seviyesindeydi, 2002'de 35 milyar dolardı, bugün 65 milyar dolar. İhracatımız artıyor; ama, ithalatımız da o oranda artıyor, çok cari açık veriyoruz. Bunu nasıl kapayacaksınız? Tek yolu var arkadaşlar; ürettiğiniz, ihraç ettiğiniz ürünün üzerine katmadeğer koyun, başka hiçbir çaresi yok. Bunu da, ancak teknolojiyle yapabilirsiniz. O teknolojiyi de dışarıdan alamıyorsunuz; çok pahalıya satıyorlar, bir kısmını da vermiyorlar; kendinizin üretmesi lazım. Kendiniz de tek başınıza üretemezsiniz; para harcamanız lazım. İşte, biz, o siyasî iradeyi koyduk. İlk defa, Türkiye'de, 450 trilyon lirayı, ar-ge harcamaları yapılsın diye bütçemize koyduk; ama "bunu siyaseten yaptınız" diyorlar; o sizin görüşünüz. Bunu, keşke, bizden beş sene, on sene evvel yapsaydı arkadaşlarımız, geçmiş hükümetler, bugün, onun meyvelerini bizler topluyor olacaktık; ama, biz, bugün yapıyoruz, bunun meyvelerini en az beş on yıl sonra Türkiye toplayacak. Türkiye toplayacak, hep beraber... Bu yapıya gelmek için, biz, bu değişikliği yapmak istiyoruz.

Yapılan değişiklik şudur: Bilim Kurulu 14 üye ve 1 başkandan oluşuyor yeni yapıda. Başbakan, 4 tane üyeyi atıyor. Bu 4 üyenin 3 tanesi akademik çevrelerden, 1 tanesi sanayii temsil etmek üzere, konusunda uzman, yetkin bir insan. 3 tane üyeyi nereden atıyor sayın arkadaşlar; 3 tane üyeyi de TÜBA'dan atıyor. Bilmiyorum, TÜBA'yı, herhalde hepiniz gayet iyi bilirsiniz. TÜBA'nın içerisinden şunu veya bunu ataması, herhalde çok da önemli değil, bilenler bilir orayı. 3 tane üyeyi de oradan seçiyor; 1 tanesi tıp alanından, 1 tanesi fen bilimlerinden, 1 tanesi de sosyal bilimlerden ve 7 tane üye, bir şekilde, Başbakan tarafından öneriliyor. 1 tane üye -bu yoktu geçmiş kanunda, tamamen kendi içerisinden seçiliyordu, kapalı sistemde- YÖK tarafından atanıyor. 2 üye, yine, sanayiin entegre olması için sisteme, TOBB tarafından belirleniyor. İşte, oluşan bu 10 kişilik ilk ön Bilim Kurulu, oturuyorlar, aralarında ve geri kalan 4 üyeyi seçmek için karar veriyorlar. O kararı vermek o kadar kolay değil arkadaşlar; çünkü, bu 10 kişinin asgarî 8 tanesi, seçilecek o 4 üye için "evet" demesi lazım; asgarî 8 tanesi; yani, asgarî yüzde 80 oyçokluğu lazım. Şimdi, buna göre, 4 üyenin 3'ü akademik çevrelerden, 1 tanesi de, yine, sanayi kesiminden seçiliyor ve 14 kişilik Bilim Kurulu oturuyor, 1 tane Bilim Kurulu dışından, 1 tane de Bilim Kurulundan olmak üzere, 2 tane Bilim Kurulu Başkanı; yani, TÜBİTAK Başkanı olacak kişiyi, aday olarak, Sayın Başbakanın önüne gönderiyor. Eğer, Sayın Başbakan, dışarıdakini seçerse herhangi bir problem yok; içeridekini seçerse, o eksilen üye hangi yoldan geldiyse o yoldan tamamlanıyor ve bu teklif onaylanmak üzere Sayın Cumhurbaşkanına gidiyor.

Şimdi, bu, gerçekten, gayet demokratik bir şey; çünkü, seçilen ve atanan üyelerin dört yıl boyunca özerklikleri söz konusu; çünkü, TÜBİTAK, artık, Başbakanlığa bağlı bir kurum değil, TÜBİTAK, Başbakanlıkla ilgili; artık, bütçesi, Başbakanlığın bütçesinden değil, bütçesi kendi bütçesi; 506 trilyon, bu sene, 2005'teki bütçesi, TÜBİTAK'ın kendi bütçesi olacak ve atanan ve seçilen, oluşan Bilim Kuruluna, dört yıl boyunca, ne biz ne de -biz değişsek bile- başka bir iktidar gelse, o dokunabilecek; özerklik burada; orada, vicdanlarıyla karar veriyor insanlar.

Şimdi, arkadaşlar, "yetkiler, tamamen Başbakana verilmiş" diyor Mustafa Bey; seçim yetkisinin sadece birkısmı Başbakanındır; ondan sonra, o insanların, seçilen insanların, Bilim Kurulunun 15 üyesi, tamamen vicdanlarıyla baş başadır. Bakın, bugün, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarını, Hazine Müsteşarını veya Başbakanlık Müsteşarını atarsınız; iki ay sonra onları görevden alma yetkiniz vardır; ama, TÜBİTAK'ın seçilmiş, oluşmuş Bilim Kuruluna dört yıl boyunca dokunmanız mümkün değildir; ancak, kanunu değiştirerek dokunabilirsiniz. İşte, özerklik budur arkadaşlar.

Şimdi, biz, şunu da yapabilirdik: 1993 yılında "Bilim Kurulu 12 kişi; bunlar, Bilim Kurulu üyesi" dendi, konuldu. Biz de diyebilirdik ki, bunları, biz, şey yapmıyoruz, kanunu değiştiriyoruz; 12 kişi... Öyle demiyoruz.

Bakın, demokratik bir seçimle gelsin insanlar. Eğer, demokrasiyi içinize sindiriyorsanız siz, halkın iradesine inanıyorsanız siz, seversiniz sevmezsiniz, beğenirsiniz beğenmezsiniz; ama, saygı duymak zorundasınızdır. O siyasî irade, bir şekilde, Başbakan olarak seçilen kişi, TÜBİTAK üyelerinden bir kısmını seçiyor ve dört yıllığına, bir daha karışmamak üzere. Dört yıl sonra seçim olduğunda, siz geldiğinizde, o üyelerin süresi dolduktan sonra, beğenmedikleriniz varsa değiştirirsiniz, eğer iktidara gelebilirseniz.

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa)Kurumların devamlılığı var; her gelen değiştirirse olur mu?!

REHA DENEMEÇ (Devamla)Şimdi, iktidarın fani olduğunu biz de biliyoruz, onun için bunu böyle yapıyoruz.

ZEKERİYA AKINCI (Ankara)Siyasetin müdahalesine açık hale getirdiniz!

REHA DENEMEÇ (Devamla)İlanihaye, sonsuza kadar değişmeyecek, kendi kendini içinden yenileyen kapalı bir sistem getirmiyoruz; tamamen demokratik bir yapıda, dışarıdan değişebilecek, zaman içerisinde dışarıya açık, dünya gerçeklerine açık bir yapıya getiriyoruz.

Mustafa Bey dünyadan bir iki tane örnek verdi, ben de vereyim. Evet, Amerika Birleşik Devletlerinde öyle, İspanya'da öyle, Norveç'te öyle, İsveç'te öyle, Hollanda'da öyle. Nasıl; ya hükümet atıyor ya da Başbakan atıyor. Yani, siyasî iradenin mutlaka bir yetkisi var; çünkü, eğer kapalı bir sistem oluşturursanız, siyasî iradeyle hiçbir bağı olmazsa bunun, çok güzel kararlar alabilirsiniz; ama, bu güzel kararların, kendi aranızda aldığınız bu güzel kararların günlük hayata geçmesi, hayata geçip insanlar için faydalı bir hale dönüşmesi mümkün olmuyor; çünkü, o bağ yok arada. Elimizde böyle bir güzel potansiyel var, kapalı, kendi içerisinde, sadece bilimi bilim için yapması için değil, onun gerçek hayatta insanlarımızın refahının yükselmesi için çaba göstermesi lazım. Bizim buradaki temel gayretimiz budur.

Şimdi "işin aslı para" deniliyor "yandaşlarına vereceksiniz" deniliyor. Eğer, www.tubitak.gov.tr adresine girerseniz, bu paraların projelere nasıl verileceğini çok net olarak görebilirsiniz. Tek kriter var; OECD ve Avrupa Birliğinde nasıl yapılıyorsa, oluşturulmuş olan kurullar, o kriterlere göre, proje bazında o projelere para veriyor. Projeler, üniversiteler tarafından, özel sektörle beraber veya ayrı ayrı yapılıyor; hiç önemli değil; ama, en büyük sıkıntımız, insanlarımızın, şirketlerimizin, üniversitelerimizin projeleri hayata geçirecek parayı bulamamasıydı arkadaşlar. İşte, biz, bu inançla, bu 450 trilyonu koyduk ve her sene de artıracağız bunu. "3 milyar euro" dedi; inşallah, o seviyelere gelir ve inşallah, 5 milyar euro olarak, biz, bunu on sene sonra hayata geçiririz. Bunu yapmazsak dünyadan koparız. Bunu yapmazsak, üçüncü ligde oynamaya mahkûm oluruz. Başka çaremiz yok, mutlaka yapmak durumundayız.

Şimdi "üniversiteler para alamayacak" deniliyor "TÜBİTAK harabeye dönecek" deniliyor. Arkadaşlar, bu yapı içerisinde üniversitelerin para almaması diye bir şey söz konusu değil. Bakın, biz, bunu farklı yollarla da yapabilirdik. Bu bütçeyi, bu kaynağı hiç koymayabilirdik, önemsemezdik. Bu parayı koyduk. Planlamanın bütçesine de koyabilirdik, KOSGEB'in bütçesine de koyabilirdik; ama, biz, şuna inanıyoruz ki, TÜBİTAK, bu işi yapmada Türkiye'deki en yetkin kurumdur. Biz, bu yetkin kurumun potansiyelini kullanalım, TÜBİTAK, verilmiş olan bu bütçeyi en ince kriterlere göre proje bazında değerlendirsin ve gerekli yerlere bu kaynağı aktarsın ki, bunun meyvelerini de hep beraber ileride biz toplayalım.

ZEKERİYA AKINCI (Ankara)- O yapıdan meyve değil, ayva çıkar, ayva!..

REHA DENEMEÇ (Devamla)- Türkiye, birinci lige, teknolojiyi kullanan, teknoloji ağırlıklı üretim yapıp, ihracat yapan, bu teknolojiyi hayatımıza geçiren ve ithalatıyla ihracatı arasındaki farkı kapanan bir ülke haline gelsin.

TÜBİTAK'ın, ben, harabeye döneceğine kesinlikle inanmıyorum. TÜBİTAK, yarın, üç yıl sonra, beş yıl sonra bugünkünden çok daha güçlü bir hale gelecek ve o zaman, bu ülkenin insanları Allah razı olsun, iyi ki bu yapıya getirdiniz, iyi ki ayağı yere basan bir yasa yaptınız, dünya gerçeklerine uygun bir yasa yaptınız ve bu kurumun, artık, ürettiği bilim, ürettiği ürün günlük hayata geçti, hayatımızı kolaylaştırdı, sattığımız, ürettiğimiz ürünün üzerine katmadeğer koydu ve ülkemizi birinci lige taşıdı desin; çünkü, teknolojiyi kullanmazsanız dünyadan kopuk olmaya mahkûmsunuz.

Ben, teknik bilgi olarak bunları size sunmak istedim arkadaşlar. Tabiî ki, herkes, vicdanıyla baş başa, olayları farklı farklı yorumlamakta özgürlük sahibi. Bardağın boş kısmına bakmak her zaman mümkün, öküzün altında buzağı aramak her zaman mümkün; fakat, TÜBİTAK gibi, gerçekten güzide bir kurumun yaşatılması, daha ileriye gitmesi ve gerçek anlamda bilim üreten ve ürettiği bilimin günlük hayata geçmesi ancak böyle mümkün olabilir. Biz, bunu düşünüyoruz ve uzun vadeli bir vizyon koyuyoruz, bu amaçla bu kararları alıyoruz ve aldığımız bu kararları, dediğiniz gibi, sadece siyaseten yapıyor olsak, bindiğimiz dalı kesmiş oluruz. Onu yapmayacak kadar da akıllı bir iktidar olduğumuza inanıyorum.

Bu duygularla, hepinizi saygı ve sevgilerle selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

24 konuşma daha · 29 Nisan 2005

24 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook