İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 32. BİRLEŞİM · SALI

Chp grup başkanvekilleri ali topuz,kemal anadol ve haluk koç ile düzce mv.yaşar yakış'ın, türkiye ile ab arasında üyelik müzakerelerinin başlaması ile ilgili olarak alınacak karardan önce türkiye'nin izleyeceği tutum konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin önergeleri (8/ 17,18 )

Yaşar Yakış

Düzce Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 32. Birleşim · 3. yasama yılı · 14 Aralık 2004 · 865 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Yaşar Yakış (AK Parti), 14 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CHP GRUP BAŞKANVEKİLLERİ ALİ TOPUZ,KEMAL ANADOL VE HALUK KOÇ İLE DÜZCE MV.YAŞAR YAKIŞ'IN, TÜRKİYE İLE AB ARASINDA ÜYELİK MÜZAKERELERİNİN BAŞLAMASI İLE İLGİLİ OLARAK ALINACAK KARARDAN ÖNCE TÜRKİYE'NİN İZLEYECEĞİ TUTUM KONUSUNDA GENEL GÖRÜŞME AÇILMASINA İLİŞKİN ÖNERGELERİ (8/ 17,18 )); konuşma 865 kelime.

Yaşar Yakış (AK Parti, Düzce). “Chp grup başkanvekilleri ali topuz,kemal anadol ve haluk koç ile düzce mv.yaşar yakış'ın, türkiye ile ab arasında üyelik müzakerelerinin başlaması ile ilgili olarak alınacak karardan önce türkiye'nin izleyeceği tutum konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin önergeleri (8/ 17,18 )”. TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim tutanağı, 14 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yasar-yakis-22-2004-12-14-chp-grup-baskanvekilleri-ali-topuz-kemal-anadol-ve-haluk-koc-ile-duzce (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

YAŞAR YAKIŞ (Düzce)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'nin Avrupa Birliğine katılım sürecinin en önemli dönemeçlerinden birine yaklaşmış bulunuyoruz; üç günümüz kaldı. Böyle önemli bir dönemeçte, önerge veren arkadaşlar adına sizlere hitap etmek için huzurunuzdayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Avrupa Birliği Konseyinde kabul edilmesi öngörülen karar taslağının ilk metni -daha önce de belirtildiği üzere- önce basına sızdırıldı, sonra üye ve aday ülkelere gönderildi, ondan sonra ikinci taslak çıktı, üçüncü taslak çıktı ve üçüncü taslaktan sonra da, biraz daha iyileştirmek, imla hatalarını düzeltmek için bir dördüncü taslak ortaya çıktı. Türk medyası, bu taslakları, tüm ayrıntılarıyla kamuoyunun bilgisine sundu; onun için, fazla ayrıntısına girmeyeceğim.

İlk taslağın, defalarca değişmiş olmasına rağmen, nihai metnin ne olacağı halen belli değil. Nihai metin ortaya çıkıncaya kadar gelişmeleri dikkatli, fakat, heyecan ve duygusallıktan arınmış bir ilgiyle izlemek durumundayız. Avrupa Birliği Konseyinin alacağı karar 25 ülkenin ortak kararı olacaktır. Bu, bir ülkenin başka bir ülkeye empoze edeceği bir karar olmayacaktır. Dolayısıyla, bu ülkelerden her birinin Türkiye'ye bakış açısının da aynı zamanda yansıması olacaktır ve 25 ülkenin uzlaşı metni olacaktır.

Bu 25 ülkenin her birinin Türkiye'ye bakış açısı arasında farklar vardır. Bazıları, Türkiye'nin Avrupa Birliğine girmesini kuvvetle desteklemekte, bazıları sadece desteklemektedir; öteki bazıları, çeşitli düzeylerde olmak üzere, Türkiye'nin Avrupa Birliğine girmesine karşıdırlar. 17 Aralıkta alınacak olan karar, işte, bu geniş yelpazedeki tüm eğilimlerin buluşma yeri, uzlaşma yeri olacaktır. Uluslararası ilişkilerin doğasında uzlaşı vardır, bunu hepimiz biliyoruz; bu karar da, işte böyle bir uzlaşının ürünü olacaktır. Karar metni, muhtemelen, 25 ülkeden hiçbirini yüzde yüz tatmin etmeyecektir. Bunun böyle olduğunu tahmin etmek için bu konularda çok fazla bilgili olmaya gerek yoktur. 25 ülke bir araya gelir de bir metin üzerinde anlaşmaya çalışırsa, pek tabiî ki, hepsinin beklentilerinden bir parça olacak; ama, metin, hiçbirinin beklentilerinin tamamını kapsayan bir metin olamaz. Aynı şekilde, o kararı alanlar arasında yer almayan Türkiye'nin de, kararda, tüm beklentilerinin bulunmaması doğaldır. Türkiye'de maksimalist, yani, en fazlacı yaklaşım taraftarı olanlar şöyle düşünebilirler: Bizim tüm beklentilerimiz karşılanmamıştır, öyleyse, AB'yle müzakere masasına oturmayalım diyebilirler; ancak, maksimalist olmanız, sizi gerçekleri görmekten alıkoyuyorsa, o zaman size zararı da dokunabilir; çok daha fazlasını elde etmeyi hedeflerken, makul olanı dahi almaktan mahrum kalabilirsiniz. Tarih, gerçekçi olmayı başarmış ve başaramamış siyasî liderlerin örnekleriyle doludur.

Türkiye, 17 Aralık günü Konsey kararını değerlendirirken, kendisine muhtemelen şu soruyu soracaktır: Benim beklentilerimin tümü kararda yok; ama, bu karar, acaba benim temel beklentilerimi karşılıyor mu? Eğer karşıladığı sonucuna varırsa müzakereye oturacak, yoksa müzakereye oturmayacaktır.

Hükümetimiz, karar öncesinde, yani, şu aşamada, karar taslağını beklentilerimiz doğrultusunda şekillendirmek için elinden gelenin azamîsini yapmaktadır. Biliyorsunuz "sessiz diplomasi" diye bir kavram vardır. Hükümetimiz de, sessiz diplomasinin imkân verdiği ölçüde, yaptıklarını kamuoyuyla paylaşmaktadır; ancak, yetkililerimizin, yabancı ülkelerde yaptıkları tüm temasların ayrıntılarını kamuoyuyla paylaşmasını bekleyemeyiz. Böyle bir uygulama dünyanın hiçbir yerinde de yoktur.

Avrupa Birliğinin Türkiye'den beklentileri, şimdiye kadar yayımlanan çeşitli belgelerde yer almıştır. Bunlar, Komisyonun belgeleri, Konseyin belgeleri, Avrupa Parlamentosunun belgeleri şeklindedir. Bu belgelerden bazılarında, Türkiye'nin kabul edemeyeceği birçok beklentiler vardır. Bunların bir kısmına Sayın Dışişleri Bakanımız, bir kısmına da muhalefetin değerli sözcüleri değindiler; yani, Ermeni soykırımının tanınması, Güney Kıbrıs Rum yönetiminin tanınması, işçilerin serbest dolaşımına kalıcı önlemler getirilmesi vesaire gibi.

Hükümetimiz, Avrupa Birliğinin çeşitli kurumları nezdinde girişimde bulunarak, bu tür konuların resmî Avrupa Birliği belgelerinde yer almasından duyduğumuz rahatsızlığı en güçlü biçimde Avrupa Birliği makamlarının dikkatine getirmiştir ve şu anda da getirmektedir.

Gerek Avrupa Parlamentosu üyeleri nezdinde gerekse ulusal parlamentolardaki parlamenterler nezdinde veya Avrupa Birliğine üye ülkelerin ulusal makamları nezdinde yaptığımız girişimlerde, Cumhuriyet Halk Partisinin değerli milletvekilleri de hükümetin bu çabalarına aktif katkılarda bulunmuşlardır; bunun için kendilerine teşekkür ediyoruz. Ancak, bu belgelere bakarak, yani, gerek Avrupa Parlamentosunun gerek Konseyin veya Komisyonun belgelerine bakarak, bu belgelerde yer alan hususlar sanki Türkiye'den resmen talep edilmiş ve Türk Hükümeti de bunları kabul etmiş gibi bir hava yaratılması doğru değildir; çünkü, her şeyden önce, böyle bir durum yoktur; yani, hükümetimiz, şimdiye kadar Avrupa Birliği yolunda Türkiye'yi yüklenim altına sokacak hiçbir işlem yapmış değildir; bu birincisi. Fakat, daha önemlisi, bu belgelerde yer alan hususlar, talep değil, onların tespitidir. Gerek Sayın Baykal gerek Sayın Öymen, bu belgelerde yer alan hususların hepsi sanki Türkiye'den talepmiş gibi konuyu vazettiler ve Türkiye de bunları kabul etmiş gibi bir hava verdiler. Örneğin, Parlamentonun kabul ettiği belgelerden çok sayıda alıntılar yaptılar. Biliyorsunuz, Avrupa Parlamentosu bir icra organı değildir; çıkardığı belgeler tavsiye niteliğindedir, bir bağlayıcılığı yoktur. O tavsiyeler Avrupa Birliği Konseyi tarafından benimsendiği ve Türkiye'nin karşısına talep olarak çıkarıldığı takdirde ve Türkiye de bunu kabul ederse, işte, bağlayıcılık o zaman başlar.

Şimdi, 17 Aralıkta yapılacak zirveye dönmek istiyorum. Türkiye bu zirveden ne beklemektedir? Türkiye'nin ne beklediğini, Dışişleri Bakanımız ve Başbakan Yardımcımız Sayın Gül biraz önce ayrıntılarıyla anlattı; yani, müzakerelere başlamak için kesin bir tarih bekliyoruz, üyelik hedefinin açık olması lazımdır ve Kopenhag Kriterleri dışında başka kriterler getirilmemesi lazımdır.

Ben, üç gün sonra, 17 Aralık günü Avrupa Birliği Konseyinden bu beklentilerimizi içeren bir karar çıkabileceği konusunda ümitliyim. Böylelikle, 1959 yılında başlayan, 1963'te, rahmetle andığımız İnönü'nün Başbakanlığı zamanında ortaklık anlaşmasıyla devam eden, 1987'de, rahmetli Özal'ın tam üyelik müracaatı yapması suretiyle kuvvetlenen bir süreç tamamlanmış olacaktır, sürecin birinci aşaması tamamlanmış olacaktır. Fakat, konsey kararının bu beklentilerimizi içermesi yeterli olacak mıdır; belki, yeterli olmayacaktır. Önce, kararın nasıl kaleme alınmış olduğuna bakmamız gerekecektir. O metni görmeden hüküm vermek ihtiyatsızlık olur. Kararı gördükten sonra da ne zafer naraları atmaya hazırlanıyoruz ne de ağıt kurmaya hazırlanıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

14 konuşma daha · 14 Aralık 2004

14 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook