İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 78. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Yükseköğretim kurmları teşkilatı kanununda değişiklik yapılması hk.(s.s.1067)

Ömer Abuşoğlu

Gaziantep Milletvekili · Anavatan Partisi

Genel Kurul, 78. Birleşim · 4. yasama yılı · 22 Mart 2006 · 1.076 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ömer Abuşoğlu (Anavatan Partisi), 22 Mart 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 78. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK.(S.S.1067)); konuşma 1.076 kelime.

Ömer Abuşoğlu (Anavatan Partisi, Gaziantep). “Yükseköğretim kurmları teşkilatı kanununda değişiklik yapılması hk.(s.s.1067)”. TBMM Genel Kurulu, 78. Birleşim tutanağı, 22 Mart 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/omer-abusoglu-22-2006-03-22-yuksekogretim-kurmlari-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hk-s-2 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep)Sayın Başkan, değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; üzerinde müzakere yaptığımız tasarının 1 inci maddesi üzerinde, partimin görüşünü belirtmek üzere, huzurlarınızdayım.

Tasarının geneli üzerinde konuşurken AKP sözcüsü arkadaşımız, YÖK'ün baskıcı ve dayatmacı bir rejim ortaya koyduğunu ve benzer birtakım serzenişlerde bulunarak, YÖK'le ilgili şikâyetlerini dile getirdi. Evet, YÖK'le ilgili şikâyetlerini dile getiren sadece AK Parti veya AKP değil; toplumun birçok kesimi benzer şikâyetleri dile getiriyor. Üniversitelerin rektörleri de YÖK'le ilgili şikâyetlerini dile getiriyor, YÖK'ün bizzat kendisi de YÖK'le ilgili şikâyetlerini dile getiriyor zaman zaman. Öğrenci velisi de YÖK'ten şikâyetçi, öğrencinin kendisi de YÖK'ten şikâyetçi, öğretim üyesi, üniversite personeli de YÖK'ten şikâyetçi. YÖK'ten şikâyetçi olmayan yok, ben de şikâyetçiyim. Düzeltme noktasına gelince, bu konuda görev bir tek kesime düşüyor; o da iktidara düşüyor. İktidar, şikâyet etme mercii değil; bir kere, bunu, kafanıza iyice sokmanız lâzım. İktidar, şikâyet edilen bir konu varsa, bu konunun çözüm merciidir. Öyleyse, iktidarın söz söylemekten daha çok, icraat yapmak noktasında çaba ve gayret içerisinde olması lâzım. Madem YÖK baskıcı ve dayatmacıysa, değiştirin bunu. Getirin, bu rejimi, bu sistemi değiştirecek tasarıyı Meclisin huzuruna çıkarın, biz de size destek verelim; ama, yok. AKP, hükümetiyle, iktidarıyla sadece şikâyet yapıyor; icraat yapma noktasına geldiği zaman ciddî bir kısırlık içerisinde. Bunun zararını kim çekiyor; bunun zararını toplumun tamamı çekiyor. YÖK'le ilgili meselede üniversite personeli çekiyor, öğrenci çekiyor, üniversiteye girmek için kapıda bekleyen milyonlarca öğrenci, velisi ve ailesi çekiyor; öyleyse, niçin dediğinizi yapmıyorsunuz? Niçin, ortaya koyduğunuzu, iddia ettiğinizi, yapacağız dediğiniz işleri yapmak konusunda ayak sürütüyorsunuz, direniyorsunuz yapmama noktasında? Allah adama sorar "niçin dediğinizi yapmıyorsunuz, yapmazsınız" diye sorar. Bu çerçevede, Anavatan Partisi olarak, toplum adına yaptığınız her iyi icraatta, her faydalı icraatta yanınızdayız, destek veriyoruz. Sizin göremediğiniz, sizin farkına varamadığınız hususlarda da zaman zaman çözüm önerilerimizle karşınıza geliyoruz: "Şu işi böyle yaparsanız toplum yararına bir şey çıkar. "Varsın, AK Parti de bundan yararlanacakmış, yararlansın; bizim derdimiz o değil, bizim derdimiz, toplum yararına icraat ortaya konsun.

Nitekim, Sayın Erkan Mumcu dedi ki: "Millî Eğitim Bakanlığı okul ihtiyacını karşılamakta, yeni yatırım yapmakta sıkıntı içerisindeyse, okul binalarını yapmasın, kiralasın." Teşekkür ediyoruz, Sayın Başbakan da çıktı "bundan sonra okul binalarını kiralayacağız" dedi. Bizim bu tür önerilerimizin kayda değer öneriler olduğunu görmek, elbette, bizi de mutlu ediyor ve vatandaşın da kesinlikle gözünden kaçmıyor.

Biraz önce, tasarının geneli üzerinde konuşurken, iki hususu sizin dikkatinize çektim. Neydi; üniversite kapısında bekleyen binlerce öğrenciye ilave kapasiteler yaratacak çok küçük önemli iki husus: İkinci öğretimi yaygınlaştıralım, ikinci öğretime üniversitelerin geçmesini sağlayacak ilave kaynak ihtiyacı varsa hükümet olarak bunları verin ve kapasitelerin bir anda yüzde 100 oranında artma imkânı ortaya çıksın.

İkincisi, devlet üniversitelerinin finansman sıkıntısı var. Bu, bu dönem için de var, bundan sonraki gelecek dönem için de olacak. Bu problemi çözmenin yollarından birisi dünyanın gittiği yoldan gitmek. O da nedir; paralı öğretimi Türk yükseköğretim sistemine sokmaktır. Devlet üniversiteleri paralı eğitime mutlak surette geçmek durumundadırlar. Bu da, size -eğer uygulama cesaretiniz ve yüreğiniz varsa- ikinci bir yol gösterme…

ALİ YÜKSEL KAVUŞTU (Çorum)Yüreğimiz var.

ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla)Yüreğiniz yok. Lafla olmaz. Yüreğinizin olduğunu ortaya koyacaksınız, icraatınızla ortaya koyacaksınız; ama, maalesef, birçok iktidar yetkilisi, hükümet; konulardan sorumlu hükümet yetkilileri, bakanlar, sadece işin şikâyetini yapıyor, dedikodusunu yapıyor, onunla tartışma, bununla müzakere; sanki münazaraya girmiş gibi devletin kurumlarıyla bir laf yarışı içerisine giriyorlar.

Şimdi, bugün, üzerinde tartıştığımız, müzakeresini yaptığımız tasarının 1 inci maddesinde Kadir Has Üniversitesi adıyla yeni bir üniversite kuruluyor ve bu üniversitenin hangi fakültelerden oluşacağı da burada, metinde sayılmış. Bunlardan birincisi, Kadir Has Üniversitesini oluşturacak fakültelerden birincisi fen-edebiyat fakültesi. Burada ne gibi problem var; fen edebiyat fakülteleriyle ilgili Türkiye'de ne gibi problem yaşanıyor; iktidar olarak buradaki yaşanan probleme ne gibi çözüm getiriyorsunuz? Eğer, bu problemi çözmek noktasında ciddî bir çözüm getiriyorsanız, sonuna kadar destekliyoruz sizi.

Burada ne gibi problem var: Fen edebiyat fakültesi mezunu öğrenciler, fakülte diploması aldıktan sonra, eskiden öğretmenlik hakları vardı, öğretmen olurlardı, şimdi artık olmuyorlar. Ne oluyorlar; hiçbir şey olmuyorlar, sadece fen edebiyat fakültesi mezunu, çeşitli bölümlerinden mezun olmuş diplomalı işsiz durumunda. Bunlar, çaresizlik içerisinde gidiyorlar, özel dershanelerde, özel eğitim kurumlarında çok düşük maaşla öğretmenlik yapmak üzere düşük ücretlere talip oluyorlar. Ha, bunların öğretmenlik yapmasının, önü tümüyle tıkanmış mı; hayır. YÖK sistemi diyor ki, sizin öğretmenlik hakkını elde edebilmeniz için tezsiz yüksek lisans yapmanız lâzım. Nerede; eğitim fakültelerinde. Tezsiz yüksek lisans yapma hakkı sadece eğitim fakültelerine verilmiş, âdeta bir tekel oluşturulmuş. Orada ne gibi dümenler dönüyor, onları da biliyoruz. Tabiî, kapasiteleri yetersiz. Fen edebiyat fakültesi mezunu öğrenciler, tezsiz yüksek lisans yapmaya gelince kapasite yetersizliğine çarpıyorlar ve bunlardan çok azı tezsiz yüksek lisans yapma imkânı elde edip, neticede "öğretmenlik yapabilir" belgesini elde ediyorlar. Geri kalan; geri kalanı, işte, otursun, tarih mezunuysa evde ana babasına tarih anlatsın veya çok düşük ücretle, gitsin, özel dershanelerde öğretmenlik yapsın.

Geçenlerde, Millî Eğitim Bakanlığı, bu problemi çözmek üzere bir yönetmelik yayımladı. Millî Eğitim Bakanlığının bu gayretini ve çabasını destekliyoruz; ama, biraz önce, sizin de, benim de, toplumun birçok kesiminin de şikâyet ettiği; fakat, sizin, hiç düzeltme çabası içerisinde olmadığınız YÖK diyor ki "olmaz, yaptırmam!.." Sen yap "yapmayız…" O halde, bırak yapsınlar "yaptırmayız…" Bir toplumun yükseköğretiminden sorumlu kurumu, yapmayız ve yaptırmayız çabası ve cesareti içerisindeyse, bu noktada hükümete düşen görev, toplumun çıbanı, yarası haline gelmiş bu müesseseyi temizlemek ve oradaki cerahati akıtmak zorunluluğudur. Hükümetin, bu noktadaki, fen edebiyat fakültesi mezunu öğrencilerin, en azından bir pedagojik formasyon alma noktasındaki onların önüne sunduğu imkânı, onlara sağladığı imkânı destekliyoruz ve YÖK'ün bu imkânı ortadan kaldırmak üzere ortaya koyduğu tavrı da kınıyoruz. Danıştaya mı, nereye müracaat etmişler veya edeceklermiş…

İnsanlar, dört yıl boyunca, dünyanın parasını harcayarak, kimisi, koyununu, keçisini, danasını satarak çocuğunu okutuyor -neticede bir diploma sahibi oluyor- çocuğumun eli ekmek tutsun diye. Gencecik delikanlılar, gencecik genç kızlar, ellerinde diplomalar, YÖK'ün, bu dar kafalı, dar çerçeveli zihniyetine gelip tosluyorlar. Hiçbir kurumun, Türk insanına, Türk gencine böyle bir muamele yapmaya hakkı yoktur. Eğer, birisi bunu yapmakta ısrar ediyorsa, direniyorsa, hükümetin görevi bu kurumu ıslah etmektir. Biraz önce, YÖK'te reform ihtiyacı varken, tüm bu hususları dikkate alarak toplumun her kesiminin şikâyetçi olduğu YÖK'teki reform beklentisini, toplumda, Anavatan Partisi olarak biz de koruyacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla)Sayın Başkan, bitiriyorum.

BAŞKANToparlayın lütfen.

ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla)Ama, ne yazık ki, AKP sözcüleri, YÖK reformuyla ilgili çalışmaları gelecek döneme havale ettiler. Bu dönemin suyu mu çıkmış? Daha önümüzde birbuçuk yıllık dönem var diyorsunuz, seçime birbuçuk yıllık dönem var. Böyle bir tasarının kanunlaşması iki ay sürer en fazla. Getirin, önümüzdeki döneme havale etmeyin. Yani, işleri veresiyeye bırakmayın. Getirin, destekleyelim, hep beraber bu problemi çözelim, Allah da kulları da bu çözümden razı olur.

Hepinize saygılar sunuyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

22 konuşma daha · 22 Mart 2006

22 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook