Genel Kurul konuşması
Genel Kurul, 109. Birleşim · 2. yasama yılı · 1 Temmuz 2004 · 1.663 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Oğuz Oyan (CHP), 1 Temmuz 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 109. Birleşim oturumunda konuştu; konuşma 1.663 kelime.
Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “Genel Kurul konuşması”. TBMM Genel Kurulu, 109. Birleşim tutanağı, 1 Temmuz 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2004-07-01-2 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
OĞUZ OYAN (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerçekten, burada, İktidar Partisi adına yapılan konuşmayı işitince üzülmemek elde değil. Sadece muhalefet olarak değil, yasama organı adına üzülüyorum; çünkü, burada, biz, ciddî bir tartışma yapmak zorundayız. Bizim, bir tartışmadan, demagojik söylemlerle bir sonuç elde etmemiz, ülke adına bir yarar elde etmemiz mümkün değildir. Bizim muhalefetimizi ütopik, teorik vesaire diye niteleyip, muhalefet mantığımızı eleştirmek yerine -ki, bunlar tamamen uydurmadır- bizim, burada, getirdiğimiz yapıcı, olumlu, düzeltici eleştirileri bir miktar anlamaya çalışsalar, bazı şeyler ilerleyecek Türkiye'de; ama, gerçekten, üzülüyorum. Anlayışın, 1580 sayılı Yasadan ne kadar geride olduğu bir kez daha görülüyor. Biz "bazı hükümler itibariyle geride" demiştik; ama, herhalde, anlama sorunumuz var.
Değerli milletvekilleri, sayın konuşmacı, biraz önce, ciddî kaynaklar aktarıldığını söyledi. Kaynak yok, malî paylaşım yasası yok; ciddî kaynaklar aktarıldığını söylüyor. Herhalde, kendileri, yasayla ilgili değil de, yasa etrafında yapılmış özel konuşmaları aktarıyorlar. Biz, burada, bunları, önümüze gelen yasa metinlerinden konuşabiliriz. Bu yasa metninde böyle bir şey yoktur. Yoksa, bunu, söylemek, gerçeklerin hilafına konuşmak demektir. Kamuoyunu aldatamazsınız, Meclise yanlış bilgi veremezsiniz; hiç kimse size, bu sıfatla, burada, bir temsil yetkisi kullanma hakkı vermemektedir.
Değerli arkadaşlarım, bu tasarı, tıpkı, geçen hafta kanunlaşan İl Özel İdareleri Yasası gibi yeni malî bağımlılık ilişkileri yaratmaktadır. Burada, sadece merkez ve yerel yönetim ilişkileri büyük ölçüde altüst edilmekle kalınmıyor, bunun yol açtığı olumsuzluklara çok önemli bir olumsuzluk daha ekleniyor, borçlanmayla ilgili, yerel yönetimlere yeni yetki veriliyor. İl Özel İdareleri Yasasında da benzer yetkiler getirilmişti, burada da getiriliyor. Belediye meclisi kararıyla iç ve dış borçlanmaya, bugünden sonra, yerel yönetimler çok daha geniş bir ölçekte başvurabilecekler.
Tasarının getirdiği borçlanma sınırı, aslında, hükümetin teklif ettiği metinde, belediyelerin yıllık gelirlerinin yeniden değerleme katsayısıyla çarpımının 2 katıydı. Bereket versin, Cumhuriyet Halk Partisi komisyonda muhalefetini yapıp sonuç alabildi de, bu, 1 katına düşürüldü; ama, değerli arkadaşlarım, bu 1 katı da çok yüksektir; çünkü, özellikle ilk yıllarda, bu gelirlerin 1 katı kadar borç stokuna sahip olmayanlar buraya doğru yükselmek açısından bir gayret içerisine girebilirler, özellikle de gelirlerinin bu kadar belirsiz ve yetersiz olduğu bir ortamda.
İkinci bir sınır getirildi güya; her yıl gelirlerinin yüzde 10'una kadar borçlanabilirler. Peki; ama, bunu aşmak mümkün; yani, meclisin salt çoğunluğunun ve İçişleri Bakanlığının kararıyla bunu da istediğiniz kadar artırmak -yani, yüzde 100'e kadar artırmak bir yılda bile- mümkün. Dolayısıyla, burada çok güçlü bir borçlanma dalgasının geldiğini görmemiz gerekiyor. Bizim, gerek İl Özel İdareleri Yasası görüşmesinde gerekse bu tasarıda, komisyonda ve Genel Kurulda, bu konularda verdiğimiz bir önerge vardı. Burada "söz konusu sınırlar dışında sınırlar getirilmesinde Hazine Müsteşarlığı yetkilidir" şeklinde, gerektiğinde ülke menfaatları açısından yeni borç ipotekleri ortaya çıkmasın diye bir önerge getirmiştik, bunu tekrar getireceğiz. Eğer, bu konuda sizin kaygılarınız da bizimkiyle birleşirse, belki, bugün, acze düşmenin, kamu malî yönetiminde acze düşmenin sonucu olarak gelen bu borçlanma sorununa bir çözüm bulabiliriz.
Değerli arkadaşlarım, İl Özel İdareleri Yasasının görüşmesinde başka örnekler de verildi, Arjantin örneği verildi; yani, bu ülkede beş yıl içerisinde yerel yönetimlerin krizi derinleştirici etkisinin nasıl çalıştığı, millî gelire oranla yüzde 4'lük borçlanma payının beş yıl içerisinde yüzde 6,5'e nasıl çıktığını anlattık.
Şimdi, bu 4-6,5 size çok önemsiz gelebilir. Şu rakamı vereyim: Türkiye'de belediyelerin ve il özel idarelerinin toplam harcamalarının milî gelire oranı yüzde 4 ile 5 arasında dolaşıyor son beş altı yıllık rakamlara bakarsanız; yani, bunun yarısı kadar bir ilave yük ortaya kolayca çıkabilir ve biz, orada da, yeni belirsizliklere doğru, ülke olarak yelken açarız.
Tasarının borçlanma maddesi kadar çok vahim sonuçlar doğurabilecek bir başka maddesi var; bize tarihî bazı örnekleri hatırlatan bir madde. 15 inci maddenin son fıkrasında; belediyelerin vergi, resim, harç gelirleri gibi düzenli kamu gelirleri ve alacaklarının haczedilmesi olanaklı hale geliyor. Aslında, hükümetin teklif ettiği ilk metinde, bunların da haczedilememesi getirilmişti; fakat, ne olduysa komisyonda oldu ve iktidar kanadından gelen öneriyle, tekrar, bu tür gelirlerin, vergilerin, resimlerin, harçların haczedilebilmesinin yolu açıldı. Ne oldu; iç ve dış ekonomik güç odakları mı işe karıştı, çokuluslu şirketler mi karıştı, IMF mi talep etti bilemiyoruz; ama, Komisyonda bu geldi gündeme.
Şimdi, bunun, kamu yönetiminde hangi kriz noktalarına Türkiye'yi sürükleyebileceğini acaba hesap ettiniz mi yahut bu konuda bizim vereceğimiz düzeltme önergesi dolayısıyla, acaba, bu hesabı bugün yapacak mısınız?
Değerli arkadaşlarım, eğer bu kapı açılırsa, mükellef henüz vergisini belediyeye ödemeden, üçüncü şahıs ihtarnameleriyle, belediyenin vergi, resim ve harçları haciz alacaklısına ödenmek zorunda kalınabilir. Vergi mükellefi, mükellefiyetini yerine getirdi mi getirmedi mi tartışmaları, anlaşmazlıkları dahi ortaya çıkabilir.
Tabiî, bir başka şeyi daha söyleyeyim. Belediye, eğer, normal vergi gelirini kaybediyorsa, bugün burada öngörülen borçlanma riski daha da büyüyecektir; yani, vergi gelirini bile tahsil edemeyen belediye ne yapar; bugün, sizin öngördüğünüzden daha çok, öngöremeyeceğiniz kadar yeni borçlanmalara gidebilir. Dolayısıyla, burada tam bir kıskaç oluşturuluyor.
Şimdi, yerel yönetimleri bağımlılık ilişkilerine sürükleyen, sürükleyecek olan bu olay, Türkiye'yi yeni bağımlılık ilişkilerine sürükleyecektir. Bakın, biz bir yıldönümündeyiz, bunu size hatırlatayım. 2004 yılındayız ve bundan tam yüzelli yıl önce 25 Ağustos 1854'te, Osmanlı, ilk dış borçlanmasını yaptı Kırım Savaşı nedeniyle. Bu borçtan kurtuluşumuz ne zaman oldu biliyor musunuz; tam yüz yıl sonra, 1954'te borçtan kurtulduk. Borçlanma 1854'te başladı, bundan yüz yıl sonra, 1954'te tamamlanan bir süreç. Siz, bu günden tam elli yıl sonra -1954-2004- yeni bir süreci başlatıyorsunuz. Bu yeni süreç, aslında, bir başka şekilde başlamıştı. Bakınız, 1950'de tek başına iktidar olan Demokrat Parti, Osmanlının yirmibir yılda bu ülkeye getirdiği felaketi sekiz yılda yaptı. Osmanlı yirmibir yılda nasıl getirmişti; Osmanlı, ilk borçlanmayı 1854'te yapmıştı, ülkeyi 1875'te borçlarını ödeyememe noktasına getirmişti, yani, moratoryum ilan etti. Bu moratoryumdan sonra, 1879'da, birtakım vergi gelirlerini tahsil yetkisini alan Rüsumi Sitte İdaresi kuruldu; bu yetmedi, 1881'de Düyuni Umumiye İdaresi kuruldu. Düyuni Umumiye, Osmanlının vergi gelirini toplayan bir idare haline geldi. Bu idarenin iki önemli özelliğini hatırlatayım; birincisi, Osmanlıda, silahlı kolluk güçleriyle vergi toplama hakkını elde etti; ikincisi, aynı idarenin çalıştırdığı eleman sayısı Maliye Bakanlığının eleman sayısının üzerine çıktı. Sizin yarattığınız Türkiye, böyle bir Türkiye'ye doğru gidiyor.
Değerli arkadaşlarım, siz, aldığınız borç yükünden daha katmerlisini yaratabilecek projelere bugün Türkiye'yi sürüklüyorsunuz; dolayısıyla, Türkiye'de, Demokrat Partinin sekiz yılda yol açtığı, 1958'de ilan ettiği moratoryumu, borçlarımı ödeyemiyorum noktasını, Türkiye'ye, herhalde, çok kısa sürede yaşatmak üzere hareket ediyorsunuz. Bakınız, Türkiye, 1984'te vergi alma yerine borç alma politikasına girdi, bugün Türkiye'nin hali ortada; bu, tam bir malî açmaz, tam bir acze düşme noktasıdır. Böyle bir noktada hafızamızın çok diri olması gerekirken, böyle bir toplumda yaşarken, siz, ne yapıyorsunuz; yeni borçlanma kapılarını ardına kadar açan düzenlemeler getiriyorsunuz, gerek il özel idarelerinde gerekse belediyelerde.
Peki, vergi gelirlerini, resim gelirlerini, harç gelirlerini üçüncü şahıslara ipotek eden bir anlayış, acaba, siyasî otorite kayıplarına yol açmayacak mıdır; yani, Türkiye'de, siyasî otorite, buna rağmen, mevcut konumunu dahi sürdürebilecek midir? Bu bir teslimiyet politikası değil midir değerli arkadaşlarım? Bu bir teslimiyet politikası değil diyorsanız, gelin, konuşun; eğer, teslimiyet politikasında anlaşıyorsak, bu konuda vereceğimiz önergeye kabul oyu veriniz. Umarım, bu malî borç tutsaklığı bizim siyasî kaderimiz olmaz.
Bir başka örnek daha vereyim. Şimdi "Gelecek yıllara yaygın hizmet yüklenmeleri" başlığını taşıyan 67 nci madde getiriliyor. Getirdiğiniz bu madde, gerek değiştirilen 1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanununa gerekse de onun yerine getirdiğiniz 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kont-rol Yasasındaki düzenlemeye aykırı. O yasalar, o düzenleme, halen, sizin altı ay önce getirdiğiniz, yürürlüğe soktuğunuz düzenleme, sadece yıllara sari yatırım harcamaları için size böyle bir hüküm getirmiş. Siz, şimdi, kendi getirdiğiniz yasanın bile yeterince gevşek olmadığını düşünüp, bir de, burada, her türlü harcamayı, yıl içinde bitebilecek harcamaları da, yıllara sari harcama gibi düzenleyebiliyorsunuz. Bu, yeni şirket kayırmalara yol açacaktır, yeni usulsüzlüklere yol açacaktır -sizi buradan uyarıyoruz- ve bu, belediyeler açısından, bütün bu usulsüzlüklerin birikmesine ve yeni malî bağımlılık ilişkilerine götürecek düzenlemedir; dolayısıyla, iç ve dışborç artışlarına da zemin oluşturması beklenebilir.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, burada, denetim konusuna girecek vakit yok; ancak, ilgili madde geldiğinde görüşülecek. Ben, sadece şunu hatırlatayım -İl Özel İdareleri Kanununda gerek tümü üzerinde gerek 41 inci maddede bu konuya geniş olarak değinmiştim, arkadaşlarım tekrar değinecekler- şu kadarını söyleyeyim: Teftiş ve soruşturmayı dışlayan, teftiş kurullarını dışlayan, Maliye Bakanlığının, Başbakanlık Teftiş Kurulunun devreden çıkmasına yol açan, yerel Sayıştayı bile öngörmeyen bir düzenleme, denetimden kaçış düzenlemesidir. Biz, denetimden kaçış düzenlemesiyle, bu tür borçlanmayı, piyasalaşmayı vesaireyi bir arada gördüğümüz zaman, bunun ne kadar tehlikeli, ne kadar patlayıcı bir düzenleme olduğunu bir kez daha tespit ediyoruz ve sizi bu konuda da uyarmak istiyoruz.
Değerli arkadaşlarım, bu tasarının sosyal özü yoktur. İki tane örnek vereyim. Burada, belediye başkanları için emeklilik hakları gibi birtakım şeyler getiriyorsunuz, Emekli Sandığı kapsamına almaya olanak sağlıyorsunuz; ama, eski belediye başkanlarından bunu esirgiyorsunuz. Böyle bir uygulama, aynı kentlerde farklı dönemlerde belediye başkanlığı yapmış kişiler açısından haksız sonuçlar doğuracak, mağduriyetlere yol açacaktır.
İkinci konu; sosyal özü yok; çünkü, sadaka anlayışını burada sürdürüyor. 13 ve 14 üncü maddelere bakın, buralarda, ne yazık ki, sosyal hak kavramı getirilmemektedir; belediyelerin sosyal yardım yapması noktası, sadaka gibi tanımlanmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, toplumsal dışlanma ve kent yoksulluğuna kalıcı çözüm getirmek buralardan geçmemektedir
Değerli milletvekilleri, biz, bu tasarıyı, güçlü olan belediye başkanlığı sistemini, daha da güçlü bir başkanlık sistemine dönüştüren bir tasarı olarak görüyoruz. Bu yasayı, denetimi yok eden bir yasa olarak görüyoruz. Bu yasayı, belediye çalışanlarını köle yapan, belediyeyi tüccar yapan, vatandaşı müşteri yapan, belde mülkünü rant olarak gören zihniyetin ürünü olarak görüyoruz. Bu zihniyetin siyasal bilimdeki adı neoliberal ideolojidir, sizin literatürünüzdeki adı da tüccar siyasetidir. Bu yasada demokratiklik, saydamlık, hesap verilebilirlik sözcükleri vardır; ama, bunlar ancak gözboyamaya yöneliktir. Bu yasada geriye çağrılma..
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
OĞUZ OYAN (Devamla)Tamamlıyorum Sayın Başkan.
BAŞKANBuyurun Sayın Oyan.
OĞUZ OYAN (Devamla) -Bu yasada belediye başkanlarının, yanlış işlemleri dolayısıyla toplum tarafından geri çağrılma yetkisi yoktur, tıpkı, referandum düzenlemesi olmadığı gibi. Bu yasayla, belediye meclisleri, sanıldığı gibi güçlü hale getirilmemektedir. Bu yasa, küçük yerleşimleri, köyleri yok etmeye kurgulanmıştır; çünkü, bu yerler yeterince rant sağlayıcı, yeterince pazar olma özelliği herhalde taşımamaktadır. Oysa, bu küçük yerleşimler, bir toprak parçasına bağlı olarak yaşamaktan doğan yönetim hakkını, en fazla hak eden yerlerdir.
Değerli arkadaşlarım, bu tasarı, belediyeyi kamu hizmeti veren idare olmaktan uzaklaştıran bir tasarıdır; "parayı veren düdüğü çalar" yasasıdır değerli arkadaşlarım. Yani, bu yasayla, kamu hizmetini, vergi vermekle, almaya hak kazanmıyorsunuz; kamu hizmeti almak için, bir de, hizmetten yararlanan herkes parayı ödemek durumunda kalacaktır. Bu yasa, IMF'nin yasasıdır, bu yasa Dünya Bankasının yasasıdır, bu yasa Dünya Ticaret Örgütünün yasasıdır, bu yasa çokuluslu şirketlerin yasasıdır, bu yasa sizin zihniyetinizin yasasıdır; sizlere hayırlı olsun. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
28 konuşma daha · 1 Temmuz 2004
