Muharrem ayı ile ilgili
Tunceli Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 60. Birleşim · 4. yasama yılı · 8 Şubat 2006 · 868 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Vahdet Sinan Yerlikaya (CHP), 8 Şubat 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 60. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MUHARREM AYI İLE İLGİLİ); konuşma 868 kelime.
Vahdet Sinan Yerlikaya (CHP, Tunceli). “Muharrem ayı ile ilgili”. TBMM Genel Kurulu, 60. Birleşim tutanağı, 8 Şubat 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/vahdet-sinan-yerlikaya-22-2006-02-08-muharrem-ayi-ile-ilgili (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
VAHDET SİNAN YERLİKAYA (Tunceli)Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi, saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bundan 1 324 yıl önce, Kerbela'da, Hazreti Hüseyin ve 70 yakını, Muaviye'nin oğlu Yezid ve ordusu tarafından katledildi. Bu olay muharrem ayına tekabül ettiği için, her yıl muharrem ayında, Alevî camiası bu olayı anar, bu olayı yâd eder, canlı tutar, diri tutar. Bu olay, İslam dünyası için de önemli bir aydır.
Bu ayda Alevîler, oniki gün oruç tutarlar, et yemezler. Kerbela'da Hazreti Hüseyin ve yakınları susuz bırakıldıkları için su içilmez, içilmemeye çalışılır. Bu ayda, zevkten, eğlenceden insanlar kendini mahrum tutar; zevk ve eğlence olmaz. Yine bu ayda, düğün dernek, nişan gibi törenler yapılmaz. Bu ayın 13 üncü günü, yani oniki gün oruçtan sonra, 13 üncü günü kurbanlar kesilir, aşure yapılır, dağıtılır. Kurban kesme olayı, Kerbela faciasında sağ olarak kurtulan İmam Ali Zeynel Abidin'in sağ olduğuna şükredilmesidir ve böylece, Hazreti Ali'nin soyu da Zeynel Abidin tarafından devam ettirilmiştir.
Değerli arkadaşlar, Alevîlik, tarih boyunca Allah-Muhammed-Ali yolu olarak bilinen, ehlibeyt, 12 imam, seyyidi saadet ocakları ve Bektaşî babaları öncülüğünde -ki, bunların başı Hacı Bektaş Veli'dir- yoluna devam eden bir inancın adıdır. Bu inancın içinde zengin bir edebiyat, derin ve köklü bir tasavvuf felsefesi, insan merkezli bir yol, eline, beline, diline sahip çıkmayı, hoşgörüyü ve sevgiyi önde tutan bir anlayış vardır.
Alevîlik, tarih boyunca kendisini İslam'ın özü olarak görmüş ve savunmuştur. Bu nedenle, Hazreti Ali'nin, İslam Dininin kurulmasında, genişletilmesinde, yaşatılmasında ve ilkelerinin belirlenmesinde verdiği mücadeleyi anlatmaya gerek yok. Bunu, bu mücadeleyi, tarih veriyor.
Ne yazık ki, ülkemizde, Alevî yurttaşlarımızın düşüncelerinin, dinî inançlarının dışa vurulmasındaki engeller ve yasaklar henüz ortadan kalkmış değil. Alevîliğin ve inançların ne olduğu, müfredat programlarında yerini almadığı için, çocuklarımıza, öğrencilerimize bu konuda hep yanlış bilgiler verilmiş, iftiralarda bulunulmuştur. Bu kitleyi, Alevî camiasını çok olumsuz yönde etkilemiştir bu söylemler. Devlet ve Diyanet Başkanlığı, Alevî kitlesine Sünnî vatandaşlarımıza yaklaştığı mesafede yaklaşamamıştır; yani, eşit davranamamıştır. Alevîlerin sıkıntıları, dün olduğu gibi bugün de devam ediyor; işe alınmalarından tutun da dinî inançlarını sergilemedeki sıkıntıları devam etmektedir.
Değerli arkadaşlarım, bugün, Türkiye'de 20 000 000'dan fazla Alevî vatandaşımız vardır. Bunların hepsi Müslümandır. Müslüman olmaktan da "çok şükür" diyoruz; bundan en ufak bir şeyimiz yok.
Bu matem ayında, ehlibeyte görülen bu zulüm, ne yazık ki, devletin televizyonlarında bir dakika bile verilmemekte. Devlet televizyonları ramazan ayında -ki, o da bizim gerçeğimiz- "Ramazan Sohbetleri" başlığı altında yayın yaparken, Alevî vatandaşlarımız bu programları zevkle izliyorlar ve hakikaten de bilgileniyorlar. Değerli arkadaşlar, ancak, muharrem ayında böyle bir programa rastlamak mümkün değil. Peki -vicdanen sormak gerekiyor- muharrem ayının anlatılması, objektif olarak değerlendirilmesi, böylece bütün vatandaşlarımızın ve özellikle çocuklarımızın bilgilendirilmesi doğru değil midir? Yani, neden bu oniki gün boyunca bu milyonlar oruç tutuyor; neden yas tutuyor; neden Kerbela Olayı 13 asırdan beri canlı olarak yaşatılıyor?
Değerli arkadaşlar, bu programların yapılması lazım. Alevîliğin artık Millî Eğitim müfredatında yerini alması ve öğretilmesi lazım. Bunlar yapılırsa, o zaman anlaşılır ki, devlet de Diyanet de tüm vatandaşlara eşit mesafededir.
Değerli arkadaşlarım, biliyorsunuz, Diyanet İşleri Başkanlığı, Yüce Atatürk zamanında kuruldu. Amacı neydi; milletimizin, milletimizi temsil eden hangi kökenden, hangi inançtan olursa olsun bütün insanların dinî ihtiyaçlarına cevap vermekti. Şimdi, Diyanet Başkanlığına bakıyoruz, 130 000 personeliyle hep Sünnî vatandaşlarımıza hizmet ediyor. Tabiî edecek; ama, değerli arkadaşlar…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
VAHDET SİNAN YERLİKAYA (Devamla)Sayın Başkanım, toparlayacağım.
…Sünnî vatandaşlarımız kadar Alevî vatandaşlarımız da bu devletimizin aslî öğelerinden biri. Bakınız, kendilerini azınlık olarak kabul etmiyorlar. Avrupa Birliği bunlara "azınlık" dediği halde, Alevî vatandaş "hayır, ben azınlık değilim; ben, bu ülkenin temel bir öğesiyim, aslî bir ferdiyim" diye kendini görüyor.
Şimdi, Diyanet Başkanlığı bu konuda hiçbir girişimde bulunmuyor. Örneğin, bir Diyanet İşleri Başkanlığımız var, bunu temsil eden bir başkan var; biz, gönülden arzu ederiz ki, Diyanet Başkanımız, Kerbela olayında bir konuşma yapsın, bu olayı bir kınasın, lanetlesin; çünkü, bu İslam camiası içinde nefretle, lanetle kınanan bir olay. Hazreti Muhammed'in torunu şehit ediliyor, onun yakınları şehit ediliyor; ama, Diyanetimizde, bu konuda en ufak bir çalışma, en ufak bir vaaz verilmiyor. Bunlar yanlış şeylerdir.
Biz, Alevî olarak, yine isteriz ki, Diyanet İşleri Başkanı cemevlerine gitsin, ziyaret etsin, onlarla bir diyalog kurabilsin; nedir, neyin nesidir, bunlar in midir cin midir, ne çalışıyorlar, ne yapıyorlar; ama, cemevleri sorulduğunda, efendim, onlar sazlı sözlü mekânlardır denilip geçiştiriliyor. Bunu söyleyenleri, ben, cemevlerine davet ediyorum. Bir gitsin, baksınlar. Bir baksınlar, cemevleri davullu zurnalı yerler midir, yoksa Allah'a, Müslümanlığa hizmet eden yerler mi. Bir gidin görün, ondan sonra kararınızı verin. Yani, peşin infaz, peşin yargılama insanlığa yakışmıyor.
Değerli arkadaşlarım, bu olayın üzerine gitmemiz gerekiyor, bu olayı düzeltmemiz gerekiyor. Alevîleri dışlamak, inkâr etmek Türkiye'ye zarar veriyor, barışı zedeliyor. Bu konuda hepimize görev düşüyor. Biz, Türk Milletinin bir parçasıyız. İçimizde, Alevîsi de Sünnîsi de, biz kardeşiz. Yani, bunları yok etmemiz lazım; Türkiye, böyle, barışa, huzura kavuşacaktır diyorum.
Değerli arkadaşlarım, sözlerimin sonunda, Danimarka'da, Hazreti Muhammed Peygamberimize yapılan o kötü girişimi nefretle kınıyoruz; bu Danimarka yöneticilerini, Danimarka basınını İslam âleminden özür dilemeye davet ediyoruz.
Yine, bu bağlamda, onların bize gördüğü bu kötü muameleden dolayı, vatandaşlarımızın itidalli, sabırlı olması gerekiyor, kışkırtmalara gelmemesi gerekiyor. İslamiyet hoşgörülü bir dindir, yüce bir dindir, kötülük yapan kötülük yapanın yanında yerini alacaktır.
Bu nedenle, ben, Danimarka'daki olayı kınıyorum; onları, Genel Başkanımızın da deyimiyle, İslam camiasından, İslam dünyasından bir özür dilemesini beklediğimi belirtiyorum.
Bu konuşmamı böyle hoşgörülü dinlediğiniz için size de ayrıca teşekkür ediyor, Başkana da verdiği sözden ötürü saygılarımı iletiyorum.
Teşekkür ederim. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
38 konuşma daha · 8 Şubat 2006