İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 24. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Sosyal yardımlaşma ve dayanışma kurumu başkanlığı teşk.ve gör.hak.kan.tas.(ss.649)

İzzet Çetin

Kocaeli Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 24. Birleşim · 3. yasama yılı · 1 Aralık 2004 · 1.185 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

İzzet Çetin (CHP), 1 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 24. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA KURUMU BAŞKANLIĞI TEŞK.VE GÖR.HAK.KAN.TAS.(SS.649)); konuşma 1.185 kelime.

İzzet Çetin (CHP, Kocaeli). “Sosyal yardımlaşma ve dayanışma kurumu başkanlığı teşk.ve gör.hak.kan.tas.(ss.649)”. TBMM Genel Kurulu, 24. Birleşim tutanağı, 1 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/izzet-cetin-22-2004-12-01-sosyal-yardimlasma-ve-dayanisma-kurumu-baskanligi-tesk-ve-gor-hak-kan (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA İZZET ÇETİN (Kocaeli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Kurumu Başkanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarı üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, çoğumuzun bildiği gibi, biraz evvel Sayın Varan'ın da belirttiği gibi, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu, 3294 sayılı Yasayla, 1986 yılında kurulmuştu. Fonun amacı, bir bakıma, sosyal güvenlik şemsiyesi altında olmayan yoksul, kimsesiz, muhtaç ve düşkün vatandaşlarımıza ilişkin devletin tüm sosyal sorumluluklarını yerine getirmekti. Yani, bir bakıma, yoksulluğu azaltmak, ortadan kaldırmak olarak sunulmuştu. Bunun için, bu fon, bugüne kadar, kurumsal kimliğine ilişkin bir yasası olmamasına rağmen, onsekiz yıldan bu yana, gerçekten, yoksul kesimlere birtakım hizmetleri götürdü; ama, nasıl, buna bir bakmak gerekir.

Değerli arkadaşlarım, çoğunuz hatırlarsınız, 1983 yılında, 12 Eylülden hemen sonra, çokpartili yaşama geçerken, o günkü siyasal partilerimizden birisinin lideri, merhum Özal -çok açıkça söyleyeyim- çok açıkça "ortadireği güçlendireceğiz" diyerek propagandasını yapmış 6 Kasım seçimleri öncesi -biraz da sizin söyleminize uygun tarzda- ve büyük bir çoğunlukla iktidara gelmiş idi. İktidara geldikten kısa süre sonra uyguladığı ekonomik politikalar sonucunda, o "ortadireği güçlendireceğiz" vaadini unuttu, ortadirek çöktü, göçtü. Bunun üzerine, halkın hızla yoksullaşması üzerine 1986 yılında, Dayanışmayı Teşvik Fonu -halk deyimiyle "Fak Fuk Fon" adı altında- yaratıldı. Şimdi, siz de, AKP olarak, bunun üzerine yeni bir şey koyma amacında değilsiniz. Gerçekten, gecikmiş olan bürokrasisini, kurumsal kimliğini yapmaktan öteye, ortaya konulmuş yeni bir şey yok; yani, yeni bir bürokrasi oluşturuyoruz bugün bu yasa tasarısıyla.

Siz, burada, bir bürokrasiyi oluşturuyorsunuz; ama, Sayın Başbakan "oligarşik bürokrasiyi aşamıyoruz" diyor. Herhalde, onsekiz yıldan bu yana, Fak Fuk Fon, bürokrasisi olmadığı için halka hizmet götürdü diye düşünüyorum.

Başbakanlık Müsteşarından Hazine Müsteşarına, Gümrük Müsteşarından Millî Eğitim Müsteşarına, BDDK Başkanından Toplu Konut İdaresi Başkanına, Kızılay Başkanlığından TÜBİTAK Başkanlığına, Emniyet Genel Müdürlüğünden Gümrükler Genel Müdürlüğüne kadar yüzlerce atama yaptınız. Bunları siz atadınız, sizin hükümetiniz atadı. Yoksa, bu yasa tasarısı öncesinde "oligarşik bürokrasiyi aşamıyorum" söyleminin altında, başarısızlık, o yaratılan bürokrasinin üzerine mi fatura edilmek isteniyor; anlayamıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bürokraside, esasında, oligarşi yok. Monarşik, tarikatçı bir bürokrasi yarattınız. Şimdi de, kalkıp, yarattığınız bu bürokrasiden yakınmaya pek hakkınız yok. Acil Eylem Planınıza göre, üç ay içerisinde, acilen, açlık sınırının altındaki iller belirlenecek idi; bu belirleme işi bugüne kadar yapılmadı. Acaba, o oligarşik bürokrasi mi engelledi diye düşünüyorum. Üstelik, bu kurumda, bugüne kadar, bir bürokrasi de yok!

Değerli arkadaşlarım, bu tasarının, birdenbire toplumun gündemine gelmesine şaşırdım. Gerçekten, ağustos ayı içerisinde, Sosyal Hizmetler ve Sosyal Yardım Temel Kanunu Tasarısı Taslağı diye bir kanun tasarısı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca, internet sayfasında yayımlanmaya başlanmış idi. Bu, 83 maddeden oluşan bir tasarıydı. Bu tasarı, bir bakıma, sosyal yardım ve sosyal hizmetlerle ilgili olarak, bu hizmet ve yardımların tamamının tek elde toplanması ve bunun sağlıklı bir kurumsal yapı içerisinde sunulması için, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca internet sitesine konulmuş idi.

Şimdi, bir de, önümüzdeki tasarı, ilgili Devlet Bakanlığımız tarafından hazırlanıp Meclisin gündemine getirildi. Hangisi doğru? Bu şaşkınlık niye?! Eğer, iki bakanlık aynı kurum üzerinde ayrı ayrı kanun tasarı taslakları hazırlıyor ise, herhalde, hükümet şaşırmış olmalı. Kaldı ki, eğer, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının tasarı taslağı Meclis gündemine gelirse, ona da bir bakmanızı öneriyorum. Şimdi, yapacağımız düzenlemelerin hiçbir hükmü kalmayacak; çünkü, orada, kurumsal kimlik, sosyal hizmetler ve sosyal yardımların nasıl uygulanacağı, gerçekten, daha ayrıntılı bir düzenlemeyle gündeme getirilmiş idi.

Değerli arkadaşlarım, içerisinde bulunduğumuz haftanın önemi de dikkate alınarak... Yani, önümüzdeki çarşamba günü Dünya Özürlüler Gününü kutlayacağız. Özürlü yurttaşlarımız, işte, biraz evvel, Mecliste, bir başka salonda toplantı yaptılar, sorunlarını gündeme getirdiler. Siz, Acil Eylem Planınızda, özürlülere ilişkin yasa taslağını derhal Meclisin gündemine getireceğinizi söylediniz, hatta, bu mayıs ayı içerisinde bu yıl sonuna kadar mutlaka çıkarılacağını vaat ettiniz; o özürlü vatandaşlarımız da, gerçekten, bunun, bir an evvel çıkarılması için çaba sarf ediyorlar, baskı uygulamaya çalışıyorlar. Keşke o yasayı tartışsaydık!

Bu vesileyle, Türkiye'de özürlü olan yurttaşlarımın sorunlarına çok kısaca -bu konunun içinde değerlendirilmesi gereken bir konu olduğu için- değinmek istiyorum. Özürlüler açısından, gerçekten, eğitim, sağlık, rehabilitasyon, sosyal yardım hizmetleri son derece yetersiz; kentlerimiz, yollarımız, kaldırımlarımız, binalarımız onların kullanımına uygun değil; onlar, yaşadıkları konutlara bile girip çıkmakta zorlanıyor, büyük kentlerimizin dahi yollarında yürüyemiyorlar; sinemalara, tiyatrolara, alışveriş merkezlerine gidemiyorlar; yaşamları, hep birinin bakım ve korunmasına muhtaç durumda. Özellikle özürlü çocukların anneleri, onlarla birlikte, dört duvar arasına mahkûm. Özürlüler sorunu çok büyük toplumsal bir yara olarak karşımızda duruyor. Yakın zamana kadar bu sorun hep yok sayıldı, görmezlikten gelindi. Siz de vaat ettiniz, siz de görmezlikten geliyorsunuz. Artık, bu sorunu görmezlikten gelemeyiz. Özürlü insanlarımıza acıma ve merhamet duygularıyla yaklaşmak sorunları çözmüyor; onlar da, zaten, bunu istemiyor. Onlar, fiziksel ve zihinsel yeteneklerinin elverdiği ölçüde, diğer insanlar gibi yaşamın tüm nimetlerinden yararlanmak, eşit haklara, eşit fırsatlara, toplumsal yaşama katılmak istiyorlar. Keşke, onlarla ilgili yasal düzenlemeyi gündeme getirmiş olsaydınız.

Değerli arkadaşlarım, gerçekten, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün "kimsesizlerin kimsesi" olarak tanımladığı, laik, demokratik cumhuriyetimizin ve Anayasamızın 2 nci maddesinde ifadesini bulan "sosyal devlet" anlayışının özüne uygun kurulmuş bir kurum olarak sunuluyor, lanse ediliyor; ama, durum pek öyle değil. Gerçekten bu kurum, zaman zaman çok güzel hizmetler sunmuş olsa bile, toplumumuzda, yoksul, açlık sınırının altında yaşayan insanlarımızın, bizzat o fonun uygulanması için kurulan vakıflara başvurusuyla tespit edileceğini öngörüyor. Yeni düzenleme de aynı mantıkla hazırlanmış. Gerçekten, ülkemizde yaşayan yoksul kesimlerin, o yoksulluk içinde olsalar bile, onurlarını incitecek tavır ve davranışlardan kaçındıklarını biliyoruz. Sosyal devlet, o yoksul, korunmaya muhtaç kimselerin belli merkezlere başvuru yapması yerine, o muhtaçları tespit ederek, onlara, onların gururunu incitmeden yardım götürme, onlara -biraz evvel Sayın Varan'ın da söylediği gibi- uzun vadede kendi kendilerine yetecek iş imkânlarına kavuşmalarını sağlayacak düzenlemeler yapmayı gerektiriyor.

Değerli arkadaşlar, ülkemizde gerçekten ağır bir yoksulluk yaşanıyor. Böyle dönemde yaşanılan ekonomik sıkıntıların zayıf toplum kesimleri üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak için sosyal hizmetleri geliştirmek, sosyal harcamaları artırmak gerekiyor.

Bakınız, sosyal harcamalarla ilgili olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti bütçesi ile diğer ülkelerin bütçelerindeki rakamları çok kısaca size vermek istiyorum. Bizim sosyal harcamalarımızın toplam devlet harcamaları içerisindeki payı yüzde 25 olarak gözüküyor; ama, bu oran, Amerika'da yüzde 56, Avrupa Topluluğu ülkelerinden Almanya'da yüzde 70, Finlandiya'da yüzde 55,3; Hollanda'da yüzde 64, İsveç'te yüzde 53, Yunanistan'da yüzde 35; gelişmekte olan ülkelerde ise, Arjantin'de yüzde 63, Meksika'da yüzde 48, Şili'de yüzde 71, Malezya'da bile yüzde 42.

Değerli arkadaşlar, yoksulluk, başta maddî olmak üzere insanının yaşadığı zamana göre belirlenen asgarî ihtiyaçların karşılanamaması demektir. Gerçekten en önemli açlık nedeni olan yoksulluğu Mahatma Gandi "yoksulluk, şiddetin en kötü formudur" diye tanımlıyor. Gerçekten, bugün ülkemizde yaşadığımız şiddet olaylarının, hepimizin yüreğini burkan o tinercilerin işlediği cinayetlerin, spor müsabakalarında hepimizin nefretini kazanan o ölümcül vakaların hepsinin altında yatan acı gerçeği araştırdığınız zaman, yoksulluğun, açlığın, işsizliğin etkilerini görürüz. O nedenle, Türkiye'de, sosyal devlet anlayışını bir güzel tanımlamaya ihtiyaç vardır. Hükümet edenlerin, her kim olursa olsun, hangi siyasal parti iktidar olursa olsun, sosyal devleti zekât devleti gibi görme, iane verme, ramazan çadırlarında iftar sofralarına gazetecilerden, televizyonculardan habersiz gidiyormuş gibi gidip, onlarla o iftar sofrasına oturma anlayışından uzaklaşması gerekiyor, yurttaşlarımızın onurunu incitmemesi gerekiyor.

ALİM TUNÇ (Uşak)Bir de siz gidin!

İZZET ÇETİN (Devamla)Biz de gideriz.

ALİM TUNÇ (Uşak)Tamam.

İZZET ÇETİN (Devamla)Hiç kimse hiçbir şeyi istismar etmesin; sosyal devlet anlayışınızı gözden geçirme açısından bunları söylemeye ihtiyaç duyuyorum.

Değerli arkadaşlar...

SALİH KAPUSUZ (Ankara)Bu hükümetin sosyal devlet olarak hiç mi hizmeti yok?!

İZZET ÇETİN (Devamla)Değineceğiz... Merak etmeyin...

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

26 konuşma daha · 1 Aralık 2004

26 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook