İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 90. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Doğrudan yabancı yatırımlar kanunun tasarısı (s.s.142)

Osman Coşkunoğlu

Uşak Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 90. Birleşim · 1. yasama yılı · 5 Haziran 2003 · 1.338 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Osman Coşkunoğlu (CHP), 5 Haziran 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DOĞRUDAN YABANCI YATIRIMLAR KANUNUN TASARISI (S.S.142)); konuşma 1.338 kelime.

Osman Coşkunoğlu (CHP, Uşak). “Doğrudan yabancı yatırımlar kanunun tasarısı (s.s.142)”. TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim tutanağı, 5 Haziran 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-coskunoglu-22-2003-06-05-dogrudan-yabanci-yatirimlar-kanunun-tasarisi-s-s-142-2 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak)Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu Tasarısının 4 üncü maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.

4 üncü madde, politika belirleme ve bilgi isteme üzerinedir. Burada yapılmak istenilen, doğrudan yabancı yatırımlara ilişkin politikaların genel çerçevesini belirlemeye yönelik bazı bilgilerin toplanması ve çalışmaların yapılması konusunda Hazine Müsteşarlığına yetki verilmesidir. Bu vesileyle, toplanacak bu bilgiler üzerinde ve özellikle doğrudan yabancı yatırımlara ilişkin politikaların nasıl belirlenebileceği, ne yönde belirlenmesi gerektiği üzerinde bazı noktalara değinmek istiyorum.

Bu maddeyi okuyunca çok iddialı bir madde olduğu görülüyor: "Bilgi isteme..." Şimdi, bilgi çağındayız. Bilgi, önemli kararlarda ve hatta, ekonominin kendisinde önemli bir girdidir. Sadece fiziksel girdiler değil, bilgi de çok önemli bir girdidir. O açıdan değerlendirirsek, 4 üncü madde, çok yararlı bir madde gibi görünüyor; fakat, bu maddede bahsedilen bilgi, aslında, veri. Bir hamveri daha sonra bilgiye dönüşür; yani, o hamveri, biraz, istatistiklerle işlenirse, enformasyon haline veya malumat haline gelir; onun bilgiye dönüşmesi veya bilgi içerisinde uygulanması, çok daha geniş kapsamlı bir çalışma, çok daha geniş kapsamlı ve iddialı bir ortam ve kadro gerektirir.

Bunu söyleyişimin önemli bir nedeni şudur: Şimdiye kadar duyduğumuz bütün istatistiksel veriler nicelikseldir; yani miktarla ilgilidir. Avrupa'ya şu kadar yabancı yatırım -doğrudan yatırım- giriyor, şu kadar çıkıyor; ama, hangi türü giriyor, hangi türü çıkıyor; giren hangi nedenlerle giriyor, çıkan hangi nedenlerle çıkıyor; bunları anlamak için, işte, bu noktada, bizim, bilgiye ihtiyacımız var; bu noktada, bizim, neden-sonuç analizleri gibi analizlere ihtiyacımız var. Bu noktada, istatistiksel veriler; yani, bu maddede iddia edilen istatistiksel veriler önemlidir; ama, yeterli değildir; işin, sadece küçük bir kısmıdır.

Burada şunu da belirtmek isterim: Bilgi toplumu Türkiye için bir lüks olmamalıdır. Gerçekten "bilgi toplumu ve bilgi çağı" terimi moda olduğu için sık kullanılıyor; fakat, bunun gereğini yapmak lazımdır. Bu amaçla, bu maddenin ve bu madde amaçları içerisindeki çalışmaların, gerçekten, bilgiye -sadece veri toplayıp, istatistiksel analiz yapıp, grafiklerle ortaya koymanın ötesinde- gerçekten, teşhise yönelik, politika belirlemeye yönelik bilgiler oluşturulacak şekilde yapılacak olmasını dilemek isterim. O anlayış, o iddia var mı diye gerekçeyi de okudum; fakat, galiba yok. Bunu dikkate getirmek istiyorum; bu, bir eksikliktir.

Ayrıca, yine, bilgi çağı içerisinde hiç bahsedilmeyen bir nokta daha var yabancı sermayenin Türkiye'ye neden gelmediğiyle ilgili. Yabancı sermaye de, durum analizi dediğimiz; yani, kaba istatistiklerle, ortalamalarla, sıkıştırılmış verilerle değil, bire bir durumlara bakarak görebildiğimiz, zaman zaman görebildiğimiz bir durum vardır. Katmadeğeri yüksek yatırım yapmak iddiasıyla bir ülkeye gelmek isteyen yabancı sermayenin aradığı, enformasyon ve iletişim altyapısıdır; aradığı, hızlı bilgiye erişimdir. Hangi bilgiye; destek olabilecek, örneğin, tedarikçilerle ilgili, ortamla ilgili bilgiye.

Bütün bunları bir yasayla yapmanın mümkün olmadığını, hele hele bir maddeyle gerçekleştirmenin mümkün olmadığını biliyorum; fakat, bu gibi unsurların, katmadeğeri yüksek yatırımları çekmek için gerekli olan bu gibi unsurların -örneğin, İrlanda, buna çok dikkat etmiştir- ihmal edilmiş olduğu gibi bir izlenim uyandığı için bende, bunların üzerinde ısrarla duruyorum. Sadece, basit bazı işlemsel kolaylıklar değil, bilgi sağlamak; sadece, katmadeğeri yüksek yatırımı çekmek için değil, maliyetleri düşürmek için de, çoğu zaman unutulur bu. Çoğu zaman unutulur; bilgi sağlamak maliyetleri de düşürür. Neden; belirsizliği azaltır bilgi. Çok basit bir örnekle, siz, hiç bilmediğiniz, tanımadığınız bir kişiyle bir kira anlaşması yapacağınız zaman bir avukata gidersiniz, birtakım şahitler, kaporalar, şunlar bunlar söz konusu olur. İşte, belirsizliğin, riskin, bilgisizliğin maliyetidir bu; buna, işlem maliyeti denilebilir. Oysa, şeffaf, bilgiye kolay ulaşılan ortamlarda bu maliyet yoktur. Bu maliyet, genellikle, ihmal edilir; çünkü, bu maliyet, muhasebe kayıtlarında, şurada burada görülmez; ama, ödenir. Bu, Türkiye'de, hem istikrarsızlığın hem güvensizliğin hem de şeffaflığın olmamasından dolayı çok ağır bir şekilde ödenen bir maliyettir. Bunun üstesinden gelmek, şeffaflığı sağlamakla, şeffaflıkla, bilgi sağlamakla olur. Bilgi, tabiî, sadece şeffaflık sağlamak için değil, daha etkin bir işletme düzenini gerçekleştirmek için de gereklidir. Bu bakımdan, bunun, bu maddenin kapsamı içerisine girdiğine kuşku duymakla birlikte, bu konunun önemini belirtmek isterim.

Ayrıca, doğrudan yabancı yatırımlara ilişkin politikaların genel çerçevesini belirlemeye yönelik 1 inci madde üzerinde konuşurken, katmadeğeri yüksek ürünlere yönelik yabancı sermaye çekme politikaları hakkında birkaç noktaya değinmiştim. Bu konuyu biraz daha perçinlemek için, çok fazla veri olmasına karşın, size, akılda kalmasını dilediğim önemli bir veri vermek istiyorum, bir bilgi vermek istiyorum.

Uluslararası bir kuruluşun yaptığı yeni bir araştırmaya göre, 1970'li yıllarda, ortalama bir teknolojiyle çalışan bir işletme, aynı sektörde ileri teknolojiyle çalışan diğer bir firmaya göre yüzde 15 daha az verimliydi; yani, en iyi teknolojiyle çalışan bir firma, ortalama bir teknolojiyle çalışan firmadan yüzde 15 daha verimliydi. Bu, 1970'lerdeki durum. Şimdi, 1990'ların sonuna, 2000'lere doğru, bu fark, yüzde 40'a çıkmıştır; yani, ileri teknolojiyle çalışan bir firma, ortalama bir teknolojiyle çalışan bir firmadan yüzde 40 daha verimlidir.

Şimdi, bu gibi gerçekleri, bu gibi bilgileri önümüze koyduğumuz zaman "ortalama teknoloji yerine, ileri teknoloji çekelim"i kâğıt üzerinde söylemek mümkün; ama, bu ileri teknolojiyi çektiğimiz zaman, o teknolojide çalışabilecek, eğitimden geçmiş, o teknolojinin gereği sürekli eğitimi gören bir işgücünden söz etmemiz gerekir;işgücünü sürekli eğitime tabi tutmak gibi ihtiyaçlar ortaya çıkar. Biz, İş Yasası tartışılırken buna benzer önergeler verdik, maalesef, kabul edilmedi. Şimdi, buradan, ben kaygılanıyorum. O yasa tartışılırken, en ileri teknolojiyle çalışabilecek işgücünün eğitilmesine yönelik önergelerimizin reddedilmesi, acaba "canım, biz orta teknolojiyle çalışacak işgücüyle rekabet edelim, bize gelecek teknoloji de, yabancı yatırım da bu şekilde olsa da bize yeter" anlayışının bir yansıması mıdır? Eğer, öyleyse, çok büyük bir yanlış yapılıyor. Tekrar ediyorum, 1970'li yıllarda, ortalama teknoloji ile ileri teknoloji arasındaki verimlilik farkı yüzde 15 iken, şimdi yüzde 40'tır. O yüzde 40'ı kapatmak, bu şekilde kolay da değildir. Dolayısıyla, bu politikalar, aslında, sadece, yabancı sermayeyi çekmek için, Türkiye'yi cazip göstermek için yapılacak bu gibi birtakım fiyat ayarlamaları veya mevzuat ayarlamalarıyla sınırlı kalmamalıdır.

1 inci madde tartışılırken söylemiştim; 1inci maddede "tespit edilen politikalar yoluyla doğrudan yabancı yatırımların artırılmasına ilişkin" deniliyor. Şimdi, tespit edilen politikaları, o çerçeveyi çizecek olan, -4 üncü madde nedeniyle- Hazine olabilir; ama, bu çerçeve içerisine siyasî tercihlerin konulması kaçınılmazdır. 4 üncü maddede sözü geçen çerçeveyi Hazine Müsteşarlığı çizdikten sonra, bunun içerisinde yapılabilecek siyasî tercihlerin neler olabileceği üzerine bir tahmin için başvurmamız gereken kaynak, elbette ki, şu anda hükümette olan Adalet ve Kalkınma Partisinin seçim beyannamesidir. Seçim beyannamesine bakıyorum "Türkiye'de yabancı sermayenin önünde çok büyük engeller vardır" deniliyor ve sayıyor. Saydıkları eksik olmakla birlikte, oldukça doğru: "Siyasî ve ekonomik istikrarsızlık, hukukî altyapının yetersizliği, yargının yavaş işlemesi..." Bunları güzel saymışsınız. Burada, işgücü, şu, bu, falan yok. "Siyasî ve ekonomik istikrarsızlık, hukukî altyapının yetersizliği, yargının yavaş işlemesi, yolsuzluklar -bunu da koymuşsunuz- bürokratik zorluklar, yasaların sık sık değiştirilmesi, yazılı mevzuatın uygulanmaması..." Gayet güzel saptamalar; ama, bu yönde politikaları gördüğümüzü söylemek mümkün mü?!

İşin ilginci, bunları seçim beyannamesinde yazdıktan sonra, hemen altında "doğrudan yabancı sermaye girişlerinin artırılması için aşağıdaki politikalar uygulanacaktır" deniliyor ve bu politikalar içerisinde, yukarıda adı geçen "siyasî ve ekonomik istikrarsızlık, hukukî altyapının yetersizliği, yargının yavaş işlemesi, yolsuzluklar" gibi konuların üzerine gidecek hiçbir şey de yok. Beyannamedeki saptama doğru; fakat, bunların gerektirdiği politikalara geldiğimiz zaman, yolsuzluklara geldiğimiz zaman, önce -artık, şu yolsuzluk soruşturmasının da ortaya koyduğu gibi- siyasîlerin himayesi olmadan, yolsuzlukların pek de kolay olmadığını biliyoruz. O zaman, konu dokunulmazlıklara geliyor.

Şimdi, konuyu nereden nereye getirdik; ama, bunlar, kaçınılmaz olarak birbiriyle ilgili. Eğer seçim beyannamenize bakarsanız, siz de görürsünüz yabancı sermayenin altında, hukukî altyapının yetersizliğinden, yargının yavaş işlemesinden ve yolsuzluklardan söz eden sizin seçim beyannameniz ve de doğrudur; ama, uygulamada bunları görmediğimizi, eminim, sizler de kabul edeceksiniz.

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye)Bu hükümet döneminde yolsuzluk var mı; yok.

OSMAN COŞKUNOĞLU (Devamla)Son olarak, bununla ilgili bir noktaya daha değinmek istiyorum. Dolayısıyla, şunu demeye getiriyorum: Öyle, yabancı sermayeye şirin görünmeye çalışarak, şunu yapalım bunu yapalım, gereklidir gereksizdir; bunlar tartışılır; gerekli olanı da vardır olmayanı da vardır; ama, biz, önce kendi insanımız için, Türkiye'nin yargı sistemini, eğitim sistemini, sağlık sistemini, ulaştırma sistemini, enformasyon ve iletişim altyapısını yapmadıkça, arzu ettiğimiz şekilde bir yabancı sermayeyi Türkiye'de görmek de mümkün değil.

Bu noktada, bir çatala geliyoruz; hangi tür yabancı sermaye? Kendi ülkesinde etrafı kirletemediği için üretim yapamayan bir yabancı sermaye mi Türkiye'ye gelsin, etrafı kirleterek üretim yapsın? Böyle bir yabancı sermayeyi çekip çekmemek de bir politika. Biz, böyle yabancı sermayenin çekilmesi taraftarı değiliz; kendi ülkesinde etrafı kirletemiyor, gelsin, Türkiye'de kirletsin diye veya kendi ülkesinde birtakım işçi haklarını ihlal edemiyor, gelsin, burada etsin diye... Bunu yapan ülkeler var; Türkiye'nin, bunların içerisinde olmaması gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

53 konuşma daha · 5 Haziran 2003

53 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook