Milli eğitim temel kanununda değişiklik yapılması hakkında kanun (ss.249)
Denizli Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 114. Birleşim · 1. yasama yılı · 31 Temmuz 2003 · 1.306 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mustafa Gazalcı (CHP), 31 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MİLLİ EĞİTİM TEMEL KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN (SS.249)); konuşma 1.306 kelime.
Mustafa Gazalcı (CHP, Denizli). “Milli eğitim temel kanununda değişiklik yapılması hakkında kanun (ss.249)”. TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim tutanağı, 31 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-gazalci-22-2003-07-31-milli-egitim-temel-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-kanun-ss-2 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA MUSTAFA GAZALCI (Denizli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Eğitim Temel Yasasının değişikliğini öngören tasarı üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, biraz önce, AKP iktidarının, işbaşına gelir gelmez, her alanda olduğu gibi millî eğitimde de kadrolaşmayı öngördüğünü, bunun için kuralları, yönetmelikleri değiştirdiğini ve tam incelemeden, hükümet programında yazmadıkları, halka söz vermedikleri kimi konuları Türkiye Büyük Millet Meclisinin önüne getirdiklerini söylemiştim; bu tasarı da bunlardan biridir.
Bu tasarı, 9 Temmuzda, komisyonlarda görüşülmek üzere, Başbakanlık tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmiştir. O zaman, tasarı iki temel konuyu öngörüyordu; birincisi, okulların satışı; ikincisi, ders kitapları konusu. 22 Temmuz 2003 tarihinde, Plan ve Bütçe Komisyonunda, tasarıya bir ek madde eklendi. Bildiğiniz gibi, Millî Eğitim Bakanlığı, parasını devlet vermek üzere, özel okullarda 10 000 yoksul çocuğu okutmak için bir genelge çıkarmıştı. Bu genelge, Danıştay 8. Dairesinin, 17 Temmuz 2003 tarihinde yürütmeyi durdurma kararıyla işlemden kalkmıştı.
Değerli arkadaşlar, tarihlere dikkatinizi çekiyorum; Millî Eğitim Bakanlığı, özel okullarda 10 000 yoksul başarılı çocuğu okutma genelgesini, 13 Mayıs 2003 tarihinde yayınlıyor. Bu tasarı, Meclise 9 Temmuzda geliyor. Danıştay, yürütmeyi durdurma kararını 17 Temmuzda veriyor; Plan ve Bütçe Komisyonunda, 22 Temmuzda -5 gün sonra- Danıştayın iptal ettiği bu karar, bir ek madde olarak tasarıya ekleniyor. Bugün, 31 Temmuz 2003, tasarıyı yangından mal kaçırır gibi -birçok konuda olduğu gibi- 1 inci Yasama Döneminin son gününde ivedilikle görüşüyoruz.
Bu, hangi tasarı; Millî Eğitim Temel Yasası, çocuklarımızın, gençlerimizin nasıl eğitileceğini gösteren, kuralları belirten temel yasayı...
Değerli arkadaşlar, oyunlar burada da bitmiyor. Millî Eğitim Temel Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Tasarının, doğal olarak, önce Millî Eğitim Komisyonunda görüşülmesi gerekir. Millî Eğitim Komisyonu Başkanı, haklı olarak, 17 Temmuzda, bu değişikliği bildiriyor, görüşeceğiz diye, tasarıyı dağıtıyor; ama, aynı gün Danıştay yürütmeyi durdurma kararı verdiği için, tasarı o biçimde olmadığı halde, ya o yüzden ya da başka nedenlerle aradan yarım saat geçmeden tasarı geri çekiliyor. Bir daha Millî Eğitim Komisyonunda bu tasarı görüşülmüyor, Plan ve Bütçe Komisyonunda ele alınıyor ve gece yarısı verilen bir önergeyle, AKP'li beş arkadaşın verdiği bir önergeyle, özel okullarda çocuk okutma konusu tasarıya ekleniyor.
Değerli arkadaşlar, devlet yönetmek ciddî bir iştir; hukuk kuralları içinde olması gerekir. Böylesine bir değişiklik, çok büyük bir değişikliktir, dikkat çekici bir değişikliktir, vahim bir değişikliktir. Cumhuriyet tarihinde ilk kez devlet diyor ki: Ben, Türk çocuklarının eğitimini yapmayacağım, nitelikli olarak yapamıyorum bunu özel okullar yapsın. Çünkü, gerekçesinde, Bakan, bunu bir büyük reform gibi, yoksul çocukların da nitelikli eğitim alması için böyle bir uygulamaya geçildiğini söylemiştir. Danıştay bunu iptal edince, bir yasa maddesiyle bu engelin kaldırılacağını düşünüyor.
Değerli arkadaşlar, böyle, son günde, Danıştay bu kararı verdi diye, birkaç gün içinde, komisyonlarda görüştürmeden, birinde görüştürüp birinde görüştürmeyerek temel yasaları değiştirmek çok sakıncalıdır. Bence, bu tasarı, henüz zaman geçmemiştir, tümüyle geri çekilmelidir hükümet tarafından; hiç olmazsa, eklenen o 1 inci maddeyle ilgili olarak Danıştay kararının sonucu beklenmelidir; çünkü, Millî Eğitim Bakanlığı Danıştay kararına itiraz etmiştir. Doğal olarak, bir hukuk devletinde bu itirazın sonucunun beklenmesi gerekir ya da yürütmeyi durdurma kararı verilmiş, Bakanlığın buna uyması gerekiyor.
Türkiye Devletinin nasıl yönetileceği Anayasada belirtilmiştir; bir güçler ayrımı vardır. Ben hukukçu değilim; ama, yürütmenin her türlü işlemi ve denetimi yargı denetimi altındadır. Şimdi, idarî en büyük yargı; yani Danıştay bir karar vermiş. İdarenin buna uyması gerekir; ama, AKP hükümeti, inatla, benim burada çoğunluğum var, ben her şeyi yasayla yapabilirim, devlete hükmedebilirim anlayışı içindedir.
Değerli arkadaşlar, Danıştay kararı elimde. Bakın, ne diyor Danıştay kararı, yürütmeyi durdurma gerekçesinde: "Yasalarımızda, yoksul çocukları okutabilmek için gerekli hükümler var. Başta Anayasamızın 42 nci maddesi olmak üzere, kredi bakımından, burs bakımından, yatılılık bakımından çocukları desteklemek ve okutmak için yeterli yasa maddesi var. Ancak, ille de özel okullarda çocuk okutmak istiyorsan, Özel Okullar Yasasında bir hüküm var: Kontenjanının en az yüzde 2'si, Bakanlar Kurulu kararıyla da yüzde 10'u parasız olarak okutulabilir." Özel okullar bu konuyu Anayasa Mahkemesine götürmüştür; Anayasa Mahkemesi de bu yolda karar vermiştir; yani, siz, isterseniz, özel okullarda da -bir kazanç amacı gütmeyeceğine göre özel okullar Anayasaya göre, sözde öyledir- yüzde 10'una kadar çocuğu okutabilirsiniz.
Bu kararda ayrıca diyor ki: "Anayasanın 10 uncu maddesinde belirtilen eşitlik ilkesine de aykırıdır. Çocukların ekonomik yönden farklılıklar içinde bulunması eğitim ilkeleriyle bağdaşmaz ve eşitlik ilkesiyle de örtüşmez."
Millî Eğitim Temel Yasasında, ivedilikle, bir maddeyle değişiklik yapmakla, Anayasanın 10 uncu maddesinde belirtilen, Danıştayın gerekçesinde ifade ettiği eşitlik durumu ortadan kalkacak mı; hayır.
Değerli arkadaşlar, Danıştay bu kararı verdikten sonra hükümette, başta Başbakanda bir rahatsızlık belirmiştir. Bakın, Başbakanın 21 Temmuz 2003 tarihinde İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında yaptığı bir konuşma var elimde. Başbakan "Bir sendika müracaat ediyor Danıştaya, bir de bakıyoruz ki, arkadan bir karar; böyle bir şey yapamazsınız. Ne olsun? Bu, eğitimde fırsat eşitliğine ters düşer. Tabiî, bunlar üzerine, ister istemez, bizde, bazı soru işaretleri doğuyor" diyor. Yani, Danıştayın kararı üzerine, Başbakanda birtakım soru işaretleri doğuyormuş. Bu soru işaretleri Danıştay kararına ilişkin mi, yoksa sendikaya mı ilişkin; o da açık değil, belli değil. Başbakan konuşmasını sürdürüyor: "Biz istiyoruz ki, devlet, eğitim işinden yavaş yavaş çekilsin, bu iş tamamen özel sektöre kalsın, onlar bu işi alıp götürsünler."
Değerli arkadaşlar, bu sözler, çok talihsiz sözlerdir, eğer düşünülmeden söylenmişse vahimdir. Belki, bu sözleri İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında söylemek bir ölçüde kolaydır; ama, düşünüyorum da, Başbakanın seçim bölgesi Siirt'te ya da Anadolu'nun yoksul bir köyünde "arkadaşlar, devlet eğitim işinden çekilsin, bu işi özel sektör yapsın" demek "ey yoksul halkım, senin çocuğun okumasın" demekle denktir ve kolay da değildir.
Ayrıca, Başbakan, partisinin çeşitli yerlerde yapılan il kongrelerinde yaptığı konuşmalarda yine bu Danıştay kararını eleştirmiş "sonucu bu olmamalıydı" demiştir. Memur sendikasına da; yani, öğretmen sendikasına da "memurların sırtından siyaset yapıyor" diyerek, eski, ucuz suçlamayı yapmıştır. Peki; değerli arkadaşlar, memur sendikası, hele eğitim sendikası, üstelik, eğitim işkolunda yetki almış en büyük eğitim sendikası, Millî Eğitim Temel Kanununda ya da eğitimle ilgili bir konuda Danıştaya başvurmayacak da ne yapacak?! Batı'da olduğu gibi toplusözleşme hakkı yok, grev hakkı yok; demokratik hakkını kullanıyor, yürüyor, toplantı yapıyor; "suç işledin" deniyor. Danıştaya dilekçe veriyor; yine "suç işledin" deniyor. Peki; ne yapsın bu sendika?! Üstelik, bu sendika, toplugörüşme yoluyla, Millî Eğitim Bakanlığıyla, oturdu, birtakım idarî kararlar aldı, Kurum İdare Kararlarını imza altına aldı; o kararları bile Millî Eğitim Bakanlığı uygulamamaktadır.
Değerli arkadaşlar, geçenlerde, Millî Eğitim Bakanlığının yaptığı bir işlemi Danıştay yine durdurmuştu. Biliyorsunuz, bundan önceki Sayın Millî Eğitim Bakanı zamanında, 1 041 eğitim yöneticisi bir genelgeyle görevlerinden alınmıştı; yerlerine, yine, geçici görevle, kendilerine yakın arkadaşlar verilmişti ve "bunları valiler yapıyor" denilmişti. Danıştay, bu kararı da durdurdu. Bu Millî Eğitim Bakanı "Danıştay kararına uyulacaktır" yollu bir yazı gönderdiği halde, Türkiye'nin birçok yerinde, çocuk oyuncağı gibi, bunlar, göreve başlatıldı, iki gün sonra görevden alındı, yine, eski geçici görevle verilenler, yerlerine alındı. Örneğin, bunlardan birisi olan -elimde belgesi var- Balıkesir-Edremit İlçe Millî Eğitim Müdürü Sayın Selahattin Yay, asıl olarak atanmaya elverişli; ama, onun yerine, o kadar kıdemli olmadığı halde, Atanur Çağlayan Edremit İlçe Millî Eğitim Müdürü oluyor; arkasından, Danıştay kararıyla Selahattin Yay iki günlüğüne veriliyor, çekiliyor. Denizli'de de örnekleri var; örneğin, Buldan İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü de öyle. Türkiye'nin birçok yerlerinde, yüzlerce, böyle örnek gösterilebilir. Yani, biz hukuk devletini içimize sindirecek miyiz? Danıştayın verdiği kararları sonuna kadar uygulayacak mıyız ya da uyguluyormuş gibi mi yapacağız; bu, çok yanlış bir tutumdur.
Şimdi, elimde, yine bir başka belge var. Bir milletvekili arkadaşımın, Sayın Hüseyin Özcan'ın, özel okullar konusunda verdiği soru önergesi üzerine, Millî Eğitim Bakanının verdiği yanıtlar var. Millî Eğitim Bakanı bu soru önergesine verdiği yanıtta "biz, Anayasanın 10 uncu maddesinde belirtilen eşitlik ilkesine uyacağız, özel okullar konusunda kesinlikle ayırımcı davranmayacağız" diyor. Diyor da, uygulama pek öyle olmuyor. Yani, hem Danıştay kararını beklemeden böyle bir yasal by-pass yapılıyor hem de kontenjanlar şimdiden belli. Bakın, elimde, okulların adları ve listeleri var. Kimseyi son günde üzmek için söylemiyorum; ama, Sayın Bakanın yazılı yanıtıyla, verdiği sözle, burada okullara dağıtılan kontenjanlar birbirini tutmuyor.
Değerli arkadaşlar, Fethullah Gülen yanlısı okullara, burada, bir bir dağıtılan kontenjan miktarı 1 916'dır; yani, 10 000 çocuğun yaklaşık beşte 1'i bu okullardadır. (AK Parti sıralarından "nereden çıkarıyorsun" sesleri, gürültüler) Sıralayayım size isimlerini, bir sürü isimler veriyorum. Denizli'de Server Gazi Lisesi, burada var.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
37 konuşma daha · 31 Temmuz 2003