Milli eğitim bakanlığının teşkilat v görevleri hk (s.sayısı :128)
Mersin Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 73. Birleşim · 1. yasama yılı · 30 Nisan 2003 · 1.147 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mustafa Özyürek (CHP), 30 Nisan 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 73. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞININ TEŞKİLAT V GÖREVLERİ HK (S.SAYISI :128)); konuşma 1.147 kelime.
Mustafa Özyürek (CHP, Mersin). “Milli eğitim bakanlığının teşkilat v görevleri hk (s.sayısı :128)”. TBMM Genel Kurulu, 73. Birleşim tutanağı, 30 Nisan 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-ozyurek-22-2003-04-30-milli-egitim-bakanliginin-teskilat-v-gorevleri-hk-s-sayisi-128 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin)Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; bugün, yine, Adalet ve Kalkınma Partisinin, Meclisin gündemine ilişkin Danışma Kurulunda kabul edilmeyen bir önerisiyle karşı karşıya bulunuyoruz. Bu öneriyle, zannediyorum, pek çok milletvekilimizin eline bile geçmemiş olan Millî Eğitim Bakanlığı Teşkilat Kanununda değişiklik yapılmasını öngören bir tasarının, öncelikle görüşülmesi istenilmektedir.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışma yöntemi ve milletvekillerimizin, görüşmekte olduğumuz konulara bilerek nüfuz ederek bu yasaların kabul edilmesi konusunda, burada, sürekli konuşmak zorunda kaldığım için üzgünüm; ancak, yine, daha önce gerçekleştirilen, yasa teklif ve tasarılarını, hızlı bir şekilde, madde madde değil bölüm bölüm görüşmek suretiyle sonuçlandırma arzusu, dün, Anayasa Mahkemesinden dönmüştür. Anayasa Mahkemesi tarafından, oybirliğiyle, İçtüzüğün 91 inci maddesinde yapılmak istenilen değişikliğin, hem yürürlüğünün durdurulmasına hem de iptaline karar verilmiştir.
O görüşmeler sırasında da ifade ettiğimiz gibi, çoğunluğun, İktidar Partisinin -Meclisi, âdeta by-pass eder şekilde- milletvekillerinin görüşülmekte olan konulara katkısını önleyen şekilde çalışmasından, gerçekten, son derece üzüntü duyuyoruz ve bu yol, altı aydır devam eden bu yol aynen böyle sürecekse, inanmanızı isterim ki, bu Meclisin, ne iş yaptığı, hangi konuya ne kadar katkı vereceği, son derece tartışmalı hale gelecektir.
Değerli arkadaşlarım, düşünebiliyor musunuz; bugün, bir saat, iki saat önce dağıtılmış olan bir komisyon raporu, burada, alelacele görüşülecek, değerlendirilecek ve eller kalkarak kanunlaşacak. Bu, kesinlikle, Meclisin katkısını istememe yöntemidir. O zaman, buna daha pratik bir yöntem bulmalıyız. Hiçbir milletvekilimiz boşu boşuna burada yorulmasın; hepimiz, yetkilerimizi birkaç kişiye verelim ve gidip işimize bakalım; durum, o hale gelmiştir.
Yine, arkasından, Orman Bakanlığı ile Çevre Bakanlığının birleştirilmesine dair kanun tasarısı da bunun peşinden görüşülecektir ve yarın, çalışmalar sonuçlanıncaya kadar, çalışma saatleri uzatılacaktır.
Değerli arkadaşlarım, gerçekten, bu yolu bırakmamız lazım. Her milletvekili bilmeli ki, bir hafta önceden, önümüzdeki hafta neleri konuşacağız, ne gün konuşacağız; ilgi duyan arkadaşlarımız da bu konuda hazırlıklarını yapmalılar ve gelip, burada katkılarını sunmalılar; ama, bir saat önce, iki saat önce, yarım saat önce dağıtılan bir rapor üzerinde, bir kanun tasarısı üzerinde anlamlı bir katkı yapmak, gerçekten mümkün değildir. "Bu katkıya lüzum yok, bizim hükümetimiz her şeyin iyisini bilir" anlayışı son derece yanlıştır; aksi takdirde, Meclise gerek kalmazdı, Bakanlar Kurulu her türlü yetkiyi kullanır, sonuçlandırırdı.
Değerli arkadaşlarım, biraz sonra görüşeceğimiz, Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat Kanununda yapılmak istenen değişiklik son derece önemlidir. Arkadaşlarımız, elbette, iki partiye mensup milletvekilleri de bu konudaki görüşlerini anlatacaklardır; ama, yapılmak istenen şudur, değerli arkadaşlarım: Özellikle Millî Eğitim Bakanlığındaki üst düzey bürokratların görevlendirilmesindeki esaslar, usuller, yöntemler, şu anda yürürlükte bulunan kanuna göre, Bakanlar Kurulu tarafından hazırlanan bir yönetmelikle belirlenmektedir. Getirilmek istenilen tasarıyla ise, Bakanlığın hazırlayacağı, Bakanlığın yürürlüğe koyacağı bir yönetmelikle her türlü atama yapılabilecektir.
Yine, şu anda yürürlükte bulunan Teşkilat Kanununun 56 ncı maddesinde, hangi nitelikte bürokratların nasıl görevlendirileceğine dair ayrıntılı hükümler vardır ve Bakanlar Kurulundan geçecek olan yönetmelikte bu ayrıntıların yer alıp almaması son derece önemlidir; ama, şimdi, bir maddeyle, yetki, bütünüyle Bakana verilmektedir ve Bakan, dilediği şekilde hazırlayacağı bir yönetmelikle her türlü atamayı yapabilecektir.
Değerli arkadaşlarım, kamu yönetimi ve kamu görevlileriyle ilgili konuların objektif esaslara bağlanması gerekir. Keyfî bir şekilde, her bakanın istediğine göre değişecek yönetmelikle atamaları yaparsanız, üst düzey kimseleri görevden alırsanız, üst düzey kimseleri dilediğiniz şekilde görevlendirirseniz, orada kamu yararı kalmaz, orada düzen kalmaz, orada huzur kalmaz. Bunu, ille, belli bakanların partizanlık yapacağı şeklinde anlamamak lazım. Her bakanın takdirine bırakılmıştır.
Değerli arkadaşlarım, son günlerin, son zamanların en önemli konusu kadrolaşma meselesidir. Teşkilat Kanununda yapılmak istenilen değişiklikte, kadrolaşma açısından Bakanlığa, Millî Eğitim Bakanına sonsuz yetki verilmektedir.
HALUK İPEK (Ankara)Kadrolaşmayı bir tarif et!..
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)Böylesine bir yetkiyi niçin alıyorsunuz? Niçin mevcut maddeyi değiştiriyorsunuz? Kendi bakanlarınıza mı güvenmiyorsunuz?! Bakanlar Kurulundan geçen yönetmelik ile bakanlık tarafından oluşturulan yönetmelik arasında ne fark var? Fark şudur değerli arkadaşlarım; Bakanlar Kurulunun hazırlayacağı yönetmelik, Cumhurbaşkanının onayıyla kesinleşir. Oysa, burada, sadece bakanın imzasıyla yönetmelik hazırladığınız zaman, bütün yetkileri, atama yetkilerini, terfi yetkilerini, görevden alma yetkilerini Sayın Bakanın takdirine bırakıyorsunuz. Bu, objektif değil; bu, hukukî değil; bu, anayasal değil değerli arkadaşlarım.
Onun için, böyle alelacele nedir?.. Yani, şu anda bulunan görevliler, Millî Eğitim Bakanlığında çalışan görevliler, aylardır, yıllardır orada çalışan insanlar o bakanlığı tahrip etmemişler de, üç günde, beş günde mi tahrip edecekler?! Nedir bu telaş, nedir bu acele?! Bırakalım, kanun, normal zamanında görüşülsün; bırakalım, yönetmelik, normal zamanında çıkarılsın. Bir telaş... Bizim vücut dilimizden anlamayan bürokratların hepsini biz görevden alacağız anlayışı. Böyle bir anlayış olmaz değerli arkadaşlarım. Vücut dilinden anlayan bürokrat bulunmaz. Bürokrat, devletin memurudur. Son zamanlarda bir yanlış anlayışı da bu topluma egemen kılmaya çalışıyorsunuz; biz, mademki seçimle geldik, memurları da dilediğimiz gibi değiştiririz!..
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun Sayın Özyürek.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)Toparlıyorum Sayın Başkan.
Biz, mademki seçimle geldik; öyleyse, istediğimiz bürokratı alırız, istediğimiz bürokratı atarız!..
Değerli arkadaşlarım, bürokrat, partinin memuru değildir; bürokrat, hükümetin memuru değildir; kamunun, devletin memurudur. Bir bürokratı göreve getirirken ve görevden alırken, orada mutlaka kamu yararı olması gerekir; yoksa "benden değil, benim vücut dilimi anlamıyor, öyleyse, ben onunla çalışmam" demek, keyfiliğe davetiye çıkarmaktır.
Türkiye Cumhuriyeti, bir hukuk devletidir. Hukuk devleti, kuralların egemen olduğu bir devlettir. Böyle bir devlette, eğer, siz, kuralları bir kenara atar, hukuku, Anayasayı bir kenara atar "biz, dilediğimiz gibi kadro kurarız" diyorsanız, bu "biz, keyfî iş yapacağız, bizden olanları göreve getireceğiz, bizden olmayanları görevden alacağız" demektir. Bu, ülkeyi, öncelikle bürokratlardan başlayarak, bizden-sizden diye bölmektir, ikiye ayırmaktır. Buna hiç kimsenin hakkı yok.
Türkiye'nin birliğe ihtiyacı var, Türkiye'nin bütünlüğe ihtiyacı var, Türkiye'nin birbirini sevmeye ihtiyacı var. Ne yazık ki, Adalet ve Kalkınma Partisi, başta Genel Başkanı olmak üzere, bu söylemi tekrarlıyorlar; ama, uygulamada, öncelikle, kendilerine uzak varsaydıkları bürokratların hepsini görevden alıyorlar; arkasından, yine, kendilerinin dışında olan bir muhalefet partisinin hiçbir önerisine itibar etmiyorlar; sonra da diyorlar ki: "Biz, toplumun bütün kesimleriyle barışmak, kucaklaşmak istiyoruz." Bu nasıl barıştır, bu nasıl kucaklaşmadır, bu nasıl dostluktur?!.
İşte, diyebilirsiniz ki, canım, siz de keyfinizin istediğini, dilediğinizi söylüyorsunuz. Hayır, değerli arkadaşlarım, Anayasa Mahkemesinden İçtüzükle ilgili değişiklik oybirliğiyle döndü. Biz, burada, bunun yanlış olduğunu, hukuka aykırı olduğunu, böyle yanlış bir yola gidilmemesi gerektiğini söyledik; hiç itibar etmediniz. Şimdi, Cumhurbaşkanından dönüyor; diyorsunuz ki: "Cumhurbaşkanı da çok oldu, onun da yetkilerini kısacağız." Anayasa Mahkemesinden dönüyor, Anayasa Mahkemesine itiraz ediyorsunuz. Doğrusu, şu Meclisi kurallara uygun, Anayasaya uygun, demokrasiye uygun bir şekilde çalıştırabilmek için ne yapmamız gerektiği konusunda biz âciz kaldık. Yapacağımız tek şey, millete şikâyettir; bu yol, yol değildir. Meclise, konuları, tasarıları yeteri kadar inceleme süresi tanıyınız; Meclisi by-pass etmeyiniz, muhalefetin sesini kısmaya çalışmayınız. "Bu toplumda, sadece, Adalet ve Kalkınma Partisi ve ona sadakat gösterecek bürokratlar var, onun dışında hiç kimseye biz hayat hakkı tanımıyoruz" anlayışı, inanınız ki, doğru bir anlayış değildir. Hep söylüyorum; partizanlıkla hiçbir iktidar bir yere gitmemiştir; partizanlık yapan iktidarların sonu hiç de güzel olmamıştır.
Geliniz -tekrar rica ediyorum, istirham ediyorum- bu yanlıştan dönünüz. Şu Meclisi, itibarına uygun, kurallara uygun çalıştırınız ve şu bürokratları da "sizden-bizden" diye bölmeyiniz. Bürokrat ömrünü buraya vermiş, yirmibeş sene... Bu, bana yakın değil; öyleyse, alayım!..
Değerli arkadaşlarım, devletin memuru olarak yetişen, yetişmek isteyen, istikbalini buna bağlayan binlerce bürokrat var, sizin çevrenizde de var. Çocuklarınız bürokrasiyi seçiyor, bürokrasiyi seçen çocuklarınız her bakan değiştiğinde görevden alınacaksa, nasıl görev yapacak, nasıl yetişecek, kaliteli insanları nasıl bir araya getireceksiniz?!
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
22 konuşma daha · 30 Nisan 2003