Milli eğitim temel kanununda değişiklik yapılması hakkında kanun (ss.249)
Erzurum Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 114. Birleşim · 1. yasama yılı · 31 Temmuz 2003 · 1.072 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ömer Özyılmaz (AK Parti), 31 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MİLLİ EĞİTİM TEMEL KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN (SS.249)); konuşma 1.072 kelime.
Ömer Özyılmaz (AK Parti, Erzurum). “Milli eğitim temel kanununda değişiklik yapılması hakkında kanun (ss.249)”. TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim tutanağı, 31 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/omer-ozyilmaz-22-2003-07-31-milli-egitim-temel-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-kanun-ss-2 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ÖMER ÖZYILMAZ (Erzurum)Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; görüşülmekte olan yasa tasarısının geneli üzerinde kişisel olarak söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
Millî eğitimle ilgili bir yasa görüşülürken, tabiî ki, herkesin çok dikkatlice üzerinde durması gerekir; çünkü, ülkemizde millî eğitimin pek çok sorunu vardır. Bu sorunlara hep birlikte kafa yormak, bu sorunları ortadan kaldırmak ve daha iyi bir eğitim sistemi oluşturabilmek için, son derece gayretli olmamız gerekmektedir.
Bendeniz, eğitim sistemimizin genel sorunları ve bu sorunları aşmak için kısa ve özlü, sistematik ve analitik olarak bunun üzerinde durup, daha sonra da maddeler üzerinde düşüncelerimi daha sonraki devrelerde açıklamaya çalışacağım.
Değerli arkadaşlar, ülkemizin genelinde, her alanda sorun olduğu gibi, eğitim sistemimizde de pek çok sorun vardır. Bu sorunları kısa kısa arz edecek olursak, eğitim sistemimizin birinci derecede sorunu, eğitime ideolojik yaklaşılmasıdır. Bugüne kadar, eğitim sistemine, aşağı yukarı herkes ideolojik yaklaşmış, eğitimin problemlerini çözmek değil, eğitimde bir stratejik nokta oluşturup orayı ele geçirme, oradan, insanların kafasına, özellikle yeni yetişen nesle belli fikirleri aktarma düşünülmüştür. Bu ise, eğitim sistemimizin gelişmesinin önündeki en büyük engeldir.
Bana göre, eğitim sistemine ideolojik değil, eğitim bilimleri çerçevesinde yaklaşılmalı ve insanın kendini gerçekleştirebilmesi esas olarak alınmalıdır. Yani, insanda doğuştan gelen bütün ilgi, istidat ve kabiliyetlerin en güzel bilgilerle, en verimli bilgilerle buluşup, onun gelişebileceği en üst noktaya, onu geliştirmeye gayret sarf edilmelidir.
İkincisi, eğitim sistemimizde 650 000'i bulan eğitimci vardır. Bunlar, fevkalade güzel çalışmaktadırlar. Yalnız, şunu bilmek lazım ki, artık, eğitim de, bir hukuk gibi, tıp gibi, ekonomi gibi bir bilim dalı haline gelmiş, hatta bilim dalları haline gelmiş ve fakülteler oluşmuştur. Bundan sonra, eğitim sistemimizde, daha çok eğitim bilimcileri, bu manada ciddî çalışmalar yapmış, yüksek lisans, doktora, doçentlik ve profesörlük çalışmalarını yapmış insanları, büyük ölçüde, bir eğitim bilimci olarak eğitim sistemimize entegre etmek ve onların üreteceği bilgilerle yolumuzu daha bilimsel olarak görüp çözmeye çalışmak çok yararlı olur diye düşünüyorum.
Bir diğer önemli husus; millî eğitimde, bugün, yönetim problemi vardır. Bugün dediğim, yani, yıllardan beri bir yönetim problemi vardır. Çağdaş dünyada, artık, böyle, merkezî yönetim kaldırılıp bir kenara atılmış, bir asır öncesinde; ama, bizde, her şey, bütün yetkiler, bütün güç Ankara'ya toplanmış; bu ise hantal bir yapı oluşturmuş ve eğitim sistemimizin önündeki en büyük engellerden biri olarak karşımızda durmaktadır. Bu manada, Ankara'daki bu bürokrasiyi ve yetkiyi illere dağıtmalı -ama, bu arada şunu söyleyeyim- illere dağıtalım derken, bunu yerel yönetimlere ya da belediyelere vermenin de yanlış olacağı kanaatindeyim. İllerde eğitim yönetimi il kurulu oluşturulmalı ve eğitim sistemimiz, illerde, onlar vasıtasıyla çalışmaya yönlendirilmelidir. Tabiî, bunun teferruatına giremeyeceğim.
İkincisi, yönetimde insan boyutudur. Değerli arkadaşlar, yıllarca fakültede eğitim bilimleri dersi okutmuş bir kardeşiniz olarak söyleyeyim; öğretmen olarak yetişen insanlar, en fazla haftada üç saat -o da pek çok fakültede verilmez- eğitim yönetimi dersi alırlar. Bu üç saatlik eğitim yönetimi dersiyle, insan, eğitim yöneticisi olmakta zorlanabilir. Nitekim, bu manada sıkıntılarımız vardır ülkemizde; bunun da üzerine gidilmeli. Sayın Millî Eğitim Bakanımıza buradan arz ediyorum; mesela, fakültelerde pedagojik dersler okutulurken, eğitim yönetimi dersinin kredi saati artırılarak ve herkese mecburî olarak okutulmasının çok yararlı olacağı kanaatindeyim.
Bir diğer önemli husus, eğitimde program geliştirme ülkemizde yıllardan beri yapılmayan bir husustur, ki, muhakkak yapılması gerekir. Değerli arkadaşlar, çağdaş dünyada, eğitim programı yapıldığı andan itibaren geliştirilmeye muhtaç demektir. Siz, bütün gücünüzle çalışır, gayret edersiniz, en iyi eğitim programını ortaya koyarsınız; "artık, bu, en iyisidir; bunu uygulayalım" deme hakkınız yoktur; uygulamaya koyduğunuz andan itibaren, onun eksiklikleri ortaya çıktıkça, onu düzeltmek, ona yeni üretilen bilgileri entegre etmek zorundasınız. Önceden doğru, geçerli ve yararlı bilgi olduğu halde, zamanla bilgilerin eskiyip işe yaramadığı ortaya çıkıyor; onları da devredışı bırakmak ve insan ve toplum nasıl dinamikse, eğitim programının da dinamik olmasını sağlamak esastır -ki, biz, buna eğitim bilimlerinde "eğitimde program geliştirme" diyoruz- bu da, ülkemizde, maalesef, yıllardan beri yapılmamaktadır.
Bir diğer önemli husus, değerli arkadaşlar, eğitim sistemimizin bugünkü hantal yapıya düşmesinin önemli sebeplerinden bir diğeri de, eğitimde rehberlik çalışmalarının olmamasıdır. Çağdaş dünyada eğitim üç sacayağı üzerinde durur; yönetim, öğretim ve rehberliktir.
Rehberlik, sadece zihinsel özürlülere ya da özürlülere yönelik yapılan bir faaliyet değildir; aksine, rehberlik, değerli arkadaşlar, eğitim bilimleri çerçevesinde, önce insanın istidat ve kabiliyetlerini -şimdiki tabirle gizil güçlerini- ortaya çıkarmak; onları, hem kendisine hem ailesine hem okuluna tanıtmak, ayrıca, öğrencinin kendisi, ailesi ve okuluyla birlikte geleceğine yönelik vereceği kararlarda hangi alana yönelmesinin daha yararlı olduğunu göstermektir ki, maalesef, ülkemizde, bu, yapılmamaktadır.
Aslında, 1950'den bu yana ciddî manada bir rehberlik teşkilatı kurulması için Bakanlık bünyesinde çalışmalar yapılmıştır, yapılmaktadır; ama, bugün arzu edilen seviyenin çok çok gerisindedir; bir an önce, buna da yönelinmesi gerekmektedir.
Bir diğer önemli husus, değerli arkadaşlar, çağdaş dünya, artık, eğitim gibi, sağlık gibi hususları sadece devlet eliyle yürütmüyor; hatta, birçok konuyu devletin faaliyet alanı dışına çıkarmış, bizzat halkın kendi gücünü, girişimci gücünü devreye sokmuştur. Eğitimde, biz, özel öğretim kurumlarına, özel öğretime çok önem vermeliyiz, bu manadaki girişimcileri desteklemeliyiz.
Bugün, ülkemizde, özel okulların pek çok sorunu vardır. Bunu da, inşallah, en kısa zamanda, Değerli Bakanımız ve Bakanlık yetkililerimiz birer kanun tasarısı olarak getirecektir ve düzelteceğiz. Özel okulları desteklemek, özel okulların daha da gelişmesini sağlamak lazım. Çağdaş dünyada özel okullar, kamu okullarının yanında yüzde 15-20 civarındayken, hatta daha yüksek rakamlardayken, bizde, maalesef yüzde 1 civarındadır; ama, hâlâ, bazı arkadaşlarımız, bu manada, niye bunlar, özel okullar var diye kızıyorlar. Bana göre, bu da, aslında yanlış bir şeydir.
Değerli arkadaşlar, bir diğer önemli husus, eğitimin sistematik problemleri vardır. Sistem derken, biz, eğitim bilimcileri olarak, bir memleketteki eğitim modelini aksettiren bir anlık görünüşü kastederiz; yani, modelde eğitimin işleyişi, okulöncesi eğitim, ilkokul, ortaokul, lise ve yükseköğretimin süreleri, çeşitleri ve her çeşidin genel, teknik ve meslekî dersleri ve ders programları gibi özellikleri söz konusudur.
Bu manada eğitim sistemimize baktığımızda, okulöncesi eğitim, maalesef, bugün çok geride kalmıştır ve bir türlü gelişememektedir. Buna yönelik ciddî çalışmalar yapılması lazımdır. İlköğretimde çok büyük sorunlarımız vardır. 1997 yılında, ülkemizde ilköğretimi 8 yıla çıkardık. Bu, esasen, çok güzel bir şeydir; çünkü, insan, ancak sekiz yıl okuyarak bugünkü çağdaş dünyada tabiî ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir bilgi seviyesine ulaşır. Eskiden üç yılla, beş yılla buna ulaşılıyordu; ama, bugünkü dünyada, artık, ancak sekiz yılla... İmkânımız oldukça, inşallah, on yıla, oniki yıla bunu çıkarırız. Bu, güzel bir şey; ama, burada yapılması gereken pek çok husus vardır. Bunlar, bugüne kadar ihmal edilmiştir.
Bugün, bakın, ilköğretim okullarının yüzde 50'den fazlasında ilköğretim yapılmamaktadır; ancak, iki sınıf, üç sınıf, dört sınıf ders yapmakta; diğer sınıfları başka yerlere taşıyarak eğitim yapılmaktadır. Mesela, ben, Erzurum'dan örnek vereyim; yaklaşık 1 170 tane ilköğretim okulu vardır, bunların ancak 200 tanesinde sekiz yıllık eğitim yapılmaktadır. Diğerlerinde öğretmen olmadığından, okul olmadığından, sınıf olmadığından, araç ve gereç olmadığından, diğerleri başka yerlerde eğitim yapma mecburiyetinde kalmaktadır...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
37 konuşma daha · 31 Temmuz 2003