2003 mali yılı bütçesi 10 uncu tur görüşmeleri
Ankara Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 57. Birleşim · 1. yasama yılı · 27 Mart 2003 · 776 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Yakup Kepenek (CHP), 27 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2003 MALİ YILI BÜTÇESİ 10 UNCU TUR GÖRÜŞMELERİ); konuşma 776 kelime.
Yakup Kepenek (CHP, Ankara). “2003 mali yılı bütçesi 10 uncu tur görüşmeleri”. TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim tutanağı, 27 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yakup-kepenek-22-2003-03-27-2003-mali-yili-butcesi-10-uncu-tur-gorusmeleri (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
YAKUP KEPENEK (Ankara)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri ve bizi izleyenler; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Maliye Bakanlığının bütçesi üzerinde, kişisel görüşlerimi açıklayacağım.
Değerli arkadaşlar, bütçe gelirlerinin kaynağı vergilerdir. Vergiler, yurttaşın ekonomik gücüne göre salınmalı ve toplanmalıdır. Vergi, hakça olmalıdır. İnsan haklarına saygılı demokratik toplumlarda kural budur. Toplumsal birlik ve dirliğin, toplumsal dayanışmanın ve eşitlik anlayışının temeli budur. Bir toplumda vergide haksızlık yapıldığı, verginin haksız dağıldığı kanaati yerleşirse, o toplumsal yapı hastalıklıdır; ekonomik olarak hastadır, toplumsal olarak hastadır, siyasal olarak hastadır. Türkiye, yıllardır bu hastalıklı vergi yapısıyla yaşıyordu. Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı, bu hastalıklı vergi yapısını düzeltecek adımları atmaya başlamalıydı. Bu bütçede bunu göremiyoruz. Hükümet, 2003 bütçesiyle, bütçe yapmanın en temel kurallarını hiçe sayıyor. Akaryakıt Tüketim Vergisi, KDV, ÖTV gibi, vergilerin en acımasız ve haksız biçimlerini, yine yoksul yurttaşın üzerine yıkıyor ve bu vergilerin toplam içindeki payını artırıyor.
Ayrıca, bütçe toplam vergilerinin yüzde 44,1 artırılmasına karşılık, Gelir Vergisi artış oranlarına dikkatinizi çekiyorum, bu vergilerin artışı yüzde 25 dolayında tutuluyor. Bu durum, yüz milyarlarca liralık faiz ve rant geliri alan zengin kesimin vergilendirilmemesi anlamına geliyor. Buna karşılık, 1 Ocakta yürürlüğe konulan brüt 306 000 000 lira olan aylık asgarî ücret, yüzde 15 oranında vergilendiriliyor. Bu, çok büyük haksızlıktır; bu anlayışta, ne adalet vardır ne de kalkınma! Adalet ve Kalkınma Partisi, adıyla uyumsuz, ters ve çelişik bir vergi anlayışı sergiliyor. Bunu, üzülerek vurgulamak istiyorum.
Vergi, mal ve hizmet üretimini baltalamamalı; tersine, artırıcı olmalıdır. Vergi, ekonomiyle birlikte kendi kendini yeniden üretmelidir. Vergi, hiçbir biçimde yıkıcı olmamalı, öldürücü olmamalıdır. 2003 bütçesi, bu kuralı da hiçe sayıyor.
Bütçe gelirlerini artırmak için kamuya ait arazi ve tesislerin satılması yolu seçiliyor; ormanların satılması isteniyor; özelleştirmenin hızlandırılacağı vurgulanıyor. Değişik açıklamalar yapılıyor, gizli ya da gizemli kaynaklar bulunduğu söyleniyor. 25 milyar dolar beklendiği açıklanıyor ve yanlış yapılıyor; çünkü, halka ait kamusal orman, arazi ve tesislerin satışı, yeraltı kaynaklarının dağıtımı, tek başına, üretimi de artırmaz yatırımı da artırmaz. Bunlar varlık transferidir; mal varlığının bir elden öbürüne aktarılmasıdır. Kaldı ki, bu tür bir yağmalama sürecinin yeniden başlatılmaması, bu hükümetin de bu Meclisin de onurudur, görevidir; böyle olmalıdır.
Burada iki uyarı yapmama izin veriniz. Birincisi, halka ait varlıkların satışının önlenmesi için elimizden geleni yapacağız; yasal engelleme süreçlerinin tamamını kullanacağız. İkincisi de, yine, ille de satış yapılacaksa, bunun, herkese açık, saydam ve rekabetçi olması için elimizden geleni yapmalıyız, yapacağız. Halkın varlığının, iktidarın yandaşları arasında bölüşülmesi, paylaşılması sürecine izin verilmemelidir diye düşünüyoruz.
Bütçe harcamaları çok değildir; bütçenin geliri azdır. Bunun nedeni, toplumun varlıklı kesimlerinden vergi alınmamasıdır. Sıkı bütçe politikası, yatırımların azalması biçiminde algılanıyor, yatırımlar azaltılıyor. Bu yanlıştır. Yapılması gereken, 65,5 katrilyon liralık faiz ödeneklerini olabildiğince aşağı çekmek ve yatırımlara daha çok kaynak ayırmaktır. Bu nasıl olacaktır? Bu, enflasyonu aşağı çekmekle olur. Bu, ekonominin değişik kesimlerine, topluma güven vermekle olur. Hükümetin dört aylık uygulamaları, üzülerek belirteyim ki, bu güveni vermekten oldukça uzaktır. Hükümet, kamu yatırımlarını reel olarak azaltıyor, eksi yüzde 4 dolayında. Bu anlayış yanlıştır, yanlış varsayıma dayanıyor; çünkü, Türkiye ekonomisinde yatırım bağımlılığı vardır. Kamu yatırımı yapılmadığı zaman, özel kesim de yatırım yapmıyor ve yıllardır, Türkiye, sermaye birikimine hiçbir katkı yapamıyor. Bu durumun düzeltilmesi beklenirdi; bu olmuyor. Ülkeye, üretici yabancı sermaye de gelmiyor. Yabancı sermaye, yalnızca banka satın almaya, var olan tesisler üzerine, rant dağıtımı için geliyor. Bu, işin sayısal boyutu.
Değerli arkadaşlar, bu işin, bir de niteliksel boyutu var. Bu bütçe, yatırımları ile yatırımlarının sektörel dağılımıyla insana önem vermiyor. Eğitim ve sağlığa ayrılan payı, tarihinin en rekor düzeyinde azaltıyor. Eğitim ve sağlığa ayrılan payın azaltılması, toplumun geleceği için, toplumun sağlıklı işlemesi için önemlidir ve bu azaltma, büyük zararlara yol açacak gibi görünüyor. Toplum, kendi geleceğini tüketiyor. Bütçe gelirini, dolaylı vergiler yoluyla yoksul halktan alıp, faiz yoluyla varlıklı kesimlere aktaran bir anlayışın, bir eliyle yoksuldan alma, öbür eliyle zengine dağıtım yapma anlayışının, ne ekonomik ne siyasal ne yasal ne de ahlakî haklılığı vardır, doğruluğu vardır; bunun kabul edilmesi olanaklı değildir.
Burada, iki noktanın daha altını çizmek istiyorum:
Değerli arkadaşlar, Maliye Bakanlığı bütçesi görüşülürken, Sayın Bakanımız, toplantıya 1 saat 25 dakika geç katıldılar. Bunu, Parlamento çalışmalarına hükümetin saygısı bakımından çok yerinde bulmadığımı belirtmek istiyorum.
Bir başka hususu daha belirtmek istiyorum: Bu sabah haber alıyoruz ki, özelleştirmeden sorumlu bakanlıklarda bir değişme yapılmış. Özelleştirmeden sorumluluk, Sayın Devlet Bakanından alınıp Maliye Bakanımıza verilmiş. Olabilir de, burada iki noktanın önemle altı çizilmelidir. Bunlardan bir tanesi şudur: Kamuoyuna, bu değişikliğin nedenleri açıklanmamıştır. Adalet ve Kalkınma Partisi, kamu yönetiminin yapılandırılması konusunda, bu kadar hazırlıksız mıdır? Bu derece ani değişikliklerin, ekonomiye, ekonominin taraflarına çok zarar vereceğinin bilincinde değil midir Adalet ve Kalkınma Partisi? Bir başka nokta daha var: 4046 sayılı Özelleştirme Yasasının 4 üncü maddesi açıktır; Özelleştirme İdaresinin, Başbakana ya da onun görevlendireceği devlet bakanına bağlı olmasını öngörür. Şimdi, yasanın bu 4 üncü maddesi açıkça çiğnenmektedir, çiğnenmiştir. Bu konudaki düzenleme yapılmış mıdır; belli değil...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
71 konuşma daha · 27 Mart 2003