Genel Kurul konuşması
Çanakkale Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 110. Birleşim · 2. yasama yılı · 6 Temmuz 2004 · 1.216 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
İsmail Özay (CHP), 6 Temmuz 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 110. Birleşim oturumunda konuştu; konuşma 1.216 kelime.
İsmail Özay (CHP, Çanakkale). “Genel Kurul konuşması”. TBMM Genel Kurulu, 110. Birleşim tutanağı, 6 Temmuz 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ismail-ozay-22-2004-07-06 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA İSMAİL ÖZAY (Çanakkale)Sayın Başkanım, değerli Meclis üyeleri; Türkiye'de belediyelerimiz yetmişdört yıldan bu yana, bildiğimiz, 1580 sayılı Yasayla yönetiliyor. Hiç tartışmasız, günümüz koşulları altında bu yasanın artık yetersiz kaldığı bir gerçek; ama bir şeyin altını ayrıntısıyla çizmek istiyorum. Bu yasa yaşayan bir yasa, halen uygulanmakta olan bir yasa. Bunu şunun için söylüyorum. Yasayı koyanlar, cumhuriyetin ilk döneminde görev yapan insanlar, o kadrolar bu yasayı hazırlarken o kadar önemli bir öngörü içerisinde bulunabilmişler ki, yetmişbeş yıl sonra da kullanabildiğimiz bir yasa halen yürürlükte bulunabiliyor. Yeni yasamızı yaparken bu öngörünün, bu uzak görüşlülüğün hâkim olmasını diliyorum.
Değerli arkadaşlarım, aslında yerel yönetim yasaları otuz yıldan bu yana bu ülkede konuşuluyor, yeni değil, sadece bugünün ihtiyacı değil; ama bu sürece baktığımızda, bu dönemdeki üçüncü denememiz. Bundan önce 1979 yılında Cumhuriyet Halk Partisi İktidarında bir kez denemede bulunduk; Cumhurbaşkanından bu denememiz döndü. Baktığımızda, incelediğimizde, 1979 yılında yeterli katılımın olmadığı, ortak aklı bulma konusundaki endişelerin Cumhurbaşkanından dönmesine neden olduğu bir gerçek. Burada katılım ve ortak aklı 1979'da bulamadık ve yasayı yürürlüğe koyamadık. Daha sonraki denememiz 1984 yılında, Sayın Özal döneminde. Bu dönemde de, biraz önce aradığımız o öngörüyü, uzak görüşlülüğü bulma imkânını bulamadık. Aslında, özde gerçekten tutarlı değişiklikler yapıldı, yerel yönetimlere önemli yetkiler verildi; ama ortak aklı bulamamanın gereği, o yasanın bir süre sonra kadük olduğunu gördük. Örneğin, imar konusunda yerel yönetimlere verdiğimiz yetkileri, bir müddet sonra bakanlıkların kullandığını, Toplu Konut İdaresinin kullandığını, başka kurumların, merkezî idarelerin kullandığını gördük. Bu şekilde, yetki paylaşımı dağılmış oldu. Örneğin, Belediye Gelirleri Yasası, evet, çağdaştı, 1984 yılında doğru bir yaklaşımdı; ama, enflasyona yönelik baskıyı bir türlü ortadan kaldıramadık.
Değerli arkadaşlarım, bunu şunun için söylüyorum: Ortak aklı bulamadığımız zaman ya Anayasa Mahkemesinden dönen ya da işlemesi söz konusu olmayan yasaları çıkarıyoruz. O nedenle, bu yasanın da -ortak aklı bulma konusunda enerji harcamadığımız inancı içerisinde- çok uzun süreli olacağına inanmıyorum. Zaman zaman, kuliste çeşitli belediye başkanı arkadaşlarımızla, her partiden arkadaşlarımızla konuşuyoruz; bu tasarının da yeterli olmadığı, eksik olduğu genel olarak ortaya çıkan bir gerçek; ama, burada yapılan eleştirilerle bazı düzeltmelerin olabileceğine, ortak akla yakın bir değerlendirmeye kavuşabileceğimize inanmak istiyorum.
Bu arada, müsaade ederseniz, küçük bir sitemimi İçişleri Bakanımıza yöneltmek istiyorum. Özellikle kamu yönetiminin yapılanması konusunda zaman zaman gelen yasalarda hep şu sözcükten bahsediliyor: Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı. Değerli parlamenterlerimiz, bu, gerçekten çok önemli bir özerklik şartı; ama, bunu, sadece sözde bırakıyoruz. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartını 1988 yılında kabul etmişiz, 1991 yılında Parlamentomuzdan geçirmişiz; 3 bölüm, 18 maddeden oluşan bir yasa, en önemli hususları birinci bölümdeki 10 maddeden oluşuyor, 31 fıkra, yüzde 40'ına çekince koymuşuz; yani, Bakanlar Kurulunun Meclisten aldığı yetkiye göre, sadece Bakanlar Kurulunda kabul edilmesiyle gerçekleşecek olan Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartını, Bakanlar Kurulu daha gündemine almıyor; ama, söz söyleme sırası geldiğinde de, sürekli olarak Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartına atıfta bulunuluyor.
Bakın, çekince koyduğumuz maddeler neler; katılımı düzenleyen 4 üncü maddesi, denetimi düzenleyen 8 inci maddesi, malî yetki ve özerklik konusundaki 9 uncu maddesi, uluslararası ilişkilerde özerklik konusundaki 10 uncu maddesi.
Değerli arkadaşlarım, sözünü yerine getiriyoruz; ama, eylemi konusunda -hükümetin, sadece bir Bakanlar Kurulu kararıyla uyma gereği olan- bir uluslararası anlaşmayı yerine getirmiyoruz. Bu ayrıntıyı, bu detayı İçişleri Bakanımızın bilgisine sunmak istiyorum.
Türkiye'nin, artık, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartına çekincelerini ortadan kaldırma dönemi gelmiş ve geçmektedir.
Değerli arkadaşlarım, bu örgütlenmeyi gerçekleştiriyoruz, bu yerel yönetim yasa tasarısını yürürlüğe koyacağız; ama, hangi ölçekte, nasıl bir yerel yönetim örgütlenmesi yaptığımız konusunda da net değiliz. Nasıl net değiliz; bakın, yaklaşık 3 215 belediyemiz var. 3 215 belediyeyle ilgili, önümüzdeki günlerdeki, bu belediyelerin ölçek bazındaki durumları net değil. Mesela, yüzde 10 belediyemiz, 340 belediyemiz, 2 000 nüfusun altında ve üstelik tasarıyı 2005 yılında bunların sona erip ermeyeceği konusunda bir boşluk içerisinde yürürlüğe koyuyoruz. Birbuçuk yıl, ülkenin yüzde 10 belediyesinde yerel yönetim hizmetleri zaafa uğrayacaktır. Ölçek açısından, Türkiye'nin tanımlayamadığı bir nüfus, yüzde 10 belediye içerisinde vardır.
Örgütlenme konusunda başka bir ölçek sıkıntımızı ortaya koyalım. Eğer, bu tasarı kanunlaşacak olursa, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 2 100 nüfuslu belediye görevine devam edecek; ama, 4 000 nüfuslu büyük bir köyde köy kanunları geçerli olacak. Bu çelişkiyi, bu yanlışlığı, Türkiye sürekli olarak yaşayacak. O anlamda, örgütlenme bakımından farklı bir belediye yapısı ortaya çıkıyor.
Mesela, mücavir alanlarla ilgili -yanılmıyorsam, bir tek 14 üncü maddeye Plan ve Bütçe Komisyonunda bir fıkra ilave edildi- hiçbir ifade yok. Mücavir alanlarda, yaklaşık, özellikle kıyı kesiminde 1 000 000 insanımız yaşıyor. Burada, özellikle mücavir alan, belediyelerin rant kapısı, çeşitli insanların rant elde ettikleri, imar yönetimine yönelik bir yapılanmayı içeriyor; ama, Türkiye, mücavir alanlarını tanımlamalı.
Bakın, mücavir alanlarda yaşayan bu insanlarımız yerel seçimlerde oy kullanma hakkına sahip değiller. Yine, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartının 3 üncü ve 4 üncü maddesine aykırı bir hüküm. Bunlardan hiç bahsetmiyoruz.
Mesela, mahalle ölçeği, yerel yönetimlerin temelini, tabanını oluşturan bir yapı; 100 nüfuslu mahallemiz de var 100 000 nüfuslu mahallemiz de var. Bunları gözönüne almadan, ölçek boyutundaki değerlendirmelerimizi yapmadan oluşturacağımız bir yerel yönetim yasasının çok başarılı olacağına inanmıyorum.
Değerli arkadaşlarım, şüphesiz ki, bu tasarı, yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılması konusunda iyi niyetli yaklaşımları gerçekleştiriyor; ama, tek başına, yetkileri artırmak için kanun maddelerine birkaç sözcük ilave etmekle yetkiler artmaz. Yetkilerin artabilmesi için, bunun kaynak boyutunun da ortaya çıkması lazım. Zaman zaman, hükümet temsilcileri, gelirler yasasının arkadan geleceğini söylüyorlar.
Değerli arkadaşlarım, bakın, mevcut çerçeve içerisinde belediyelerin yetkileri var. Örneğin, imar yetkisi, 1984'ten beri, yaklaşık yirmi yıldır kullanılıyor; ama, Türkiye'deki belediyeler hâlâ daha koruma imar planını yapamıyorlar. Mesele yetkiyi vermek değil, bu yetkiyi yapabilecek erki ve kaynağı gerçekleştirebilmek.
Örneğin, şimdi, okulların bakım ve onarımını, eski eserlerin onarımını vermeye çalışacağız; ama, kaynakları iyi tarif etmeden bu yetkileri vermemiz çok doğru bir yaklaşım değil. Yerel yönetimlere yetki bombardıman ederek çok çağdaş olunmaz.
Bence, ortak aklı şöyle bulabilmeliyiz: Türkiye'de yapmamız gereken, özellikle kentsel yaşam standardı kavramını belirlemeliyiz ve buna göre de kentlerimizin yaşam standardını oluşturabilmeliyiz. Buna göre, her şeyden önce bir yerel yönetim envanterine sahip olabilmeliyiz. Kentlerimizde ne var? Acaba, çağdaş yaşam kalitesine uygun hangi hedeflerimiz olabilmeli? Şüphesiz ki bunların malî kaynaklarını oluşturabiliriz ve ona göre de bir kaynak planlaması yaparak, ancak belediye gelirleri yasasını çıkararak başarıya ulaşabiliriz ve bununla ilgili de zaman koyarak, Türkiye'de tüm kentlerdeki yaşam standardını yükseltebiliriz.
Artık, günümüzde kişi başına düşen millî gelirin yüksek olması, bir ülkenin gelişmiş olduğunun ispatı değildir. Bir ülkenin kentlerinde sosyolojik anlamdaki yaşam standardının yüksek olması da gelişmişlik çizgisidir.
Değerli arkadaşlarım, sürem daraldığı için biraz hızlanıyorum. Bence, tasarının 15 inci maddesinde, gerçekten, yerel yönetim yasalarına yönelik, önümüzdeki dönemde yerel yönetimlerin iflasına yönelik bir zemin hazırlanıyor. Bu, tüm belediye gelirlerinin haczedilmesine yöneliktir.
Şu yaklaşım söylenebilir; başarısız belediyeler, har vurup harman savuran belediyeler tabiî ki cezalandırılmalı, alacaklar alınmalı denilebilir; ama, değerli arkadaşlarım, burada, şu çelişki var: Bir belediyenin batması, bir belediyenin iflasa sürüklenmesi, sadece borçlanmayla olmaz, kötü yönetimle de olur. Sadece borçlanmaya yönelik, tasarının 68 inci maddesinde bir hüküm getiriliyor, 240 ıncı maddeye sokuluyor, görevi kötüye kullanmaya sokuluyor; yani, yasa dışında borçlanırsanız, suçlusunuz.
Peki, kötü yönetimi gerçekleştirirseniz, vergilerinizi ödemezseniz, işçinizin parasını ödemezseniz, bu şekilde borçlanırsanız?.. Ona, herhangi bir müeyyide yok. Kendi içerisinde bu çelişkileri taşıyan bu tasarıdaki bu hüküm, önümüzdeki dönemde, belediyelerde, iflasa doğru giden bu yapıyı ortaya çıkaracaktır.
Değerli arkadaşlarım, sevgili milletvekilleri; gerçekten, bu yasa tasarısının iyi yönleri de var; ama, çok alelacele hazırlanmış, uygulamada sıkıntılarla karşılaşacağımız hükümleri içeriyor. Türkçeleştirilmiş; o yönüyle gerçekten çok önemli. Öztürkçeleştirilmiş; bu, olumlu bir yaklaşım. Örneğin, ütücü, sütnine, kayıkçı, eczane açmak gibi sorumluluklardan belediyeyi kurtarmış, artık böyle sorumluluklar yok.
Şimdi, ben, bu yasa tasarısına baktığımda, eski bir siyasî liderimizin değerlendirmesini anımsatmak durumundayım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
43 konuşma daha · 6 Temmuz 2004