İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 113. BİRLEŞİM · CUMA

Büyükşehir belediyeleri kanunutasarısı (s.s.619)

Mustafa Gazalcı

Denizli Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 113. Birleşim · 2. yasama yılı · 9 Temmuz 2004 · 1.298 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mustafa Gazalcı (CHP), 9 Temmuz 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BÜYÜKŞEHİR BELEDİYELERİ KANUNUTASARISI (S.S.619)); konuşma 1.298 kelime.

Mustafa Gazalcı (CHP, Denizli). “Büyükşehir belediyeleri kanunutasarısı (s.s.619)”. TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim tutanağı, 9 Temmuz 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-gazalci-22-2004-07-09-buyuksehir-belediyeleri-kanunutasarisi-s-s-619 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA GAZALCI (Denizli)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüştüğümüz Büyükşehir Belediyesi Yasası Tasarısının 3 üncü maddesi üzerinde Grubum adına ve kişisel olarak söz aldım; tümünüzü saygıyla selamlıyorum.

Bu madde, büyükşehir belediyelerini, sınırları içerisinde kalan ilçe belediyelerini ve ilk kademe belediyelerini tanımlıyor. Tasarıda belirtildiği gibi, büyükşehir belediyesi, ilçe belediyelerinden ve o yoksa, ilk kademe belediyelerinden oluşuyor; ancak, bu tasarının hazırlığında, oluşmasında, bizim araştırmalarımıza göre, maalesef, ilçe belediyelerinin ilk kademe belediyelerinin görüşleri alınmamıştır. Hükümet, kendisine yakın büyükşehir belediye başkanlarıyla bir tasarı ortaya koymuştur; bu da, çok yanlıştır. Büyükşehir belediyeleri, mademki, ilçe belediyelerinden ve ilk kademe belediyelerinden oluşuyor, onların da görüşlerinin alınması gerekirdi.

Değerli arkadaşlar, büyük nitelemesi salt nüfusla olamaz. Yani "büyük" dediğiniz zaman, milyonların, on milyonların yaşadığı bir kentin gerçekten büyük olabilmesi için, o kentte yaşayan bütün insanların, kamu hizmetlerinden, eğitim hizmetlerinden, hatta, parkından, bahçesinden, kültüründen, sanat olaylarından, dinlenmesinden, eğlenmesinden yararlanması, o kentli kimliğini duyması gerekir. O kişi, o kentli olmanın bilincini duymuyorsa, kendi mahallesinin, sokağının, zaman zaman bütün kentin yönetimine katılamıyorsa, o, belki, kâğıt üzerinde büyük olur; ama, orada yaşayan insanlar açısından büyük olmaz. Örneğin, İstanbul'da, bir zamanlar, Çetin Altan "Al İşte İstanbul" diye, İstanbul'un, hemen, 10 kilometre, 20 kilometre ötesinde bir başka İstanbul'u bize anlatmıştı. Ankara'da da öyle. Zaman zaman, şöyle, Ankara'nın kıyılarına gittiğiniz zaman, başka başka adacıklar halinde yaşayan insanlar görürsünüz. Onların Kızılay'la, kent merkeziyle bir ilgisi yoktur; kendi hemşehri derneklerini kurmuşlardır ve kendi dünyalarında, ekmek kavgası içindedirler. Ne oranın tarihsel kültürüne, ne parkına, ne eğlencesine, ne hizmetine, ne de yönetimine katılma gibi bir durum vardır. Eğer, bir kentte yarı aç yarı tok yatan insanlar varsa, sokak çocukları yaşıyorsa, o kentin merkezinde yükselen çok katlı apartmanlar, ışıl ışıl caddeler ya da fıskiyeli havuzlar, o kentin büyüklüğünü göstermez; bütünüyle orada yaşayan insanlar, büyük olmayı her yönden yaşayabiliyorlarsa, tadabiliyorlarsa, yönetime katılabiliyorlarsa büyüklükten söz edebiliriz.

Belediyelerin, eskiden, halkçılık niteliği vardı; hatta, öksüz, kimsesiz, yoksul insanlara "belediye baksın sana" denilirdi. Şimdi, biz, belediyeleri bu niteliğinden çıkarıyoruz. Bu, çok önemli bir nitelikti. Merkezî hükümetin göremediklerini halkın içinden çıkmış olan belediyeler görsün, o insanları bulsun, onların cenazesini gömen birisi olsun, onların doğumuna el uzatan birisi olsun, gerçekten yardım edilecek insanlara yardım elini uzatsın; ama, değerli arkadaşlar, dört gün çalışarak yaptığımız Belediye Yasası ve bugün yapmakta olduğumuz Büyükşehir Belediyeleri Yasasıyla, biz, birazcık, halktan uzaklaştırarak, şirketleşen bir belediye anlayışını ortaya koyduk; kamu hizmetini, yoksullara uzanan eli değil. Dünyada esen bir rüzgâra kapıldık, Anadolu insanını, köylerden -köy enstitülerini kapatarak- sağlıksız göç yaparak varoşlara toplanmış insanları düşünmeden "sen işi yaptır, şirketini kur" dedik. Şimdi, Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısında ise, tamamen holdingleşen bir belediye anlayışını ortaya koyuyoruz. Büyükşehirle vitrinler ortaya koyuyoruz, süslüyoruz.

Değerli arkadaşlar, ben, bu yasa neler getiriyor diye, Sayın Bakanı dinledim. Sayın Bakan, 1984'ten sonra kabuğunu çatlatan, işte, parklar, bahçeler yapan yerler olarak büyükşehir belediyelerini gösterdi. 16 tane şanslı büyükşehir belediyemiz var bizim. Gerçekten, bunların birtakım ayrıcalıkları var. Örneğin, o kentin vergi toplamından yüzde 5 pay alıyorlar; ama, geride kalan 3 000'in üzerinde belediye var; il belediyeleri var, ilçe belediyeleri var, kasaba belediyeleri var -onların şimdi büyük bir kısmını da kapattık, kapatacağız daha doğrusu; o da bir haksızlık, ama, neyse, oraya dönmeyelim- bu belediyeler; yani 16 büyükşehir belediyesi dışında kalan bütün belediyeler, yalnızca, İller Bankasından pay alıyor ve toplanan vergilerin, yalnız yüzde 4,5'ini alıyor. Bakın, büyükşehirdekilere o kentte toplanan vergilerin, Maliye Bakanlığı eliyle, yüzde 5'ini veriyorsunuz, bütün öteki belediyelere İller Bankasından yalnız yüzde 4,5'lik bir pay veriyorsunuz. Arada büyük bir ayırım oldu, insanları ayırdınız; kentte yaşıyor ikisi de.

Değerli arkadaşlar, tabiî, şimdi, vergi toplama borç al mantığı var Türkiye'de. Vergi de yeterince toplanamadığı için, o belediyeler, öteki illerde, yani, büyükşehir niteliğini taşıyamayan belediyeler, devletten, vergiden paylarını yeterince alamamaktadır.

Bakın, Yunanistan'da yüzde 15'tir Sayın Bakan o oran, Yunanistan'da yüzde 15'tir. Şimdi, Avrupa Birliği uyum yasaları diye söylüyoruz...

Değerli arkadaşlar, belediyelerin bütününe, kentte yaşayan insanlara, gerçekten, verginin en az yüzde 15'ini ayırmamız gerekir; yoksa, "büyükşehir" dersiniz, nüfusun bir kısmı orada durur, ona bir kaymak verirsiniz, ayrıcalık verirsiniz, öteki büyük bir kısma ise "sen başının çaresine bak" dersiniz. Üstelik, demin söylediğim gibi, o büyük kentin de kendi içinde çelişkileri var.

İşin, bir de, başka bir boyutu var. Büyükşehir belediyesi, alt ilçe belediyelerinden ve ilk kademe belediyelerinden oluşuyor.

Değerli arkadaşlar, bu yasa, gerçekten, büyükşehir belediye başkanına büyük yetkiler veriyor; ama, ilçe belediyeleri -Çankaya İlçesi, 1 000 000 nüfusu olan büyük bir ilçe- büyükşehirle olan ilişkilerinde hem yönetsel yönden hem de parasal yönden tamamen büyükşehir belediyesinin vesayeti altına giriyor.

Bakın, geçtiğimiz beş yıl içinde Çankaya Belediyesi ile Büyükşehir Belediyesinin arasında yaşananları belki basından izlediniz, duydunuz. Büyükşehir belediye başkanı, yasaya göre, amme alacaklı sayılıyor; yani, büyükşehir belediye başkanı kendi alacağında şahin oluyor; ama, Çankaya Belediyesinin, örneğin, Büyükşehir Belediyesinden alacağı varsa...

ALİ DİNÇER (Bursa)O zaman karga oluyor.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla)...o, genel hükümlere giriyor. Bu ne demek?! Büyükşehir belediye başkanı, kendi alacağını derhal uygulamaya sokarak, yasa gereği, amme alacağı sayıp, işçi paylarını kesebiliyor, haciz koyabiliyor. Örneğin, Çankaya Belediyesi, sınırları içerisinde asfalt kesme olayları yaşıyor bir inşaat nedeniyle. Bu inşaatı yapacak kişi, gidiyor, parayı büyükşehir belediyesine yatırıyor; ama, o asfaltın kapanması, bakımı ilçe belediyesinin oluyor. Büyükşehir belediye başkanı parayı hemen yatırması gerekir; ama, büyükşehir belediye başkanı onu yatırmıyor, hizmeti ilçe belediyesine gördürüyor, parayı kendisi kullanıyor ve o parayı, yüzde 40'ını, sözde ilçe belediyelerine vereceği halde, istediği gibi veriyor; kendi yandaşıysa, kendi partilisiyse, ona pay veriyor... Bunun hiçbir yaptırımı yok, bunun soranı yok. İlçe belediyesinin başında, âdeta, iki koca var; biri, büyükşehir belediyesi, ikincisi, o ilin valisi; diyelim ki, Ankara Valisi. İlçe belediyesi, nüfusu milyonluk olsa da, soluk alamıyor.

Değerli arkadaşlar, işin bir başka çelişkili boyutu var. Diyelim ki, ilçe belediyesi bir yapı yapmak istedi. Büyük planı büyükşehir belediyesi yapıyor. Burada belediyeciler var; ben, tabiî, bu konuda düşünce yürütmek istemem; ama, yaşananları, okuduklarımı ve sorup da öğrendiklerimi size anlatmaya çalışıyorum. İlçe belediyesi ise, uygulama planı, küçük plan yapıyor, büyükşehre soruyor; "ben şunu yapacağım, bana izin ver" diyor; büyükşehir izin vermiyor. Örneğin, geçen dönem, Çankaya Belediyesi -ben biliyorum- sırf CHP'li olduğu için, âdeta, Çankayalılar cezalandırıldı. Bizim belediye başkanımız, bir belediye binası yapmak istedi; yerini de ayırdı, planını, programını yaptı; ama, büyükşehir izin vermedi, yıllarca izin vermedi, dönem bitimine kadar izin vermedi. Şimdi, o iki belediye başkanı birbiriyle mi hesaplaşıyor, yoksa, milyonlarca insan mı cezalandırılıyor?!

Değerli arkadaşlar, yasaları yaparken, insanı düşünmek gerekir. Yani, büyükşehre büyük yetki verirsiniz, seçilmiş bir kral gibi orada hükmeder, isterse orada yaşayan insanları inim inim inletir. Bunun örneğini, biz, Ankara'da yaşadık. Bakın, Çankaya Belediyesi "gel anlaşalım, birbirimizin alacağı vereceği neyse, anlaşalım" dediği halde, anlaşılamadı, televizyonlarda tartışmalar sürdü, en doğal hizmetleri bile yaptırmadı.

Şimdi, değerli arkadaşlar, belediye, büyükşehir... Güzel... Zaten, böyle isimlerle büyük yaptığınız, ama, o insanı işin içine katamadığınız zaman, yönetime katamadığınız zaman, birtakım sıkıntılar oluyor.

Bakın, büyükşehir nitelemesi çıkmadan ya da çıktıktan sonra halkıyla bütünleşen belediye başkanlarına da tanık olduk biz. Onlar, yetkilerini kullanmadan, gerçekten, halkla bütünleştiler. Birkaçını size, izninizle, saymak istiyorum. İzmir'den başlayalım. Bir Behçet Uz. Gerçekten, İzmir'i İzmir yapmıştır. Biz böyle okuduk. O büyük insan, hem o Uluslararası İzmir Fuarını kazandırmada hem de İzmir'in çağdaş kentleşmesinde iz bırakmıştır, etkisi olmuştur. İhsan Alyanak halkıyla bütünleşmiştir. Osman Kibar, "Asfalt Osman" diye söylenilmiştir. Sonradan, büyükşehir olduktan sonra, Sayın Yüksel Çakmur'u yine saygıyla anmak istiyorum ve geçenlerde yitirdiğimiz Ahmet Piriştina... Bilmiyorum, İzmir'i yakında gördünüz mü; Okulları nasıl onardığını, o İzmir'i nasıl güzel yaptığını... Cenaze namazında bütün insanlar sahip çıktılar; yani, bir belediye başkanı, gerçekten, halkıyla bütünleşmiştir.

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye)Burhan Özfatura da var.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla)Tabiî, ben, Burhan Beyin de hizmetlerini saygıyla anıyorum. Amacım burada particilik yapmak değil; Sayın Özfatura'yı da sayarım.

İstanbul için bir Haşim İşcan'ı hepimiz duyarız. Daha sonraları göreve gelen Sayın Ahmet İsvan var, Sayın Aytekin Kotil -rahmetli oldu- bugün aramızda olan, biraz önce konuşan Sayın Nurettin Sözen'i ve daha başka hizmet verenler varsa ...

SONER AKSOY (Kütahya)Var, var; Tayyip Erdoğan...

HALİL İBRAHİM YILMAZ (Kütahya)Tayyip Bey var. (AK Parti sıralarından "var, var"sesleri, gülüşmeler)

MUSTAFA GAZALCI (Devamla)Peki, onu da siz sayın...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

38 konuşma daha · 9 Temmuz 2004

38 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook