İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 32. BİRLEŞİM · CUMARTESİ

Iv.tur (milli savunma bak.,bayındırlık bak.,ulaştırma bak.,)

Osman Pepe

Kocaeli Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 32. Birleşim · 2. yasama yılı · 20 Aralık 2003 · 1.834 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Osman Pepe (AK Parti), 20 Aralık 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: IV.TUR (MİLLİ SAVUNMA BAK.,BAYINDIRLIK BAK.,ULAŞTIRMA BAK.,)); konuşma 1.834 kelime.

Osman Pepe (AK Parti, Kocaeli). “Iv.tur (milli savunma bak.,bayındırlık bak.,ulaştırma bak.,)”. TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim tutanağı, 20 Aralık 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-pepe-22-2003-12-20-iv-tur-milli-savunma-bak-bayindirlik-bak-ulastirma-bak (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2004 yılı Çevre ve Orman Bakanlığı bütçesi üzerinde değerli milletvekili arkadaşlarımızın değerlendirmelerini dinledik. Biz, 2003 yılının kısa bir hulasası ile 2004 yılı içerisinde düşündüklerimizi burada sizlerle birlikte paylaşmayı ve bu vesileyle, kamuoyumuzun da bu konularda bilgi sahibi olmasını arzu ediyoruz.

Bakanlık bütçesi yetersizdir. Muhalefetin yetersiz dediği rakamların, hakikaten, ben de, yetersiz olduğuna katılıyorum. Türkiye'de, arzu etmiş olduğumuz yatırım rakamlarını, maalesef, bulamıyoruz. Ülkenin gerçekleri budur. Yani, burada, ben değil de CHP'den bir başka arkadaşımız konuşsaydı, zannediyorum, o da, kaynaklarının, bütçe rakamlarının yetersiz olduğunu ifade edecekti; çünkü, Türkiye, yeterli kaynaklar yaratamıyor, yarattığı kaynaklarını da verimli kullanamıyor. Türkiye'nin temel sorunlarını açık yüreklilikle, siyasetten de birazcık arındırarak, objektif bir şekilde ortaya koymakta zannediyorum fayda vardır.

Elbette ki, Çevre ve Orman Bakanlığı bir bütün olarak ele alınıp değerlendirildiği zaman, görecek olduğumuz fotoğraf şudur: Çevre ve Orman Bakanlıkları birleştirildi; haklı veyahut da haksız birtakım eleştiriler geldi, tebrikler geldi, takdirler geldi, yerlidir yersizdir denildi; ama, Avrupa Birliğinin 2003 yılı ilerleme raporuna baktığımız zaman, üç yerde, Çevre ve Orman Bakanlıklarının birleştirilmesinden sitayişle bahsedilmiş ve ağırlıklı olarak, bu birleşmenin, çevre politikalarına fevkalade olumlu katkıda bulunacağı ifade edilmiştir. Biz de, zaten, bakanlıkların birleştirilmesi esnasında burada yapmış olduğumuz konuşmalarda, buradan bir sinerjinin oluşacağını, kaynakların, imkânların birleştirileceğini ifade etmiştik. Şu anda geldiğimiz durum, bugünün fotoğrafı, o günkü söylediklerimizi teyit edecek mahiyettedir. Elbette ki, Türkiye, dünyanın orman zengini ülkelerinden biri değildir. Ülkenin takribî olarak yüzde 26'sı veya yüzde 27'si ormanlarla kaplı. Türkiye'nin yüzde 30'unun verimli ormanlarla kaplı hale getirilmesi, Cumhuriyetin 100 üncü yılındaki hedefimizdir. Elbette ki, bunların gerçekleştirilmesi için proje olması lazım, plan olması lazım, inanç olması lazım; ama, mutlaka ve mutlaka da para olması lazım.

Şimdi, çevre politikaları noktasında dünyanın geçmişine kısa olarak bakacak olursak; dünya, otuz seneden bu tarafa çevreyi konuşuyor. Stockholm'den Rio'ya, 1972'den günümüze otuz küsur sene geçti daha; ama, Türkiye'deki çevreciliğin ve çevre politikasındaki hassasiyetlerin ise mazisi, dünyadaki maziden... Biz, şu anda onların seviyesine ulaşmak için, erişmek için gayret ettiğimiz Avrupa Birliği üyelerinin birikimlerinden, müktesebatlarından oldukça gerideyiz; aradaki mesafeyi kapatmak için, mutlaka çalışmamız lazım. Bu konuda, elbette ki, üniversitesiyle, sivil toplumuyla ve hükümetiyle tam bir koordinasyon içerisinde hareket etmemiz şarttır.

Bakın, biz, ormancılık politikalarına yeni bir ivme kazandırmak, yeni bir açılım kazandırmak, yılların anlayışlarını değiştirmek mecburiyetinde olduğumuzu gördüğümüz için, tel örgülerle kuşatılmış, halktan koparılmış ormancılık politikalarının başarılı olamayacağını, mutlaka ve mutlaka, kent ormanlarıyla, millet ormanlarıyla bu barışın sağlanması gerektiğini bilmekteyiz. Orman köylüsünü hiçe sayan, orman köylüsünün açlığını, yoksulluğunu ve çoluk çocuğunun sefaletini görmeden ormanları koruyacağını düşünen bir ormancılık politikasının sürdürülebilir olduğunun, hiç kimse tarafından paylaşılması da mümkün değildir. Türkiye ortalamasının onda 1'i olan 7 500 000-8 000 000 insanın, millî gelirden 300- 350 dolar pay alan bu insanların, mutlaka ve mutlaka, ihtiyaçlarının giderilmesi ve de onlara alternatif iş imkânlarının ortaya konulması şarttır.

Bizim, 2004 yılı içerisinde, ağaçlandırma hedefimiz 120 000 hektardır. Şimdi, burada, muhalefet sözcüsü değerli bir arkadaşımız, sunî tensilin, erozyon mücadelesinin, bunların hepsinin ağaçlandırmaya dahil edildiğini ve bunların da rakamı büyüttüğünü söylüyor. Şimdi, elinsaf, insaflı olmak lazım, bu rakamların dilini iyi okumak lazım. Bizden önceki on senenin fotoğrafını, eğer, önünüze koymazsanız, hakkı teslim etmiş olmazsınız. Değerli arkadaşlar, bakın, bizden önceki on senenin ortalaması 40 000 hektardır. Bunun içerisinde erozyon da vardır, bunun içerisinde sunî tensil de vardır, bunun içerisinde her türlü ağaçlandırma çalışması da vardır. Bakın, geçtiğimiz 2003 yılı içerisinde bizim yapmış olduğumuz çalışma 100 000 hektardı. Bunun için ne yaptık; orman köylüsüne buradan 90 trilyon liralık bir kaynak aktardık ve 170 000 000 fidanı da toprakla buluşturduk; bu, sadece bizim Bakanlığımızın yapmış olduğu bir çalışmaydı. Elbette ki, Silahlı Kuvvetlerimizin, valiliklerimizin, vakıfların, sivil toplum kuruluşlarının yapmış oldukları çalışmaları da buna eklediğimiz zaman, Türkiye -FAO'nun rakamlarıyla konuşuyorum- dünyada orman varlığını geliştiren nadir ülkelerden biridir. Son otuz yıl içerisinde, Türkiye, ormanlarına 550 000 hektar yeni orman alanı ilave etmiştir. Şimdi, geçmişi eğer iyi bilirsek, günümüzü daha sağlıklı bir şekilde değerlendirmiş oluruz.

Değerli arkadaşlar, bakın, Orman Genel Müdürlüğümüzün yapmış olduğu çalışmalar, hakikaten, takdire şayan çalışmalardır. Orman Genel Müdürlüğü, ilk olarak, kâr eden, hem de, öyle sıradan kâr eden değil, elle tutulur, sadra şifa olacak kâr eden bir kuruluş haline gelmiştir. Orman Genel Müdürlüğümüzün orman köylülerine aktarmış olduğu rakam, dolaylı ve direkt olarak 500 trilyon liradır, 90 trilyon lirayı da ağaçlandırmadan aktardık, Orköyden de 30 trilyon liradan daha fazla aktardık. Bunları topladığınız zaman, sosyal devlet politikaları açısından Hükümetimizin ve Bakanlığımızın takip etmiş olduğu stratejinin, gerçekleştirmiş olduğu projelerin ne kadar doğru, ne kadar isabetli olduğunu herkes kabul edecektir.

Tabiî, burada, bizim, faizleri indirme noktasında ve nakliye mevzuatlarında gerçekten ciddî düzenlemeleri yapma; üreticilerin sıkıntılarını, kerestecilerin, mobilyacıların sıkıntılarını halletme noktasında 6831 sayılı Kanunda yapmış olduğumuz değişikliğe de kısa olarak değinmek istiyorum. Hakikaten, otuz-kırk yıldan bu tarafa, mevzuat olarak değiştirilmesini herkesin beklediği bu çalışmaları, evet, bundan bir ay önce, sizlerin katkılarıyla birlikte gerçekleştirdik.

Değerli arkadaşlar, biz, Bakanlığa geldiğimiz zaman, sağımıza solumuza bir baktık. Bu Bakanlık, evet, o zaman Orman Bakanlığıydı; ama, mayıs ayında Çevre ve Orman Bakanlığı oldu. Arkadaşlar, Türkiye'de en çok sosyal tesisi olan bakanlıklardan biri de benim Bakanlığımdı; yani, sanki, Turizm Bakanlığıydı. Peki, bizim ne yapmamız lazım; ne yapmamız lazım geldiğini biliyorduk; kamu kaynaklarını saçıp savuran, bunları israf eden bu tesisler, mutlaka ve mutlaka, ehli olana verilmeliydi; yani, özel sektöre devredilmeliydi. Bunların tapulu olanlarını sattık, tapulu olmayanlarını ise, uzun süreli olarak özel sektöre kiraladık.

Şimdi, burada, bir arkadaşımız, çıkıp derse ki; Mihrabat Ormanını işte şuna... Yok öyle bir şey kardeşim; Mihrabat Ormanını daha vermedik ki, daha ihale etmedik ki! Efendim, burada söylediğimiz her şeyin hesabını, yarın öbür gün birilerinin bize sorabileceğini bilerek, en azından, vicdanımızın da bu söylediklerimiz karşısında rahat etmesini, huzur bulmasını istemek, insanî olarak bizim hakkımızdır.

Değerli arkadaşlar, bakın, orman ürünleri ihracatıyla alakalı birkaç şey söylemek istiyorum. Türkiye, 2002 yılında 260 000 000 dolarlık mobilya ihraç etti. Dün İstanbul'da sektör temsilcileriyle yapmış olduğumuz görüşmede, 2004 yılı için 500 000 000 doları hedeflediklerini söylediler. Yakın bir süre içerisinde, buradan 1 milyar dolarlık bir ihracat hedefinin gerçekleştirilmesi mümkündür.

Değerli arkadaşlar, en fazla istihdam sağlayan, emekyoğun bu sektörün, Bakanlığımız tarafından, Hükümetimiz tarafından yapılmış olan mevzuat düzenlenmeleriyle desteklendiğini burada ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, saygıdeğer milletvekilleri; 1937 yılında çıkarılmış olan orman kadastrosuyla ilgili kanunla Türkiye'deki bütün orman kadastrosunun beş yıl içerisinde bitirileceği o gün ülkeyi yönetenler tarafından ifade edilmesine karşın -yaklaşık yetmiş yıl geçti ama- orman kadastrosunun ancak üçte 2'si bitti. Şimdi, burada, evet, Bayındırlık ve İskân Bakanlığıyla, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüyle, ilgili bütün kurum ve kuruluşlarla tam bir organizasyon içerisinde, 2004 ve 2005 yılları içerisinde orman kadastrosunu bitireceğiz inşallah; yetmiş yılda yapılmayanı iki yılda bitireceğiz. Bununla, elbette ki, devletin malının mülkünün envanterinin ne olduğunu belirleyeceğimiz için, devlet, vatandaşla kavgadan kurtulmuş olacak.

Bilhassa Karadeniz Bölgesinde, kadastrosu yapılmamış alanlar üzerinde vatandaş ile devlet arasındaki kavganın ve nizanın boyutunu sadece bir rakamla sizlere arz etmek istiyorum. Artvin'in Arhavi İlçesinin merkezinde 15 000 civarında insan yaşarken, 2 650 orman davası var. Nerede; sadece Arhavi'de. Bu politikanın sürdürülebilir tarafı var mıdır arkadaşlar?!

Bakın, Türkiye'de, büyük şehirler başta olmak üzere, çevre düzeni planı yoktur; yani, 1/100 000'lik, 1/50 000'lik, 1/25 000'lik planlar olması lazım ki, bunların alt planları 1/5 000'lik ve 1/1 000'lik uygulama planları yapılabilsin. Biz, 2004 ve 2005 yılı içerisinde, 54 tane ilin çevre düzeni planını bitireceğiz.

Arkadaşlar, bakın, bizim, şu anda, yapmış olduğumuz ve bitirmek üzere olduğumuz çevre düzeni planları var. Bunlardan birisi Ergene Havzası, ki, Trakya'nın yüzde 80-85'ini kapsayan çevre düzeni planını, inşallah, önümüzdeki aylar içerisinde bitireceğiz, Kocaeli'ni bitireceğiz. Sakarya'yı ve diğer illeri, belli bir plan doğrultusunda yakından takip ediyoruz ve bunlar için genel bütçeye bir tek kuruş ödenek koymadan bunları yapacağız. Nasıl; hangi alanda çevre düzeni planı yapıyorsak, o çevre düzeni planının içerisinde bulunan sanayi kuruluşlarının, fabrikaların, arsaların, oradaki ortaklık payı ödemeleri suretiyle bu meseleyi aşacağız.

Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin, çevre düzeni planı olmayışının, iskân ve sanayileşme politikalarının önünü nasıl tıkadığını biliyorsunuz. Tarım arazilerinin hem de çok vasıflı, birinci sınıf tarım arazilerinin, sanayiin eline hızlı bir şekilde geçtiğini, oralarda tarım deposu adı altında, maalesef, 30 000 - 40 000 metrekare kapalı alanı olan fabrikaların yapıldığını biliyoruz. Şunu da ifade edeyim; bizden önce ihale edilen çevre düzeni planları, bazı bölgelerde altı sene, yedi sene sürüyor; yani, bir tarafta çevre düzeni planı yapılması sürerken, bir tarafta da fabrikalar kurulmaya devam ediyor.

Arkadaşlar, biz, şimdi, bu gidişin, doğru bir gidiş olmadığını, 17 Ağustos 1999 Marmara depreminde gördük. Tarım arazileri üzerinde yapılan kooperatif binalarının, sanayi tesislerinin bir teki bile ayakta kalamadı, hepsi yıkıldı. Şimdi, biz, evet, buradaki, bu çevre düzeni planıyla Türkiye'nin iskân politikalarını, sanayi politikalarını, turizm politikalarını bir noktada belirlemiş olacağız. Elbette ki, çevre politikalarında Bakanlık olarak bizim yapacak olduğumuz şey, bir koordinasyondur.

Bizim, yatırımcılık noktasında, elimizde ihale mekanizmaları mevcut değildir; ama, şunu söyleyeyim: Değerli arkadaşlar, evet, Türkiye'deki şu anda mevcut belediyelerin, başta büyükşehirler olmak üzere, il belediyeleri, ilçe ve belde belediyelerinin önemli bir kısmının, hem de yüzde 90'a yakın bir kısmının düzenli çöp depolama alanları mevcut değildir, tamamen vahşi depolama şeklindedir. Bazı illerimizde çöpler denize dökülür. Nerede; Rize'de, Trabzon'da, Giresun'da, Ordu'da, Samsun'da olduğu gibi. Bazı yerlerde nehirlere dökülür; Dicle'ye dökülür, Fırat'a dökülür, Kızılırmak'a dökülür, Sakarya'ya dökülür ve yine, bu belediyelerin, maalesef, atıksularını arıtma tesisleri yoktur. Bunların yapılması için, biz, yeni bir anlayışı, yeni bir konsepti geliştirerek, bu belediyeler arasında birlikler kurup, bu birliklerin, yerli ve yabancı finansörler ve kredi kuruluşları tarafından desteklenmesi suretiyle, süratli bir şekilde bu projelerin hayata geçmesini arzu ediyoruz. Tabiî, bu konuda şu anda Türkiye'nin tamamının -bakın, bu çok önemlidir- bütün belediyelerin, havza bazında, bölge bazında, il bazında çevre planları yapıldığı gibi, buraların, bu arıtma tesisleri, çöp depone alanlarıyla alakalı projelerinin, evet, fizibilite çalışmalarının ihalesi yapılmıştır.

Şimdi, burada, bizim Bakanlığımızın ilgili kurumlarından Meteoroloji Genel Müdürlüğünün yapmış olduğu çalışmalara da değinmek istiyorum. Biz, Meteoroloji Genel Müdürlüğümüzün yapmış olduğu çalışmalardan, şu anda, bazı ülkelere know how sattığımızı, bazı ülkelerin yazılım programlarını yaptığımızı, Bosna Hersek'ten Azerbaycan'a ve diğer Türk cumhuriyetlerine kadar bu çalışmalarımızı yaptığımızı ve yine, Meteorolojinin yapmış olduğu rasatlardaki isabet oranıyla dünyadaki en saygın ülkelerden birisi olduğumuzu burada ifade ediyorum ve çalışmalarda emeği geçen arkadaşlarımızı da kutluyorum.

Yine, önümüzdeki süreç içerisinde, Türkiye'nin acil ihtiyacı olan çevre kanununu, inşallah, önümüzdeki aylar içerisinde, fazla zaman geçirmeden çıkaracağımızı ve Türkiye'nin buna ihtiyacı olduğunu ve öyle zannediyorum ki, 2004 yılı içerisinde, Türkiye için son derece önemli olan 2/B'yle alakalı eğer bir düzenleme Parlamentomuza gelirse, buradaki milletvekili arkadaşlarımızın desteğiyle, ülkemizin sosyal, ekonomik ve de hukukî açmazlarının kaynağı olan böyle bir kangrenleşmiş sorunun çözülmesi noktasında ileri adımlar atacağımızı biliyorum.

Burada, şunu ifade etmeden geçemeyeceğim. Bir yaz geçirdik. Nasıl bir yazdı; evet, Türkiye'nin hangi köşesinde bir orman yangını çıksa, bazılarının, âdeta, el ovuşturup, neredeyse -lütfen, mazur görün ama- zil takıp oynamadıkları kalmıştı. "İşte, 2/B'lik yangınlar" deyip, el çırpanların... Evet, yanan, ülkenin akciğeriydi, ülkenin geleceğiydi. Biz ne yaptık; biz, Bakanlık olarak, daha yılın başında, yangın acil eylem planını, bütün birimlere, valiliklere tamim ettik, gönderdik ve herkesin tedbirli olmasını istedik. Biliyorduk ki, Türkiye, son on yıl içerisinde -bizden önceki on yıl içerisinde- yılda, ortalama olarak 14 000 hektar orman alanını kaybetmişti.

Arkadaşlar "2/B yangını, 2/B yangını" denilmesine rağmen, biz, bütün orman yangınlarındaki kaybı nerede tuttuk biliyor musunuz; 6 500 hektarda tuttuk.

Şimdi, o gün "2/B yangınları" deyip beyanat verenlerin, Meclis kürsüsünde kükreyenlerin, aslında, buraya gelip "biz, milletimizden ve Çevre ve Orman Bakanlığından özür diliyoruz" deme erdemini beklerdik. "Yanlış yaptık, dediklerimizin hiçbiri doğru değildir..."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

88 konuşma daha · 20 Aralık 2003

88 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook