İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 96. BİRLEŞİM · SALI

Türk ceza kanununun bazı maddelerinde değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi hakkında (s.s.215)

Veysi Kaynak

Kahramanmaraş Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 96. Birleşim · 2. yasama yılı · 29 Nisan 2008 · 1.304 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Veysi Kaynak (AK Parti), 29 Nisan 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK CEZA KANUNUNUN BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ HAKKINDA (S.S.215)); konuşma 1.304 kelime.

Veysi Kaynak (AK Parti, Kahramanmaraş). “Türk ceza kanununun bazı maddelerinde değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi hakkında (s.s.215)”. TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim tutanağı, 29 Nisan 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/veysi-kaynak-23-2008-04-29-turk-ceza-kanununun-bazi-maddelerinde-degisiklik-yapilmasina-dair-kanu (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş)Teşekkür ederim efendim.

Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; teklifimizin 1’inci maddesi üzerinde grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

301’inci maddeye ilişkin değişiklik teklifimizde özetle, maddenin kenar başlığında yer alan “Türklük” ibaresinin “Türk Milleti”, “Cumhuriyet” ibaresinin “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” olarak değiştirilmesini, cezanın üst sınırının üç yıl yerine iki yıl olarak uygulanmasını, üçüncü fıkranın yürürlükten kaldırılmasını ve yargılanma için izin müessesesinin getirilmesini teklif etmekteyiz.

Değerli milletvekilleri, ilk yapıldığı günden beri, o zaman var olan ihtiyaçlara göre sekiz kez değişen Ceza Kanunu’nun bu maddesinin bir kez daha değiştirilmesini teklif ederken, 301’inci maddedeki suç tanımının ceza hukukunun güvence fonksiyonlarından biri ve evrensel bir ilkesi olan belirlilik ilkesine uygun olarak yeniden yapılması, belirli fiillerin yurt dışında bir vatandaşımız tarafından işlenmesi hâline özgü olarak cezalandırma bakımından vatandaşlarımız arasında oluşturulan ayrımı ortadan kaldırmak amaçlanmıştır.

Saygıdeğer arkadaşlarım, yasalar ihtiyaçlara göre gelişir, ihtiyaçlara göre değişir. Bakınız, Meclisimizin ve cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Atatürk, daha cumhuriyetimiz kurulmadan önce, 1 Mart 1922 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin Birinci Dönem Üçüncü Yasama Yılının açılış nutkunda bu hususta bize nasıl bir ölçü veriyor: “Efendiler, çağdaş gelişme, ulusların uygar ihtiyaçlarındaki genişleme, çoğalma ve çeşitlenme bu uygar ihtiyaçlar ile orantılı olarak uygar hakların gelişmesini gerektirir. Bizim milletimizin ve hükûmetimizin adalet düşüncesi ve anlayışı bu konuda hiçbir uygar ulusunkinden aşağı değildir. Belki tarih bu noktada yüksek olduğumuza tanıklık eder. Bu nedenle, hukuki mevzuatımızın bütün uygar devletlerin kanuni mevzuatından eksik olması düşünülemez.” Evet, dikkatinizi çekiyorum, tarih 1 Mart 1922’dir ve henüz Kurtuluş Savaşı’mız devam etmektedir.

Yine Büyük Atatürk 1 Kasım 1925 tarihli Meclis Açılış Nutku’nda da yeni kanunlaştırma faaliyetleri olarak şöyle diyor: “Genel hayatımızı yeni baştan düzenleyecek olan bu önemli kanunların, çağdaş uygarlığın kanunları grubundan olması doğaldır. Ulusumuzun içinde bulunduğu uygar topluluğun ekonomik ve uygar gereksinmeleri o kadar yakındır ki, buna karşılık kanunlarda da aynı şekilde yakınlaşma gerekli bulunmaktadır. Çağımızın gereksinmelerine uygun kanun yapmak ve onu iyi uygulamak, ilerlemek ve yükselmek için gerekli ve çok önemlidir.”

Değerli milletvekilleri, işte, Meclisimizin ve cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk’ün hayattayken uyguladığı ve yasama organı olarak da bizlere hedef gösterdiği ilke çağdaş, uygar ihtiyaçları karşılamak maksadıyla çağdaş ve uygar yasalar yapmaktır.

Teklifimizin Meclis Başkanlığına sunulmasından itibaren en çok tartışılan husus “Türklük” ibaresi yerine “Türk Milleti”, “cumhuriyet” ibaresi yerine de “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” ibarelerinin getirilmeye çalışılması olmuştur. Değişiklik teklifinin gerek Meclis Avrupa Birliği Uyum Komisyonunda ve gerek Adalet Komisyonunda görüşmelerinde hassasiyetlerini ve endişelerini açıklayan değerli milletvekili arkadaşlarımız teklifin özellikle bu kısmına karşı görüşlerini ifade etmişlerdir. Bu arkadaşlarımızın hassas olduğu noktalarda bizim de gerçekten hassas olduğumuzu beyan ettikten sonra teklifimizin izahını hukuki lisanda arz edeceğim.

Değişiklik teklifinin ayrıntısına girmeden önce bu konudaki hukuki mülahazalar şöyledir: “Hukuki bir değer olarak devlet birçok ülkenin ceza kanunlarında korunmaya mazhar kılınmış, devletin çeşitli değerleri ve menfaatleri cezai korumanın konusunu oluşturmuştur. Devletin cezai korumasının konusunu oluşturan en temel değeri ve menfaati, hiç şüphesiz, devletin egemenliğine, toprak bütünlüğüne, insan unsuruna ve anayasasıyla kurulmuş olan düzenine ilişkin menfaattir. Devletin varlık unsurları ve değişik fonksiyonları, bir bütün hâlinde ve derece derece cezai korumanın konusunu oluşturmaktadır. Devletin, varlığını sürdürmesi için, devleti teşkil eden ana unsurlarını, anayasal yapılanmasını ve anayasal organlarının faaliyetlerini güvenceye alması ve bu öz değerlerini koruması gerekmektedir. Bunlar, esas olarak, devletin varlığını, devamını ve düzenini koruduklarından, en üst menfaati oluşturmaktadırlar. Bu sebeple, Türk Ceza Kanunu’nda da bu koruma hükümleri mevcuttur.

Ceza Kanunu’muzun koruduğu 301’inci maddenin hukuki konusu ise devletin öz varlıkları olan unsurlardır. Bu konuda Yargıtay Ceza Genel Kurulumuzun ulaştığı sonuç, vardığı içtihat şöyledir, aynen aktarıyorum: “Bu hükümle, Devletin siyasal ve hukuki varlığının ve aynı doğrultudaki çıkarlarının korunmaya çalışıldığında kuşku yoktur. Devlet kavramının, diğer bir anlatımla Devletin varlığını oluşturan ve bir sentezin ayrılmaz unsurları sayılan müesseselerin madde metninde ayrı ayrı sayılması ve bunlara yönelen hareketlerin yaptırım altına alınmasıyla güdülen amaç temelde Devletin tüzel kişiliğinin, saygınlığının ve hukuki yararının korunmasıdır. Ancak bu hüküm ile Devlet kavramı ve Devletin varlığını oluşturan ve maddede sayılan kurumlar korunmuş olup, bu kurumlarda yer alan kişi veya kişilerin ya da grupların korunması amaçlanmamıştır.”

Yargıtay kararını okumaya devam ediyorum: “Fıkradaki Türklük kavramı devletin insan unsuruyla ilgili olup, bu kavramla Türk Milleti kastedilmektedir. Türklükten maksat, ‘Türk milletini oluşturan insani, dini, tarihi değerleri ile milli dil, milli duygular ve milli geleneklerden oluşan milli, manevi değerler bütünü’dür…” Bu içtihat, artık, bugün, istikrar kazanmış bir görüştür, artık istikrarlı bir yargı uygulamasıdır.

O zaman bu değişikliğe neden ihtiyaç duyuyoruz? Evet, değerli milletvekilleri, bunun temel sebebi, hepimizin ortak değerleri olan bu organların korunmasını, suçta kanunilik ve açıklık ilkesini düzenleyen Anayasa’mız ve Ceza Kanunu’nun temel ilkelerini gözeterek, zaten yargı organlarının anladığı ve uyguladığı şekli yasa maddesi hâline getirmektir. Yani, ceza hukukunun güvence fonksiyonlarından birini oluşturan belirlilik ilkesine göre maddenin yeniden yapılmasıdır. Aksi takdirde, Yargıtay kararlarına dayanarak suç oluşturmuş oluruz, yoruma dayalı suç oluşturmuş oluruz, kıyasen suç oluşturmuş oluruz. Bu da hukukun evrensel kaidelerine uymaz.

Bahse konu 301’inci madde Ceza Kanunu’muzun Dördüncü Kısmında düzenlenmektedir. Bu kısmın başlığı “Millete -tekrar altını çiziyorum- ve Devlete Karşı Suçlar ve son Hükümler”dir. 301’inci maddenin yer aldığı Üçüncü Bölümün başlığı da “Devletin Egemenlik Alametlerine ve Organlarının Saygınlığına Karşı Suçlar”dır. Demek ki Kanun, millete ve devletin organlarının saygınlığına karşı işlenen suçları cezalandırmaktadır. 301’inci maddede korunan değerler devletin birer egemenlik değerleridir. Yasama, yürütme, yargı organları egemenlik yetkisini kullanırlar. Anayasa’mız bu egemenliğin kaynağını Türk milleti olarak göstermiştir. O sebeple de devletin bir unsuru olarak “Türk Milleti” ifadesi doğru bir ifadedir.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Anayasa Mahkemesi bir kararında şöyle demiştir: “Atatürk milliyetçiliği, ayrımcı ve ırkçı bir kavramı değil, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk halkının, kökeni ne olursa olsun, devlet yönetiminde tartışmasız eşitliği, içtenlikli birliği ve birlikte yaşama istencini içeren çağdaş bir olgudur.”

İşte, teklifimizdeki “Türklük” ibaresi yerine konulmasını istediğimiz “Türk Milleti” kavramı, tarifini Anayasa ve Yargıtay kararlarının netleştirdiği, Atatürk milliyetçiliğine dayalı “millet” kavramıdır.

Sözlerimin tam burasında, ne kadar doğru bir tanım verdiğimizi teyit eden bir tanım daha vermek istiyorum. Bu tanım, teklifimiz Adalet Komisyonunda görüşülürken “Bir milletvekilinin milleti tarif etmek hakkı da değildir, haddi de değildir.” diye itirazda bulunan bir milletvekilinin mensubu olduğu parti programında yer almaktadır ve aynen şöyledir: “Partimiz, milleti, ortak bir tarihin sunduğu zemin üzerinde birlikte yaşama arzu ve iradesini ortaya koyan, tarihî süreçte ortak bir kaderi paylaşma duygusunu ve gelecek ülküsünü taşıyan, milletler camiasında kendisine has vasıf ve kimliğe sahip olduğuna inanan sosyal bir bütün olarak mütalaa etmektedir. Bu itibarla, millet gerçeği, Türkiye'mizin, bağımsız, güçlü ve demokratik bir ülke olarak ilelebet var olmasının sosyal ve kültürel temeli kabul edilmelidir.”

Evet, saygıdeğer arkadaşlarım, parti programından aldığım millet tarifi aynen böyle. Bu tarifin, bizim, değişiklik gerekçemizde verdiğimiz tarifle özünde ne farkı var arkadaşlar? Şimdi bu tarif self determinasyonu mu çağrıştırıyor? Milleti tarif etmek bir milletvekilinin hakkı ve haddi değil ama bir partinin haddi ve hakkı mıdır?

Evet, saygıdeğer arkadaşlarım, ayrıca, burada şuna da değinmeliyim ki: Okuduğum parti programının hiçbir yerinde ben “Türklük” ibaresine rastlamadım ama bol miktarda, isabetli olarak “Türk milleti” ifadesi yer almaktadır.

Yine sayın milletvekillerinin kendi İnternet sitesinde yayımladıkları makalede vurgulanan da ülkemizin birlik ve beraberliği için öne çıkartılan kavram da “Türk milleti” kavramıdır, bizim de bu kanun değişikliğiyle yapmak istediğimiz aynen odur.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; “Türk milleti” kavramından ne anlaşılması gerektiğini, cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk “Bir harstan (kültürden) olan insanlardan mürekkep cemiyete ‘millet’ denir dersek milletin en kısa tarifini yapmış oluruz.” demek suretiyle, sübjektif kültürel milliyet anlayışını benimsemiş olduğunu açıkça ifade etmektedir.

Milletin, çağdaş anlayışa uygun bilimsel bir tanımını yapma gereğine işaret eden Atatürk, ikinci derecede unsurları göz önüne almayarak, mümkün olduğu kadar her millete uyabilecek daha geniş şu tanımı vermektedir:

“1) Zengin bir hatıra mirasına sahip bulunan,

2) Beraber yaşamak hususunda müşterek arzu ve muvafakatte samimi olan,

3) Ve sahip olunan mirasın muhafazasına beraber devam etme hususunda iradeleri müşterek olan insanların birleşmesinden meydana gelen cemiyete millet namı verilir.”

Anayasa’mız 66’ncı maddesinde “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.” derken, milletin parçası olmanın tek ölçütünü hukuki bağ olarak ortaya koymaktadır. 301’inci madde, millete ve devlete karşı suçlar ve son hükümler kapsamında yer almasından hareketle, bu maddenin “Türklük” kavramının da devletin unsurları çerçevesinde ele alınması gerektiği sonucuna varmak gerekmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

81 konuşma daha · 29 Nisan 2008

81 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook