Yükseköğretim kurmları teşkilatı kanununda değişiklik yapılması hk.(s.s.1067)
Siirt Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 78. Birleşim · 4. yasama yılı · 22 Mart 2006 · 1.724 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Öner Ergenç (AK Parti), 22 Mart 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 78. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK.(S.S.1067)); konuşma 1.724 kelime.
Öner Ergenç (AK Parti, Siirt). “Yükseköğretim kurmları teşkilatı kanununda değişiklik yapılması hk.(s.s.1067)”. TBMM Genel Kurulu, 78. Birleşim tutanağı, 22 Mart 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oner-ergenc-22-2006-03-22-yuksekogretim-kurmlari-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hk-s (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA ÖNER ERGENÇ (Siirt)Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 1067 sıra sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde, AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, Yüksek Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; kanun tasarısının incelenmesiyle ortaya çıkan durum şudur ki, bu kanun tasarısı, halen bugüne kadar faaliyetini sürdürmekte olan Kadir Has Üniversitesi Mütevelli Heyeti ile yine bu üniversitenin bünyesinde bulunan ve Türk Kardiyoloji Vakfı bünyesinde çalışmalarını sürdüren Tıp Fakültesi ve sağlık bilimleriyle ilgili diğer meslek yüksekokulları ve enstitüler konusunda yeni bir düzenleme yapılmak suretiyle, sağlık bilimleriyle ilgili fakülte ve yükseköğretim kurumlarının Kadir Has Üniversitesinden ayrılmak suretiyle yeni bir üniversite kurulması hakkındadır.
Burada, sağlık bilimleriyle alakalı olan üniversite, tasarıda, başlangıçta İstanbul Sağlık-Bilim Üniversitesi olarak teklif edilmişken, komisyonda, bu, İstanbul Bilim Üniversitesi şeklinde bir değişikliğe uğramış ve bugün Genel Kurulun huzuruna gelmiştir.
Burada bir yeni vakıf üniversitesi daha kazanılmakta ve bu vakıf üniversitesiyle, özellikle sağlık bilimleri ağırlıklı olarak eğitim verecek olan bu üniversiteyle, Türk yükseköğretim hayatına yeni bir üniversite katılmaktadır.
Bu kanuna göre, mevcut Kadir Has Üniversitesinde Fen-Edebiyat Fakültesi, Mühendislik Fakültesi, İktisadî ve İdarî Bilimler Fakültesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, İletişim Fakültesi, Hukuk Fakültesi, Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu, Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu, Fen Bilimleri Enstitüsü ile Sosyal Bilimler Enstitüsü yer almaktadır; dolayısıyla, bu yönde de, mevcut Kadir Has Üniversitesinin de daha derli toplu bir yapıya kavuşturulduğu ve belli bir alanda, belli alanlarda eğitim verecek biçimde yeniden dizayn edildiğini görmekteyiz.
Yine, bu üniversiteden ayrılan Kardiyoloji Vakfı Mütevelli Heyeti tarafından kurulmakta olan yeni İstanbul Bilim Üniversitesinde de, biraz önce ifade ettiğim ve saydığım, sağlıkla ilgili yüksekokullar ve tıp fakültesi dahil, bu vesileyle de ikinci bir üniversite hayata geçmiş oluyor.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yükseköğretimin amacı, ülkenin bilim politikasına, toplumun yüksek düzeyde ve çeşitli kademelerdeki insan gücü ihtiyacına göre, öncelikleri, ilgi ve istidatları doğrultusunda öğrencileri yetiştirmek; bilimsel araştırmalar yapmak, sonuçlarını ilan etmek, kamu ve özel sektör tarafından istenecek araştırmaları yapmak ve ülkenin zaman zaman yaşadığı birtakım toplumsal problemlerle -bunlar sosyal problemler olabilir, kültürel problemler olabilir, ekonomik problemler olabilir, sınaî problemler olabilir- ilgili araştırmalar yapmak suretiyle, çağın gereklerine uygun ve ülkeyi bu sıkıntılardan kurtaracak olan birtakım projeler hazırlamak ve bunu siyasî erkin önüne getirip koymaktır.
Sanıyorum, konuşmasında, Sayın Abuşoğlu, haklı olarak bir şey ifade etti, ben de ona katılıyorum; yani, demişlerdi ki: "Üniversiteleri, sadece ortaöğretimde okuyan, liselerde okuyan çocukların okuduğu kurumlar olarak görmemek lâzım, AK Parti bunu böyle görürse hata eder." Evet, Sayın Abuşoğlu, ben sizlere katılıyorum, elbette ki, böyle değildir; ama, hele hele AK Parti, yükseköğretim kurumlarını, sadece lise mezunlarının öğretim gördüğü eğitim ve öğretim kurumları olarak görmemektedir.
Nitekim, biraz önce ifade ettiğim konularda, özellikle benim de ihtisas alanım olan bir konuda, mesela, Sokak Çocuklarını Araştırma Komisyonu olarak biz görev yaptık, üniversitelerle işbirliğine gittik. Ancak, çok üzülerek ifade edeyim, bugün, hâlâ problemlerin devam ettiği bu alanda, üniversitelerimizin, ne yazık ki, bu alana önemli bir katkı verecek, temelde ciddî projeleri ortaya koyabilecek herhangi bir çalışma içerisinde olmadıklarını, komisyon olarak, bizatihi müşahede ettik ve Komisyon Başkanı olarak üniversitelerle yaptığım çeşitli görüşmelerde bunu gördüm. Oysaki, bu, toplumun çok önemli bir problemidir, üniversite kendini bundan soyutlayamaz, kendini bunun dışında tutamaz ve dolayısıyla, ülkenin bu ve buna benzer problemleriyle üniversiteler ilgilenmelidir ve birtakım projeler ortaya koymalıdır. Buna benzer diğer alanlarda üniversitenin bu gibi çalışmaları, maalesef, bugün, ciddî anlamda görülmemektedir.
15 inci Millî Eğitim Şûrasında, "öğrenci yetiştirme sınavlarının kapsamı ortaöğretim programları paralelinde geliştirilmelidir" diye bir karar alınmıştır ve yine bu şûrada, "yükseköğretime girişte öğrencilerin ilgi, istidat ve kabiliyetlerini esas alan bir sistem oluşturulmalıdır" denmiştir ve yine, devamla, yükseköğretime talep ile bu kurumların kapasiteleri ve işgücü piyasasının ihtiyaçları arasında sağlıklı dengeler kurulmalıdır tarzında, 15 inci Millî Eğitim Şûrasında kararlar alınmıştır. Bugün geldiğimiz noktada, bu, çok yerinde ve isabetli olarak tespit edilmiş olan, şûranın bu kararları istikametinde ne gibi sonuçlara ulaşıldığını hep birlikte görmekteyiz.
Peki, bu konuda problemlerimiz devam ederken ve bu konuda çok ciddî sıkıntılar yaşanmaktayken, yükseköğretim kurumlarımız, ne yazık ki, öğrencilerimizin, toplumumuzun ve ortaöğretimden yükseköğretime geçiş sisteminin şartlara uygun, ülkenin şartlarına uygun, ülkenin ihtiyaç duyduğu insan kaynaklarını karşılayabilecek bir planlama içerisinde, ne yazık ki, bugüne kadar gerçekleştirememiştir.
Yine, 1996 yılında, Millî Eğitim Bakanlığının, yükseköğretime geçişin yeniden düzenlenmesi hakkında birtakım görüşleri olmuştur ve bu kamuoyuna açıklanmıştır. Burada denilmektedir ki: "Ortaöğretim programları ile üniversite giriş sınavları ve programları arasında yönlendirme esasına uygun bir bağ kurulamamıştır."
Evet, bugün görülmektedir ki, hâlâ bu bağ yeterince kurulamamıştır ve bu bağı kurma noktasındaki yükseköğretim kurumları kendilerine düşen görevi yeterince yerine getirememişlerdir. Ortaöğretimde kazanılan bilgi ve becerileri daha iyi değerlendirecek bir yapı, ne yazık ki, bugüne kadar oluşturulamamıştır. Âdeta, sanki, ortaöğretim ayrı bir eğitim alanı, yükseköğretim ayrı bir eğitim alanı ve sanki, bu iki alan, bu ülkenin çocuklarının okuduğu, bu ülkenin kurumları, bu ülkenin vazgeçilmez, birbirinden ayrılmaz unsurları olması gerekirken, ne yazık ki, bu bölümler -ortaöğretim ve yükseköğretim- âdeta, birbiriyle çelişir, birbiriyle çakışır hale gelmiştir.
Burada, elbette ki, aslolan, bir öğrencinin ilköğretimden başlayıp ortaöğretimde devam eden ve yükseköğretimde devam edecek olan öğretimi sırasında, matematikse matematiğin kendi alanında, tarihse tarih alanında, fizikse fizik alanında kazanılan bilgi ve becerilerin üzerine her kademede yenilerinin eklenmesi suretiyle, âdeta, yükseköğretimi bitiren bir çocuğun, daha önceki öğretim kademelerinde aldığı eğitimin nihaî hedefine ulaşabileceği şekilde bir donanıma sahip kılınması, elbette ki, yükseköğretimin de amaçları, görevleri ve sorumlulukları içinde olmalıdır. Ancak, bugünkü yapıya baktığımızda, yükseköğretim kurumları, sanki, böyle bir sorumlulukları yokmuş gibi, böyle bir görevleri yokmuş gibi, tamamen, kendi başına bağımsız ve bir önceki kademede, lisede edinilen bilgi ve becerileri dikkate almadan, kendi sistemi içerisinde bir eğitim ve öğretim sürdürmeye devam etmektedir.
Ve yine, yükseköğretimin ortaöğretimle bağı daha güçlü bir hale getirilerek, ortaöğretimde kazanılan bilgi ve becerilerin, biraz önce ifade ettiğim gibi, yükseköğretimde değerlendirilecek, yükseköğretimin de bu yolla niteliğini artıracak bir yapı mutlaka kurulmalıdır, böyle bir sonuç mutlaka sağlanmalıdır, yükseköğretim kurumları ve özellikle YÖK, üzerine düşen bu tarihî ve millî görevi mutlaka yerine getirmelidir.
Sayın milletvekilleri, günümüzde üniversite, toplumun en etkin araştırma ve kültürel iletişim merkezleri haline gelmiştir. Gelişmiş dünyada budur üniversitelerin yapısı. Üstün nitelikli insan gücü yetiştirme, bilgi üretme, bilgiyi kullanma, bilgiyi yaymada topluma hizmet götüreceklerin, götürecek olan, götürmesi gereken üniversitelerin temel görevleri, öğrenci yetiştirmenin yanında, elbette ki bu olmalıdır. Ancak, ne yazık ki, üniversitelerimizin, bu konuda da çok ciddî bir çalışma içerisinde, bir gayret içerisinde olmadığını görüyoruz. AK Parti Hükümeti olarak, biz, bilime, bilimsel gelişmelere ve dolayısıyla, ar-ge çalışmalarına geldiğimiz günden beri gereken önemi vermekteyiz ve nitekim, ilk defa bizim hükümetimiz döneminde, ar-ge faaliyetlerine destek vermek üzere, TÜBİTAK bütçesine, bugün, 500 trilyonun üzerinde bir ödenek sağlanmıştır ve bu, elbette ki, üniversitelerimiz tarafından, öğretim üyelerimiz tarafından, öğrencilerimiz tarafından kullanılabilecek bir kaynaktır ve üniversitelerin, bu kaynağı mutlaka iyi değerlendirmesi gerekmektedir ve yine, hükümetteki hedefimiz, önümüzdeki yıllarda bunu çok daha yüksek seviyelere çıkarmak ve ülkemizin bilimsel ihtiyaçlarını, gelişme ihtiyaçlarını karşılayabilecek birtakım çalışmaları bu yolla gerçekleştirmektir.
Bilim ve teknolojideki hızlı gelişme, bilgi üretilmesini hızlandırdığı gibi, bilginin aynı hızla eskimesini de beraber getirmektedir. Dolayısıyla, bu durum, eğitimin ömür boyu devam etmesi gereken bir süreç olduğunu da bizlere göstermektedir. Bugün, Amerika Birleşik Devletlerinde lisansüstü programlara katılan öğrencilerin yarısını yabancı öğrenciler oluşturmaktadır. Bilginin üretilmesinde ve kullanılmasında ve paylaşılmasında akademik hareketliliğin payı bütün dünyada gittikçe artmaktadır.
Bugün, artık, gelişmiş üniversitelerin en etkin gücü bilgidir. 3 500 civarında üniversitenin bulunduğu Amerika'da sadece Harward Üniversitesinin kütüphanesinde 13,5 milyon civarında kitap bulunmaktadır. Buna mukabil, Türkiye'deki bütün kütüphanelerdeki kitap sayısı ise, ne yazık ki, 12 000 000 civarında. Dolayısıyla, bunun mutlaka gelişmiş ülkeler düzeyine getirilmesi, bilgiye ve bilginin üretilmesine ve yayılmasına, paylaşılmasına ve kullanılmasına sağlayacağı katkıların önemi dikkate alınarak, üniversitelerimizin bu konuda da ciddî atılımlar yapması gerekmektedir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye'de bütün bu ihtiyaçlara rağmen, bütün bu akademik gelişme ihtiyaçlarına rağmen, bugün, üniversitelerimiz, ne yazık ki, dayatmacı bir anlayışın, baskıcı bir anlayışın ipoteği altındadır. Üniversite özerkliği ve akademik özgürlükler, baskı ve dayatmalarla kısıtlanmıştır; bu kısıtlamalar devam etmektedir. Bakın, bir örnekle bu konuya açıklık kazandırmak istiyorum değerli milletvekili arkadaşlarım. Bir ilde, milletvekili olmadan önce, görevli olduğum sırada, o bölgenin tarımsal kalkınmasıyla ilgili bir tarımsal geliştirme paneli düzenliyoruz ve o ilde bir ziraat fakültesi var. O ildeki ziraat fakültesinin dekanı ve bir öğretim üyesi olan profesör hocalarımızdan birini panelist olarak davet ettim, prensipte "evet" dediler; fakat, panelden bir gün önce üniversite rektörlüğünden kendilerine giden bir yazıda "hayır, siz bu panele konuşmacı olarak katılamazsınız" dendi ve o arkadaşlarımız, konusu tarım olan ve ana konusu, ziraat fakültesinin bulunduğu ilin tarım problemlerinin, ziraat problemlerinin tartışılacağı ve çözüm önerilerinin üretileceği böyle bilimsel bir toplantıya, o üniversitenin rektörünün canı istemediği için veya birtakım siyasî ve ideolojik yaklaşımlarla, o üniversite hocalarına, fakültenin dekanına bilimsel bir çalışmaya katılmama yasağı getirebilecek bir yapı mevcuttur bugün üniversitelerimizde. Elbette ki böyle bir anlayışla bu üniversitelerimizin toplumun ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir yapıya kavuşması mümkün değildir.
Bilgi ve teknolojideki gelişmeleri izlemek, sonuçlarını topluma intikal ettirmekle de görevli olan üniversiteler, görevlerini bir tarafa bırakarak, öğrencilerin ve öğretim elemanlarının düşünceleri, inançları ve kıyafetleriyle uğraşmaktadırlar. Mevcut uygulamayla, Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) halkın isteklerine ve bilimin gerçeklerine ters biçimde, ülkenin eğitimini ve geleceğini ne yazık ki ipotek altına almıştır. Bu haliyle YÖK'ün yapısı demokratik, hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. YÖK, yükseköğretimin uzun vadeli planlamasını yapan, uygulamaları denetleyen ve yükseköğretim kurumları arasında koordinasyonu sağlayacak biçimde yeniden yapılandırılmalıdır.
Evet, Sayın Abuşoğlu'nun, bu konuda köklü bir reform yapılması istikametindeki düşüncesini paylaşıyorum ve AK Partinin, Adalet ve Kalkınma Partisinin, elbette ki, böyle bir düşüncesi vardır; bunu, acil eylem planına almıştır, hükümet programına almıştır, parti programına almıştır. İnşallah, önümüzdeki dönemde, bunun üzerinde genel bir uzlaşma sağlamak suretiyle bu reformu gerçekleştireceğiz ve ülkenin geleceğini, bu, biraz önce ifade ettiğim dayatma ve ipoteğin etkisinden, ipoteğinden kurtaracağız.
Nasıl olmalı üniversiteler; geniş katılımlı kurullarla yönetilmeli. Bugün, YÖK Başkanı, âdeta bir sultan, her rektör bir imparator gibi, üniversiteyi arzu ettiği şekilde yönetir, arzu ettiği şekilde sevk ve idare eder, gider. Üniversiteler toplumla daha fazla bütünleşmeli, çağın ve bilimin zorunlu kıldığı kurumsal, akademik ve idarî esnekliğe sahip olmalıdır. Özellikle, akademik özgürlük, hoşgörü, huzurlu bir yaşama ortamında topluma karşı görev ve sorumluluk anlayışı içinde faaliyetlerini sürdürebilecek bir yapıya, mutlaka kavuşturulmalıdır. İnşallah, yakın bir gelecekte, AK Partinin öncülüğünde, Yüce Mecliste birlikte çıkaracağımız kanunlarla bunu gerçekleştirmiş olacağız.
Son olarak, sayın milletvekilleri, sözlerimi şöyle bağlıyorum: Hangi alanda bir meslek kazanmış olursa olsun, başarılı, yetenekli ve istekli olanların yükseköğretime geçişine engel olunmamalı, önü tıkanmamalıdır. Elbette ki, Türkiye, demokratik, sosyal, hukuk devletidir. Demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün egemen olduğu bir yükseköğretim yapısı içerisinde, ülkenin, ileriye dönük, muasır medeniyet seviyesinin önüne ve üstüne çıkabileceği konusundaki inancımı, burada, sizlerle paylaşırken, bu vesileyle, çıkacak olan bu kanunu, AK Parti Grubu olarak desteklediğimizi ve bu yasanın, ülkemiz eğitimine ve bu üniversiteleri kuran vakıf mütevelli heyetlerine hayırlı, uğurlu olması dileğiyle, Yüce Heyetinizi, yeniden, saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
22 konuşma daha · 22 Mart 2006