Muharrem ayı ile ilgili
Van Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 60. Birleşim · 4. yasama yılı · 8 Şubat 2006 · 1.594 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hüseyin Çelik (AK Parti), 8 Şubat 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 60. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MUHARREM AYI İLE İLGİLİ); konuşma 1.594 kelime.
Hüseyin Çelik (AK Parti, Van). “Muharrem ayı ile ilgili”. TBMM Genel Kurulu, 60. Birleşim tutanağı, 8 Şubat 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-celik-22-2006-02-08-muharrem-ayi-ile-ilgili (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Tunceli Milletvekilimiz Sayın Sinan Yerlikaya tarafından muharrem günü dolayısıyla yapılan gündemdışı konuşmaya Hükümet adına cevap vermek üzere söz almış bulunuyorum.
Kültür Bakanımız yurt dışında olduğu için Kültür Bakanlığına vekâlet etmem hasebiyle, Hükümetimiz adına, bu önemli gün dolayısıyla, değerli milletvekilimizin bunu gündeme taşımış olması dolayısıyla, buna cevap vermemizin son derece isabetli olacağını düşünüyorum.
Değerli arkadaşlarım, bildiğiniz gibi, Kerbela olayı, Hazreti Hüseyin'in Kerbela'da şehit edilmesi, İslam tarihi içerisinde, maalesef, acı bir hatıra ve İslam tarihinin bir gerçeği olarak karşımızda bulunmaktadır.
Bildiğiniz gibi, aslında, Hazreti Hüseyin olayının, belki, dünya demokrasi tarihi açısından da incelenmesi, irdelenmesi gereken bir olay olduğu üzerinde düşünmemiz lazım.
Dört halife döneminde, bildiğiniz gibi, adı konmayan cumhurî bir uygulama vardı ve devleti kimin yöneteceği seçimle belirleniyordu. Dört halifeden sonra, maalesef, bu uygulama yerini saltanata bıraktı ve aileler arasında yönetim el değiştirmeye başladı.
Aslında, Hazreti Hüseyin, istibdada karşı hürriyet kılıcı çekmiş olan bir büyüktür, bir insandır. Dolayısıyla, aslında, Hazreti Hüseyin bir hürriyet mücadelecisiydi de diyebilirsiniz ve aşure, malumunuz, muharremin 10'unda yapıldığı için, aslında, o da Arapça'daki 10 sayısından kaynaklanıyor ve muharrem ayı, bütün, sadece Alevî vatandaşlarımız veya dünyadaki Alevîler için değil, yeryüzündeki bütün Müslümanlar için bir -maalesef- matem ayı şeklinde idrak edilmektedir.
Değerli milletvekilleri, Alevîlik, bizim inanç dünyamızın, bizim inanç dünyamız içerisindeki gökkuşağının farklı bir rengidir. Biraz önce Sayın Yerlikaya'nın da isabetle belirttiği gibi, Alevîliği İslam pratiği dışında ve İslamın tarihî gerçekliği dışında düşünmek, aslında, Alevîlere ve Alevîlik meselesine yapılabilecek en büyük haksızlıklardan birisidir.
Son zamanlarda, üzülerek ifade edeyim ki, Alisiz Alevîlik şeklinde bir iddiayla ortaya çıkan ve Alevîliği sadece bir inanç meselesi olmaktan çıkarıp bir folklorik unsur haline getirmeye çalışan, iyi niyetli olmayan çabalar vardır ve bunların da, maalesef, her geçen gün arttığını esefle görüyoruz. Bunlar, birleştirici değil; bunlar, ayrıştırıcı çabalardır.
Bu ülkede, değerli milletvekili arkadaşlarım, Türküyle Kürdüyle, Alevîsiyle Sünnîsiyle, doğulusuyla batılısıyla tarih boyunca birçok acıları beraber yaşadık, birçok sevinci beraber yaşadık, birçok kaderi, kederi, tasayı birlikte yaşadık, bu ülkenin zahmeti varsa birlikte çektik, nimeti varsa bu nimetlerinden de birlikte yararlanmak zorundayız. Bu açıdan, Türkiye'de zaman zaman sunî gündemler oluşturulmaya çalışılıyor. Asırlardır aynı Allah'a inanan, aynı peygambere inanan, ancak, İslamı yorumlayış biçimleri farklı olan insanlar, sanki birbirlerinin hasımlarıymış gibi değerlendirmelere zaman zaman tabi tutulabiliyor. Bu, ülkemizin birliği, dirliği açısından ve ülkede yaşayan insanların kardeşliği açısından son derece olumsuz bir tavırdır.
Malumunuz, devletimiz laik bir devlettir. Laik devlet, vatandaşlarını din esasına göre tasnif etmez. Sadece Sünnî ve Alevî vatandaşlarımız değil, Musevî vatandaşlarımız da, Hıristiyan olan vatandaşlarımız da, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bütün vatandaşları, bu ülkenin birinci sınıf vatandaşlarıdır; Alevîler bu ülkenin birinci sınıf vatandaşlarıdır, onurlu insanlardır. Dolayısıyla, onlara yönelik tahkir edici, yani, hakarete varan, tezyif edici, küçük düşürmeye varan yaklaşımları, şahsen, ben, Hükümetimiz, Partimiz, biz, kınıyoruz ve biraz önce Sayın Yerlikaya dedi ki: "Artık, müfredat programlarında Alevîlik yer almalıdır." Yerden göğe kadar haklıdır. Biz, Avrupa Birliğinin istemesi üzerine değil, bir başkasının gerçekten çok arzusu olduğu için ve sair değil -şüphesiz ki, Alevî vatandaşlarımızın böyle bir arzusu var ve biz bu arzuyu saygıdeğer buluyoruz- biz, kendi Hükümetimizin aldığı bir kararla Alevîliği müfredata dahil ettik. Alevîliğin dahil edildiği din kültürü ve ahlak bilgisi kitapları şubat sonu itibariyle baskıdan çıkmış olacaktır ve böylelikle, Alevîlik nedir, Bektaşilik nedir, Caferîlik nedir, Şiîlik nedir, ne değildir, biz, bunu çocuklarımıza anlatmış olacağız, onları doğru bilgilerle bilgilendirmiş olacağız. Biz, bunu yaptığımız zaman bazı insanlar çıkıp dediler ki "bu bölümü niye Alevîlere yazdırmadınız" dediler. Ben, bunu da, siz değerli arkadaşlarımla paylaşmak istiyorum.
Bildiğiniz gibi, biz, din kültürü ve ahlak bilgisi kitabının, diyelim ki Hıristiyanlıkla ilgili bölümünü bir Hıristiyana, Şintoizmle ilgili bir bölümünü Şintoist birisine veya Budist birisine yazdırmıyoruz, Hanefîliği bir Hanefîye, Şafiîliği bir Şafiîye yazdırmıyoruz. İhtisas dediğimiz bir olay vardır. Mesela, Ortodoksluğu anlatacağımız zaman Rum Patriği Sayın Bartholomeos'a "sen şu bölümü yaz" diye müracaat etmediğimiz gibi, diğer alanlardaki tavrımız da budur. Bugün, ülkemizde, çok saygıdeğer ilahiyat hocaları, profesörleri vardır, bilim adamları vardır ve bu konuda Millî Eğitim Bakanlığının gerçekten iyi yetişmiş olan uzmanları vardır. Bu uzmanlar bu kitapları hazırlıyorlar, bu bölümleri hazırlıyorlar; ancak, bu konuda, gerçekten fikir, bilgi sahibi olan Alevî vatandaşlarımızdan da birçok insanla bu ayrıca paylaşılmıştır. Bunu da huzurlarınızda ifade etmek isterim. Bu, müfredata girecektir.
Değerli milletvekilleri, bir hususun daha altını çizmek istiyorum. Bu, bakın, her türlü, şu veya bu şekilde mülahaza olabilir. Ben, şuna inanıyorum: Biraz önce Sayın Yerlikaya dedi ki: "Biz Alevî vatandaşlar…" Kendisi Tunceli Milletvekilidir, Alevî bir arkadaşımızdır, saygıdeğer bir arkadaşımızdır. Ben, Sünnîyim; ama, benim adım Hüseyin'dir, benim babamın adı Hasan'dır, merhum bir ağabeyim vardı, onun da adı Ali'dir.
MUSTAFA ERDOĞAN YETENÇ (Manisa)Olmaz olaydı Sayın Bakan!
EYÜP FATSA (Ordu)Çok ayıp!..
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Bu tepki de tam size yakıştı zaten!
Bu ehlibeytin bütün isimleri bizim ailemizde var. Ehlibeyt, sadece Alevî vatandaşlarımız tarafından sevilmiyor. Ehlibeyt, bakın, Hazreti Peygamberin bütün Müslümanlara, bütün İslam âlemine bıraktığı bir emanettir. Ha, bu emanete gerekli şekilde saygı gösterilmiş midir; bu, ayrıca tartışılabilir.
Değerli milletvekilleri, yine Sünnî İslam dünyasında, yine Hazreti Hüseyin'in hatırasına saygı olarak, Hazreti Peygamber'in torunu, Hazreti Ali'nin oğlu, Hazreti Hüseyin'in hatırasına saygı olarak, Sünnî İslam âleminde ismi Yezit olan bir tek isim bulamazsınız. Onun babası Muaviye'nin ismi de Sünnî İslam dünyasında hiç kimseye verilmemiştir ve bakın, sadece, Muaviye, Hazreti Peygamberin kâtibi olduğu halde, bir sahabe olduğu halde, ismi verilmemiştir, çok nadir olarak Ebuyezit ismi kullanılmıştır. Bizde kullanılan Bayazit kelimesi, bunun bozulmuş şeklidir. Bu da, dediğim gibi, yine o saygıdan dolayı, kamufle edilerek kullanılmıştır.
Bu açıdan, biraz önce Sayın Yerlikaya ifade etti "Allah, Muhammet, Ali" dedi. Allah, Muhammet, Ali, Türkiye'de yaşayan, bütün dünyada yaşayan hem Sünnî Müslümanlar için hem Alevî Müslümanlar için ortak paydalardır. Bu konuda en ufak bir ihtilaf söz konusu değildir; ama, tekrar söylüyorum, Alevîliği, kesinlikle, İslam dini dışında, İslam pratiği dışında düşünen, onu folklorik bir unsur haline getiren çabalar vardır. Esas, ayrıştırıcı olan ve problem oluşturmaya yönelik çabalar, bu çabalardır. Zaten, hepimiz, bunları tasvip etmiyoruz ve aşure gününde yapılan aşureyi de… Ben değişik konuşmalarımda dedim ki: İşte, aşure, aslında, demokrasilerdeki o çoğulculuğun en güzel örneklerinden birisidir. O, rastgele bir karışım değildir. Bakın, aşurenin içerisinde, yerine göre, onlarca gıda vardır; ama, çok büyük bir lezzeti vardır ve onlar bir araya getirilmiştir, bütün o çokluktan bir güzellik, bir birlik ortaya konulmuştur. Konuşmamın başında ifade ettim. Alevîlik, bizim inanç dünyamızın gökkuşağında farklı bir renktir sadece. Gökkuşağının güzelliği, rengarenk olmasıdır.
Değerli arkadaşlarım, bizim benimsediğimiz, Anayasamızda cumhuriyetimizin olmazsa olmaz vasfı olarak ifade ettiğimiz demokratik olma tavrı… "Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti" derken, birinci sıraya demokrasiyi koymuşuz. Bakın, demokrasilerde renklerin biri birine dönüşmesi mecburiyeti yoktur; mavi kırmızıya, kırmızı maviye, sarı beyaza dönüşmek zorunda değildir. Her renk kendisi olarak kalsın; o renk, o desen, o güzellik bizim sosyal hayatımız içerisinde, demokratik hayatımız içerisinde bulunsun; ancak, bir vatanımız vardır, bir devletimiz, bir cumhuriyetimiz vardır, bir ortak kültürümüz vardır, ortak tarihimiz vardır, ortak dilimiz vardır, ortak bayrağımız, marşımız vardır ve ortak paydalarımız vardır. Bunca ortak paydamız varken, bunca ortak değerimiz varken, ille de bizi biri birine aykırı düşüren, bizi biri biriyle çatıştırmaya sevk eden unsurları önplana çıkarmanın, bunları özellikle kaşımanın ben isabetli olmadığını düşünüyorum.
Şüphesiz ki, aşure gününde, muharremin 10'unda veya muharrem ayında, sadece Alevî vatandaşlarımızı memnun etmeye yönelik, sunî, yapmacık bir tavır olsun diye değil, bu hadise bir tarihî olaydır, bu hadise bir dinî meseledir, bu hadise bir toplumsal meseledir, siyasî boyutları vardır. Şüphesiz ki, üniversitelerdeki uzmanlarımız, Diyanet İşleri Başkanlığından uzmanlar, başta TRT kurumu olmak üzere, televizyonda, muharrem ayı İslam dünyası için ne ifade eder, 10 Muharrem neyi ifade eder, Hazreti Ali'nin çocuklarının diğer sahabelerle aralarındaki anlaşmazlığın, çatışmasının sebebi nedir, bunları çok rahatlıkla tartışabilmelidir.
Bakın, Hazreti Hüseyin katledilirken… İslam dünyasının sağduyulu büyük bir alimi o zaman diyor ki, bakın, "Musevilere, Hıristiyanlara, Zerdüştlere yasaklanmayan Fırat'ın suları Hazreti Hüseyin'e yasaklanmıştır, Hazreti Hüseyin bundan mahrum bırakılmıştır". Dolayısıyla, biz -tekrar altını çizmek istiyorum- Hükümet olarak, Parti olarak, şüphesiz bütün Meclis olarak, Türkiye'de Sünnîlik ve Alevîlik gibi meseleleri ön plana çıkararak bizi bizden ayıracak, bizi bizden uzaklaştıracak yaklaşımlardan ve tavırlardan kaçınmalıyız. Alevîlik, gerçek şekliyle, özü itibariyle nedir, ne değildir, tespit edilmiştir ve müfredata konulmuştur.
Tekrar söylüyorum, Alevî vatandaşlarımızın, Alevî derneklerimizin bundan dolayı alınganlık göstermesi de doğru değildir; çünkü, biz bunu işin uzmanlarına yazdırdık. Millî Eğitim Bakanlığı tarafından -hepiniz bilirsiniz- yayımlanmış olan bir İslam Ansiklopedisi vardır; 30'lu yıllarda başlamış ve mükemmel bir kaynak eserdir. Orada, bakın, değerli milletvekilleri, Allah maddesini yazan bir yabancıdır, Muhammed maddesini yazan bir yabancıdır; Hazreti Ali, Hazreti Ömer, Hazreti Osman, Hazreti Ebubekir, Hasan, Hüseyin, bütün maddelerin yazarları yabancılardır.
Peki, Martin Lings niye Hazreti Peygamberle ilgili kitap yazar diye sorgulamamıza gerek yok; çünkü, o, işin uzmanıdır. Eğer orada yanlış bir şey varsa, ona müdahale ederiz, ona itiraz ederiz.
Ben, bu vesileyle, sadece Alevî vatandaşlarımıza değil, bütün İslam âlemine, aradan asırlar geçmiş olmasına rağmen İslam tarihinin ve İslam pratiğinin acı bir hatırası ve gerçeği olan Kerbela olayından dolayı, 10 Muharremden dolayı başsağlığı diliyorum. Alevî vatandaşlarımızın da bu süre içerisindeki duygularını anladığımızı ve onlarla bu güzel vatanda hep birlikte güzel günler görmeyi, güzellikleri paylaşmayı en büyük arzu olarak ifade etmek istiyorum.
Son olarak, yine, arkadaşımın da ifade ettiği gibi, başta Danimarka'da başlayan, Hazreti Peygamberin, maalesef, hiç de hoş olmayan karikatürlerinin yayımlanması, son derece provoke edici, son derece kötü amaçlı bir teşebbüstür. Bizim de, bütün İslam dünyasının da haklı olduğu böyle bir meselede, bizi haksız duruma düşürecek, yeryüzündeki Müslümanları âdeta terörist hale getirecek veya o şekilde damgalanmasına yol açacak davranışlardan ve eylemlerden kaçınmaları gerektiğini ben de ifade ediyorum ve Batılıların bu konuda sağduyulu olması, başta Sayın Rasmussen olmak üzere, o ülkelerin liderlerinin İslam dünyasından özür dilemesi, bu meselenin yatışması ve medeniyetler çatışması arzulayanların heveslerini kursaklarında bırakması açısından bence son derece önemlidir.
Bu duygu ve düşüncelerle, böyle bir konuyu gündeme getirdiği için, bizim de hükümet olarak görüşlerimizi ifade etmemize zemin hazırladığı için, değerli arkadaşım Sinan Yerlikaya'ya teşekkür ediyorum; Yüce Meclisi en derin sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
38 konuşma daha · 8 Şubat 2006