Tc.emekli sandığ genel müdürlüğünün tasvibe sunulan 2000-2001 yılları hesap ve işlemlerine ait, kit komisyonu raporu ve bu rapora yapılan itiraz ile komisyonun görüşü hk.( ss : 457 )
Amasya Milletvekili ·
Genel Kurul, 101. Birleşim · 2. yasama yılı · 15 Haziran 2004 · 2.729 kelime · yaklaşık 14 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hamza Albayrak, 15 Haziran 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 101. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TC.EMEKLİ SANDIĞ GENEL MÜDÜRLÜĞÜNÜN TASVİBE SUNULAN 2000-2001 YILLARI HESAP VE İŞLEMLERİNE AİT, KİT KOMİSYONU RAPORU VE BU RAPORA YAPILAN İTİRAZ İLE KOMİSYONUN GÖRÜŞÜ HK.( SS : 457 )); konuşma 2.729 kelime.
Hamza Albayrak (Amasya). “Tc.emekli sandığ genel müdürlüğünün tasvibe sunulan 2000-2001 yılları hesap ve işlemlerine ait, kit komisyonu raporu ve bu rapora yapılan itiraz ile komisyonun görüşü hk.( ss : 457 )”. TBMM Genel Kurulu, 101. Birleşim tutanağı, 15 Haziran 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hamza-albayrak-22-2004-06-15-tc-emekli-sandig-genel-mudurlugunun-tasvibe-sunulan-2000-2001-yillari (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA HAMZA ALBAYRAK (Amasya)Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 457 sıra sayılı Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünün tasvibe sunulan 2000 ve 2001 yılları hesap ve işlemlerine ilişkin KİT Komisyonu raporu üzerinde söz almış bulunuyorum; sözlerime başlamadan önce, Yüce Meclisi, en kalbî muhabbetlerimle selamlıyorum.
Gerçekten, Türkiye belediyeciliğine çok değerli katkıları olmuş, hizmetler vermiş Ahmet Piriştina'ya rahmet, yakınlarına, CHP mensuplarına, şahsım ve AK Parti Grubu adına başsağlığı diliyorum.
Yine, Osmanlıya yıllarca arkabahçelik, cumhuriyete öncülük yapmış, cumhuriyetimizin doğum belgesi olmuş, şu anda 85 inci yıldönümünü kutlamakta olduğumuz Amasya Tamimi ile 22 Ekimde kutlayacağımız Amasya Protokolünün, cumhuriyetin kimlik belgesi olması hasebiyle, daha iyi algılanması ve Türkiye genelinde düzenlenecek sempozyum ve konferanslarla Amasya dışında da gündemde tutulması dilek ve temennisi ile bu kutlamalar nedeniyle hepinizi Amasya'ya davetimi arz ediyorum.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünün 2000 ve 2001 yıllarına ait iş ve işlemlerinin denetimi 26 Haziran 2003 tarihinde KİT Komisyonu tarafından yapıldı. KİT Komisyonu görüşmelerinde ileri sürdüğüm, daha doğrusu, yönelttiğim sorulara almış olduğum cevaplar beni tatmin etmediği için, ayrıca, 1991 yılında Emekli Sandığı bünyesinde kurulan ve yöneticilerinin kahir ekseriyeti Emekli Sandığı üst yöneticilerinden, cüzî katılımı da Emekli Sandığı personelinden oluşan Emekli Sandığı Vakfının, kurmuş olduğu şirketler ile Emekli Sandığı iştirakinin hiçbir, ama, hiçbir kuruluş tarafından denetlenmediğinin, bu vakfın uygulamalarının, gerçekten, kamu imkânlarının, vakfa, iştiraklerine ve şirketlerine nasıl plase edildiğine, peşkeş çekildiğine tipik bir örnek olduğunun altını çizmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, aslına bakarsanız, bizim, vakıflarla ilgili Vakıf Yasamızda ve teamüllerimizde "kamu vakfı" tabiri yoktur. Vakıflar, hayrî ve hasbî maksatlarla mal varlığını ortaya koyan ve belirli bir amaç için hasreden kuruluşlar niteliğindedir; kamunun var olan imkânlarını herhangi bir maksatla birilerine peşkeş çekme müessesesi değildir. Gerçekten, yolsuzluk, usulsüzlük ya da hırsızlığa bulaşmış kişi veya kuruluşların mensubiyetinin de olamayacağı kanaatimi Yüce Heyete arz etmek istiyorum. Hiçbir kişi "benim hırsızım senin hırsızından daha iyidir, benim yolsuzum senin yolsuzluk yapanından daha iyidir" deme lüksüne sahip değildir, rabıtası, ilişkisi ne olursa olsun. Meclis tutanakları tetkik edildiğinde, hem 26 Haziranda yönelttiğim sorulara ve hem de itirazımı müteakip 27 Nisan 2004'teki KİT Komisyonunda dile getirdiğim hususlara, evraka dayalı olarak cevap verilmediği ve KİT Komisyonuna arz etmiş olduğum, biraz önce bahsettiğim, sandık, vakıf, iştirak ve şirketler ilişkisinin Başbakanlık Teftiş Kurulu konsorsiyumunda soruşturulması teklifimin de, önergemin de 10'a 9 oyla reddedildiği bir vakıadır.
Değerli milletvekilleri, bunun peşini bırakmadık; çünkü, ben, yirmidokuz yıl kamuya hizmet ettim, bunun yaklaşık ondört yılı teftiş kurulu başkanlığında geçti, diğer kısmı da müfettişlikte geçti. Hep şunu şiar edindim: Daima, delilden sanığa gittim; delilden sanığa gitmeye de devam edeceğim. Kim olursa olsun, benim nezdimde, yolsuzluk ya da usulsüzlüğe bulaşmış bir kişinin, hiçbir ayrıcalığı, bir istisnası ya da müstesnası yoktur; bundan sonraki siyasî hayatımda da olmayacaktır.
Özellikle, kamusal alanı kullanarak ekonomik suç işleyip ekonomik güç kazananlara -bu, bazı tüccar vakıflardan bir tanesi- bu durum, tipik bir örnektir. Aslında, kamusal alanı bu noktada tartışmak gerekmektedir; yani, metafizik olayları değil de, realiteyi, fiziksel olayları, kamusal alan bağlamında gündemde tartışmak gerekmektedir. Hakikaten, kamuya ait malların, parasal kaynakların kamu vakıflarınca, onların şirketleri tarafınca nasıl sömürüldüğü, kamu kaynaklarının bunlara nasıl plase edildiği, burada, delilleriyle ortadadır. Bu konuyu, 2 Temmuz 2003 tarihinde KİT Komisyonuna vermiş olduğum yazılı meşruhatımda tadat ettim; ayrıca, 29 Temmuz 2003 tarihinde de, Amasya AK Parti Milletvekili olarak, Maliye Bakanlığımıza şikâyette bulundum ve konunun tetkik ve tahkikini talep ettim.
Maliye Bakanlığımızın, bizim bu talebimizi Başbakanlığa intikal ettirmesini müteakip, Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığının müfettişlerinden birinin başkanlığında oluşan konsorsiyum tarafından yapılan tetkik sonucunda, 15.4.2004 tarih ve 17-4 sayılı inceleme raporu düzenleniyor. Bu inceleme raporunda ismim zikredilerek, bahse konu Emekli Sandığı Vakfına ait Emek Proje Limitet Şirketi aracılığıyla, Emekli Sandığına bağlı oteller zincirinin -ki, bu otellerin sayısı 6'dır- modernizasyonu ve bunların uluslararası oteller zinciri bağlamında işletilmesine aracılık etme görevinin bu şirkete verildiği, burada da birtakım suiistimaller, usulsüzlükler yapıldığı noktasında, ilgili komisyon, teftiş komisyonu, benim bu iddiama iştirak ediyor ve diyor ki: "Bu konunun, öninceleme raporuyla, 4483 sayılı Yasanın 6 ncı maddesi mucibince soruşturulması gerekir." Bunun için de, 15.4.2004 tarih, 17.0-3 sayılı rapor düzenleniyor.
Şimdi, ben, soruyorum biraz önceki konuşmacı arkadaşlarımıza... Amasya Milletvekili Hamza Albayrak'ın ileri sürmüş olduğu delillere Başbakanlık Teftiş Kurulu başkanlığındaki konsorsiyum iştirak ediyor, öninceleme raporu düzenliyor ve Maliye Bakanlığından da bu hususun soruşturulmasını talep ediyor. Yine, Maliye Bakanlığı, değerli arkadaşlar, 19.4.2004 tarih ve 7 sayılı kararıyla 4483'e göre bu konuyu soruşturma emri veriyor, artı, 20.4.2004 tarih ve 12 561 sayılı yazıyla da, yine, 4483 sayılı Yasa kapsamında, ilgililer hakkında adlî takibatın yapılması için konu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına intikal ediyor; yani, şu anda, konu adalete intikal etmiş durumda.
Değerli arkadaşlar, Emekli Sandığının vakfı, şirketleri ve iştirakleriyle ilgili birkaç örnek olayı, huzurlarınızda, sizlerle paylaşmak istiyorum. Bunlardan bir tanesi; elbette ki, kamu kurumlarının mal ve hizmet alımlarını açık ve rekabete dayalı bir ihaleyle gerçekleştirmeleri, kamu yararını her şeyden önde ve önplanda tutmaları aslî görevleridir. Bunun için de, Emekli Sandığının, 2000 ve 2001 yılı iş ve işlemleri meri olan İhale Kanunu ve İhale Yönetmeliği hükümlerine göre Sandık yöneticileri tarafından deruhte edilmesi gerekirken, Sandık, yıllardır uyguladığı İhale Yönetmeliğinde yıllar sonra birtakım değişiklikler yaparak, Emekli Sandığının sahip olduğu huzurevleri, oteller, işhanları, otoparklar ve bunun gibi bina ve tesislerine ilişkin işletmecilik, inşaat, yenileme, onarım, müşavirlik, temizlik, güvenlik, sağlık işlemleri gibi birçok işleriyle ilgili, tutarı trilyonları bulan rakamlara baliğ olan işlemleri, maalesef, kendi iştiraki olan Emek İnşaata ve yine, Sandık personeli vakfı olan 5 adet vakfa satıp, Emek Proje, Emvak Sigorta, Emek Güvenlik ve Emek Temizlik Limitet Şirketlerine ihalesiz, teminatsız ve taahhütsüz olarak plase ediyor; kamu kaynaklarını, âdeta, buyurun, bunları siz kullanın deniliyor ve ne oluyor biliyor musunuz -bu kuruluşlara yapılan ödeme kendi müfettiş raporlarıyla tespit ediliyor değerli arkadaşlar- faturasız olarak ödeme yapılıyor, kendi yapmış oldukları sözleşmenin 7 nci maddesine aykırı olarak, faturasız ödeme yapılıyor. İmdatlarına Vergi Barış Yasası yetişiyor; kendi müfettişlerince, genel müdürlerine, Vergi Usul Kanununa göre vergi kaçağının ortadan kalkması ve bir an önce Vergi Barış Yasasından faydalanmak için Genel Müdürlükçe girişimde bulunulması öneriliyor.
Değerli arkadaşlar, aslında, Emekli Sandığı Kanununun 41 inci maddesine göre, huzurevleri, kendi aylık bağladığı mensuplarının dinlenme ve bakımevlerini tesis etme ve işletme görevi kendilerinde mevcutken, ek 45 inci maddesinde de, dinlenme ve bakımevlerini işletme şeklinin Sandıkça hazırlanıp Maliye Bakanlığınca onaylanacak bir yönetmelikle tespit edileceği hükme bağlanmışken, bu yönetmelik Emekli Sandığı kurulduğundan 1984 yılına kadar meriyetteyken, 10.10.2000 tarihinde değiştiriliyor ve bu hak, kendi yapmakla mükellef olduğu hak, Emekli Sandığı Vakfının birtakım şirketleri aracılığıyla kullanılmaya başlanılıyor. Elbette ki, bunlar ihalesiz yapılıyor. İhalesiz yapıldığı için de, birtakım teminat mektubu ve taahhüt eksikliği, elbette ki, kaçınılmaz oluyor. Bununla ilgili yapılan işlemler idare mahkemesine dava konusu ediliyor. Danıştay 11. Dairesi, idare mahkemesinin bu kararını Sandık lehine onuyor.
Değerli hazırun, sonuç itibariyle, ihalesiz olarak personel vakfına, şirkete verilmiş olan huzurevlerinin işletmeciliği ve işleriyle ilgili işlemlerde Sandığın tabi olduğu ihale mevzuatına aykırılık ve vakıf şirketine ayrıcalık sağlamak açıkça görülmekte olup, dolaylı olarak vakfa kaynak aktarımı söz konusudur. Buradaki asıl önemli konu ise, 4.1.2002 tarihinde kabul edilen -bunu da dikkatlerinize arz etmek istiyorum- 4734 sayılı Kamu İhale Yasasının 1.1.2003'te meriyete gireceğini bildikleri halde, 2002 yılı içerisinde, değişik tarihlerde, bu şirketlere, 2003 yılında meriyete gireceği Resmî Gazetede yayımlanarak anlaşılan İhale Yasasına aykırı olarak, yine, ihalesiz, teminatsız, taahhütsüz ihale işlemleri verilmeye devam ediliyor, hatta, yirmi yıllık, otuz yıllık sözleşmeler yapılıyor. Bunu hangi iyi niyetle açıklarsınız? Siz bir müessesenin genel müdürüsünüz, yönetim kurulusunuz; 1.1.2003 tarihinde devreye girecek, ancak, 4.1.2002'de yayımlanan 4734 sayılı İhale Yasasını nasıl görmezden gelir de, buna rağmen, vakıf ve şirketlerle yirmi yıllık, otuz yıllık sözleşme akdedersiniz?! Bunu, doğrusu, ben, hiçbir açıdan izah edemiyorum ve kabullenmekte de kendimi çok zor durumda hissediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Emekli Sandığı yönetiminin durumu, 15.4.2004 tarih ve 17-4-32 sayılı Başbakanlık Teftiş Kurulu ön inceleme raporuyla tespit edilmiş, bu konu -biraz önce de altını çizerek belirttim- soruşturma konusu yapılmış ve Emekli Sandığı yöneticileri hakkında Türk Ceza Kanununun 230 ve 240 ıncı maddelerine göre, yani, vazifeyi suiistimal ve vazifeyi ihmal suçlarıyla, olayın, 4483 kapsamında savcılığa intikalinin altı çizilmiş, bunun gereğine de tevessül olunmuştur.
Tabiî, bir de, Emekli Sandığı otelleriyle ilgili bir durum var. Burada çok enteresanlık var. Emekli Sandığının 6 tane oteli var. Yıllardır, bunu, hâsılat-kira sözleşmesiyle bağımlı olarak Emek İnşaat AŞ kullanıyor. Emek İnşaat AŞ kullanıyor. Emek İnşaat AŞ Emekli Sandığının yüzde 49 hissesine sahip olduğu bir iştiraki; diğer ortakları da kamu kuruluşu. Emek İnşaattan, bu hâsılat-kira sözleşmesiyle çalıştırmış olduğu oteller alınıyor, kendilerinin 29.1.2001 tarihinde 500 000 000 sermayeyle kurmuş oldukları -vakfın kurmuş olduğu daha doğrusu- Emek Proje Limited Şirketine bu otellerin işletmeciliği, modernizasyonu, danışmanlık, müşavirlik hizmetleri veriliyor ve gerekçe olarak deniliyor ki, "efendim, bu işi Emek İnşaat AŞ beceremiyor, profesyonel değil; Emek Proje AŞ profesyonel, bunlar bu işi daha iyi yürütür." Ancak, Emek Proje AŞ'de görevlendirilen iki tane şube müdürü, Emekli Sandığının memurları. Bunlar, tam temsile, ilzama yetkili olarak, gidiyorlar, bu Emek Proje AŞ'de görev alıyorlar ve bunlar profesyonel oluyor -nasıl oluyorsa bu iş- bu işi daha iyi yapıyorlar, otellerin modernizasyonunu ve uluslararası oteller zincirine intikalini sağlamayı daha iyi yapıyorlar! Bu mantığı kabul etmek mümkün mü?!
Ne oluyor şimdi; senaryo şu: Önce bir vakıf kuracaksınız; vakıf, şirketler kuracak; şirketler, İhale Kanununa tabi olmaksızın, ihalesiz, şartsız şeksiz -ne yapacak- ihaleye iştirak edecek. Ederken ne yapacak biliyor musunuz; gerçek ya da tüzelkişilerden bir konsorsiyum oluşturacak, aynı bu oteller organizasyonunda olduğu gibi. Emek İnşaat gidiyor, iki tane tüzelkişilik buluyor, gerçek kişilere ait uluslararası iki tane şirket buluyor; bunlara diyor ki, "kardeşim, biz seninle bir ortaklık kurduk. Bu konsorsiyumun 19,5 hissesi benim -Emek Proje diyor bunu- 79,5'i de sizin. Haydi, gelin, biz nasılsa vakıf şirketiyiz, Emekli Sandığının ihalelerini şartsız olarak alalım." Bunu izah etmek, bunu kabullenmek mümkün mü değerli arkadaşlar?! Bu konsorsiyum aracılığıyla, Emek Proje Limitete üç tane proje veriliyor; 2004'ün üçüncü ayına kadar bu üç projeden kendilerine ödenen para 4 trilyon liranın üzerindedir.
Elbette ki, bu konuyu da, yine, Yüksek Denetleme Kurulu, Ekim 2003'te düzenlemiş olduğu ivedi durum raporunda dile getiriyor, olmaz böyle şey diyor, artı, bu konuda, Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığındaki komisyon inceleme raporu düzenliyor, "bu konunun soruşturulması lazım" diyor, öninceleme raporu düzenliyor, soruşturma raporu kararı alıyor ve dediğim gibi, olay mahkemeye intikal ediyor ve biz diyoruz ki, bu yönetim çok başarılıdır! Yani, allahaşkına -bu delillere rağmen- bu yönetimin başarısından bahsetmek hangi delile göre mümkün?! Kişi benim arkadaşım olabilir, benim partilim olabilir, benim hemşerim olabilir; ama, bu, benim için bir mensubiyet hükmü ifade etmez. Yolsuzluğa, usulsüzlüğe bulaşmış olan kişilerin ne dini olur ne partisi olur ne meşrebi olur; hiçbir şeyi olmaz.
Değerli arkadaşlar, böyle olsaydı, kişisellikte mükemmellik yakalanırdı. Oysaki, doktriner düşüncede, kişisellikte mükemmelliği yakalamak asla mümkün değildir. Bütün tedbirleri alırsınız, otokontrolü geliştirirsiniz, ancak kişiselliğe ulaşabilirsiniz. Bizim gayemiz de kişiselliğe ulaşmak.
Ben, inanıyorum ki, Türkiye'nin sosyoekonomik, sportif ve kültürel açılardan yıllardır içerisinde bulunduğu istikrarsızlığın çaresi, bu 22 nci Dönem Meclisidir. Bu Meclisteki özü doğru, sözü doğru, ahlakı güzel, cemali güzel değerli milletvekilleri "yeter artık, yolsuzluğa son" diyeceklerdir. (AK Parti sıralarından alkışlar) Kim olursa olsun demelidir. Demezsek, bunun vebali altında hepimiz eziliriz. Geçmiştekiler ne yaptı? Atalarımızın bir sözü var "mazlumun ahı, tahttan eder şahı." Allahaşkına, bizden önce bu tahtta birileri kaldı mı?! Niye; çünkü, mazlumun ahını aldılar, çaldılar, çaldırdılar. Bizler de, bundan sonraki seçimlerde bu kürsülerde, bu koltuklarda yerimizi almak istiyorsak, mazlumun ahını almayacağız, çalmayacağız, çaldırtmayacağız. Zaten, çalan çaldırtıyor, çalmayan çaldırtmıyor.
Değerli arkadaşlar, ben, bu Yüce Meclisin, siz değerli arkadaşlarımın, Mustafa Kemal'in bir özdeyişinde belirttiği gibi... "Bağımsızlık benim karakterimdir" diyor, tarafsızlık demiyor değerli arkadaşlar. Bize yaraşan ve yakışan, doğruya, güzele, iyiye, hakka taraf olmaktır, gençlerimizin, doğacak çocuklarımızın yarınlarını gasbedenden hesap sormaktır. Gitsinler adlî mercie, yaptıklarının hesabını versinler. Beraat etsinler, saygı duyarız, başımızın üzerinde tutarız; ama, şuna iştirak etmek mümkün değil: Türkiye'de, yıllardır, delilden sanığa gitmeden, direkt sanık ilan ediliyor; ilk celsede, delilsizlikten dolayı beraat ediliyor ya da takipsizlik kararı veriliyor; ondan sonra, hepimiz "vatan seninle gurur duyuyor" diye birçoklarını da alkışlıyoruz; öyle değil mi?
Gönül şunu arzu ediyor: Soruşturma komisyonlarında, araştırma komisyonlarında görev alan arkadaşlar ilgilileri dinlerken, onların haleti ruhiyesi, mimikleri, yüz ifadeleri naklen yayınla gösterilse de, vatandaş, mahşerî vicdan, onları izlerken kararını verse. Dudakları, mimikleri nasıl değişiyor, yalan söyledikleri için, düşüne düşüne nasıl çare arayışı içine girdiklerini, daha doğrusu acze düştüklerini televizyon kameraları naklen gösterse de, ondan sonra mahkemesi bile önemli değil.
Değerli arkadaşlar, zaten, şu husus çok önemli: Yetki ve sorumluluk birlikte kullanılır. Yetki verdiğiniz kişiye sorumluluk vereceksiniz. Sorumluluğunu müdrik insanlar asla umutsuz olamazlar. Sorumluluk ile umutsuzluk, kelime olarak, hiçbir zaman yan yana gelmez. İşte, sorumluluğunu müdrik insanlar olarak biz diyoruz ki, kardeşim, hiç kimsenin, ama, hiç kimsenin, beytülmalden, devlet çeşmesinden başkasına ruhsatsız su ikram etme hakkı yoktur ve olmayacaktır. Biz, bunu sağlamak durumundayız. Sağlayalım ki, yasama ve denetim ilişkilerini fonksiyonel olarak yerine getiren biz milletvekilleri, hantal bürokrasi, geç işleyen adalet -bu arada, süratli işlemeye başladı, istisnaî de olsa- yönetilen demokrasi ve devletin vatandaşı dörtleminin sistemdışı ürünü olan usulsüzlük, yolsuzluk ve yoklukla mücadele görevimizi, işlevimizi yerine getirelim. Bunu yerine getirdiğimiz anda, herkes, arzu edilen istikrara kavuşmuş olacak; Türkiye'nin çalma ve çaldırtma problemi ortadan kalktığında da, inanın, ne 1 kuruş içborcu ne de 1 kuruş dışborcu kalacak.
Evet, bu Emek Proje ile ilgili olarak, müfettişler, yönetime diyor ki: "Kardeşim, bunlar devlet memuruyken, sen bunu niçin vakıfta görevlendirdin ve orada, yetkili olarak, bunlara imkân tanıdın? Yasaları ihlal ettin; 657 sayılı Yasanın 28 inci maddesine göre, sen, bunlar hakkında disiplin işlemi yapmak durumundasın." Yapmıyor, zamanaşımına uğratıyor; bunun için de, Türk Ceza Kanununa göre, vazifeyi kötüye kullandığından dolayı, adliyeye gönderiliyor.
Yine, aynen doğalgaz uygulamasında olduğu gibi, take or pay (al ya da öde) benzeri bir işlem var. Akbank ile 100 000 000 dolarlık kredi anlaşması yapılıyor. Kredi anlaşması yapıldıktan sonra, yaklaşık yirmi ay geçiyor, hiç kredi kullanılmıyor. Bunun için, kredi taahhüt bedeli olarak, dolar üzerinden binde 5 faiz ödemeye başlıyorlar ve ödenen para 511 111 dolar 10 sent; yolda, 255 555 dolar 55 sent de ödenecek borç var. Bunun için, Genel Müdür -bu, benim tespitim; Başbakanlık Teftiş Kurulunun müfettişler raporunda geçen tespit- "ödeyiniz" diye -bu, 6 aylık taksitler halinde, 255 000 küsur dolar olarak ödeniyor ya- emir veriyor. Müfettişlere verdiği ifadesinde diyor ki: "Hayır efendim, benim haberim yok, ben bundan haberdar değilim, böyle bir emir vermedim." Müfettişler, aynen, rapora derc etmişler; diyorlar ki: "Sayın Genel Müdür, bizleri kandırmak için, olayı saptırmak için yalan beyanda bulunuyor." Bu tespiti de, huzurlarınızda, sizlerle paylaşmak istiyorum.
Efendim, tabiî, Emek Proje ile yapılan hâsılat-kira, hizmet, proje ve yönetim sözleşmeleriyle ilgili olarak da, yine, Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığındaki müfettişler, konsorsiyum müfettişleri, Türk Ceza Kanununun 240 ıncı maddesine göre, ilgili hakkında, hem soruşturma açılması talebinde bulunuyor, soruşturma açılıyor hem de savcılığa ihbarda bulunuyorlar.
Sandık, kendine ait vakıf şirketlerine para plase ederken, bundan da tatmin olmuyor, biraz da sıfır maliyetli kredi veriyor. Kendi yatırım projesinde olan paraları harcayamıyor, Emek İnşaata 11,8 trilyon lira, Emek Proje Limitete 23,3 trilyon lira olmak üzere 35,1 trilyon lirayı hesaben aktarıyor; yani, hesap hilesiyle, hatasıyla aktarıyor; diyor ki, "kardeşim, al bu parayı, sıfır faizle kullan." Öbür taraftan, Devlet Planlama Teşkilatına yazmış olduğu yazıda da "hey Devlet Planlama Teşkilatı, ben, proje tutarı olarak 32 trilyon lira parayı fiilen harcadım" diyor. Oysa, harcadığı para 32 trilyon lira değil 8,7 trilyon liradır. Diğerlerini ne yaptı; Emek İnşaat ile Emek Projeye plase etti. Bunu, şimdi, hangi iyi niyetle, hangi başarıyla izah etmek kabil allahaşkına?! Bu konuyla da ilgili olarak, müfettişler "bu doğru bir anlayış değildir, genel müdürün ve yöneticilerinin durumu gözden geçirilerek, diğer fiilleriyle de irtibatlandırılarak, bunların görevden alınması gerekir" diye teklifte bulunuyorlar.
Değerli arkadaşlar, tabiî, Ankara İtfaiye Meydanındaki otoparkla ilgili yine bir işlem var. Burada da, Emekli Sandığı, Ankara İtfaiye Meydanındaki arsasını önce ihaleye çıkarıyor; ondan sonra, ihale SİT alanı nedeniyle gerçekleşmiyor. Bu sefer Sandık Yönetim Kurulu, 1998 yılında kabul ettiği 1481 sayılı kararı ile imar planındaki bu nakısadan, engelden dolayı ihaleyi iptal edip, kendi bünyesindeki Emek Güvenlik Hizmetleri Şirketine bunu yine plase ediyor "buyur, burayı sen otopark olarak, ihalesiz, teminatsız, kefaletsiz çalıştır" diye.
Efendim, tabiî, sayın konuşmacı arkadaşımız "Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü yönetimi çok başarılı" dedi. İşte belgesi. Bakınız, sosyal güvenlik kurumları; SSK, Bağ-Kur, Emekli Sandığı. Değerli milletvekilleri, batık bankalardan sonra, Hazineyi en çok zor duruma sokan, Hazineden devamlı transferlerle beslenen ikinci kuruluşlar bunlar. Emekli Sandığının yıllar itibariyle dökümü burada, açıkları burada. 2000 yılında -dönemimiz olduğu için oradan başlıyorum özellikle, fazla zamanınızı almayayım- 837 trilyon küsur, 2001 yılında Emekli Sandığının açığı 1 katrilyon 582 trilyon TL, 2002 yılında 2 katrilyon 648 trilyon TL, 2003'te de 3 katrilyon 679 trilyon.
Peki, sosyal güvenlik kurumlarının yerine getirmek istediği hususlarda birtakım zorluklar var siyasî mülahazalardan, kararlardan dolayı. Peki, Emekli Sandığının bu yönetiminin içinde bulunduğu kira-hâsılat sözleşmesi uygulamaları var. Emekli Sandığının 7,9 trilyon kira alacağı var. Bunun için faiz istemiyor. Tamam, sözleşmeyi öyle yapmıştır; ama, kardeşim, bu alacağını tahsil için niçin girişimde bulunmuyorsun? Sizin, kira-hâsılat sözleşmesinden dolayı 7,9 trilyon alacağınız varken bu parayı istemiyorsunuz; ne yapıyorsunuz; gidip iç ve dış piyasadan faizle borç para buluyorsunuz ve 8,9 trilyon sadece faiz ödüyorsunuz; bunu nasıl izah edersiniz?!
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
12 konuşma daha · 15 Haziran 2004