İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 99. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Basın kanunu tasarısı ile avrupa birliği uyum ve adalet komisyonu raporu (s.s.456)

Kerim Özkul

Konya Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 99. Birleşim · 2. yasama yılı · 9 Haziran 2004 · 2.339 kelime · yaklaşık 12 dakikalık okuma

Kaynak göster

Kerim Özkul (AK Parti), 9 Haziran 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 99. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BASIN KANUNU TASARISI İLE AVRUPA BİRLİĞİ UYUM VE ADALET KOMİSYONU RAPORU (S.S.456)); konuşma 2.339 kelime.

Kerim Özkul (AK Parti, Konya). “Basın kanunu tasarısı ile avrupa birliği uyum ve adalet komisyonu raporu (s.s.456)”. TBMM Genel Kurulu, 99. Birleşim tutanağı, 9 Haziran 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kerim-ozkul-22-2004-06-09-basin-kanunu-tasarisi-ile-avrupa-birligi-uyum-ve-adalet-komisyonu-rapo (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA KERİM ÖZKUL (Konya)Sayın Başkan, Yüce Meclisin kıymetli üyeleri; hükümetimiz tarafından hazırlanarak Meclis Genel Kuruluna gönderilen Basın Kanunu Tasarısıyla ilgili görüşmelere başlamış bulunmaktayız. Tasarıyla ilgili görüşlerimizi sunmak üzere Grubum adına söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, şahsım ve Grubum adına, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, teknolojinin ilerlemesi, iletişim alanında akıl sınırlarını zorlayan gelişmelerin yaşanması, düşüncenin açıklanmasını ve yayılmasını sıradan sınırların ötesine taşımıştır. Bilgi paylaşımı ve bilginin yayılmasının kolaylaşması, kitle iletişim araçlarında yaşanan ilerleme, medyanın daha geniş kitlelere daha hızlı ulaşabilmesi gibi gelişmeler, basın özgürlüğü konusunun bütün modern toplumlarda benimsenmiş normlar seviyesine çıkarılmasını zorunlu kılmıştır. Bu bağlamda, basını özgür kılmak, basın aracılığıyla bilgi edinen tüm insanların da beklentisi olmuştur. Basın özgürlüğü, gerçekleri öğrenmek özgürlüğüne sahip bireyler ve kitleler için de temel bir hak niteliğindedir; fakat, burada belirtilmesi gereken bir nokta var ki, o da, bu hakkın, sadece benimsenen düşünceler için değil, halkın bir kısmı tarafından benimsenmeyen, hatta endişe verici olarak değerlendirilen düşünceler için de gerekli olduğudur; zira, demokratik, hoşgörülü ve özgürlükçü toplum bilinci bunu gerektirmektedir.

Düşünceye tahammül bile edilemeyen, kendi düşünceleri dışındaki görüşlere yaşam hakkı tanınmayan toplumların ne kadar demokratik olduğu, tartışmasız ortadadır!.. Öyleyse, beğenilen ya da beğenilmeyen bütün düşünce ve bilgilerin halkın takdirine sunulması, sadece basın için değil, vatandaş için, hatta demokrasiler için de bir zarurettir.

Yukarıda ifade ettiğim gibi, düşüncelerin özgürce ifade edilmesi, bir toplum için olmazsa olmaz koşullardandır. Düşüncenin yayılması ve toplumda kullanılması, demokrasi kültürüne olduğu gibi, toplumlara da canlılık kazandırır. Düşünceyi açıklamak ve yayılması önündeki engelleri kaldırmak ne denli önemliyse, başkalarına zarar vermesinin önlenmesi, kişilik haklarına, toplumun temel değerlerine, inançlarına saygılı olmasını sağlamak da o kadar önemlidir. Bu doğrultuda, düşünceyi açıklamanın da, toplumun temel değerlerine saygılı olmanın esas ölçütü olduğu kuşkusuzdur; ancak, toplumun temel değerleri korunurken, resmî makamlarca yapılacak müdahalenin en aza indirgenmesi de oldukça önemlidir. Hatta, müdahaleye, sadece, özgürlüğün kötüye kullanılmasına müsaade etmeyecek kadar izin verilmesi gereklidir.

Sayın Başkan, Meclisimizin kıymetli üyeleri; bireysel özgürlüğün ne denli önemli olduğunu hepimiz biliyoruz; fakat, şunu da belirtmeliyim ki, günümüzde bireylerin düşüncelerini açıklama özgürlükleri önemini yitirmiş ve kitle iletişim araçları ciddî bir güç kazanmıştır. Kitle iletişim araçlarının önem kazanması, bilgi akışına hız kazandırmıştır; fakat, bu gelişmeler, gücün dengesiz ve şahsî çıkarlar uğruna kullanılması gibi bir tehlikeyi de beraberinde getirmiştir. Kitle iletişim araçlarının tekelleşmesi ve çıkar grupları tarafından kullanılması halinde, güçlerini halktan almayan yeni iktidarların oluşması hiç de zor olmayacaktır. Bu durumda, ortaya çıkan yönetimler, halkın sorunlarını ve yaşanan dengesizlikleri ortadan kaldırmak yerine, daha ciddî farkların oluşmasına sebep olacaklardır. Bu durum ise, kültürel çarpıklıklara, toplumsal gerginliklere, siyaset kurumunun itibar kaybetmesine, yasama ve yürütme makamlarına duyulan güvenin zafiyetine, şiddet eğilimlerine ve yabancılaşmaya neden olabileceği gibi, medyanın inandırıcılığını kaybetmesini de beraberinde getirecektir.

Yukarıda saydığım gerekçeler, kitle iletişim araçlarının sahipliği ve saydamlığı konusunda bazı tereddüt ve önlem alma gerekliliğini zorunlu kılmaktadır. Toplum, kamuoyu oluşturan yazılar ve sözlerin arkasındaki kişi ve menfaatları bilmek istemektedir; ki, bu talebin, basının şeffaflığı açısından oldukça haklı bir istek olduğu ortadadır.

Tabiî, burada şu noktaya da değinmek isterim: Böyle bir yasa çalışmasında yasanın muhatabı olan her kesimi memnun etmenin de ne kadar güç bir iş olduğunu, gerek Genel Kurulumuz gerekse halkımız takdir edecektir. Şimdi, iktidar olarak öyle bir yasa hazırlayacaksınız ki, bu yasa, gerek basın kuruluşları ve çalışanlarının haklarını koruyacak gerekse toplum özgürlüğü ve kişilik haklarının güvence altına alınmasını sağlayacak ve üzerinde maksimum uzlaşma olacak bir yasa modeli olma özelliklerini üzerinde taşıyacak. Bu uzlaşmanın sağlanması ne kadar zor olsa da, önümüze getirilen tasarıda bu hususun maksimum olarak sağlandığını görmekteyiz.

Bu uzlaşmaya dayalı olarak, toplumun haber alma özgürlüğü merkezinde, düşünen kanun koyucular, iletişim araçlarının en önemlisi olan basınla ilgili basın özgürlüğünü ayrı bir özgürlük türü olarak düzenlemeyi uygun görmüşler ve Anayasanın 28 inci maddesinde bulunan "basın hürdür, sansür edilemez" ifadesiyle bu anlayışı perçinlemişlerdir.

Basın özgürlüğü önündeki ciddî bir tehlike de, basının iktidarlar tarafından kullanılmasıdır. Bu bağlamda "basın hürdür, sansür edilemez" düzenlemesindeki amaçlardan birisi de, iktidarlar tarafından basının etkilenmesi ve baskı altında tutulmasını engellemek, basının özgür kalmasını sağlamaktır.

Yüce Meclisimizin sayın üyeleri, Türkiye, son dönemde ciddî bir demokratikleşme sürecine girmiştir. Bu anlayış, toplumsal yaşamın her alanını olumlu etkilemektedir. Muhalefet ve İktidar, elbirliğiyle, Avrupa Birliğine uyum için gerekli düzenlemelerin Meclisimiz tarafından kabul edilmesini sağlamış, böylece, demokratikleşmenin gelişmesi sağlanmış ve Avrupa Birliğine ülkemiz bir adım daha yaklaştırılmıştır. Avrupa ve dünyayla pek çok alanda entegrasyona önem veren hükümetimiz, pek çok uluslararası sözleşmeye de taraf olmuştur. Ülkemizde demokrasi kültürüne katkıda bulunacağını umduğum bu sözleşmeler nedeniyle, yeni bir basın kanununun yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır.

İşte bütün bu gerekçelerden dolayı, toplumsal yaşam ve iletişim hayatımız için oldukça önem arz eden Basın Kanunu Tasarısını Genel Kurulun gündemine getirmiş bulunmaktayız; yasanın çıkması halinde, şimdiden, hayırlı olsun diyorum.

Değerli arkadaşlar, basın özgürlüğü, yukarıda da ifade ettiğim gibi, gelinen nokta itibariyle, artık, salt basını ilgilendiren bir konu olmaktan çıkmış ve toplumun her kesimini alakadar eden bir hal almıştır. Bunu sağlayan ise, birey ve toplumun haber alma özgürlüğüyle ilgili hassasiyetlerin gerekli olduğu şekilde artması ve önem kazanmasıdır. Yasa koyucuların, vatandaşın bilgiye ulaşması yönündeki engellerin kaldırılmasından sorumlu olduğu hiç şüphesiz bir gerçektir. Nitekim, bilgi edinme hakkıyla ilgili Meclisimizden geçtiğimiz günlerde çıkan yasanın da, Basın Kanunuyla direkt ilişkisi olduğu düşüncesindeyim. Vatandaşımızın yaşamını kolaylaştıran pek çok çalışma birbirini izlemektedir.

Ayrıca, yıllardır her hükümetin temel hedefi olan, ancak ilk defa bu kadar yaklaşmayı başardığımız Avrupa Birliğiyle ilgili de, gerek Meclis olarak gerekse hükümet olarak, muhalefetle birlikte ortaya koyduğumuz efor ortadadır. Pek çok yasal düzenlemede bu bakış açısına maksimum dikkati gözettiğimiz açıktır. Basın Kanununda da, Avrupa Birliği ülkelerinin basın kanunları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararları, Avrupa Komisyonunun basın uzmanları grubunun görüşleri, bizim çalışmalarımızda da gözönüne alınması gereken hususların başında geliyordu; ki, bu hazırlanan tasarıda bu hassasiyeti görebilmekteyiz. Yapılan çalışmaya Avrupa Birliği uyum sürecinin de ışık tuttuğu da görülebilmektedir.

Yasada, yine dikkat edilen bir nokta, toplumsal mutabakatın sağlanması noktasıdır ki, gerek Sayın Bakanın tasarı komisyonda görüşülürken ifade ettikleri gerekse pek çok meslek örgütünün yasa hakkındaki olumlu görüşleri, bu hususun dikkate alındığını göstermektedir.

Yine, Sayın Bakanın ifadelerinden, önümüze gelen metnin hazırlanma sürecinin uzunca bir zaman aldığını ve yasaya taraf olan tüm kesimlerin dinlenildiğini ve yasa hakkında görüşlerine başvurulduğunu; bu çerçevede, toplumsal mutabakatın sağlanmasına azamî derecede hassasiyet gösterildiğini de anlayabiliyoruz.

Kıymetli arkadaşlar, konuşmamın başında, neden yeni bir basın kanununa ihtiyacımız olduğuna dair birkaç temel meseleye değinmeye çalıştım. Bu noktaya şunu da eklemek isterim: Şu an yürürlükte olan Basın Kanunu, 1950 yılında çokpartili hayata geçişin hemen ardından yapılarak çıkarılmış bir kanundur. Elbette, günün şartları açısından oldukça sağduyulu olduğuna ve yine, toplumun ihtiyaçlarına göre düzenlenmiş olduğuna dair hiç şüphe taşımıyorum; fakat, ilerleyen dönemlerde, kanuna yapılan birtakım eklemeler ve demokrasinin kesintiye uğraması sonucu yapılan düzenlemeler bu kanunun bütünlüğünü bozmuş, sonuçta ortaya çıkan kanunun son şekli, basın özgürlüğünü kısıtlayan garip bir hal alarak bugüne kadar gelmiştir.

Değerli arkadaşlar, medya konusu oldukça geniş bir kapsam ifade etmektedir. Nitekim, Türkiye'de, medya hukuku, basın hukuku, oldukça dağınık bir görüntü içerisindedir.

Bunun yanında, basın çalışanlarıyla ilgili birtakım düzenlemelerin gerekliliği de ortadadır. Nitekim, hükümetimizin bu konudaki çalışmayı da yakın zamanda önümüze getireceği konusunda hiç şüphem yoktur.

Bu yasanın hazırlanma aşamasında ve komisyon çalışmaları sırasında sık sık dile getirilen birkaç konu var ki, izin verirseniz, onlara da kısaca değinmek istiyorum.

Basın Yasasının yanında, Türkiye, acilen, bir RTÜK yasasına da ihtiyaç duymaktadır; temennim, bu konudaki düzenlemelerin bir an evvel yapılması doğrultusundadır.

Basında tekelleşmeyle ilgili endişeleri sık sık dile getiren halkımızın, bu yasa da, beklentisi haline gelmiştir. Ayrıca, hükümetimizin bu konuyla ilgili hazırlıkları olduğunu da bilmekteyim.

Bu çalışmalardan sonra ise, TRT kanununun gündeme geleceği, yine, Sayın Bakanın bize komisyonda aktardığı bilgiler arasında yer almaktadır.

Basın özgürlüğünü ele alan ve toplumun bilgi alma ihtiyacını ve haklarını gözeten bu yasaların ardından yapılacak diğer düzenlemelerle, medya ve iletişim alanında özgürlüklerin pekişmesi ve toplumun haber alma haklarının güvence altına alınmasıyla ilgili tüm çalışmalar nihayete ermiş olacaktır.

Değerli arkadaşlar, Basın Kanunu Tasarısıyla ilgili bazı görüşlerimi aktardıktan sonra, kanunun neler getireceğine ve bunların sonuçlarıyla ilgili birtakım konulara da değinmek istiyorum.

Bildiğiniz gibi, yasanın en başında, basın özgürlüğünün tanımı değiştirilmektedir. Bu değişim, basın özgürlüğü konusundaki tartışmalara nokta koyacak şekilde yapılmıştır. Basın özgürlüğü, objektif bir şekilde tanımlanarak netleştirilmiştir. Bu çerçevede, bu özgürlüğün, bilgi edinme, yayma, eleştirme ve eser yaratma haklarını içerdiği vurgulanmaktadır.

Yine, basın özgürlüğüyle ilgili hususlar düzenlenirken, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10 uncu maddesi esas alınmıştır. Özet olarak, basın özgürlüğüne, bu maddedeki düzenlemelerle, uluslararası bir standart getirilmektedir.

Komisyonda tartışılan ve üzerinde durulan konulardan bir tanesi de, sorumlu müdürlük konusudur. Eski yasada, sorumlu müdür olunabilmenin kriterleri oldukça karmaşıktı; fakat, yapılan çalışmayla, sorumlu müdür olunabilirlik şartı, Avrupa Birliği normları gözetilerek yeniden ele alınmış ve öncelikle sorumlu müdürlük için önkoşul olan 21 yaş kısıtlaması 18 olarak değiştirilmiştir. Bunun dışında, bir kişinin sorumlu müdür olabilmesi için, kamu hizmetlerinden yasaklı olmama ve en az ortaöğretim veya dengi bir eğitim kurumundan mezun olması dışındaki bütün engeller ortadan kaldırılmıştır.

Basın Kanunu Tasarısında ele alınan ve önemli olduğunu düşündüğüm bir başka husus ise, cezalar konusudur. Yasa tasarısında, cezaî sorumluluklar da yeniden ele alınmış ve eser sahibi sorumlu kabul edilmiştir. Bu çerçevede, basılmış eserler yoluyla işlenen suçun yayım anında oluşacağı, süreli ya da süresiz yayın yoluyla işlenen suçlarda ise eser sahibinin sorumlu tutulması öngörülmüştür. Süreli yayınlarda eser sahibinin belli olmaması veya yayım sırasında ceza ehliyetine sahip bulunmaması ya da yurt dışında bulunması nedeniyle Türkiye'de yargılanamaması veya verilecek cezanın, eser sahibinin diğer bir suçtan dolayı kesin hükümle mahkûm olduğu cezaya etki etmemesi hallerinde ise, sorumlu müdürün sorumlu olacağı; ancak, bu eserin sorumlu müdürün karşı çıkmasına rağmen yayımlanması halinde ise, bundan doğan sorumluluğun yayımlatana ait olacağı belirtilmiştir.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; basın kuruluşlarımızın sık sık şikâyetçi oldukları ve bürokrasi nedeniyle güçlük yaşadıkları bir başka alan ise, beyannameler konusudur. Şu anda yürürlükte olan yasada beyannameyle ilgili birtakım karışıklıklar bulunmaktadır. Yasayı okuduğumuzda, mülkî amirlere teslimi açıkça yazılmasına rağmen, ayrıntılarla ve yapılan değişikliklerle beyanname verilmesi ve sonrasıyla ilgili işlemler karışık bir hal almıştır. Bu durum gözönünde bulundurularak, yeni yasada beyanname verilmesine de bir kolaylık getirilmiş, beyannamenin ve basılmış eserlerin Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edilmesi yeterli görülmüştür. Bu düzenlemeyle, beyanname verilmesi bir işleme indirilerek süreçte kolaylıklar sağlanmıştır.

Yeni yasanın getirdiği önemli düzenlemelerden bir tanesi de, gazetecilerin, haber kaynaklarını açıklama ve mahkemede tanıklık yapmaya zorlanmaması konusudur. Getirilen düzenlemeyle, süreli yayın sahibi, sorumlu müdür ve eser sahibi, bilgi ve belge dahil her türlü haber kaynaklarını açıklamaya ve bu konuda tanıklık yapmaya zorlanamayacağı kesin olarak belirtilerek, gazeteciler bu konuda rahatlatılmıştır. Basılmış eserler yoluyla işlenen fiillerden doğan maddî ve manevî zararlardan dolayı süreli yayınlarda eser sahibi ile yayın sahibi; süresiz yayınlarda ise, eser sahibi ile yayıncının sorumlu olacağı belirtilmiştir.

Değerli arkadaşlar, bütün bu yeniliklerin basınımıza açılımlar kazandıracağını, hiç kuşkusuz, hepiniz takdir edeceksiniz; fakat, en çok üzerinde durulması gereken konulardan bir iki hususun üzerinde durmak istiyorum. Bunlardan bir tanesi, düzeltme ve cevap hakkı konusudur. Hepimiz biliyoruz, belki, aramızda da bu konuda mağdur edilen sayın arkadaşlarımız bile vardır. Manşetten verilen ve arkası iyi araştırılmadan ortaya atılan kimi iddialar, haberin muhatabını mağdur pozisyona düşürdüğüne pek çok defa şahit olduk. Ortaya atılan iddiaların tekzip edilmesine rağmen, gazetenin en ücra noktasında, hiç dikkat edilmeyecek sayfalarında yayımlandığını defalarca gördük. Bu yasada, bu konunun kesinlikle düzeltilmesi gerekliliği ortak kanaat olsa gerek. Nitekim, yasada, bu hassasiyetin gözönünde bulundurulması bizi hayli sevindirmiştir.

Bu çerçevede, yasada da getirilen "süreli yayınlarda kişilerin şeref ve haysiyetini ihlal edici veya kişilerle ilgili gerçeğe aykırı yayın yapılması halinde, bundan zarar gören kişinin yayım tarihinden itibaren iki ay içerisinde göndereceği suç unsuru içermeyen, üçüncü kişilerin hukuken korunan menfaatlarına aykırı olmayan düzeltme ve cevap yazısını; sorumlu müdür, varsa yardımcısı hiçbir düzeltme ve ekleme yapmaksızın, günlük süreli yayınlarda, yazıyı aldığı tarihten itibaren en geç üç gün içinde, diğer süreli yayınlarda, yazıyı aldığı tarihten itibaren üç günden sonraki ilk nüshada, ilgili yayının yer aldığı sayfa ve sütunlarda, aynı puntolarla ve aynı şekilde yayımlamak zorundadır" düzenlemesi, bu tür haber mağdurlarını ciddî şekilde rahatlatmış ve temel hakları da garanti altına almıştır.

Değerli arkadaşlar, alınan tüm önlemlere ve hukukî sürecin sonucuna rağmen düzeltme ve cevabın yayımlanmaması halinde ise, kesinleşmiş hâkim kararına uymayan sorumlu müdürün ağır para cezasına çarptırılacağı hükmü de getirilmiştir. Yasada bulunan bu maddenin pek çok mağduriyeti ortadan kaldıracağı açıktır; zira, gazete, düzeltmeyi bu maddelere aykırı şekilde yayımlarsa, masrafları yayın sahibi tarafından karşılanmak üzere, tirajı 100 000'in üzerinde olan iki gazetede, ilan şeklinde yayımlanmasına da hâkimin karar verebileceği hükmü getirilmiştir.

Tabiî, bu noktada bazı itirazlar da olmuştur. İtirazların odak noktasında, hâkimin, ilan olarak yayımlanmasına karar verdikten sonra, yayımlanacak gazetenin tirajının daha aşağıda, mümkünse, bu rakamın da 50 000 olarak değiştirilmesi noktasında olmuştur. Belki, düşük tirajlı gazetelerin maddî olarak desteklenmesi yönünde yapılan itiraz mantıklıdır; fakat, ortada bir mağduriyet varsa, bunun geniş kitlelere duyurulması açısından "100 000 tirajlı gazete" olarak kalmasının daha adaletli bir düzenleme olacağı kesindir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir başka konu ise, basında tekelleşme sorunudur. Basında tekelleşme denildiğinde, akla, hiç kuşkusuz, birkaç basın organının tek bir şahsın elinde toplanması gelecektir. Bu durumun kötü niyetle kullanıldığında ne denli ciddî tehlikeler içereceği ortadadır.

Benzeri bir durum, basın dağıtım şirketlerinin sahibi olunmasında da yaşanabilmektedir. Dağıtım şirketlerinin tekelleşmesi ve bu alandaki kanunî boşluklar, zaman zaman, kimi gazeteleri yok olma noktasına bile getirmiştir. Şu an Genel Kurulumuzda görüştüğümüz Basın Kanunu Tasarısının bu konuyu yeniden düzenleyerek, dağıtım alanındaki hukuksuzlukların önüne geçmek adına birtakım önlemler alınması benim de beklentilerim arasında idi. Nitekim, beklentilerimizin karşılandığını görebilmekteyim. Yasa kapsamında, basında dağıtım konusunda getirilen düzenlemeyle, süreli yayınların dağıtımını yapan kişiler, kendilerinden dağıtımı istenen yayınları, dağıtımını yaptıkları diğer yayınlar için aldıkları satış fiyatı, tiraj ve sayfa sayısına göre belirlenen dağıtım ücretini aşmayacak bir bedel karşılığında dağıtmakla yükümlü olacaklardır. Bu yükümlülüğe aykırı davrananlar, dağıtımından kaçındıkları yayının toplam bedelinin yarısı oranında ağır para cezasıyla cezalandırılacaklardır.

Süreli yayınları perakende olarak satışa sunan gerçek veya tüzelkişiler, aynı anda, diledikleri kadar dağıtım şirketiyle anlaşıp, diledikleri yayınları satabilecekler; hiç kimse, bu kişilere rakip yayınları satmama yükümlülüğü getiremeyecek ve bu yayınları satmama koşullarına bağlı olan veya bu sonucu doğuracak şartlarda bulunamayacaktır.

23 üncü maddedeki bu düzenlemenin, artık, dağıtım noktasında tekelleşmenin tehlikeli bir boyut olmaktan çıkmasını sağlayacağı açıktır.

Değerli arkadaşlar, yine, 25 inci maddede yapılan yeniliklerle, süreli yayınların dağıtımının durdurulması, makinelere el konulması, yayınların kapatılması gibi uygulamalara da son verilerek, bu konu yeniden ele alınmıştır. Soruşturma için, her türlü basılmış eserin en fazla 3 adedine cumhuriyet savcısı ve gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kolluk kuvvetlerinin el koyabileceği, Türkiye dışında basılan süreli veya süresiz yayın ve gazetelerin, yukarıda belirtilen suçları içerdiklerine ilişkin kuvvetli delil bulunması halinde, bunların, Türkiye'de dağıtılması veya satışa sunulması, Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine, sulh ceza hâkiminin kararıyla yasaklanabileceği şeklinde yeniden düzenlenmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

33 konuşma daha · 9 Haziran 2004

33 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook