Yargıtay kanunundaç değişiklik yapılması hak kanun (s.sayısı :221)
Kayseri Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 106. Birleşim · 1. yasama yılı · 15 Temmuz 2003 · 1.675 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Adem Baştürk (AK Parti), 15 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 106. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YARGITAY KANUNUNDAÇ DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAK KANUN (S.SAYISI :221)); konuşma 1.675 kelime.
Adem Baştürk (AK Parti, Kayseri). “Yargıtay kanunundaç değişiklik yapılması hak kanun (s.sayısı :221)”. TBMM Genel Kurulu, 106. Birleşim tutanağı, 15 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/adem-basturk-22-2003-07-15-yargitay-kanunundac-degisiklik-yapilmasi-hak-kanun-s-sayisi-221 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA ADEM BAŞTÜRK (Kayseri)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Bayındırlık ve İskân Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında, Grubum adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Bayındırlık ve İskân Bakanlığı, ülkemizde devlet yatırımlarının çok önemli bir kısmını gerçekleştiren yatırımcı ve aynı zamanda da imar, inşaat, müteahhitlik, mühendislik gibi konularda kural koyan, denetleyen bir bakanlıktır.
Ana hatlarıyla görevleri, kamu yapıları ve tesislerinin inşaat ve esaslı onarım işlerini yapmak; çeşitli özellik ve ölçekteki imar planlarını, şehir altyapı tesislerinin standartlarını hazırlamak; konut politikası ilkelerine göre konut yapmak, yaptırmak; ülkenin şart ve imkânlarına göre en gerekli ve faydalı yapı malzemelerinin standartlara uygun imalini, kullanılmasını sağlayacak tedbirleri almak, aldırmak; deprem, yangın, su baskını, yer kayması, çığ ve benzeri afetlerden evvel ve sonra meskûn alanlarda alınacak tedbirler ile yapılacak yardımları tespit etmek ve bu konularla ilgili kurallar koymak; yurt dışında iş yapmak isteyen müteahhitlerle ilgili olarak mevzuatın gerektirdiği işlemleri yapmak, sicillerini tutmak; bu ve benzeri işlerle ilgili tüzük, yönetmelik, tip sözleşme, şartname, rayiç fiyat analizleri hazırlamak ve yayımlamak Bayındırlık Bakanlığının çok önemli işleri arasında sayılabilir.
Bayındırlık Bakanlığı, bu görevlerini, Merkez Teşkilatı ve buna bağlı Afet İşleri Genel Müdürlüğü, Teknik Araştırma ve Uygulama Genel Müdürlüğü, Yapı İşleri Genel Müdürlüğü ve üç bağlı kuruluşu olan Konut Müsteşarlığı -ki, bunun içerisinde, Arsa Ofisi Genel Müdürlüğü, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı- Karayolları Genel Müdürlüğü ve Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü eliyle yapmaktadır. Ayrıca, bir de ilgili kuruluşu olarak İller Bankası Genel Müdürlüğü vardır.
Bu teşkilatı kendi içerisinde sınıflamak da mümkün. Birinci sınıfa destek birimleri dersek; bunlar: Teknik Araştırma ve Uygulama Genel Müdürlüğü, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü, Afet İşleri Genel Müdürlüğüdür. Konut üretim birimleri: Konut Müsteşarlığı ve Arsa Ofisi Genel Müdürlüğü. Yatırım birimleri: Türkiye Cumhuriyeti Karayolları Genel Müdürlüğü ve Yapı İşleri Genel Müdürlüğü. Hizmet yatırım birimi olarak da İller Bankası Genel Müdürlüğü sayılabilir.
Görüldüğü gibi, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı, bünyesinde çok önemli birimleri ihtiva etmektedir. Bunlardan iki önemli birimle ilgili kanaatlerimi bu vesileyle ifade etmek istiyorum. Bunlardan birisi, Bakanlığın başarılı faaliyetleri içinde önemli yer tutan Karayolları Teşkilatıdır. Bu birim, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde çok önemli hizmetlere imza atmıştır. Türkiye, özellikle son elli yılda karayollarında çok önemli mesafeler almıştır. Bugün, ülkemizde, devlet karayolu, il karayolu veya statüsünde 61 000 kilometre, otoyol statüsünde veya standardında 1 800 kilometre olmak üzere 62 800 kilometre karayolu ağı vardır. Bunlara köy yollarını da ilave edersek -o da, 260 000 kilometredir- toplam 300 000 kilometreyi aşkın yol ağı vardır; ama, köy yollarının ancak 50 000 kilometresi standartlara biraz uygundur, asfaltla kaplanmıştır.
Ancak, bu yol ağı bile, trafik taleplerini karşılamamaktadır; çünkü, ülkemizde nüfus artış oranı son istatistiklere göre yüzde 1,7'lere düşmüşken, araç sahiplenme artışı yüzde 5'ler civarındadır. Özellikle son yıllarda artan trafik talebini karşılayamayan yollar sebebiyle, önemli trafik kazaları olmakta ve bu kazalarda ölü sayısı dünya ortalamasının çok üzerindedir. 10 000 kazaya düşen ölü sayısı Almanya'da 13 170, Fransa'da 13 400 iken, Türkiye'de yaklaşık 17 000'dir.
Bugün, kalkınmış ülkelerde, her aileye, yaklaşık 2 araba düşmektedir; bizde ise iki aileye 1 araba düşmektedir. Ülkemizde de, Avrupa'daki rakamlara hızla yaklaşılmaktadır. Bu bakımdan, hem bugünün hem de yarınların ihtiyacını karşılamak bakımından karayolu ağının standartlarının ve kapasitesinin yükseltilmesi gerekmektedir.
Bu bakımdan, hükümetimizin bir hedef olarak ortaya koyduğu 15 000 kilometre bölünmüş yol inşaatı, geç kalmış bir faaliyetin tamamlanması olarak görülmelidir; çünkü, 1 000 kilometrekareye düşen yol ağları itibariyle Belçika 4 700 kilometre, Danimarka 1 655 kilometre, Rusya 646 kilometre iken, Türkiye, sadece 79 kilometredir. Görüldüğü gibi, ülkemiz, karayolu mevcudu açısından da çok geri sıralardadır.
Tabiî, karayolu ağının standardı yükseltilirken, demiryolu ve denizyolu taşıması da ihmal edilmemelidir. Ülkemizdeki toplam 8 600 kilometre demiryolu ağının, 4 086 kilometresi, cumhuriyet öncesi, Osmanlı döneminde, 4 414 kilometresi de cumhuriyetin ilk yıllarında inşa edilmiştir. Son yıllarda, bu sektör tamamen ihmal edilmiştir.
Benzer durum, deniz nakliyatı için de söz konusudur. Yine, dikkat çekici olması açısından birkaç rakam sunmak istiyorum. Ülkemizde, taşımacılığın, yüzde 3'ü tren, ancak, yüzde 0,1'i deniz vasıtasıyla yapılmaktadır. Mesela, bu oranlar, Almanya'da, demiryolu için yüzde 22, denizyolu için yüzde 12; Amerika'da ise, denizyolu için yüzde 24, demiryolu için yüzde 38'dir.
Yine, hükümetimiz, yıllar sonra, ilk defa, Ankara-İstanbul demiryolu standardının yükseltilmesi için bir proje başlatmıştır. Aynı şekilde, deniz taşımacılığında gümrüksüz yakıt kullanmayı sağlayarak, bu sektöre çok önemli bir katkı sağlamıştır; çünkü, biliyoruz ki, deniz ulaşımında, akaryakıt çok önemli bir yerdedir.
Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; asıl, görüştüğümüz kanun tasarısına konu olan, Bayındırlık Bakanlığının çeşitli konularda şûra düzenlemesi göreviyle ilgili görüşlerimi arz etmek istiyorum.
Şûra faaliyetleri, ülkemizde, geleceğe yönelik temel politikaların belirlenmesinde, çok geniş bir katılım sağlayarak, çeşitli kişi ve kuruluşların görüşlerini de almak suretiyle kullanılan çok önemli bir enstrümandır; Millî Eğitim Şûrası, Çevre Şûrası bunlar arasında sayılabilir. Bayındırlık ve İskân Bakanlığının bünyesinde, Bayındırlık ve İskân Şûrası ile Toplu Konut Şûrası teşkili, yerinde bir tekliftir. Tasarının genel gerekçesinde "son yıllarda ülkemizde yaşanan depremler ve Bakanlığa bağlanan kuruluşlar nedeniyle, Bakanlığın görev alanına giren hizmetlerde karşılaşılan sorunların değerlendirmesini yapmak, alınacak tedbirleri görüşmek, uygulama, mevzuat ve sair sorunları tespit etmek ve çözümler üretmek amacıyla şûra çalışmalarına ihtiyaç duyulmuştur" denilmektedir. Bu, çok doğru ve yerinde bir tedbirdir.
Bilindiği gibi, ülkemiz, dünyada, çok önemli bir deprem kuşağında yer almaktadır. Bu durum yıllardır bilinmesine rağmen, tarihimizde 1939 Erzincan depremiyle başlayan acılara rağmen, halkımız ve idarecilerimiz, konuyu lokal bir olay gibi görmüş, kalıcı ve ciddî tedbirler alınamamış veya alınmamıştır.
18 Ağustos 1999 Marmara depremiyle, Türkiye, çok derin bir uykudan uyanmıştır ve yaptığı yanlış ve ihmallerin bedelini çok ağır ödemiştir. Bu derin uykudan uyanmada, medyanın özelleştirilmesinin çok önemli bir katkısının olduğuna inanıyorum. Türkiye, böyle büyük bir tehlikeye yine hazırlıksız yakalanmamalıdır. Bugün, tehlike, Türkiye'nin nüfusunun yüzde 15'inin yaşadığı, vergilerinin yüzde 40'ının toplandığı İstanbul'un kapısındadır. Konunun bilenleri, bilmeyenleri, her gün medyada boy göstermektedir. Bizim, Türkiye'nin yönetiminden sorumlu Parlamento ve hükümet olarak acilen yapmamız gereken işler bulunmaktadır. Hükümetimiz, bu kanun değişikliğiyle, çok yakın zamanda, tüm tarafların bir araya geleceği ve konunun uzmanlarının tartışacağı ve çözüm önerilerinin oluşturulacağı bir şûra tertipleyecektir. Bu çalışmanın çok önemli katkılarının olacağı muhakkaktır; ancak, deprem bizi beklememektedir. Bazı yapılacak işleri sırasıyla planlayıp yapmak gerekmektedir.
İstanbul'da, 17 Ağustos depremi öncesi ve sonrasında çok önemli çalışmalar yapılmıştır; bunu, o dönemde İstanbul Büyükşehir Belediyesinin üst bürokrasisinde görev alan bir kişi olarak söylüyorum. Türkiye'de ilk defa, 1994 yılında, Sayın Başbakanımızın belediye başkanı olduğu dönemde Deprem ve Zemin Araştırma Müdürlüğü kurulmuştur. Şehrin imar planı, zemin jeolojisi dikkate alınarak oluşturulmuştur. Zemin sıvılaşma riski olan yerlerde plan emsali düşürülmüştür. İstanbul genelinde maksimum emsal 3 ile sınırlandırılmıştır. Daha önce, emsalde bir sınır yoktu İstanbul imarında, bazı yörelerde bu emsal 17'ye kadar çıkmıştır. Böylece, çok yüksek katlı binalar İstanbul'da yapılabilmiştir. Böylece, yeni imar planıyla, İstanbul'da yoğun inşaat yapmak, yüksek katlı inşaat yapmak mümkün değildir.
17 Ağustos depreminden sonra İstanbul'un tüm kurumları koordineli bir çalışma içine girmiş, afet sonrası için hemen hemen tüm hazırlıklar yapılmıştır; ancak, esas olan deprem koruma tedbirleriyle ilgili çalışmalardan yeteri kadar sonuç alınamamıştır; çünkü, bu durum, hukukî düzenlemelere ve finans kaynaklarına ihtiyaç duymaktadır. İstanbul'da, yine de, deprem zararını azaltma yönünde önemli çalışmalar yapılmıştır. Bunlardan birisi, Japon Uluslararası İşbirliği Ajansı tarafından, hibe olarak finanse edilen, İstanbul Büyükşehir Belediyesiyle birlikte sonuçlandırılan, mikro bölgeleme dahil, afet önleme, azaltma temel planı çalışmasıdır; yaklaşık iki yıl süren bu çalışma sonuçlandırılmıştır. Bu çalışmada, İstanbul'un jeolojisi, bina altyapıları, kritik tesisler tespit edilmiş ve çeşitli senaryolara göre bunların davranışları bir matematik modelle incelenmiş ve çeşitli senaryolar ifade edilmiştir. Böylece, İstanbul'un hassas bölge ve yapıları ve çeşitli öneriler içeren rapor hazırlanmıştır.
Dünyada da benzer süreçler izlenmiştir; Japonya ve Kaliforniya da bunlara örnektir. Japonya'da, 1995 depreminden sonra, binaların depreme karşı güçlendirilmesi yasası çıkarılmıştır. Güçlendirilmesi gereken 2 000 000 binaya rağmen, bugün, Japonya'da güçlendirilmesi yapılmış bina yüzde 15'ler civarındadır. Kaliforniya'da da durum farklı değildir; orada da bu konuda hukukî bir düzenleme yapılmıştır; ancak, onbeş yıldan beri, takviye edilmesi gereken binaların yüzde 50'si takviye edilmiştir.
Görüldüğü gibi, bina takviyesi zor bir süreçtir, masraflı bir süreçtir, insanların biraz uzakta kaldığı bir süreçtir; ancak, bu süreci, İstanbul'da da mutlaka başlatmak gerekmektedir. Bunun için de bazı zorluklar söz konusudur ve bunlardan bir tanesi, bizim görevimiz olan hukukî düzenlemelerdir. Bu hukukî düzenlemelerin başında da, İmar Kanununun, deprem ve afet olgusu dikkate alınacak şekilde mutlaka değiştirilmesi gelmektedir. Yüksek risk taşıyan alanların tarifi ve bu alanların boşaltılmasıyla ilgili hükümler, bu yeni tasarıda mutlaka yer almalıdır.
Kat Mülkiyeti Kanunu mutlaka değiştirilmelidir; çünkü, bir binada tadilat yapabilmek için, biliyorsunuz, Kat Mülkiyeti Kanunu gereğince, kat maliklerinin oybirliği gerekmektedir. O bakımdan, daha önce doğalgaz ve kömür dönüşümlerinde olduğu gibi, oybirliği olmadan, binalarda takviye, ilave yapılamamaktadır. Kat Mülkiyeti Kanununda mutlaka değişiklik yapılarak, oy çoğunluğu, hatta, bir kişinin istemesi bile yeterli olabilmelidir. Bazen öyle oluyor ki, bir apartmanda, faraza 10 dairenin 7'si kiracı, ev sahipleri böyle bir şeye katılmak istemiyor; ama, Allah korusun, bir depremde ev sahipleri zarar görmeyecek, kiracılar zarar görecektir. O bakımdan, Kat Mülkiyeti Kanununun, bu gerçek dikkate alınarak, mutlaka değiştirilmesi gerekmektedir.
Mesela, yine, biliyorsunuz, İmar Kanununda "maili inhidam"-yıkılabilir- diye bir kavram var. Belediyeler, bunu kullanarak, binaları yıkabilirler. İstanbul Belediyesi, bir ara, bunu, 1989 öncesi, Haliç yıkımlarında kullanmıştı; ama, bunlar, bilahara, mahkemelerden döndü; yıkılamadı. Oradaki temel gerekçe şu idi: "Haliç'in temizlenmesi halinde bu binalar yıkılacak. O halde, Haliç'i temizlemeye başlamadan önce bu binaların yıkılması gerekli." Perşembe Pazarı ve Haliç yıkımları böyle başlamıştı. Bunun da, deprem için kullanılabilmesinin, yeni bir düzenlemeyle mutlaka sağlanması gerekiyor.
Ayrıca, yine, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunuyla İlgili kurulların mutlaka gözden geçirilmesi gerekiyor; çünkü, burada da ciddî riskler ihtiva eden binalar, bu kanun sebebiyle ya takviye edilemiyor veya takviye süreçleri çok uzun olabiliyor.
Yine, aynı şekilde özel kanunla korunan Boğaziçi Kanunu da, bu gerçek dikkate alınarak mutlaka değiştirilmesi gerekiyor.
Bu, tabiî, işin kanunlar safhası; bir de finans cephesini çok kısa özetlersem eğer, bu binaların takviyesi için mutlaka finans kaynakları oluşturmak gerekiyor. Biliyorsunuz, daha önce -DASK- Doğal Afet Sigorta Kurumu kuruldu; aslında, bu kurum, çok faydalı bir kurum; ama, şu anda çok sağlıklı işlemiyor. Bu kurum, mutlaka, güçlendirilerek, bu kurumdan yüzde 15, yüzde 20, belki de daha fazlası bazı fonlar, bu türlü takviye edilecek binaların takviyesinde veya güçlendirilmesinde kullanılmak durumundadır. Bunun da, acil olarak, mutlaka bir düzenlemeyle ele alınması gerekiyor. Aynı şekilde, uluslararası finans kaynaklarından alınması gerekiyor; ayrıca, yeni düzenlemelerle, taşınacak yerler için mutlaka yeni rantlar oluşturulması gerekiyor.
Ayrıca, çok önemli bir konu da şu: Biliyorsunuz, Türkiye'de, bu inşaatları yapanların çoğu müteahhittir; ama, Türkiye'de en kolay yapılacak...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
21 konuşma daha · 15 Temmuz 2003