Yabancıların çalışma izinleri hakkında kanun tasarısı ile içişleri ve sağlık, aile, çalışma ve sosyal işlerı ( s.s.38)
Bingöl Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 38. Birleşim · 1. yasama yılı · 27 Şubat 2003 · 1.598 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mahfuz Güler (AK Parti), 27 Şubat 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 38. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YABANCILARIN ÇALIŞMA İZİNLERİ HAKKINDA KANUN TASARISI İLE İÇİŞLERİ VE SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLERI ( S.S.38)); konuşma 1.598 kelime.
Mahfuz Güler (AK Parti, Bingöl). “Yabancıların çalışma izinleri hakkında kanun tasarısı ile içişleri ve sağlık, aile, çalışma ve sosyal işlerı ( s.s.38)”. TBMM Genel Kurulu, 38. Birleşim tutanağı, 27 Şubat 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mahfuz-guler-22-2003-02-27-yabancilarin-calisma-izinleri-hakkinda-kanun-tasarisi-ile-icisleri-ve (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA MAHFUZ GÜLER (Bingöl)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu olarak biz, komisyonumuza sevk edilen tasarılar görüşülürken, konuyla ilgili, öncelikle bütün sosyal tarafların görüşlerini almaktayız. Hatta, tasarıların görüşülmesi sırasında, konu, eğer işçi ve işvereni ilgilendiriyorsa, kurulan alt komisyonlarımızda sosyal tarafların bütün temsilcileriyle birlikte, meslek kuruluşlarımız, sendikalarımız, odalar ve diğer tüm sosyal taraflarla görüşmeler ve tartışmalar yapılmakta ve tasarılar, tam mutabakat sağlanarak son şeklini almaktadır. Komisyonumuz, gerçek bir ihtisas komisyonu olarak görev yaparken, AK Partili üyelerin çoğunluğuyla değil, muhalefet-iktidar ayrımı yapılmadan, mümkün olduğunca mutabakat sağlanarak ve genellikle, çoğunlukla değil, oybirliğiyle karar vermektedir. Kısacası, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonumuzda tam bir demokratik platform oluşturulmuştur.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; dünya çalışma hayatında ve sosyal politikalarında, ekonomik gelişmelere bağlı şekilde büyük bir değişim yaşanmaktadır. Bu değişimin özünde üç temel kavram önplana çıkmaktadır. Bunlar; ekonomik anlamda rekabet gücünün, sosyal planda istihdam, işsizlik ve sosyal güvenlik politikalarının, endüstri ilişkileri alanında ise esneklik ve korumacılığın dengeli hale getirilmesidir. Bu üç kavram, birbiriyle iç içe girmiştir. Bunlardan birinin yokluğu, diğer ikisinin de işlevsel hale gelmesine engel olmaktadır. Her üçünün dengeli şekilde uygulanması ise, ülkenin kalkınma sürecini çok hızlı hale getirecek ve bu anlamda, sorunların çözümü, kesimlerarası işbirliği dahilinde daha radikal şekilde gerçekleştirilecektir.
Yukarıda bahsettiğimiz bu sistemler bütünü, gelişmiş ülkelerin tamamında uygulanmakta ve bu yönüyle de bizlere ışık tutmaktadır. Ne yazık ki, ülkemiz, bugüne kadar bahsettiğim üçlü politikaları dengeli şekilde yürütememiştir. Bu nedenle de, ekonomik kalkınmamız, arzulanan seviyede gerçekleşememiştir.
Sayın milletvekilleri, nasıl bir Türkiye devraldık; bunu kısaca size izah etmek istiyorum. Türkiye, dünya rekabet gücü sıralamasında, 1994 yılında 31 inci sırada iken, 2002 yılında 46 ncı sıraya gerilemiştir. Yine, ülkemiz, dünyada doğrudan yabancı yatırım girişleri bakımından 700 000 000-800 000 000 dolar arasındaki göstergesiyle, binde 9-10'luk bir payla en alt sınırda yer almaktadır.
Türkiye, iş ve yatırım yapmaya elverişli ülkeler bakımından, 1995-1999 döneminde 37 nci sırada iken, 2000-2003 döneminde 43 üncü sıraya gerilemiştir ve ne yazık ki, ülkemiz, sosyal güvenlikte OECD ülkeleri arasında sonuncu sırada yer almaktadır. 47 ülke arasında, işgücü verimliliğinde, Şili ve Estonya'dan sonra 38 inci sıradadır.
Bakınız, altyapı yatırımlarında 33 üncü sıraya düşmüşüz, işsizlikte 23 üncü sırada yer almaktayız, insanî gelişmişlik düzeyi yönünden 162 ülke arasında 82 nci sıraya gerilemişiz ve en önemlisi, gelir dağılımı adaletsizliği yönünden dünyanın en kötü 5 ülkesinden biri durumundayız. Nüfusumuzun yüzde 25'i açlık sınırında. Yine, nüfusumuzun yüzde 50'si yoksulluk sınırının altında yaşamak zorunda bırakılmıştır.
Ülkemizde, çok ciddî şekilde, gelir dağılımı adaletsizliği vardır. Devlet İstatistik Enstitüsünün son yaptığı gelir dağılımı araştırmasına göre, nüfusun en zengin yüzde 20'lik dilimi millî gelirin yüzde 58'ini alırken, en fakir yüzde 20'lik dilimi ise millî gelirin ancak yüzde 5'ini alabilmektedir. Türkiye'de nüfusun en fakir yüzde 5'lik kesimi toplam gelirin yüzde 1'ini bile alamazken, en zengin yüzde 5'i toplam gelirin yüzde 30'unu almaktadır.
Bölgelere ve illere göre gelir dağılımında çok büyük adaletsizlikler vardır. Kişi başına düşen gayri safî millî hâsıla, 2000 yılı için, Ankara'da 4 148 dolar iken, Kocaeli'de 3 286 dolar, Bingöl'de, Muş'ta, Bitlis'te bu rakam 700 dolar civarındadır.
Değerli arkadaşlar, kişi başına gayri safî millî hâsıla düzeyleri incelendiğinde, dünya ortalaması 5 150 dolar iken, Türkiye 2 200 dolar seviyesiyle en son sıralarda yer almakta ve Jamaika, Dominik Cumhuriyeti, Peru ve Kolombiya gibi ülkelerle, ne yazık ki, aynı gruba girmektedir. Bilindiği gibi, üye olmayı arzu ettiğimiz Avrupa Birliği ülkelerinde bu seviye minimum 11 000 dolardan başlamakta ve 45 000 dolara kadar ulaşmaktadır. Burada üzerinde durulması gereken temel nokta, Türkiye'nin göstergelerinin sürekli gerilemesi, rakibimiz olan ülkelerin göstergelerinin ise sürekli olumlu yönde ilerlemesidir. Avrupa Birliği ülkelerinde ekonomik göstergeler ise istikrarını korumakta, hemen hiç birinde negatif gelişme yaşanmamaktadır.
Konuya sosyal politikalar bağlamında baktığımızda ise, Türkiye'nin, bütün olumsuz ekonomik göstergelerine rağmen, Avrupa Birliğinin yüksek sosyal standartlarının hemen hepsini uygulamaya çalıştığını görüyoruz. Hedef, tabiî ki, Avrupa Birliği standartları ve halkımıza en yüksek sosyal standartları sağlamak olmalıdır. Ancak, değerli arkadaşlar, 2 000 dolarlık ekonomik güçle, 25 000 dolarlık ekonominin sosyal standardını taşımak mümkün müdür?! Bugün, sosyal maliyetlerin ekonomiye yaptığı baskı hesaplanamamakta; bu da, karşımıza, sosyal yasaların uygulanmaması, kayıtdışı sektörün büyümesi gibi temel sorunları çıkarmaktadır.
Değerli arkadaşlar, gelişmiş ülkelerde sosyal politikaların öncelikleri, işsizlikle mücadele, aktif işgücü politikaları, vergi, bürokrasi, sosyal yüklerin azaltılması, çalışma hayatındaki esneklik ve sosyal diyalogdur. Bunlar, aynı zamanda, başta saydığım rekabet, istihdam, esneklik ve dolayısıyla ekonomik kalkınma ve çalışma barışının korunması kavramlarıyla da yakından ilişkilidir.
Ülkemizdeki sosyal sistemlerin ana hatlarına baktığımızda, bugüne kadarki uygulamaların da ne yazık ki, gelişmiş ülkelerin hedeflerinden çok farklı ve hatta taban tabana zıt düzenlemeler olduğunu görmekteyiz. Bunların başında, sosyal politikaları yönlendiren popülist yaklaşımlar, işsizliği özendirici pasif politikalar, sosyal mükellefiyetlerin yüksekliği bakımından dünya şampiyonluğu, katı iş mevzuatı, yatırımların önüne çıkarılan bürokratik engeller ve sosyal maliyetlerin yüksekliği gelmektedir. Bu olumsuz sistem, ne yazık ki, çalışma hayatında barışın sürekli kılınmasına engel olmaktadır.
Artık, ülkemiz, küresel rekabet şartlarında seyirci değil, oyuncu olabilmek için, birçok değişim ve dönüşümü gerçekleştirmek zorundadır. Bugün, bu düzenlemelerden birini yasalaştırmayı hedefliyoruz. Üstelik, bu yasa tasarısı, işçi ve işveren kesimlerinin, komisyonumuzda neredeyse ortak çalışma olarak adlandırabileceğimiz ve sosyal diyaloğun en yüksek seviyede uygulanmasıyla Genel Kurulumuzun huzuruna indirilmiştir.
Bu tasarıyla hedef, ülkemize kaçak gelen yabancıların, ülkemiz insanlarının hakkı olan işlerde, kaçak şekilde çalıştırılmasına engel olunması ve bu sistemin Avrupa Birliği normlarına göre regüle edilmesidir.
Yukarıda bahsettiğim, rekabet gücü, istihdam ve çalışma hayatının korumacılık-esneklik dengesinin düzenlenebilmesi için bu tarz yasalar fevkalade gerekli olmaktadır. Özellikle, yurtiçi istihdamın gerekli yapısal düzenlemelere kavuşturulması için, değişim sürecinde, bizler, oyuncu olmanın temel bir vasıf olduğu düşüncesindeyiz.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 1960'lı yıllarda yurtdışına işçi gönderen ülkemiz, bugün, topraklarında yabancı işçi istihdam eden ülke şekline dönüşmüştür. Bu dönüşümün, tabiî olarak birçok sebebi vardır. Bunlardan birincisi, Türkiye, doğuya doğru, Japonya'ya kadar, bölgesinin tek demokratik ülkesidir; ikincisi, bütün eleştirilere ve ekonomik krizlere rağmen, komşularımız bazında, kalkınmasını hızla devam ettirebilen, dünyanın ender ülkeleri içerisinde yer almasıdır; üçüncüsü, yakın geçmişte yıkılan Doğu Bloku ülkelerinden gerçekleşen göç olgusudur.
Bakınız, İçişleri Bakanlığının verilerine göre, 1996-2000 yılları arasında, ülkemize 69 000 000 kişi giriş yapmış ve 64 000 000 kişi de çıkış yapmıştır. Bu rakamlara baktığımızda, ülkemizin, her yönüyle, canlı bir insan akışına sahne olduğu görülecektir. Bu veriler içerisinde, her yıl, ortalama 165 000 kişi ikamet izni almakta ve ortalama 23 000 kişi de çalışma izni almaktadır. Artık, günümüzde, ülkemize çalışmak için gelenleri sadece işçi olarak nitelendirmek yanlış olur. Ülkemize gelenler arasında, yatırım yapan kişiler olduğu gibi, serbest meslek sahibi kişilerin de olduğu, işçi statüsünde çalışanların da bulunduğu bir gerçektir.
Peki, ülkemizde ne kadar yabancı işçi vardır; edindiğimiz bilgilere göre, 1 000 000 yabancının, ülkemizin çeşitli bölgelerinde istihdam edildiği bildirilmektedir. Hatta, bazı gayriresmî rakamlara göre, bu sayının 1 300 000 civarında olduğu da varsayılmaktadır. Zaten, bu tasarının hazırlanmasındaki bir neden de, son yıllarda, ülkemizin, yabancı işçi çalıştırma cenneti haline dönüşmesi olmuştur.
Globalleşen bir ekonomik ortamda, sınırların kalktığı bir dünyada, ülkemiz bakımından, bu olayı, 1932 yılında yürürlüğe giren bir kanunla sınırlandırmanın ve esaslarını belirlemenin mümkün olmayacağı açıktır. Bu hususlar dikkate alınarak hazırlanan Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun Tasarısı, belirli ölçüde, ülkemizin ihtiyaçlarını karşılayacak hükümler içermektedir.
Değerli arkadaşlar, 58 inci cumhuriyet hükümetimizin, acil eylem planında da öngördüğü bu tasarının getirdiği değişiklikler anahatlarıyla şunlardır:
Yabancılara çalışma izinlerinin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız tarafından verilmesi ve ayrıca, Bakanlığın, çalışma izinlerini verirken, ilgili bakanlık, kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının görüşlerine de başvurması benimsenmektedir. Halen, yabancıların çalışması hakkında 71 kanun, 10 kanun hükmünde kararname yabancıların Türkiye'de çalışmasıyla doğrudan ve dolaylı hükümler içermektedir. Bunlardan 10 kanunda yabancılara iş verme yetkisi, 13 kanunda sözleşmeyle iş verme yetkisi, 24 kanunda kurumda istihdam, çok sayıda kanunda Türk Vatandaşı olma koşulu yer almakta, kanunlardan kaynaklanan açık bir yetki de olmaması nedeniyle değişik kurumlarca çalışma izni verilmesi, ülkemizde çalışan yabancılar konusunda sağlıklı fikir oluşturulamaması, bunların takip ve denetiminin sağlanamaması sonuçlarını doğurmaktadır. Diğer yandan, haksız rekabetin ve ülkemizdeki işsizliğin önlenmesi, kayıtdışı kazancın ekonomimize kazandırılması, ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik durumda kaçak işçi istihdamıyla mücadele edilmesinde bu konuyu olabildiğince tek merkezde toplayan bu yasanın hazırlanmasını zorunlu hale getirmiştir. Bu nedenle, dağınık mevzuatı mümkün olduğunca tek merkezde toplamak, denetimini sağlamak, getirilen cezaî yatırımlarla kaçak yabancı çalıştırılmasını önlemek, bürokratik işlemleri azaltmak, bu konuda bir veri bankası oluşturabilmek ve istatistikî bilgi toplanması hususunu düzenlemek. Keza, uluslararası yükümlülüklerimize de cevap verebilecek şekilde düzenlemeleri içeren, yine, bununla birlikte, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bilgi vermek şartıyla Başbakanlık, Sağlık Bakanlığı, Millî Savunma Bakanlığı, Dış Ticaret Müsteşarlığı, Yüksek Öğretim Kurulu ve diğer bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları, sözleşmeyle iş yaptıkları yabancıları, Bakanlıktan alacakları çalışma izniyle çalıştırabileceklerdir. Bunların çalışma izinleri ise, istisna olarak düzenlenmiştir.
Tasarı, Türkiye'de bağımlı ve bağımsız çalışan yabancıları, bir işveren yanında meslek eğitimi gören yabancıları ve yabancı çalıştıran gerçek ve tüzelkişileri kapsamaktadır.
Tasarıda, çalışma izinleri dört ana grupta düzenlenmiştir: Bunlardan birincisi, süreli çalışma iznidir. Türkiye'nin taraf olduğu ikili ya da çok taraflı sözleşmelerde aksi öngörülmedikçe, iş piyasasındaki durum, çalışma hayatındaki gelişmeler, istihdama ilişkin sektörel ve ekonomik değişiklikler dikkate alınarak, yabancının ikamet izninin süresi ile hizmet aktinin veya işin sürecine göre, belirli bir işletme ve belirli bir meslekte çalışmak üzere en çok bir yıl süreyle verilecektir.
İkincisi, süresiz çalışma iznidir. Yine, Türkiye'nin taraf olduğu ikili ya da çok taraflı sözleşmelerde aksi öngörülmedikçe, Türkiye'de en az sekiz yıl kanunî ve kesintisiz ikamet eden veya toplam altı yıllık kanunî çalışması olan yabancılara, iş piyasasındaki durum ve çalışma hayatındaki gelişmeler dikkate alınmaksızın, belirli bir işletme, meslek, mülkî veya coğrafî alanla sınırlandırılmaksızın izin verilebilecektir.
Bir diğeri, bağımsız çalışma izni. Bağımsız çalışacak yabancılara, Türkiye'de en az beş yıl kanunî ve kesintisiz ikamet etmiş olmak koşuluyla verilebilecektir.
İstisnaî hallerde çalışma izni. Türkiye'nin taraf olduğu ikili ya da çok taraflı sözleşmelerde aksi öngörülmedikçe, ilgili maddede sıralanan yabancılara, bu kanunla belirlenen sürelere tabi olmaksızın daha esnek bir çalışma izni verilmesi hususu düzenlenmiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
14 konuşma daha · 27 Şubat 2003