İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 110. BİRLEŞİM · SALI

Genel Kurul konuşması

Hasan Aydın

İstanbul Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 110. Birleşim · 2. yasama yılı · 6 Temmuz 2004 · 1.949 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hasan Aydın (CHP), 6 Temmuz 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 110. Birleşim oturumunda konuştu; konuşma 1.949 kelime.

Hasan Aydın (CHP, İstanbul). “Genel Kurul konuşması”. TBMM Genel Kurulu, 110. Birleşim tutanağı, 6 Temmuz 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasan-aydin-22-2-2004-07-06 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA HASAN AYDIN (İstanbul)Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Doğrusu, çok önemli bir maddeyi tartışıyoruz; fakat, o kadar hızlı tartışıyoruz ki, bu yasa tasarısı, zaten, Parlamentodaki milletvekili arkadaşlarımızın bile ilgilendiği, katkı yaptığı, destek olduğu bir yasa olamıyor; zira, eğer Parlamentodaki arkadaşlarımız bu yasa tasarısına katkı yapıyor olsalardı... İnsanların kendilerinin katkı yapmış oldukları şeylere de ilgi duyması gerek. Çok temel bir yasa yapıyoruz, çok önemli bir yasa. Gerçekten, ismiyle özdeş olarak değerlendirdiğimizde bir reform tasarısı olarak da değerlendirebiliriz. Peki, gelişmeler böyle mi; önce, bir usul hatırlatması yapmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, iktidarsınız -ben, bu konuşmayı hazırlamak için odamda televizyonu izledim- muhalefet ne zaman önerge verse, Komisyon Başkanımız ve Sayın Bakanımız, çok klasik bir alışkanlıkla "katılmıyoruz" diyorlar.

İLYAS ARSLAN (Yozgat)Komisyonun çoğunluğu olmadığı için katılamıyor.

HASAN AYDIN (Devamla)Sizin için takdire bırakıyor.

"Katılmıyoruz" diyorlar; yani, bir alışkanlık. Burada verilen önergeler, sanki, mutlak surette, doğru tarafın Adalet ve Kalkınma Partisinin olduğu kesin; yanlış tarafının da Cumhuriyet Halk Partisi olduğu kesin, öyle bir kanaat oluşmuş; hatta, öyle bir psikolojik durum var ki, acaba, Cumhuriyet Halk Partisinin bir önerisini kabul etsek, televizyonları başında da insanlar izlese, kötü duruma düşer miyiz psikozunu taşıdığını düşünüyorum; çünkü, sonuçta, bu yasa, ülkemizde hepimiz için geçerli olan bir yasa...

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli)Kabul ettiklerimiz de var.

HASAN AYDIN (Devamla)Efendim, kabul ettikleriniz var da, o da, bir zahmet, öyle bir sivri, öyle bir çıplak, öyle bir açık ki... O tür olayları, değişiklikleri kabul etmediğiniz zaman da çok büyük bir zorlukla karşı karşıya kalabileceğiniz durum söz konusu.

Arkadaşlar, yasalar, toplumu yönetmek için yapılır. Eğer, toplumu yönetecekseniz, toplumun fertleri, bireyleri, o yasayı ne kadar benimsiyor, ona ne kadar ihtiyaç duyuyor, o çıkarmış olduğunuz yasayı ne kadar sahiplenebilecek, ne kadar benimseyebilecek esasını gözetmek zorundasınız. Eğer, toplumun ilgili kesimleri, hiç olmazsa, bu yasanın yapımı süresinde taslağı süresinde katkı yapmayacaksa, onların düşünceleri alınmayacaksa, onların fikirleri alınmayacaksa, acaba, o insanlar, kendi yaşamıyla ilgili kendi sorunlarını masabaşında oturan bürokratlardan daha mı az biliyorlar?.. Yani, daha mı az ilgili olmalılar?.. Yasalar çıkarılırken, dünyanın her yerinde, oradaki hassasiyetler gözönünde bulundurulur, ilgili kesimler, o yasanın yapılış sürecinde, mutlaka, içindedirler, düşünceleri içindedir, katkıları içindedir, katılımları içindedir, yasalar çıkar ve uzun yıllar yeni bir değişime ihtiyaç duyulmadan yürür.

Adalet ve Kalkınma Partisinin enteresan bir huyu oluştu; jet yasa, otomatik yasa çıkarma, fabrikasyon yasa... "Bugün bu yasa bitene kadar çalışacağız..."

AHMET YENİ (Samsun)İş bitireceğiz, iş.

HASAN AYDIN (Devamla)İş bitirmek böyle olmaz. İş, niteliği; iş, kalitesi; iş, üzerinde çalışmışlığı; iş, ona el kaldıracak olan milletvekillerinin fikirlerinin orada olduğu, o konuda önerilerinin alındığı ve bu noktada bir rahatlığı, bir eminliği koyduğu takdirde iş vasfını kazanır; aksi takdirde, iş yapmış gibi, ya da işgüzarmış gibi görülmeye başlarsınız ve Türkiye'de, aslında -sadece Adalet ve Kalkınma Partisi Hükümeti döneminde değil- bir yasanın ne kadar ciddîye alınması gerektiği, toplumun, vatandaşın ne kadar benimsemesi gerektiği, onunla ne kadar paylaşılması gerektiği, maalesef, bugüne kadar, bir gelenek haline gelemedi.

Sevgili arkadaşlarım, bir şey daha söylemek istiyorum. Bazı yasalar çıkarıyoruz; güya, yani güya, belediyelerin, yerel yönetimlerin etkinliğini artırıyoruz. Öylesine çelişkiler var ki içerisinde... Yerel yönetim; adı üzerinde; eğer, yerel yönetimleri yere kadar indirebilirseniz, tanıma uygun bir iş yapıyorsunuz demektir. Bu ne demektir; vatandaşın en rahat ulaşabildiği, vatandaşla en rahat iç içe olabilen, vatandaşın duygularını, beklentilerini, onunla birlikte yaşamış olduğu için, en iyi tanıyan kurumlardır yerel yönetimler; ama, burada, bir taraftan devletin küçülmesi, devletin, kamunun, yerel yönetimlerin içinden elini çekmesi, devletin hizmete dönüşmesi gibi savlar söz konusu iken, bir taraftan da, böyle, şişik belediyeler; yan taraftakinin ana merkeze eklenmesi, nüfusu şu kadar olanların belediye olmaktan çıkarılması...

Bir yetki veriyoruz... Ben, yerel yönetimlere yetki verilmesinin prensip olarak, ilke olarak çok doğru olduğu inancındayım; ama, bir adama otomobili verdiğiniz zaman, kendi başına kullanması gereken bir araba için bile ehliyet istemektesiniz; bir insan bir hedefe koşacaksa, bir sınavdan geçmesi gereği söz konusu. Yerel yönetimlere bizim yetki vermiş olmamız demek, her yiğit kendine göre soğan yesin demek değildir. Bir ülkenin insanları bir ortak felsefeyi paylaşacaklar, bir ortak anlayışın eğitimini görmüş olacaklar. Bu, bir günde, iki günde kavranılabilecek bir şey değildir; belli bir süre içerisinde bunların eğitimleri, belli bir süre içerisinde bunların alışkanlıkları oluşturulacak, yasa ağır ağır işlemeye başlayacak.

Bu bizim muhasebe yasalarına benziyor. Bir zamanlar hızlı muhasebe yasaları çıkıyordu. Bir muhasebeci diğer muhasebeciye "senin haberin yok, bu yasa değişti" dediğinde "yahu, bu yasa daha iki ay önce çıktı, iki ay önce çıkan bir yasa nasıl olur da değişebilir!.." Bu yasa da böyle olacak. Yani, müthiş bir cüretkârlıkla, sayısal çoğunluğun vermiş olduğu inanılmaz derecede yiğitlik ve içgüvenle, hiçbir şeye dikkat etmeden, söylenenleri ciddîye almadan "sen ne söylersen söyle kardeşim, ben, bildiğimi yaparım, ister Cumhurbaşkanından döner, ister Anayasa Mahkemesinden döner..."

Değerli arkadaşlarım, bakınız, oturumlar için burada harcamış olduğunuz paralar, aynı zamanda insanlarımızın haklarının ve yetim haklarının burada harcanmasıdır. Bu kadar kolay, bu kadar ucuz; gidiyor, geri geliyor; gidiyor, bozuluyor; tekrar oturuyoruz, tekrar toplanıyoruz... Halbuki, bu yasa toplumla birlikte yapılacaksa... Kaldı ki, eskiden belediye başkanı olan arkadaşlarımız var. Ben, belediye başkanı olan arkadaşlarımızın -sizin parti de dahil olmak üzere- bu yasanın ne kadar derme çatma olduğunu, bu yasanın ne kadar sağdan soldan koparma olduğunu, Türkiye'nin realitesine çok uygun olmadığını ve bir maddenin diğer maddeye ne kadar karşı olduğunu... Bir vakıa, bir olgu. Anayasaya uyacaksın. Anayasaya ne kadar yanlışlıklar ve karşıtlıklar taşıdığını, okumasını azıcık bilen bir insan, Anayasa maddeleriyle yan yana koyduğu zaman anlar. Bu inat niye acaba; yani, bu neyin inadı?..

ÜNAL KACIR (İstanbul)Hangisi?..

HASAN AYDIN (Devamla)Onun hangisi olduğunu, Anayasa Mahkemesinden döndüğü zaman, o zamanki oturumda -ben, yine söz alacağım- söyleyeceğim size.

ÜNAL KACIR (İstanbul)Şimdi söyle de düzeltelim.

HASAN AYDIN (Devamla)Ne yazıyor... Yani, biz, burada defalarca söyledik; göndermiş olduğunuz yasaların yarısı Anayasa Mahkemesinden dönerken ve Cumhuriyet Halk Partisi "yapmayın, bunu doğru yapmıyorsunuz" diye ısrar ederken; sonuçta, hükümet "katılmıyoruz" deyip "kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir... Geçtik 2 nci maddeye" felsefesiyle ülke yönetilmez.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, demokrasiden söz ediyoruz, yerel yönetimlere yetkiyi aktardığımızda demokrasinin daha da gelişeceğinden söz ediyoruz. Eğer, böyle bir mesele varsa, bu noktada, yasa yapıcıların öncelikle kendi zihinlerini düzeltmeleri gerekir. Bir İktidar Partisi, Anamuhalefet Partisinin bile katılımını reddediyor, Anamuhalefet Partisinin bile o konudaki katkılarını ciddîye ve dikkate almıyor "biz böyle yapacağız, siz bunu kabul ederseniz ne âlâ, etmezseniz, biz bildiğimizi yapacağız" diyorsa, Parlamentoda 550 milletvekilinin katılımının olmadığı bir yasada toplumun katılımının sağlanıyor olması mümkün olabilir mi?! Yasa çıkarıyoruz... Ben böyle bir şey görmedim; böyle bir komedi olur mu ya?! Peki, bunun malî kaynakları, bunun imkânları nasıl sağlanacak; onu arkadan getiriyoruz... Neyi arkadan getiriyorsunuz?! Yani, bir yasanın bütünlüğü söz konusudur. Bir yasayı çıkarıyorsunuz, yetkiyi veriyorsunuz; peki, yetkiyi kullanması noktasında ihtiyaç duyduğu kaynakları nereden bulacak; bekleyin, biz, önce yasayı çıkaralım, arkasından islimi gelir... Böyle bir mantık olabilir mi yasada?! Bu, özgüven; arkadaşlar, samimiyetle ifade ediyorum, bu, sayısal çoğunluğun vermiş olduğu yapay bir özgüven ve bu özgüvenin ülkeye katkı sağladığı kanaatinde değilim. Bütün meseleleri böyle götürmeye çalışıyorsunuz.

Şimdi, belediye meclislerine katılım... Ben İstanbulluyum; İstanbul'da 80 000 nüfuslu mahalleler var. Maltepe'nin Bağlarbaşı Mahallesinin nüfusu 80 000'dir. Bu yasada, belediye meclisi üyelerinin nasıl temsil edileceği, hangi mahalleden geleceği, hangi kriterlere göre ortaya konulacağı, kimi temsil edeceği var mı; yerel yönetim reformundan bahsediyorsunuz?! Bugünkü belediyelerin durumu nedir; belediye meclisi üyeleri seçiliyor, bir bakıyorsunuz ki, bir ilçenin 30 mahallesinin 20 tanesinden 1 adet belediye meclisi üyesi bile yok. Yani, koca bir mahalle, belediyeye gittiğinde -karşısında belediye başkanı oturuyor- kendi mahallesinden 1 belediye meclisi üyesiyle karşılaşamamaktadır. Değerli arkadaşlarım, biz, yasa yapıcıyız. Kim temsil edecek? Biz, birimleri küçültecek miyiz küçültmeyecek miyiz?

Benim doğduğum ilçe 10 000 nüfuslu, 10 000 nüfusta kaymakam var, belediye başkanı var, emniyet müdürü var, zabıta var, jandarma var; ama, 80 000 nüfuslu bir mahallede mahalle muhtarı dışında kamuyu temsil eden bir tek insan yoksa, bu nasıl iştir ki 80 000 nüfuslu mahalle, 2 000 nüfuslu mahalle, 5 000 nüfuslu mahalle... Önce, idarî yapılanma noktasında, şu ortaya koymuş olduğunuz yasada hiçbir şey var mı; bundan sonra, mahalleler şöyle olacaktır, mahallelerin nüfusu şu kadar olacak, geçtiği zaman bölünecektir gibi... Belediye başkanlarına inisiyatif tanıyorsunuz; isim değiştirebilir, mahalleleri birleştirebilir... Bunun bir temel kuralı olur, herkesin ezbere okuduğu temel bir ilkesi olur -Türkiye'nin herhangi bir yerinden, hangi belediye başkanına sorarsanız sorun- yerel yönetim noktasındaki yaklaşımlarımızı paylaşan ortak bir dil olur. Bir kurumlaşma, bir çağdaşlaşma hareketi ancak böyle gerçekleşebilir.

Sana da verdim Adana'daki arkadaşım yetkiyi, sana da verdim Sivas'taki, Erzincan'daki, Trabzon'daki, İstanbul'daki arkadaşım yetkiyi, kullan!.. Her biri farklı bir alandan gelmiş; belediye başkanı olmuş olması, onun, o alanda eğitilmiş olmasını, tecrübeyle donanmış olmasını falan göstermiyor, bunların da bir eğitime ihtiyacı var.

Peki, belediye başkanı geldikten sonra valiyle birlikte nasıl bir ilişki içinde olacak?.. Valinin belediye başkanı üzerinde ne kadar yaptırımı olacak?.. Vali, hangi nedenle belediye başkanının almış olduğu kararı onaylamak durumunda kalacak?..

Sevgili arkadaşlarım, eğer, biz, meseleyi bu yanıyla irdelemez ve değerlendirmezsek; biz, bu yasaları yaparız; ama, yasalar, daha uygulamaya girmeden önce dökülmeye başlar, tekrar toplanıp, tekrar yasa yapmaya çalışırız.

Bu noktada, bir kere, mahallelerin küçültülmesi, birimlerin küçültülmesi, yerel yönetimlerin vatandaşa yaklaştırılması, vatandaşın yerel yönetim sorumlusuna ulaşırken 40 tane badireden geçmemesi, bu barikatların kaldırılması, vatandaşa doğrudan katılım yolunun açılması, vatandaşın ve yerel yöneticilerin göz göze gelmeleri sağlanarak yanlış kararların alınmasının engellenmesinin ortamının yaratılması... Bunları yasayla yapabilirsiniz.

Biz, burada söylüyoruz; arkadaşlarımız çok rahatlar; nasıl olsa kabul edilecek... Bazı arkadaşlarımız samimiyetle dinliyor, bazı arkadaşlarımız da, ya bu, biz bu işe alıştık; zaten, işte, CHP'liler çıkar konuşurlar, biz de onları biraz, böyle, hafif gülümsemeyle, hafif, böyle, işte, hadi konuş, ne yapalım; aslında, kısa kesseniz de, şimdi şunu sabaha kadar sürdürmesek; ne konuşuyorsun be kardeşim, yani, şimdi sabaha kadar bizi ne bekletiyorsun gibi bir ruh haliyle ve psikozla dinliyor ülke böyle yönetilemez.

ÜNAL KACIR (İstanbul)Sadra şifa bir şey söyle!

HASAN AYDIN (Devamla)Yahu kardeşim, senin işin bu mu?! Yani, laf atmazsan orada çatlarsın! Yarım kilo verdim ben burada, 10 dakikadır konuşuyorum.

ÜNAL KACIR (İstanbul)Ama, bu maddeyle ilgili bir şey söyle.

HASAN AYDIN (Devamla)Yahu, şu kürsü herkese açık, bu maddeyi, şu maddeyi... Ben, bütünlüğü üzerinde, mantığı üzerinde, zihniyeti üzerinde, felsefesi üzerinde, yaklaşımı üzerinde konuşuyorum sevgili dostum! Benim bu söylediğimin felsefesini niye almıyorsun; niye demiyorsun ki, Hasan Aydın, söylüyorsun da; doğru mu?! Sen de benim bölgemdensin; 80 000 nüfuslu mahalle var. 80 000 nüfuslu mahalleden 1 belediye meclisi üyesi yok. Bu senin söylemiş olduğun kamu yönetimi reformu tasarısının buna bir çözüm getirmesi gerekmez mi?! Yok bir şey...

ÜNAL KACIR (İstanbul)Bu, seçim yasasıyla gelecek.

HASAN AYDIN (Devamla)Yahu, ne yasası arkadaş, mahallenin bölünmesi seçim yasasıyla mı ilgili?! Mahalleler bölünüyor, mahalleler birleştiriliyor... Sanki karşımda, Fransa'dan gelmiş, Türkiye Cumhuriyeti yasalarını bilmeyen bir vatandaş orada oturuyor!.. Seçim Yasası!..

ÜNAL KACIR (İstanbul)Temsil işini Seçim Yasasında çözersin, burada çözülmez.

HASAN AYDIN (Devamla)Sevgili dostum, şunu anlatmaya çalışıyorum: Yerel yönetim reformu ve yasa tasarısını getiriyoruz gündeme; bir sürü yanlışı var, birbiriyle çelişen bir sürü maddesi var. Milletvekillerince okunmasına fırsat verilmeyen, milletvekillerinin ilgisine sunulmayan... Türkiye'de bir gelenek var tabiî; milletvekilleri, Parlamentoda noter görevini yaparlar, onların fazla bir şey okumalarına gerek yoktur, onların iyi bilen arkadaşları okumuşlardır, komisyonlarda değerlendirmişlerdir, Parlamento bir noterdir, oraya gelir, eğer iktidar partisi getiriyorsa, elleri kaldırırlar ve görevlerini, ülke yönetme görevlerini ifa etmiş olurlar; onların başkaca, okumak, tartışmak gibi görevleri yoktur. Hepimiz için geçerli olan bir şey söylüyorum; kapıdan girerken, biz ret mi veriyorduk, kabul mu veriyorduk noktasındaki bir milletvekili profilinden bahsetmeye çalışıyorum. Bunu değiştirelim, bu yaklaşımı değiştirelim.

AHMET YENİ (Samsun)Sizin grup öyle mi?

HASAN AYDIN (Devamla)Yok canım, bizim grup öyle de, sizinki, tövbe yani, öyle şey olur mu; sizin grup çok mükemmel, 550 milletvekilinin içerisinde sizin grup bu yasayı incik cincik okumuştur, bu noktada şerhlerini koymuştur, komisyonlara düşüncelerini iletmiştir!..

HAMZA ALBAYRAK (Amasya)Okuduk...

HASAN AYDIN (Devamla)Sen hariç; bak sen okumuş olabilirsin, ona bir itirazım yok.

Kastettiğim şudur arkadaşlar: Türkiye'de idarî yapılanmada ciddî bozukluklar vardır. Yerel yönetim meselesi ciddî bir meseledir. Bu çıkarmış olduğumuz yasaların onlarca yıl gitmesi gerekir, bundan önce çıkan yasa gibi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

43 konuşma daha · 6 Temmuz 2004

43 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook