Büyükşehir belediyeleri kanunutasarısı (s.s.619)
Genel Kurul, 113. Birleşim · 2. yasama yılı · 9 Temmuz 2004 · 1.143 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Oğuz Oyan (CHP), 9 Temmuz 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BÜYÜKŞEHİR BELEDİYELERİ KANUNUTASARISI (S.S.619)); konuşma 1.143 kelime.
Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “Büyükşehir belediyeleri kanunutasarısı (s.s.619)”. TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim tutanağı, 9 Temmuz 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2004-07-09-buyuksehir-belediyeleri-kanunutasarisi-s-s-619-2 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
OĞUZ OYAN (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının bütünü üzerinde bu defa şahsım adına söz aldım; ama bunu da Grup adına diye değerlendirebilirsiniz, devamı niteliğinde.
Burada Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısını tartışıyoruz. Büyükşehir belediyeleri bu tasarıyla çok önemli yetki artışına konu oluyorlar; aynı zamanda da büyükşehir belediye başkanları, aslında diğer belediye başkanları da önemli bir güçlü başkanlık sisteminin simgeleri haline geliyorlar.
Şimdi, bu tasarıyla, büyükşehir belediyesi olan ya da olmayan arasındaki farklar büyümektedir; yani, büyükşehir belediyesi olan ile il belediyesi olan arasındaki farklar büyümektedir; farklar açılıyor. Açılan farklar var; ama, bir başka şey de var, aralarındaki farklar çok büyük olanlar da tek bir potaya konuluyor. Yani, nedir bu; işte, 10 000 000'u aşan İstanbul ile -il sınırları olarak bütünleştirdiğiniz zaman İstanbul 10 000 000'un üzerinde bir kent- 750 000'lik bir belediye, hatta, mevcut büyükşehir belediyeleri içinde 750 000'i tutmayanlar da var- aynı esaslara göre yönetilmiş olacak; yani, bir anlamda, bu büyükşehirlerin en büyüklerine göre, sürmezür, ısmarlama biçilen bir elbise küçüklere de uydurulmaya çalışılacak; yani, böyle, özelliği olan birtakım kamu idarelerini ortak bir potada eritecek, bunların hepsinin ihtiyaçlarına ne kadar cevap verecek, ne kadarı geniş gelecek ya da dar gelecek; bu da, bu düzenlemenin ayrı bir sorunu.
Tabiî, bu düzenlemenin bir başka sorunu, kamu hizmetinde, kamu personelinin hizmet sürekliliğinde de bir kesintiye yol açması; Sayın Bakanın da biraz önce söylediği gibi, belediye başkanlarıyla birlikte gelip giden danışmanlar örneklerinde olduğu gibi. Yani, bu, hem iyi hem kötü. Kötü tarafı da, sürekliliği kıran bir yapı ortaya getirmesi; çünkü, kamu hizmeti, partizan kadrolaşma dışında ele alınması gereken bir olay.
Şimdi, bu tasarıda, dün kabul edilen Belediye Kanununda da var olan bir madde var. Belediye Kanununun 15 inci maddesinin ikinci fıkrasında, belediyelerin içme ve kullanma suyu, toplutaşım, katıatıklarla ilgili düzenlemeler, her türlü düzenleme, yetki devriyle, hak ve imtiyaz devriyle şirketlere gördürülebilecek düzenlemeler içine alınıyordu. Bu tasarının 10 uncu maddesinde de, Belediye Kanununa gönderme yapılıyor, aynı şey düzenleniyor.
Şimdi, bir kere, bu tür hizmetler kamusal niteliktedir, münhasıran belediyenin hakkı olan hizmetlerdir. Bu hizmetlere ait hak ve imtiyazların devri genel hükümlere göre yapılır. Hak ve imtiyazların genel hükümlere göre devredilmesi, bu hak ve imtiyazların özel hukuk sözleşmesiyle devri anlamına gelmekte. Anayasanın 47 nci maddesinde, yapılan değişikliklerle, "...kamu tüzelkişileri tarafından yürütülen yatırım ve hizmetlerden hangilerinin özel hukuk sözleşmeleri ile gerçek veya tüzelkişilere yaptırılabileceği veya devredilebileceği kanunla belirlenir" deniliyor; ancak, burada bu düzenleme önümüze gelirken, yasa koyucu, bunu, çok özel haller ve nedenler dışında, bu Anayasa hükmüne dayandırarak kullanmamalıydı; çünkü, bütün kamu hizmetlerinin özel hukuk sözleşmeleriyle yaptırılabilmesine izin veren düzenlemeyle karşı karşıyayız, aradaki fark bu. Anayasanın öngördüğü şey, bunun bir istisnaî durum olarak öngörülmesi. Hepsini böyle yapıyorsunuz; kamu hizmeti nerede?.. Dolayısıyla, burada, yasa koyucu, herhangi bir alanda verilen hizmetin, kamu hizmetinin -kamu tarafından verilen hizmet olarak belirlenmiş bir hizmet- çok özel haller dışında, özel hukuk sözleşmeleriyle değil, kamu hukuk sözleşmeleriyle yapılmasını esas kabul etmeliydi. Yasa koyucunun, bu hizmetleri kamu hizmeti olarak belirledikten sonra, kamu hizmetlerinin, kamu hukuku sözleşmeleri dışında, özel hukuk sözleşmelerine konu edilmesi için çok önemli nedenleri olması gerekirdi. Dolayısıyla, burada haklı bir neden olmadığını belirtmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, burada denetimle ilgili birçok şeyden bahsettik. Burada, şirket kurma meselesine gelince, elimizdeki denetlenecek yapıyı bir tasnif etmek lazım. Ortada üçlü bir yapı var; bir, belediyelerin kendisi bir kamu tüzelkişiliği olarak bir alan; ikincisi, bunun özel gelir ve gideri bulunan hizmetin yürütüldüğü bütçeiçi işletmeler; üçüncü alan da, belediyelere verilen görev ve hizmet alanında kurulan sermaye şirketleri; üç tane alan var. Peki, yasa tasarısı bu üç farklı yapının aynı usul ve esaslara göre denetimini nasıl öngörebilir?.. Bunlar farklı yapılardır, dolayısıyla farklı denetim hedeflerine göre denetlenmeleri gerekirdi. Dolayısıyla da, farklı yapıların farklı hesap verme sorumlulukları, ölçütleri öngörülerek, farklı derecelerde yerine getirilmesi sağlanmalıydı. Oysa, ne böyle bir mekanizma var ne de bu şirketlerle ilgili, zaten, hesap verme sorumluluğunu yerine getireceğine dair bir hüküm var. Değerli arkadaşlarım, dolayısıyla, burada da denetimin, bir kez daha, nasıl, bu şirketler vesaire yoluyla devre dışına çıktığını görüyoruz.
Bir başka dikkat çekeceğim nokta; dün geçen Belediye Kanununun 8 inci geçici maddesi, burada verilen bir önergeyle değiştirildi ve belediye borçlarının konsolidasyonu... Burada, siyasî yapının, siyasetin, aslında, bir serbestlik alanı içerisinde, her bir belediyeyle, ayrı ayrı bir uzlaşma komisyonu marifetiyle, bu borç ertelemelerini ve borç indirimlerini; yani, af niteliğini içeren bu işlemi yapabilmesine imkân sağlandı. Bunlar, hangi objektif, keyfî olmayan kriterlere göre yapılacak, bunu bilmiyoruz. Yani, diyeceksiniz ki, bize güvenin.
Değerli arkadaşlarım, size güvenmememiz için çok neden var. Bakın, bir tane örnek vereyim: Dün akşam, şurada bir oylama yapıldı; bu oylamada 50'den fazla, burada var olmayan kişilere ait pusulalar çıktı, aynı kişiye birden çok pusula çıktı. Yani, bakınız, burada basit bir oylama mekanizmasında bile... Bu nitelikli çoğunluğa... Biz, burada uyardık "nitelikli çoğunluk gerekir, üçte 2 gerekir" dedik; bunun üzerine bir hareketlenme ve böyle, birtakım, bu işi bu şekilde aşabilir miyiz manevraları... Yani, biz, nasıl bu geçici 8 inci maddeyle ilgili... Burada da geçici 3 üncü maddede, bu, karşımıza muhtemelen tekrar bir değişiklik önergesiyle gelecek, aynı mekanizma gelecek, biz, buna nasıl güveneceğiz?!
Bir başka şey, burada tekrar uyarıyorum; nitelikli çoğunluk.. Bu, bir af hükmüdür, onu, burada, yine büyükşehirler için getireceksiniz. Bu, nitelikli çoğunluk gerektirir. Bunun, bırakın Anayasa Mahkemesini, Cumhurbaşkanından dönmesini istemiyorsanız, aynı konuyla ilgili Meclis gündemini bir daha işgal etmek istemiyorsanız, bugün, buradasınız, sizi daha bu saatten uyarıyorum, akşam saatlerine kalmadan Grubunuzu 330'a tamamlayınız, bizden destek beklemeyiniz, kendiniz Grubunuzu 330'a tamamlayınız ve bu eksiği ikmal ediniz.
Değerli arkadaşlarım, değineceğim bir başka konu; burada, önemli bir madde, 23 üncü maddedir. Diğer tasarılarda, gerek İl Özel İdaresi Kanununda gerek Belediye Kanununda belediyelerin gelirleri sayılmıyor, il özel idarelerinin gelirleri sayılmıyor; yani, gelirleri düzenleyen düzenleme yok; bununla ilgili düzenlemenin daha sonra geleceği söyleniliyor. Biz, hangi hizmetler karşılığında hangi gelirlerin olduğunu, hangi malî dengenin olduğunu bilemiyoruz, bir tek burada var. Burada olmasının nedeni de büyükşehir belediyeleri biraz türev belediyecilik tanımına girmektedir; dolayısıyla, daha kolay tanımlanabilir bir çerçeve ve mevcut çerçeveyi de taşıyan bir yapı getirilmiş.
Burada, üç noktaya değineyim; bir tanesi, bu 23 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendine göre, müşterek bahisten alınan Eğlence Vergisinin, hangi belediyelere, nasıl paylaştırılacağı. Şimdiye kadar söz konusu olmayan, en azından mevcut durumda söz konusu olmayan, müşterek bahislerden alınan Eğlence Vergisinde büyükşehirlerin payı yoktu; siz, yüzde 50 bir pay getirmiş oldunuz. Şimdiye kadar bu payı tek başına alan hipodromun, at yarışlarının oynandığı ilçe belediyesini, bir anlamda devredışı bıraktınız; çünkü, geriye kalan yüzde 50, bütünü arasında paylaşılıyor; bunu, umarım, önergelerle düzeltme, olgunlaştırma imkânına kavuşuruz; çünkü, burada, o ilgili ilçe belediyesinin kendi bütçesinde, hem de içinde bulunduğumuz yıl itibariyle bile çok önemli bir kaybın ortaya çıkacağını ve bundan sonra, belki, yıllara sâri yatırımlar açısından çok ciddî aksamalar ortaya çıkacağını nasıl hesaba katmayız? Bunu mutlaka hesaba katmak zorundayız; bu konuda, işte İstanbul-Bakırköy, İzmir-Buca ve Adana gibi birtakım kentlerde, bu belediye gelirleri açısından çok ciddî sorunlar ortaya çıkabilecektir.
Bu konuda, tabiî, düzenlemeyi ertelemek de bir yoldur. Yani, daha sonra, biz, nasıl olsa belediye gelirleri kanunu tasarısını, buraya, herhalde getireceğiz; düzenlemeyi oraya bırakmak, buradan çıkarmak, ona taşımak da mümkündür; sağlıklı olan, doğru olan yol budur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
38 konuşma daha · 9 Temmuz 2004
