Çevre kanununda değişiklik yapılması kanunu (s.s 871)
Kocaeli Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 93. Birleşim · 4. yasama yılı · 25 Nisan 2006 · 1.882 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Osman Pepe (AK Parti), 25 Nisan 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇEVRE KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI KANUNU (S.S 871)); konuşma 1.882 kelime.
Osman Pepe (AK Parti, Kocaeli). “Çevre kanununda değişiklik yapılması kanunu (s.s 871)”. TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim tutanağı, 25 Nisan 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-pepe-22-2006-04-25-cevre-kanununda-degisiklik-yapilmasi-kanunu-s-s-871 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çevre Kanunuyla alakalı olarak değerli grup sözcülerini dinledikten sonra, Hükümet olarak, Bakanlık olarak bu konuya bakışımızı, Çevre Kanunuyla alakalı olarak kamuoyunun hassasiyetlerini karşılama noktasında yapılan çalışmaları, siz değerli milletvekilleriyle ve kamuoyuyla paylaşmak istiyorum.
Değerli arkadaşlar, çevreyle alakalı, elbette ki, herkesin kendince söyleyeceği en az birkaç sözü vardır; çünkü, hepimiz, çevre diye tarif edilen olgunun ayrılmaz birer parçasıyız. Ama, dünyadaki, çevreyle alakalı tanımları, çevreyle alakalı yapılan çalışmaları ve ülkemizdeki bu süreçte yapılan çalışmaları, zannediyorum, burada, hepimiz farklı farklı pencerelerden, farklı farklı boyutlarıyla ifade ederken, bazen, işin gerçeğinden daha ziyade, belki popülizmini yaparak, bu kürsüden söz söylemek, aslında, doğru bir iş olmasa gerektir.
Değerli arkadaşlar, Çevre ve Orman Bakanlığı birleştirildiğinde, Bakanlığın kuruluş kanununun, ana komisyon olan Plan ve Bütçe Komisyonunda müzakeresi esnasında, Anamuhalefet Partisi milletvekilleri, Türkiye'deki çevrenin güme gittiğini, çevre diye bir bakanlığın bundan sonra söz konusu olamayacağını söylemişlerdi; ama, Çevre Bakanlığı ile Orman Bakanlığı bir araya geldiğinde, Çevre Bakanlığının o günkü bütçesi sadece 47 trilyondu. Çevre Bakanlığının, o günkü şartlar içerisinde, günlük zarurî ihtiyaçlarının dışında herhangi bir adım atacak ne kaynağı ne de mecali vardı. Çevre ve Orman Bakanlığının bir araya gelmesinden sonra, Bakanlık, hem fizikî olarak hem de inisiyatif alanını genişletmiş olması açısından, birtakım maddî imkânlarını iyileştirmiş olması açısından da, gerçekten önemli kazanımlar elde etmiştir.
Çevre Kanunu, bu Parlamentonun gündemine -on yılı aşkın sürede burada ben milletvekilliği yapıyorum- on yılı aşkın süredir gelir ve görüşülemeden, kadük olarak bir başka döneme kalırdı. Tabiî, bu süreçte, çevreyle alakalı, Çevre Kanunuyla alakalı onlarca şey bu kürsüden ifade edilmiştir.
Çevre Kanunu, bizim Bakanlığımızda, bizim dönemimizde gündeme geldiğinde, tabiî, son derece şümullü ve dünyadaki çevreyle alakalı gelişmeler, ülkemizdeki gelişmeler son derece kompleks olması münasebetiyle, bu kanunun müzakere sistematiğinde daha hassas hareket etmemiz gerektiğini, bu konuda, sivil toplum örgütlerinin, meslek kuruluşlarının görüş ve düşüncelerini azamî şekilde alalım ve değerlendirelim diye düşünüldüğünden, komisyonun gündeminde birbuçuk yıldan daha fazla tartışılmıştır, enine boyuna müzakere edilmiştir. Bütün sivil toplum kuruluşlarının, bütün meslek kuruluşlarının sözcüleri, avukatları, başkanları katılarak, görüş ve düşüncelerini orada ifade etmişlerdir. Anamuhalefet Partisinin komisyondaki milletvekilleri de, temsilcileri de görüşlerini ifade etmişlerdir.
Şimdi, burada, Anamuhalefet Partisinin değerli grup başkanvekilleri ve milletvekilleri, milletin kürsüsüne çıkıp da, efendim, bunu, siz, temel kanun olarak getirmeseydiniz, normal prosedürde getirseydiniz de, biz, çıksaydık, burada, her madde üzerinde konuşsaydık…
Peki, sayın sözcü, senin milletvekillerin, bu alt komisyonda ve ana komisyonda aylarca görüşülürken, tartışılırken, partinizin görüşlerini, lütfedip, kerem edip de orada ifade etseydiler ya! "Bir komisyon kuralım şimdi" diyor. Ne demek; yani, bu Mecliste böyle bir teamül var mı?
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya)Gıyaba konuşmayın Sayın Bakan!
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Devamla)Bu Mecliste ihtisas komisyonları var, bu ihtisas komisyonlarının alt komisyonları var; bir kanun gelir, ana komisyonda, eğer, müzakere edildiğinde, daha şümullü olarak, geniş katılımlı olarak, sivil toplum örgütlerinin, meslek kuruluşlarının sözcüleri gelsinler, azamî mutabakat sağlansın, demokratik katılım sağlansın, destekler sağlansın diye arzu edilirse, bunun çözüm yolu alt komisyondur. Bu kanun alt komisyona gitti, alt komisyonda aylarca tartışıldı.
Bakın, sivil toplum kuruluşlarından sadece bir tanesinin burada temsilcileri var. Hani, bu sivil toplum kuruluşları?! Biz, onlarla birlikte, defalarca bir araya geldik. En son 20'den daha fazla sivil toplum kuruluşu, çevreyle alakalı sivil toplum kuruluşuyla, o başkanlarla, onların yöneticileriyle İstanbul'da bir araya geldik. Defalarca görüşlerini istedik.
Saygıdeğer milletvekilleri, bu kanun, eğer olağan şekilde buraya gelseydi, birkaç ay sürerdi; çünkü, Anamuhalefetin, ben, Grup Başkanvekillerine, sözcülerine, değerli arkadaşlarımıza -doğrudur; Sayın Anadol da bizimle geldi, görüştü, etti diyor- defalarca gittim, dedim ki yahu, Sayın Grup Başkanvekilleri, lütfen, bize destek veriniz. Yani, bu işin ehemmiyetine binaen, ben, bir seneden bu tarafa, kapılarını defalarca çaldım. Tuzla'daki variller, efendim, gündem olduktan sonra, biz bu meseleyi kamuoyuyla paylaşıyor, Cumhuriyet Halk Partisinin sözcülerine gidiyor değiliz ki.
Şimdi, burada konuşan değerli sözcü arkadaşımız, hukukçu bir arkadaşımız. Burada konuşan muhalefet partisinden değerli arkadaşlarımızın önemli bir kısmı hukukçu arkadaşlarımız. Bunlar diyorlar ki: "Efendim, bu, Türk Ceza Kanununun 181 ve 182 nci maddeleri ertelenirken, Sayın Bakan bunlara destek verdi." Böyle bir şey söz konusu değil; ama, değerli hukukçulara, değerli sözcülere, şuradan, bu kürsüden şunu hatırlatmak istiyorum: 181 inci maddenin sadece birinci fıkrası ertelenmiş, 182 inci maddenin sadece birinci fıkrası ertelenmiş. 181'in üçü de duruyor, dördü de duruyor; 182'nin biri ertelenmiş, ikisi duruyor. Yani, buralarda, evet, bu suçu, bu fiili işleyenlerle alakalı hapis cezası öngören fıkralar duruyor. Yani, buradan, kamuoyunu doğru bilgilendirmemiz lazım. Ben bir hukukçu değilim, ben bir mühendisim; ama, bu konuda, işin uzmanlarıyla, Türk Ceza Kanununu hazırlayan uzmanlarla yapmış olduğumuz görüşmelerden, Adalet Bakanlığından almış olduğumuz bilgiler, malumatlardan, bu kanunun bu fiili işleyenlerle alakalı ceza içeren fıkralarının yerinde olduğunu söylüyor.
Değerli milletvekilleri, çevreyle alakalı Türkiye'nin fotoğrafını, onlarca kez, bu kürsüden, sizinle birlikte paylaştım. Belki, söylediklerim kral çıplak manasına geliyordu; ama, onu söylemek de, bakan olarak bana düşmüştü. "Efendim, Sayın Bakan, siz çözüm mahallindesiniz, mevkiindesiniz; niye çözmüyorsunuz?.." Bakın, bununla alakalı bir eylem planını ortaya koyduk biz, Bakanlık olarak. Dedik ki "önümüzdeki süreci yönetecek bir eylem planını hazırladık Bakanlık olarak." Bu eylem planındaki durum şudur: Türkiye, Avrupa Birliğine üye olacak çevre standartlarına gelebilmesi için 30-35 milyar euroluk bir bütçeye, bir harcamaya ihtiyacı var. Bunun yüzde 10-15'ini Avrupa Birliği fonlarından hibe alsanız bile, 30 milyar euro kalır. Bunun üçte 1'ini özel sektörün yapması lazım, üçte 1'ini yerel yönetimlerin yapması lazım, üçte 1'ini de merkezî hükümetin karşılaması lazım. Avrupa Birliği sürecinde bizden önce yürüyüp bu süreci tamamlayan bütün ülkeler, aynı yöntemi uygulamıştır. "Efendim, biz bu rakamları şimdi gerçekleştirebilir miyiz? Bunları yapabilecek, Türkiye'nin şu anda malî durumu, finans durumu buna müsait midir? Belediyelere, efendim, böyle bir yaptırım getirdiğiniz zaman belediyeler bu işin altından kalkabilir mi?! Personelin maaşını ödeyemiyor…" Bakın, belediyelerle alakalı bu kanun şunu getiriyor, diyor ki: "Siz atık su bedeli alıyorsanız, atık su bedelini ancak atık su arıtma tesisinde kullanabilirsiniz; başka yerde kullanamazsınız. Siz, çevre temizlik vergisini alıyorsanız, siz, katı atık düzenleme tesisinde bunu kullanabilirsiniz; başka yerde kullanamazsınız." Peki, nasıl bir program oluşturuyoruz, nasıl bir takvim öneriyoruz bu kanunda; bu kanun, bugünden yarına, elbette ki, Türkiye'nin çevre altyapısını güllük gülistanlık yapacak bir kanun, bir imkân bize getirmiyor. Peki, ne getiriyor; üç ilâ on yıl içerisinde 3 225 belediyenin, organize sanayi bölgelerinin ve münferit faaliyet halindeki sanayi kuruluşlarının iş termin planlarını hazırlaması ve işi tamamlaması için üç ilâ on yıllık bir süreye ihtiyaç var. Niye; çünkü, bu 3 225 belediyenin, doğru, bir kısmı küçük belediyedir; hem de çok önemli bir kısmı küçük belediyelerdir, bu belediyeler, şu andaki imkânlarıyla bu işin üstesinden gelemezler. Onun için, Avrupa Birliği hibe fonlarını, alacak olduğumuz hibelerin çok önemli bir kısmını, biz, bu küçük belediyelerin projelerinin finansmanında kullanmak istiyoruz.
Bir de, bu kanunla şunu getiriyoruz: Kirleten öder. Yani, siz, çevreye bir atık bırakıyorsanız, onu bertaraf etme sorumluluğu sizin üzerinizdedir. Vatandaşlarımızın, elbette ki, bu konuda bilinçlenmeleri sorunun çözümü açısından bizim elimizi kolaylaştıracak, elimizi rahatlatacak çok önemli bir fırsatı bize veriyor.
Değerli milletvekilleri, biz, Hükümet olarak 81 ilin katı atık düzeni depolarının, bertaraf tesislerinin yapımıyla alakalı bir eylem planı başlattık. 2006'nın sonuna kadar, başta büyükşehir belediyeleri olmak üzere, bu projelerin hayata geçmesini arzu ediyoruz. Bununla alakalı, Bakanlık, kendi imkânlarıyla temin etmiş olduğu hibe kredilerle, İller Bankasının kaynaklarıyla, il özel idaresinin kaynaklarıyla yerel yönetimleri destekliyoruz. Sanayii de destekliyoruz. Biz, sanayiciyi, ülkede yatırım yapan insanları, rakip olarak, düşman olarak göremeyiz ki. Biz, Çevre ve Orman Bakanlığı olarak -sanayicinin arkasında- bu adamlara nasıl ceza kesebiliriz, bu adamları nasıl mahkûm edebiliriz, bunların sırtını nasıl yere getirebiliriz diye bir uğraş içerisinde olamayız. Bizim mantalitemiz, bunların bizim müttefikimiz olduğu; ülkeye hizmet eden herkesle biz kendimizi müttefik olarak görüyoruz, dost olarak görüyoruz. Yanlış yapan varsa, elbette ki, yanlış yapandan bunun hesabını da sorarız.
Peki, onlara yol göstermek durumundayız, onlara kolay çıkış yollarını, çözüm yollarını teklif etmek durumundayız. Meseleyi ancak bu şekilde çözebiliriz. Yoksa, Türkiye'nin, şu anda, istihdam açısından, üretim açısından sanayicisinin sıkıntıları, darboğazları olduğunu biliyorum; ama, bu sanayicisinin bir kısmının, Tuzla'da görüldüğü gibi, milyarlarca dolarlık cirosu olan ve çok kârlı sektörlerde çalışmasına karşın, birkaç milyon dolarlık yatırımla çözülecek işini çözmeyen, işin kolayına başvurup, bir kamyoncuya, bir hafriyatçıya, bir iş makinesi operatörüne 3-5 bin dolara vererek bu işten kurtulmaya çalışan sanayici ile bu konuyu kendisine dert edinmiş sanayiciyi, gerçekten atıklarını bertaraf etmek için milyonlarca dolarlık yatırım yapan sanayiciyi farklı tutmamız lazım; ikisini aynı kefeye koyamayız. Ama, şimdi, bu kanunda bize yanlış yapana öyle cezalar getiriliyor ki, ceza vermek bizim kanunumuzun ana felsefesini oluşturmamakla birlikte, yanlış yapandan, elbette ki, bunun karşılığını da almamız lazım, kirlettiğinin temizlenmesini, bertaraf bedelini almamız lazım. Sonra, böyle bir şeye, aslında, tevessül edecek bir adamın düşüncesi bile olamayacak. Niye; şimdi, yeni kanunda 3 trilyona kadar ceza getiriyorsunuz. 3 trilyona kadar ceza getirdiğiniz zaman, bu atıkları kamyonların sırtına yükleyip de herhangi bir görünmeyen yere götürüp depolama imkânı olabilir mi, böyle bir düşünce olabilir mi; olamaz.
Anında müdahale etmek, anında kapatma yetkisini de alıyoruz, ceza tatbik etme yetkisini de alıyoruz. Tabiî, burada, denetici kurum ve kuruluşların kapasitesini geliştirmemiz lazım. Bu kanunla, Bakanlığımıza, 500 tane uzman istihdam etme imkânı da geliyor. Elbette ki, biz, Bakanlık olarak, denetim kapasitemizi geliştirirken, ilgili kurumların da kapasitesini geliştirmesi lazım. Bugün belediyelerin, büyükşehir belediyelerinin bu konuyla alakalı pek çoğunun yeterli altyapısı, maalesef, müsait değildir, kadroları yoktur, bu konuyla alakalı işi takip edecek uzmanları yoktur, laboratuvarları yoktur, araçları yoktur, ölçüm istasyonları yoktur vesaire. İşte, bu kanun, bu imkânı, bu fırsatı da getiriyor.
Tabiî, bu kanunla birlikte gelen, getirilen düzenlemeler, onların en enteresanlarından birisi de, değerli milletvekilleri, onlarca kez Türkiye'de gündem olmuş konulardan birisi de, Türkiye'nin denizlerinde belli bir kirlilik oluşturan ve Türkiye'nin muhteşem koylarının bir daha geri dönmemek üzere kaybedilmesine zemin hazırlayan, yaptırmış olduğumuz ölçümlerle de çok hassas koylarda, çok hassas bölgelerde balık çiftliklerinin hemen sahilin yanı başında, birkaç adımlık mesafede kurulduklarının… Şimdi, bu kanunla, hassas bölgelerde, SİT alanlarında, hassas körfezlerde, artık, balık çiftlikleri kurulamayacak.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya)Mevcutlar ne olacak Sayın Bakanım?
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Devamla)Bunu da bu kanunla düzenliyoruz.
Fabrikalara çevre görevlisi mecburiyeti geliyor; yani, yeni istihdamlar değil, eğer, bu konuda fabrikalarda mevcut elemanlarından bu işi çözecek eleman yoksa, evet, çevre mühendisi, kimyager, biyolog gibi çevre mevzuatını bilen, bu formaliteleri bilen, bu takibi yapabilecek, bu izlemeyi yapabilecek insanların, fabrikalarda, sanayi kuruluşlarında olmasını da bu kanun mecburiyet altına alıyor.
Şu andaki yapmış olduğumuz çalışmalarla Türkiye'de tehlikeli atıkların bertarafıyla alakalı, doğru, sadece 1 tane Kocaeli'de bir atık tesisi var.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun Sayın Bakan.
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Devamla)Biz, çimento fabrikalarına ve kireç fabrikalarına da tehlikeli atıkları yakabilmek için lisans verdik. Gerekli emisyon ölçümleri yapıldıktan sonra bu fabrikaların bu atıkları yakmasına imkân tanıdık. Lisanslı firmaların taşıması ve lisans almış olan fabrikaların yakmasının da yolunu açtık. Tabiî, burada yerli ve yabancı özel sektörün de çevre sanayiine, çevre sektörüne yatırım yapmalarının, biz, senelerdir gayreti içerisindeyiz. Yani, İstanbul'da 1'den fazla tesisin, Bursa'da, İzmir'de, İç Anadolu'da, Akdeniz Bölgesinde toplam olarak 7-8 tane, Türkiye'de, acil, tehlikeli atıkların yakılmasıyla alakalı, bertarafıyla alakalı tesisin kurulması şart. Bunlar, elbette ki, şu anda bu çalışmalar sürdürülüyor. Bu çalışmalar sürdürülürken, elbette ki, burada, bu yatırımları kamunun yapmasını değil, özel sektörün yapmasını ve yap-işlet olarak bu işi kendisine iş edinmesini, burada yeni bir sektör olarak önemli bir yatırım imkânının olduğunun altını bir kez daha çizmekte fayda görüyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çevreyle alakalı, elbette ki, ÇED sürecinin uzunluğundan biraz önce bir arkadaş bahsetti. Bizim şu andaki ÇED sürecimiz, yüzde 95 oranında Avrupa Birliği standartlarına uygun hale getirilmiştir.
Tabiî, benim, çevreyle alakalı epey söyleyeceklerim var; ama, değerli sözcülere -zamanım da dolduğu için- burada fırsat vermek için sözlerimi toparlarken, siz değerli milletvekillerinin Çevre Kanununa verdiğiniz ve bundan sonra da vereceğiniz desteklerden dolayı teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
31 konuşma daha · 25 Nisan 2006