İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 113. BİRLEŞİM · SALI

İslam ülkeleri standartlar ve metroloji enstitüsü (smııc) tüzüğünün onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun (s.s.:469)

Kamer Genç

Tunceli Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 113. Birleşim · 4. yasama yılı · 8 Haziran 2010 · 2.085 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma

Kaynak göster

Kamer Genç (CHP), 8 Haziran 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İSLAM ÜLKELERİ STANDARTLAR VE METROLOJİ ENSTİTÜSÜ (SMIIC) TÜZÜĞÜNÜN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN (S.S.:469)); konuşma 2.085 kelime.

Kamer Genç (CHP, Tunceli). “İslam ülkeleri standartlar ve metroloji enstitüsü (smııc) tüzüğünün onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun (s.s.:469)”. TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim tutanağı, 8 Haziran 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kamer-genc-23-2010-06-08-islam-ulkeleri-standartlar-ve-metroloji-enstitusu-smiic-tuzugunun-on (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA KAMER GENÇ (Tunceli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İslam Ülkeleri Standartlar ve Metroloji Enstitüsü Tüzüğünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.

Tabii ki, Cumhuriyet Halk Partisi adına aldığım bu ilk söz. Elbette ki Cumhuriyet Halk Partisinin bu ülkeye yapacağı hizmetler ve bu memleketin sorunlarına karşı bir çıban olmuş bir siyasi iktidara karşı vereceği mücadele sonunda Cumhuriyet Halk Partisini en kısa zamanda iktidara getireceğini de size müjdelemek istiyorum.

Şimdi, değerli milletvekilleri, Yüce Peygamberimiz İslam dinini kurduktan sonra hac mevsimini neden ilan etmiş, yaratmış? Hacda önemli olan, İslam ülkeleri birbirini tanıyacak, gidecek Mekke’ye, hacda birbirlerini tanıyacak, dolayısıyla İslam ülkeleri arasında ticareti geliştirecek, birbirlerini tanıyacak ve birbirlerine yardımcı olacak. Bu esas, Yüce Peygamberimizin öngördüğü ve gerçekten çok kutsal duygularla ve İslam ülkeleri arasında birliği, bütünlüğü, ahengi sağlamak üzere getirilen bir kuraldır.

Bu kural, tabii, İslam ülkeleri zamanında tarikatlara, cemaatlere, çeşitli şeylere ayrılınca o güzelim prensipler takip edilmemiş. Keşke takip edilseydi İslam ülkeleri bir birlik olsaydı ve İslam ülkeleri, ekonomisiyle, teknolojisiyle ve her yönüyle birbirlerine destek olsaydı, elbette ki aşağı yukarı elli yediye yakın -benim bildiğim kadarıyla- İslam ülkesi dünyada bir güç oluşturacaktı ve bu gücün yarattığı kuvvet ve başarı ile inanıyorum ki İslam ülkeleri de birtakım emperyalist güçlerin uşakları, piyonları olmayacaklardı ve dünyada güçlü bir blok oluşturacaklardı.

Şimdi, değerli milletvekilleri, tabii, uluslararası anlaşmalar, biliyorsunuz, hukukumuzda çok önemli bir hiyerarşik yapıya sahiptir. Uluslararası anlaşmalar, kurallar hiyerarşisinde Anayasa’dan sonra, kanunlardan önce geliyor. Bir hukuk devleti olarak, bir uluslararası cemaatin bir üyesi olarak, onurlu bir üyesi olarak yaptığımız uluslararası anlaşmaların Türk hukuk sistemine getirdiği bir disiplin var, bir demokrasinin standartları var, demokrasinin seviyesi var. Fakat, ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti devleti bugün, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bir üyesi olması, Birleşmiş Milletler temel hak ve özgürlüklerin bir üyesi olması ve birçok uluslararası özgürlükler bildirisine imza atmasına rağmen, Türkiye’de AKP İktidarıyla beraber, Türkiye’de rejim karanlıklara gitmiş, dikta rejimi gelmiş, temel hak ve özgürlükler rayından saptırılmış, insanlar arasında ayrım yapılmış, kamu hizmetlerine alınmada insanlar âdeta “bendensin”, “sendensin” diye -bir sürü şeyleriyle beraber- Türkiye’de gerçekten çok sıkıntıya uğratılmış, âdeta yargı ve hukuk devleti ortadan kaldırılmış, hak arama özgürlükleri en büyük boyutlarıyla ortadan kaldırılmış. Bir AKP İktidarıyla karşı karşıyayız.

Şimdi, değerli milletvekilleri, biz şimdi bu saatte niye çalışıyoruz burada, niye çalışıyoruz? Şimdi, bakın, sizin liderleriniz, Abdullah Gül, işte, Tayyip Erdoğan, şimdi, saraylarda çok keyif çatıyorlar ve size de diyorlar ki: “Aman ha bu kanunları haziran ayında çıkarın.” Çünkü, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışması onlar için çok büyük bir yük. “En kısa zamanda, haziran ayında Meclisi tatil edelim.” Çünkü, Türkiye Büyük Millet Meclisi eğer faaliyette bulunursa Tayyip Bey’le Abdullah Bey çok rahatsız olacaklar. Niye rahatsız olacaklar? E çünkü en azından burada, Meclis çalışırken ülkenin birtakım sorunları dile getirilecek, yapılan yolsuzluklar dile getirilecek, ihalelerde, işte vurgunlar, talanlar dile getirilecek. E şimdi, Meclis tatil olunca ne olacak? Bunlar bir yerde dile getirilmeyecek. Zaten basını ürkütmüş Tayyip Bey. Basında bir tek doğru dürüst haber çıkmıyor. Bir kısım basın mensuplarını ihalelerle susturmuşlar. Birçok televizyon kanallarının sahiplerini biliyoruz, çok yüklü miktarda ihaleler vermişler arkadaşlar. Bir kısmı zaten vergi korkusuyla susturulmaya çalışılıyor. E şimdi, Meclis burada çalışırsa tabii ki muhalefet partileri Türkiye’deki sorunları dile getirecek. E niye dile getirsin canım? İşte 1 Temmuzdan 1 Ekime kadar üç ay, Meclis, en azından bu Hükûmet kendisini şeyden kurtaracak, kamuoyundaki meydana gelen tenkitlerden kurtaracak.

Ayrıca da tabii, Tayyip Bey şimdi bir Anayasa değişikliği yaptı. Kulağımıza çok şeyler geliyor, onları zaman içinde şey edeceğiz. Böyle çok gerçekten nahoş olan sesler geliyor. Bu oylamalarda kimlere neler vadedildiği, İstanbul’da neler, yeşil alanlar, ne gayrimenkuller vadedildiği kulağımıza geliyor. Onları, bir ara, sonra izah ederiz de.

Şimdi, bakın Tayyip Erdoğan’a bir anayasa verelim. Yahu Tayyip Bey, diyor ki: “Ben halka gideceğim. Siz mahkemeye gidiyorsunuz.” Peki, senin o yemin ettiğin Anayasa’da ne diyor? Meclislerde çıkardığın yasalar, evvela, eğer Anayasa’ya, hukuka aykırıysa Anayasa Mahkemesine gidersin. Anayasa Mahkemesi bir hukuk kurumudur. Anayasa Mahkemesi müracaat edilmekten utanç duyulacak bir kurum değil ki. Yani burada gerçekten seviye itibarıyla bu kadar düşük bir söz edilebilir mi? Anayasa Mahkemesi Türk hukuk sisteminin bir parçasıdır ve burada, eğer bir kanun çıkarsa veya Anayasa da olsa orada Anayasa yolu tıkanmamıştır, Anayasa’da değişiklik de olabilir. Dolayısıyla gideceksiniz Anayasa Mahkemesine ve şekil bakımından da 110 milletvekilinin Anayasa Mahkemesine müracaat etme hakkı var, anayasal bir hak. Diyor ki: Ben halka gideceğim. Yahu sen getirdin de halka… Bu memlekette, evvela, hakikaten hukukta yapılan bir garabet, eğer bir hukuksuzluk Anayasa Mahkemesi tarafından düzeltilecekse dur da orada düzelsin, en azından 200 trilyon lira referandum parası gitmesin bu memleketin. Zaten ekonomiyi çökerttiniz, hiç olmazsa orada 200 trilyon liralık da bir masraf gitmesin bu memlekette. Yani bunu niye şey ediyorsunuz?

Şimdi bakın, ben zaman zaman sizin arkadaşlarla konuşuyorum, diyorum ki: Arkadaş, siz otuz tane madde Anayasa değişikliği yaptınız. Bu otuz Anayasa değişikliği maddesinden bir tanesini söyleyin ya, bir tanesini söyleyin de deyin ki: Biz bu Anayasa’nın şu maddesine bilerek oy verdik. Bakın arkadaşlar, inanınız ki çoğunuz bilmiyorsunuz. Neden bilmiyorsunuz? Şimdi, Hâkimler ve Savcılar Kurulunda Yargıtaydan ve Danıştaydan gelen 5 üye var. Şimdi, bu arkadaşların bir kısmı daha iki sene, bir iki tanesi de üç sene hâlâ o görevde görev yapacak. Bakın, açın okuyun, Anayasa’nın, yani sizin getirdiğiniz 19’uncu maddeyi okuyun. Ne diyorsunuz? Efendim, bu Anayasa referandumda kabul edilir edilmez hemen bir ay içinde ve o bir ayın da sonrasında on beş günün içinde, yani bir buçuk ay içinde onların yerine seçim yapacaksınız. Ben Abdullah Gül’e -bakın, 2 defa basın toplantısı yaptım- dedim ki: Yahu hiç olmazsa doğru dürüst bir iş yap kardeşim. Yani sen bir hukuk adamı değilsin de yanındaki o hukukçulara söyle, en azından doğru dürüst bir iş yapın. Yani sayın milletvekilleri, üç sene sonra Yüksek Seçim Kurulunda görevi dolan Danıştay ve Yargıtaydan gelen üyelere siz bugünden nasıl seçim yaparsınız? Yahu böyle bir saçma sapan, mantıksız, akılsız, izansız bir Anayasa değişikliği yapılır mı? Ondan sonra… E dur, o zaman zaten, eğer o üyenin zamanı, süresi dolduğu zaman orada normal olarak Anayasa hükümleri işleyecek ve onun yerine seçim yapacaksınız. Bunu yapmadı. Ne yaptınız? Getirdiniz üç sene sonra dolan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun Danıştaydan ve Yargıtaydan gelen üyelerinin yerine bugün seçim yapıyorsunuz, yani referandumdan bir buçuk ay sonra seçim yapacaksınız. Ya böyle bir şey olur mu arkadaşlar?! Bunun mantığı, bunun aklı, izanı var mı? Getirdiğiniz Anayasa’nız da yemin ettiğiniz Anayasa. Diyorsunuz ki: “Efendim, bu hâkimlerin aylık ve ödenekleri kanunla belirlenir.” Peki, siz getirmişsiniz, Anayasa’ya koymuşsunuz, efendim Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerine 30 bin yan gösterge koymuşsunuz. Bu ödenek. Şimdi, arkadaşlar, bakın, siz burada istediğiniz zaman bir günde bir kanun maddesini çıkarırsınız, hatta bir günde de değil. Peki, siz Anayasa değişikliğini yaptınız, hemen ertesi gün Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerine 30 bin yan gösterge getirebilirsiniz. Yani, bakın, birileri sizin elinize vermiş, sizin değil, liderlerinizin eline vermiş, o da virgülüne dokundurmuyor. Ya olmaz arkadaş! Bu virgülüne dokunmama… Yani Türkiye’de hukuku yok ediyorsunuz. Olur mu yani! Abdullah Gül, sen Cumhurbaşkanı sıfatıyla Köşk’te bir Anayasa tetkikini yaparken, el merhamet ya, hiç olmazsa bir hamalda olması gereken bir hukuk nosyonuna sahip olan insanları yanına al da doğru dürüst… Bu kadar saçma sapan maddeyi onaylama. Dedim ki, hiç olmazsa Meclise geri gönder de, ya hiç olmazsa bu yüz karası metin Anayasa’dan çıksın.

Değerli milletvekilleri, yani gerçekten yaptığınız hiçbir şeyde doğru dürüst bir uygulama yok, Türkiye Cumhuriyeti devletinin menfaatini koruma yok. Sadece çıkıyorsunuz, kendi kendinize böbürleniyorsunuz. Bağırıyor Tayyip Bey. Bağır bağır bağır… Ya ne bağırıyorsun! Öyle bağırma ya! Kimsenin karşında korktuğu morktuğu yok.

Bakın, İskenderun’da 6 erimiz şehit oldu, 7 erimiz de yaralandı. Şimdi, bir sorumluluk sahibi bir hükûmet ne yapardı? Daha saat aşağı yukarı herhâlde on bir civarlarıydı. Şimdi, o askerlerimiz şehit olduğu zaman, sorumluluk sahibi bir Hükûmet, bu Marmara gemisi ve adamlarına diyebilirdi ki “Ya arkadaş, bu memleketimizde en azından 6 tane aileye ateş düştü, o kadar askerlerimiz de yaralı. Bırakın şimdi bu İsrail’i; nereden çıkardınız? Bunu bir başka zaman getirin.” Yok, kimsenin umurunda değil. Çünkü asker öldü mü onlar için pek öyle değer ifade eden bir şey yok. Ne olacak? Çünkü, bunların hangi düşüncelerle kaynaklandığını da biliyoruz.

Bakın, şimdi İsrail’i biliyoruz. İsrail diyor ki “Ben, arkadaş, terörist devletim ya.” Şimdi, ben, İsrail’in tabii ki o terörist hareketini şiddetle kınıyorum ama arkadaşlar, biz Türkiye Cumhuriyeti devletinin eğer şanına şöhretine uygun bir hükûmetsek, eğer Türkiye Cumhuriyeti devletinin haysiyetini düşünen bir hükûmetsek, “Arkadaş, sen benim 9 tane vatandaşımızı öldürttün, o kadarı da yaralı. Ben de sana bunun hesabını soracağım.” dersin, değil mi? Ne oldu? Ne oldu arkadaş?

Şimdi, arkadaşlar, bakın, ben geçmişte burada bir misal verdim. Getirmişler maymuna bir şeftali vermişler, şeftaliyi önce yutmadan arkasına getirmiş, acaba ben bu şeftalinin çekirdeğini çıkarır mıyım demiş. Tayyip Bey, çekirdeğini çıkaramayacağın şeftaliyi yutma arkadaş, yutma, yutma ya. Bu memleket, bu kadar ucuz kazanılmış bir memleket değil. Bu memleket, İstiklal Savaşı’nı kazanmış millettir. Bu millet, yedi düvele karşı mücadele etmiş bir devlettir. Bu millet, Fransızları, İngilizleri, ondan sonra İtalyanları, Yunanlıları bu memleketten kovmuş bir millettir, çok acil bir milletir. Sen, şimdi, o İstiklal Savaşı’nda kazanılan, o yüce itibarı kazanan bu Türkiye Cumhuriyeti devletini hangi yüzle ve hangi sıfatla bu kadar uluslararası düzeyde düşük gösteriyorsun? Bu kadar utandıracak bir şey yapıyor.

Şimdi, değerli milletvekilleri, bunları bizim düşünmemiz değil, hepimizin düşünmesi lazım. Bu Türkiye Cumhuriyeti hepimizin devleti. Ben otuz senedir bu salondayım ama bu salon bugüne kadar, millî menfaatler konusunda bu kadar suskun olmamıştı, millî menfaatleri yok eden iktidarlara karşı bu kadar suskun olmamıştı. Size büyü mü yaptılar, ben anlamıyorum. Gerçekten büyü yaptılar ya! Böyle bir şey olur mu arkadaşlar? Ya, bir kişi milletvekilliğine gelebilir, tamam ama o milletvekilliği yeminine uygun hareket etmek, ondan sonra o milletvekili seçildiği milletin haysiyetini ve onurunu korumak, ona paralel hareket etmek ve milleti yüceltmek hepimizin görevi, bir kişinin değil ki herkesin görevi. Şimdi ne olduk sayın milletvekilleri, hani İsrail’i hizaya getirecektik? Şimdi çıkıyor Tayyip Bey, bir gürlüyor, biz de zannediyoruz ki bir şey yapacak. Sonra bir bakıyorsun, yelkenleri düşürmüş. Böyle olmaz arkadaşlar.

Bakın, biz Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak… Bizim şimdi, tamam… Diyor ki Tayyip Bey: “Efendim, Gazze ile İstanbul’un kaderi bir.” Nasıl bir kardeşim ya? Gazze Filistin’in bir kenti, İstanbul Türkiye Cumhuriyeti devletinin kenti. Nasıl bunun kaderi bir olur arkadaşlar, nasıl beraber olur? Yani, biz şimdi… Sen 67’den beri Gazze’de ambargoyu kaldırmamışsın, o insanlar bugüne kadar o işkenceler altında inim inim inlemiş, ondan sonra ses çıkarmamışsın, sekiz yıldır da iktidardasın, sonra da bir Fazilet Partisi… Fazilet değildi, pardon, Kurtulmuş’un partisi… (CHP ve MHP sıralarından “Saadet” sesleri) Neyse, Saadet Partisi. Ondan sonra, bu “one minute”ten önce, arkadaşlar, İstanbul’da bir miting yaptı. Yine bu Gazze olayları vardı orada, İsrail Gazze’yi ezdi ama Tayyip’ten bir şey çıkmadı, Tayyip Erdoğan’dan. Sonra gitti, Saadet Partisi burada bir miting yapınca Tayyip Bey ürktü. Peki, ondan sonra Davos geldi.

Şimdi, değerli milletvekilleri, yani Davos’ta İsrail’le Türkiye arasında bir panel yapılmasını öngören ne vardı? Yani orası bir ekonomik forumdu. O ekonomik forumda, sen gidip de -İsrail ile bizim o zamana kadar çok öyle ekonomik yönlerden karşı görüşlerimiz de yoktu- ondan sonra çıktın orada, sırf Saadet Partisinin İstanbul’da yaptığı o mitingde önceden yaptıkları bir tezgâh nedeniyle, Davos’ta “One minute.” dedin. “One minute” midir, “Un minute” midir? Neyse, Fransızcada da “Un minute”dir.

Şimdi, baktı ki bununla da hâlâ yetinemiyor. Şimdi, Tayyip Erdoğan iktidarı kazanmak için, bırakmamak için gerekirse ayağına da sıkar. Ben korkuyorum, inşallah sıkmaz yani, inşallah sıkmaz.

Şimdi, arkadaşlar, bakın, iktidarlar gelip geçici olur. Şimdiye kadar… Sekiz sene gelmişsin, yeter yahu kardeşim, malını mülkünü edinmişsin, gemilerini almışsın, apartmanlarını almışsın, dünyanın en sayılı zenginlerinden birisisin; bırak, biraz da başkaları bu işe gelsin, yönetsin. Sonra, böyle bir şey olur mu yani? Onun için, gerçekten yani bunları söylerken utanç duyuyorum.

Arkadaşlar, yani bir memleketi bu kadar gerçekten kötü edecek, bu kadar basiretsiz, yönetim şekliyle bu kadar yönetilmez bir duruma getirilmez sayın milletvekilleri. Ben söylüyorum, sizin vicdanınız varsa -vardır ki biliyorum- en azından bunlardan sizin de vicdan azabı çekmeniz lazım.

Peki, biz şimdi İsrail karşısında nasıl bu kadar küçük düşürülebiliriz? Arkadaşlar, hepiniz de yani aklı başında, sorumluluk sahibi insanlarsınız. Peki, o gün yani o Marmara gemisi oraya gönderilmeseydi… O Marmara gemisini kim gönderdi oraya? O yükleri kimler verdi? Onu…

EYÜP FATSA (Ordu)Biz de sizden şüpheleniyoruz Sayın Genç!

KAMER GENÇ (Devamla)Efendim? Ben mi gönderdim? Tabii ben gönderdim! Yani Tayyip Erdoğan’ın iktidarını yıkmak için ben gönderdim tabii. Çok sağlıklı bir teşhis koydunuz!

Yani, şimdi, o gemi gitmeseydi, orada Türkiye Cumhuriyeti devleti bu kadar rencide olmasaydı… Yani olmaması lazımdı. Ama ben şahsen partilerin yerinde olsam bu konuda bir gensoru veririm. Tam gensoruluk bir iş. Arkadaş, Türkiye Cumhuriyeti devletinin itibarını sen yok edemezsin.

Şimdi, bir Ahmet Bey var, Ahmet Davutoğlu, ya bir çıkıyor, bir yerlere gidiyor, sanki bir şeyler becermiş, Sırbistan’a gidiyor, on bir sefer Sırbistan’a gidiyor, Bosna-Hersek’le ilişkisini güya düzenleyecek, on birinci defasında Sırbistan getiriyor Ermeni…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

46 konuşma daha · 8 Haziran 2010

46 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook