Yükseköğretim kurmları teşkilatı kanununda değişiklik yapılması hk.(s.s.1067)
Gaziantep Milletvekili · Anavatan Partisi
Genel Kurul, 78. Birleşim · 4. yasama yılı · 22 Mart 2006 · 1.929 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ömer Abuşoğlu (Anavatan Partisi), 22 Mart 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 78. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK.(S.S.1067)); konuşma 1.929 kelime.
Ömer Abuşoğlu (Anavatan Partisi, Gaziantep). “Yükseköğretim kurmları teşkilatı kanununda değişiklik yapılması hk.(s.s.1067)”. TBMM Genel Kurulu, 78. Birleşim tutanağı, 22 Mart 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/omer-abusoglu-22-2006-03-22-yuksekogretim-kurmlari-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hk-s (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda değişiklik yapan bir kanun tasarısı üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.
Bugün görüşmekte olduğumuz, müzakere etmekte olduğumuz kanun tasarısı, Türk yükseköğretimine yeni bir üniversite kazandırmak amacıyla huzurunuza getirilen bir tasarı. Bu çerçevede, yükseköğretimin sorunlarını tartışmadan, yükseköğretimin sorunlarını dile getirmeden, bu konunun, bu kanunun müzakere edilmesi mümkün değil. O bakımdan, hem bu kanun çerçevesinde hem de üniversitelerin genel sorunlarıyla ilgili olarak bu konudaki birkaç hususa değinmek istiyorum.
Şimdi, bir kere, Türk yükseköğretimi, neticede aynı kanuna tâbi olmak kaydıyla, iki farklı yapıdan oluşmaktadır; bir vakıf üniversiteleri, bir de devlet üniversiteleri. Devlet üniversitelerinin zaman içerisinde devletin yükseköğretim talebini karşılayacak yatırımları ve teşkilatlanmayı yapamayacağı görüldüğü andan itibaren, vakıf üniversiteleri şeklinde, kâr amacı gütmeyen, tamamen kamu hizmetine yönelik olmak amacıyla tasarlanmış bir çerçevede, vakıf üniversiteleri sistemini sisteme kazandırmıştır ve uygulandığı günden bu yana da Türk yükseköğretim talebini oldukça önemli boyutta karşılayabilmiş ve bu konuda hâlâ birçok eksiği olan bir yapı ve özellik arz etmektedir.
O çerçevede, gerek vakıf üniversiteleri ve gerekse kamu, devlet üniversiteleri, nitelik itibariyle ve sağladıkları hizmet ve sosyal fayda açısından birbiriyle mukayese edilmeyecek ve aynı amaca yönelik hizmet üreten kuruluşlar olarak karşımıza çıkıyor; ama, gerek vakıf üniversitelerinin gerekse de devlet üniversitelerinin içerisinde bulunduğu sorunlar, bugün için, Türk yükseköğretiminin önünü tıkayan, bu sorunlar çözülmediği takdirde gerek gelişme ve gerekse de üye olmayı düşündüğü, üye olmayı arzu ettiği Avrupa Birliği sürecinde Türkiye'nin önünü tıkayan önemli bir problem olarak ortada duracaktır. O bakımdan, Türkiye'de gerek ekonomik gelişme gerek insanların, toplumumuzun refahının yükseltilmesi ve gerekse de dünya standartlarında bir toplum ortaya çıkarılması noktasında eğitimin önemini inkâr etmemek gerekir. Bu noktada da, yükseköğretimin çok özel bir yeri ve çok özel bir önemi söz konusudur. O bakımdan, Türk toplumu, yükseköğretimin bu özelliğini dikkate alarak, çok büyük bir oranda, yükseköğretimden hizmet talep etmektedir ve kamuya düşen görev de, bu talebi karşılayacak düzeyde, karşılayacak büyüklükte bir yükseköğretim hizmetini toplumun istifadesine sunmaktır; ancak, ne yazık ki, 1982 yılında kurulan devlet üniversiteleri ve daha sonra yürürlüğe konulan vakıf üniversitelerinin üzerinden çok uzun bir zaman geçmesine karşılık, Türkiye'de, üniversite sayısında, geçtiğimiz aylara kadar ciddî bir artış meydana getiremedi. Yeni üniversite açımında, özellikle, gerek siyaset ve gerekse de yükseköğretim kurumları fazla da hevesli olamadılar. Bunun gerisinde birtakım sebepler var. Elbette, siyasetçiler de, yükseköğretim kurumlarını teşkil eden gerek üniversiteler ve gerekse YÖK de, Türkiye'de yeni üniversitelerin açılması noktasında fazla hasis, fazla cimri davranmıyorlar; ama, mevcut üniversitelerimizin de, mevcut yükseköğretim kurumlarımızın da ihmal edilmeyecek, göz ardı edilmeyecek birtakım problemlerle karşı karşıya olduğu da bir gerçek. Böylece, öncelikli olarak, mevcut üniversitelerimizin, mevcut kurumlarımızın sorunlarının çözümü ve daha sonra yeni üniversitelerin açılması noktasında Türk yükseköğretim sisteminde bir fikir mevcuttur; ancak, tabiî, siyaset ve siyasetçiler, toplumun önünü açacak her türlü tedbiri almakla da yükümlüdürler. Bu bakımdan, hükümetin geçen aylarda Yüce Meclisin huzuruna getirdiği 15 yeni üniversite açılmasıyla ilgili tasarıyı, gerek Anavatan Partisi ve gerekse de diğer muhalefet partisi destekleyerek bu tasarının bir an önce kanunlaşmasını elbirliğiyle gerçekleştirdik; ancak, bu demek değildir ki, Türkiye'de bu yeni açılan 15 üniversiteyle birlikte Türk yükseköğretiminin sorunları çözülmüştür, Türk yükseköğretiminden hizmet talep eden toplumun bu noktadaki, bu konudaki sorunları çözülmüştür; hayır.
Türk yükseköğretiminin içerisinde bulunduğu sorunlar şöyle bir genel hatlarıyla sınıflamaya tâbi tutulacak olursa, bir kere, yapısal birtakım sorunlarla karşı karşıya Türk yükseköğretimi. Bu yapısal sorunların bir kısmı sistemimizi yürüten mevzuattan kaynaklanıyor, bir kısmı yükseköğretimin organizasyon şeklinden kaynaklanıyor ve kısmı da, temelinde finansman ve kaynak yetersizliği bulunan çok ciddî bir problemle karşı karşıya. Bu bakımdan, Türk yükseköğretiminde sistemin önünün açılabilmesi ve sistemin topluma daha iyi hizmet eder hale gelebilmesi için öncelikle yükseköğretim mevzuatının ciddî bir değişiklik ihtiyacı içerisinde olduğunu bugün konuyla ilgili hiçbir çevre inkâr etmiyor. Bizzat Yükseköğretim Kurulu dahi, Yükseköğretim Kanununun artık reforme edilmesi, değiştirilmesi zamanı geldiğini inkâr etmeyecek cesareti gösterip, bu konuda da her türlü değişiklik çalışmasına katkıda bulunacağını saklamıyor, açıkça bunu ilan ediyor. Bu noktada hükümete düşen, AKP İktidarına düşen görev -AK Parti diyordum, bundan sonra AKP diyeceğim- cesaretle Türk yükseköğretim sistemini reforme edecek, bu sistemin önünü tıkayan engeller nelerse bunların tümünü ortadan kaldıracak ciddî ve köklü bir reform tasarısı çalışmasına bugünden tezi yok başlaması gerekir. Ancak, ne yazık ki, mevcut hükümet -ve biraz da Millî Eğitim Bakanına serzenişte bulunacağım burada- köklü ve sistemli bir değişiklikten daha ziyade, günü geldiğinde, işine gelen çerçevede birtakım zecrî tedbirlerle, birtakım rötuşlar diyebileceğimiz değişiklik teklifleriyle Parlamentonun huzuruna gelmekte ve tabiî ki, bu teklifler çoğunlukla kabul görmemektedir.
Bundan yaklaşık bir yıl önce bu Parlamentoda, sayın hükümetin Parlamentoya sunduğu Yükseköğretim Kanununda değişiklik içeren bir tasarı önümüze geldi ve o günün şartlarında bu tasarının, ihtiyacı karşılamaktan uzak, sadece birtakım geçici tedbirlerle, hükümetin istediği doğrultuda, Millî Eğitim Bakanının istediği doğrultuda birtakım değişiklikleri içerdiğini biz o zamanlarda da anlattık. Bugün için Türk yükseköğretim teşkilatının, kurumlarının karşı karşıya bulunduğu sorunlar çok ciddî ve gerçekten köklü bir reform ihtiyacıyla ancak çözülebilir, reform tasarısı çerçevesinde çözülebilir. Aksi takdirde, yeni üniversite açarak, bu üniversitelere öğrencileri doldurarak, bu sorunları çözmek bir yana, bu sorunları daha da ağırlaştırmış oluruz; çünkü, bugün için üniversitede okuyan öğrencinin problemi bir tarafa, üniversite öğretim elemanlarının, üniversite personelinin, yükseköğretim personelinin sorunları bir tarafa, üniversitelerin bizzat yönetimden kaynaklanan sorunları bir tarafa, üniversitelerin finansal yetersizlikten kaynaklanan sorunları bir tarafa, bunların çözümü yönünde herhangi bir tedbir getirilmezken, sadece yeni üniversite açarak var olan mevcutları daha da artırmak, sistemi daha da içinden çıkılmaz hale getirecektir. Bugün için yükseköğretimin temel sorunu şeklinde olan, birçok sorunun peşinden sürükleyicisi durumunda olan finansman problemi çözülmediği sürece, Türk yükseköğretiminden beklenen faydayı toplumun elde etmesi mümkün değildir. Bugün için bütçelerden, ne bu hükümet ne bundan sonraki gelecek bir başka partinin -ki, bizim öngörümüz, Anavatan Partisi hükümeti olacaktır bundan sonraki hükümet- yeteri kadar kaynak ayırma durumu söz konusu olmayacaktır. Evet, bazı arkadaşlara, Anavatan Partisi hükümeti oldukça sevimli geldi; elbette sevimli bir konudur.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum)Alışırlar, ona da alışırlar.
ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla)Sizin çaba ve gayretinizle, sizin bize yaptığınız katkılarla, elbirliğiyle, siz ve biz, Anavatan Partisini iktidar yapacağız. Siz var olduğunuz sürece, Anavatan Partisi mutlak surette iktidar olacaktır.
ASIM AYKAN (Trabzon)Aç tavuk kendini arpa ambarında görür.
ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla)Sizin sayenizde… Sizin başaramadıklarınızı biz başaracağız.
Mesela, bunlardan birincisi yükseköğretim. Yükseköğretimde, Sayın Erkan Mumcu'nun Millî Eğitim Bakanıyken sunduğu bir reform çalışması vardı; fakat, sizin reforma yatkın herhangi bir tarafınız olmadığı için, sistemi kökünden değiştirmeye yönelik herhangi bir iradeniz, gayretiniz ve çabanız olmadığı için, cesaretiniz de olmadığı için, bu tür çalışmaları gözardı ettiniz. Sadece günübirlik, günü kurtarmak amacıyla bir iki ufak değişiklik teklifiyle geldiniz, Cumhurbaşkanından veto gördü; o teklifinizi yenilemek cesaretini dahi gösteremediniz. İşte, AK Partinin, iktidarda iken, Türkiye'nin temel meselelerinin çözümüne yönelik çalışmaları, çabalarının çerçevesi, olaya bakış açısı bu. O bakımdan, Anavatan Partisi hükümetine kadar, yükseköğretim sisteminde de herhangi bir köklü reformun olacağı noktasında, toplumun fazla heves duymaması ve bu sorunlarla daha bir müddet iç içe yaşamak durumunda kaldığını, maalesef, söylemek zorunda kalmış bulunuyorum.
Eğer, siz, yükseköğretim sisteminin problemlerini, sadece, yükseköğretimi, liseyi bitiren çocuklara yükseköğretim imkânı veren bir müessese çerçevesinde değerlendirirseniz, bu bakış açısıyla, sistemimizin çözümü ve yükseköğretimin Türk toplumuna yapacağı katkıyı hiç de anlamamış olursunuz. Bu bakımdan, üniversitelerin bırakınız yapısal sorunlarını, bırakınız üniversitelerin öğretim üyeleriyle ilgili olan sorunlarını, bırakınız mevcut okumakta olan öğrencilerin iç içe yaşadığı burs sorununu, kredi sorununu, yurt sorununu, tüm bu sorunları gözardı edin; ama, üniversite kapılarında bekleyen milyonlarca gencin istikbal endişesini, istikbal kaygısını görmezlikten gelip de, bu konuyu hiç Türkiye'nin gündemine getirmemek gibi bir yanlış içerisinde bulunmak, AK Parti Hükümetinin en affedilmeyecek tarafını oluşturur. O bakımdan, hükümete sesleniyorum buradan: Eğer, Türk yükseköğretiminde mevcut olan sıkıntıları çözmek ve toplumun önüne ciddî bir yükseköğretim reformuyla çıkmak niyetiniz varsa, biz Anavatan Partisi olarak buna her türlü desteği ve katkıyı, birikimimizi de katarak vermeye hazırız; ama, ne yazık ki, biraz önce de söylediğim gibi, hükümetin böyle bir iradesi yok, bu yönde herhangi bir çalışması da söz konusu değildir.
Öyleyse, Türk yükseköğretiminden medet uman, buradan hizmet talep eden, sistem içerisinde bulunan tüm toplum kesimleri de, bu sorunlarıyla daha uzun bir müddet iç içe yaşamak durumuyla karşı karşıya kalacaklardır.
Yeri gelmişken, Türkiye'de -başta da belirttiğim gibi- kamu üniversiteleri, devlet üniversiteleri ve özel vakıf üniversiteleri olmak üzere, ikili bir sistem söz konusu olduğundan bahsetmiştim. Gerçekten, vakıf üniversiteleri, ilk açıldıklarından bu yana, ilk kurulduklarından bu yana, tahminin üzerinde bir öğrenci talebiyle karşı karşıya kaldı. Bu da, toplumdaki yükseköğretim ihtiyacının ne ölçüde ciddî bir problem olarak karşı karşıya bulunduğunu göstermektedir. Velilerimiz, öğrenci babaları, öğrenci velileri ve gerekse de öğrencilerimiz, her ne pahasına olursa olsun, kendilerine ne gibi bir maliyet yükleyecek olursa olsun, mutlak surette bir yükseköğretim diplomasına sahip olmayı arzu etmektedirler, istemektedirler. Öyleyse, ortada, bu hizmeti satın almak isteyen belli bir kitle var, belli bir kesim var; hükümete de düşen veya kamuya da düşen görev, bu hizmeti bunlara sunacak yapıyı ve sistemi ortaya çıkarmaktır.
Bugün için yükseköğretimin içerisinde bulunduğu yapısal problemleri daha belli bir süre erteleyebilirsiniz; ama, üniversite kapılarında bekleyen yüzbinleri, milyonları görmezlikten gelemezsiniz. Bunların problemine acil çözüm bulmak noktasında, ufak birtakım tedbirlerle dahi olsa, bugünkü mevcut kapasiteyi iki misline çıkarma imkânı vardır. Bunun için, üniversitelerle, Yükseköğretim Kuruluyla, hükümetin, oturup, ciddî bir çalışma, ciddî bir proje başlatması yeterli olacaktır. Nedir bu sistem; biliyorsunuz, Türkiye'de, eğitimde, ikili bir eğitim söz konusu; normal öğretim ve ikinci öğretim diye bir farklı sistem var. İkinci öğretimde okuyan öğrenciler, belli bir ücret karşılığı -bu, normal öğretim öğrencilerinin ödemekte olduğu harcın biraz daha üzerinde bir miktardır- bunu ödeyerek, üniversitelerin normal mesai saatlerinin dışında, kapasitelerinin kullanılmadığı zaman dilimleri içerisinde okumaya razı, bu hizmeti almaya razı olan kesimlerden oluşuyor. Yani, tam gece öğretimi değil ama, bir nevi gece öğretimi diyebileceğimiz bir sistem içerisinde.
İkinci öğretimde ciddî bir potansiyel var; fakat, buradaki bu potansiyel birçok üniversitemiz tarafından çok az bir şekilde kullanılmaktadır. Tabiî, tüm üniversitelerimizde bu ikinci öğretim potansiyelini harekete geçirmek noktasında birtakım ilave kaynak ihtiyacı söz konusudur. Hükümet olarak bu kaynakların bu üniversitelere verilmesi halinde, bugünkü örgün öğretimde, öğrenci kapasitesinin bir yıl içerisinde yüzde 100 oranında artırılabilme imkânı vardır. Meselenin bir yönü bu.
Öyleyse, üniversite kapılarında bekleyen öğrencilerin üniversiteye girişlerini kolaylaştıracak ve daha fazla öğrencinin bu hizmetten istifadesini sağlayacak bir adım olarak ikinci öğretim sisteminin tüm üniversitelere yaygınlaştırılması çok az bir finansman ihtiyacıyla mümkün olabilecektir ve bunu da buradan hükümete bir yol olarak tavsiye ve teklifte bulunuyoruz Anavatan Partisi olarak.
Bir başka husus, bu noktada, üniversitelerin içerisinde bulunduğu ciddî bir finansman problemi var, kaynak problemi var, kaynak ihtiyacı var, bir taraftan da yükseköğretim hizmetini parayla almaya, satın almaya razı belli bir kesim var. Ki, bunların bir kısmı bu taleplerini vakıf üniversiteleri yoluyla karşılayabiliyorlar. Öyleyse, bu noktada, hükümete düşen bir görev de, yine, Yükseköğretim Kanununda ufak birtakım değişikliklerle, paralı eğitimin devlet üniversitelerinde de yapılabilir hale getirilmesiyle, hem üniversitelerin içerisinde bulunduğu finansman sıkıntılarını kısmen rahatlatacak hem de daha fazla sayıda öğrenciye yükseköğretim imkânı ortaya çıkarabilecek bir yapı da böylelikle oluşturulabilir.
Sadece bu saydığım iki husus, bırakınız yükseköğretimdeki reform talebini, reform ihtiyacını bir tarafa, bunu görmezlikten gelsek bile, sadece bu iki husus dikkate alınarak, yükseköğretimdeki kapasitenin yüzde 150 oranında, bugün için, artırılma imkânı vardır. Böylelikle, üniversiteler, ihtiyaç duydukları gerek bina gerek makine ve teçhizat kaynağını sadece bütçeden beklemek yerine, kendi ürettikleri finansman ihtiyacıyla da bunu karşılayabilmektedirler. Bu noktada, eğer, bir yükseköğretim reformu tasarısı çalışması yapılabilecek olursa, toplumun çeşitli kesimlerinin, üniversitelerin bu finansman probleminin çözülmesine katkıda bulunacak şekilde ciddî birtakım reformlar da söz konusu olabilir. Nitekim, bizim, Anavatan Partisi olarak, hazırladığımız yükseköğretim reformu tasarısında bu hususta da birtakım hükümler söz konusudur. Böylelikle, yükseköğretimin, konunun önemine binaen ve Türkiye'nin, toplumun ihtiyaçlarını da dikkate alarak, sadece genel bütçe içerisinden karşılanacak finansman imkânıyla sağlama imkânı kalmamıştır. Sadece Türkiye'de değil, tüm dünyada da, yükseköğretim, sadece bütçe kaynaklarıyla, kamu kaynaklarıyla yürütülen bir sistem olmaktan uzaktır. Özel birtakım kaynaklarla, öğrencilerden elde edilen kaynaklarla sistem yürütülmektedir. Türkiye, bu yola, mutlak surette, er veya geç girmek zorunda kalacaktır. Bu yola ne kadar erken girecek olursak, yükseköğretimin…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANToparlayın lütfen.
ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla)Bitiriyorum Sayın Başkan.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
22 konuşma daha · 22 Mart 2006