Patates üreticileri ve çiftçilerimizin sorunlarıyla ilgili
Genel Kurul, 107. Birleşim · 2. yasama yılı · 29 Haziran 2004 · 939 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Oğuz Oyan (CHP), 29 Haziran 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: PATATES ÜRETİCİLERİ VE ÇİFTÇİLERİMİZİN SORUNLARIYLA İLGİLİ); konuşma 939 kelime.
Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “Patates üreticileri ve çiftçilerimizin sorunlarıyla ilgili”. TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim tutanağı, 29 Haziran 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2004-06-29-patates-ureticileri-ve-ciftcilerimizin-sorunlariyla-ilgili (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
OĞUZ OYAN (İzmir)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ilk kez gündemdışı söz alarak konuşuyorum.
Türkiye'de çiftçinin çok zor günler yaşadığı bir süreçten geçiyoruz. Hava koşulları ve doğal afetler gibi olağanüstü doğal koşullar da, çiftçiyi, bu yıl her zamankinden daha fazla yordu. Bütün bu doğal süreçlere karşı çiftçi savunmasız. Sosyal devletin elini toplumsal dayanışmadan çekmiş olması da çiftçiye dönük politikaların olmamasıyla birleşince, afet iyice büyüyor; yani, Türkiye'de doğal afetler, aslında, sosyal afet haline geliyor; çünkü, Türkiye'de, bugün, tarımda uygulanan politikasızlıklar nedeniyle, gerçek anlamda sosyal afet koşulları içerisinden geçiyoruz.
Değerli arkadaşlarım, tarımda politikasızlık, çaresi çok bulunamayan, tedavisi olmayan bir hastalıktır. Eğer, politikaları Ankara'dan değerlendirme nosyonunu, kavramını yitirirsek, bu, baş edilemez bir sorun haline gelir. İnsanlar, doğayla baş edebilirler, selle, kuraklıkla da baş edebilirler, bunun önlemlerini alabilirler; ama, böylesine bir politikasızlığın önlemi yoktur, Ankara'nın devreden çıkmasının tedavisi yoktur.
Türkiye, beş yıldır, IMF, Dünya Bankası politikalarını izliyor ve birçok çiftçi, bugün, bu politikaların süne zararlısından daha zararlı olduğunu görmeye başladı; buna karşı çıkıyor. Dolayısıyla, bugün bu politikaları harfiyen uygulayanların, tarımın çökertilmesi konusunda tarihî bir sorumluluk taşıdıklarının bilincinde olması gerekir.
Değerli arkadaşlar, 2000 yılından beri bütün destekler terk edildi, bir tek doğrudan gelir desteği var; bunun da üretimle ilgisi yok, gecikmeli ödeniyor. 2003 yılının ödemeleri henüz gerçekleşmedi. "İkinci taksiti 1 Haziranda ödenecek" denildi, 24 Haziranda Sayın Bakan "önümüzdeki günlerde ödenmeye başlanılacak" dedi. Dolayısıyla, o dahi yürümüyor. Üstelik, 2004 yılı için yapılacak ödemeler de faizdışı fazla hedeflerine feda edildi, 2004'te dönüm parası sabit bırakıldı; yani, enflasyonun erime sürecine terk edildi.
Mazot desteği, sadece 2003 için uygulandı. Herhangi bir yasal dayanağı yok, bundan sonra da mazotla ilgili herhangi bir destek gündemde değil.
Pamukta prim uygulaması da faizdışı fazlaya feda edildi ve 90 000 lirada tutuldu. Bütün bunlar neye yol açıyor; pamuk ekmeyen patatese yöneliyor ya da başka bir ürüne yöneliyor. Dolayısıyla,Türkiye'de ürün deseni bilinçsizce değişiyor.
Bakınız, Türkiye, patates üretiminde dünyada çok önemli bir noktada değil, yüzde 2'sini temsil ediyor dünya üretiminin. 6 000 000 ton patates üretiyoruz; fakat, tüketimimiz sadece 2 000 000 ton. Aradaki fazlayı ne yapacaksınız; ya ihraç edeceksiniz ya da içtüketimi artıracaksınız. Peki, ihracata yönelik ciddî bir politikanız var mı; hayır. Geçenlerde bir kararname vesilesiyle ton başına 19 dolarlık bir destek gündeme geldi. Kararname, 23 Mayısta Resmî Gazetede yayımlanıyor, 1 Nisandan geçerli, 31 Mayısta son buluyor; yani, bunun çiftçiye bir yarar sağlaması mümkün değil. Bundan yararlananlar, önceden haber alan, iktidara yakın bazı ihracatçılar oluyor. Böyle bir politika, politikasızlığın aslında bir başka biçimi; yani, tarıma dönük politika olmamasının, teşvikin de teşvik gibi uygulanmamasının bir başka yönü.
İçtüketimi geliştirmek gerekiyor. İnsan beslenmesinde, hayvan beslenmesinde ve nişasta, vesaire birtakım ürünler elde etmek bakımından sanayi üretiminde ve sanayie dönük yeni patates türlerinin geliştirilmesini desteklemek lazım.
Ben, birkaç haftadır Ödemiş'e gidip geliyorum. Ödemiş, Türkiye'deki patates üretiminin yüzde 10-12'sini temsil ediyor; yani, Ege Bölgesi bu kadarını temsil ediyor; ama, Ödemiş de bunun yüzde 90'ını tek başına temsil ediyor. Ödemiş, ilginç bir yer; patateste iki ürün alınabilen tek yer, tek nokta Türkiye'de; ama, üreticiler, bugün, patatesi tarlada bırakmaya kararlılar. Niçin; çünkü, kiloda toplama maliyeti 40 000 lira; toptan satsanız, nakliye, vesaire, 50 000-60 000 lira. Bu da, asla giderleri karşılamıyor; daha önce yapılmış elektrik giderlerini, vesaireyi saymıyorum. Şu an üretici, ürettiği ürünün, bir doğal afetten daha fazla bir afete uğramışçasına, yüzde 100'ünü tarlada bırakma noktasına gelmiş.
Değerli arkadaşlarım, peki, bu üreticilerin girdisi nasıl ödenecek, bunların elektrik borçları nasıl ödenecek, bunların kredileri nasıl ödenecek? Sayın Tarım Bakanı, geçenlerde, 24 Haziranda şöyle bir şey söyledi: "Patates üreticisi -bir ilimiz için veriyor- bir ilimizin tarımsal elektrik borcunun 200 trilyon lira olduğunu biliyorum." Ama, bunu bilmek yetmiyor. Sayın Bakan şunu söylüyor: "Bir müddet sonra cerrahî müdahale gerekiyor, ya haciz ya da elektriği kesme yoluna gidilecek. Faizle ilgili birikmiş borçları yaymak gerekiyor" diyor. Şimdi, cerrahî müdahalenin elektriği kesmek biçiminde olması kadar antisosyal bir şey olamaz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN- Buyurun Sayın Oyan.
OĞUZ OYAN (Devamla)- Evet, borçları yaymak, ertelemek çözüm burada; bu çözümü bulmak zorundayız. Türkiye'de üreticiler perişan. Üreticinin gerek TEDAŞ'a olan borçlarının mutlaka ertelenmesi gerekiyor gerekse de tarım kredi kooperatiflerine ya da Ziraat Bankasına olan borçlarının ertelenmesi gerekiyor. Sadece Ödemiş için değil, sadece Nevşehir, Niğde için değil, Türkiye'de birçok üründe bu var, birçok ürün afete konu oldu. Bütün bu kesimleri gözeten politikalara ihtiyaç var.
Tabiî, çözüm yolları, uzun vadeli politikalar geliştirmekten geçiyor, Türkiye'de ulusal ve bölgesel anlamda tarım politikalarını oluşturmaktan geçiyor, ürün desteğini yeniden tanımlamaktan geçiyor; arz fazlası veya eksiği olan ürünlerde bu politikaların ürün bazlı olarak gündeme getirilmesi gerekiyor. Prim desteğinin buna bağlı olarak mutlaka gündemde olması ve doğrudan gelir desteğinin de üretimle bağlantısının kurulması gerekiyor. Dolayısıyla, patates için de benzer çözüm yollarına ihtiyaç var. Bu üründe, mutlaka, ulusal ve bölgesel üretim politikaları geliştirmek lazım. Siyasetüstü bir kalıcılık geliştirmek lazım; yani, burada, üreticinin, üniversitenin, kamu ve özel sektör temsilcilerinin birlikte işbirliği yapabileceği alanlar oluşturmak lazım; yani, ürün bazlı politikaları, sektör bazlı politikaları geliştirmek lazım; alternatif ürünlere desteği politika haline getirmek lazım.
Tabiî, bu arada, verimliliği artırmak, ama, maliyetleri de bir başka açıdan düşürmek gerekiyor. Maliyeti düşürmenin yolu şu: Patates ya da başka ürünlerde -ama, patates için çok önemli- sulama, maliyetin yüzde 20'si ve bunu, mutlaka düşürmek gerekiyor; damlama yöntemine geçmek gerekiyor. Küçük Menderes için söylüyorum; Beydağı Barajını bitirmek gerekiyor. Onun dışında, tohum tescil yasasının bugün tohumda üretim maliyetini çok artırıcı bir noktaya gelmiş olmasına çözüm aramak gerekiyor. Bu maliyetlerle, Türkiye'de, üreticinin bu üretime devam etmesi ve Türkiye'nin, dünya tüketiminin, kişi başına tüketimin yirmide 1'i, otuzda 1'i düzeylerinden daha yukarı çıkacak bir noktaya getirilmesi mümkün gözükmüyor. Bütün bunlara çözüm bulmamız lazım. Türkiye'de tarımı ne IMF'ye ne Dünya Bankasına ne de çokuluslu şirketlerin, tohum ya da diğer üretimler yapan şirketlerin insafına terk edebiliriz. Mutlaka, tarımda da ulusal düşünme geleneğini yeniden kazanmamız gerekiyor. Umarım, bu uyarılar bir işe yarar.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
35 konuşma daha · 29 Haziran 2004
