İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 93. BİRLEŞİM · SALI

Çevre kanununda değişiklik yapılması kanunu (s.s 871)

Adem Baştürk

Kayseri Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 93. Birleşim · 4. yasama yılı · 25 Nisan 2006 · 1.690 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Adem Baştürk (AK Parti), 25 Nisan 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇEVRE KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI KANUNU (S.S 871)); konuşma 1.690 kelime.

Adem Baştürk (AK Parti, Kayseri). “Çevre kanununda değişiklik yapılması kanunu (s.s 871)”. TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim tutanağı, 25 Nisan 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/adem-basturk-22-2006-04-25-cevre-kanununda-degisiklik-yapilmasi-kanunu-s-s-871 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA ADEM BAŞTÜRK (Kayseri)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 871 sıra sayılı Çevre Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında Grubum adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlarım.

Çevre, çevre kirliliği, ekolojik denge gibi kavramlar son elli altmış yılda dünya gündemine taşınmıştır. İnsan, var oluşundan bu yana doğadan faydalanmış, bilgi ve teknik birikimine güvenerek ona hâkim olmaya çalışmıştır. Kendisini dünyanın efendisi sayarken, onunla uzlaşmanın, hatta ona boyun eğmenin şart olduğunu anlamıştır; çünkü, çevre faktörlerinin giderek değiştiğini, değerlerini yitirdiğini ve çevre kaynaklarının sınırsız olmadığını fark etmiştir.

Bugün, pek çok insan, hâlâ su, hava ve toprak kaynaklarının dünyada insanlığın yararına sunulmuş sonsuz doğal kaynaklar olduğunu düşünmektedir. Oysa, sonlu olan doğal kaynaklar, yaşayan bir gezegen olan dünyamızın vazgeçilmez unsurlarıdır.

Bu temel kaynakların sınırlarını rakamlarla ifade edersek: Dünyada toplam su miktarı 1,4 milyar kilometreküptür. Bu, değişemez bir miktardır. Bunun yüzde 97,5'i deniz ve okyanuslarda tuzlu sular, ancak yüzde 2,5'i tatlı sudur. Yani, insanın, bitkinin, hayvanın kullanmasına hazır olan sadece yüzde 2,5'tir. Bu canlılar, tüm ihtiyaçlarını bu yüzde 2,5'ten karşılamak durumundadırlar.

Dünya yüzüne yılda düşen yağış miktarı 100 000 kilometreküptür. Türkiye'de ise bu değer 500 milyar metreküp, yani, 0,5 milyar kilometreküptür; yani, dünyaya düşen miktarın yüzde 0,5'i. Bu düşen yağışın 40 000 kilometreküpü akışa geçerek deniz ve okyanuslara gidiyor, ancak 9 000 kilometreküpü teknik ve ekonomik olarak kullanılıyor; yani, bütün insanların hizmetine sunulan ancak 9 000 kilometreküp. Bu bir sınırlamadır.

Benzer sınırlama, toprak kaynakları için de geçerlidir. Dünyada işlenebilir tarım arazisi 3 200 milyon hektardır. Bunun 1 475 milyon hektarında hâlâ tarım yapılmaktadır ve dünyadaki bu tarım alanlarının yüzde 15'i yanlış kullanımlar sonucu ekonomik olarak kullanılmaz hale gelmiştir. Türkiye'de ise potansiyel tarım arazisi 57 000 000 hektardır. Ülke geneli ciddî bir erozyon ve toprak kirlenmesi riskiyle karşı karşıyadır.

Dünyada diğer bir önemli kirlilik veya kirlilik çeşidi, iklim değişikliğidir ve ısınma problemidir buna bağlı olarak. Özellikle fosil yakıtların yakılması sonucu ortaya çıkan karbondioksit, dünyada, atmosferde sera etkisi oluşturmakta ve dünyanın ısınmasına sebep olmaktadır. Son yüz yılda dünya 0,7 derece santigrat ısınmıştır. Bu, ölçülen bir değerdir. Sınırlandırılamaz ise, 1,4 -5,8 derece artacağı tahmin edilmektedir. Bu durum, buzulların erimesine ve denizlerin yükselmesine sebep olabilir. İlk kademede su yükselmesinin 9- 88 santimetre olacağı tahmin edilmektedir. Grönland buzulunun erimesiyle de bu yüksekliğin 7 metreyi bulacağı tahmin edilmektedir.

Bugünkü hedef, ısınmayı, endüstri devriminden önceki sıcaklığın 2 derece üstünde tutmak ve karbondioksit konsantrasyonunu sınırlamaktır ve 2050 yılına kadar da bugünkü karbondioksit konsantrasyonunu yüzde 50 azaltmaktır. Bununla ilgili olarak, biliyorsunuz, dünyada, Kyoto Protokolü yapılmıştır. Kyoto Protokolünün konusu, tamamen dünyadaki ısınmayı ve iklim değişikliğini önlemeye yöneliktir.

Tabiî, aynı sınırlamayı maden kaynakları için de söyleyebiliriz. Dünyadaki demir kaynakları, bakır kaynakları, petrol kaynakları sınırlıdır. Bunlar kullanıldıkça azalmaktadır. Dolayısıyla, bunları, hem çevreyi korumak açısından hem de kaynakları tasarruflu kullanmak açısından geri kazanmayı veya geri kullanmayı gündeme getirmek gerekiyor.

Dünya hava kirliliği açısından da ciddî riskler taşımaktadır. 1952 yılında Londra'da hava kirliliğinden dolayı kitlesel ölümler olmuştur. 1952 yılında Londra'da bir hafta içerisinde 4 000 kişi hayatını kaybetmiştir. Türkiye'de de benzer hava kirliliklerini hatırlarsınız, 90'lı yıllarda, 80'li yıllarda İstanbul'un, Ankara'nın, diğer büyük şehirlerin hava kirliliklerini hatırlıyorsunuz. Yine, aynı şekilde 1986 yılında dünya bir Çernobil hadisesini yaşamıştır ve çevre kirlilikleri açısından birsürü örnekleri vardır Türkiye'de. Bunlar -biraz önce söylediğim- Ankara, İstanbul ve diğer büyük şehirlerin hava kirliliği; Haliç kirliliği, Marmara kirliliği gibi deniz kirlilikleri veya İzmit Körfezi kirliliği; Porsuk, Sakarya gibi nehirlerin nehir kirliliği. Mesela, katı atıklarıyla ilgili bir Ümraniye çöp kazasını hatırlayın. 1993 yılında Ümraniye çöplüğü çökmüş, patlamış ve 38 insanımız hayatını kaybetmiştir. Bu da bir çevre felaketidir. Bundan dolayı da Türkiye Cumhuriyeti mahkûm olmuştur Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde ve bu, vatandaşlık hakkının bir ihlali olarak görülmüştür.

Çevre kirliliğinin sınır tanımaması, dünyanın doğal kaynaklar bakımından geri dönülmez bir noktaya gidiyor olması, dünyadaki çevre duyarlılığını artırmıştır. Uluslararası konferanslar ve sözleşmeler, ulusal kanunlar çıkmaya başlamıştır; buna, Roma, 1972 Stockholm, Rio, Barcelona, Kyoto Konferansları sayılabilir.

Türkiye, mevzuatta geç kalmamıştır aslında. Ülkemiz, Anayasasında çevre korumasıyla ilgili hükümleri ihtiva eden nadir ülkelerden biridir. Biliyorsunuz, Anayasamızın 56 ncı maddesinde, aynen, "Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirliliğini önlemek devletin ve vatandaşların görevidir" denilmiştir. 1983 yılında, bugün değişikliğini yaptığımız Çevre Kanunu yayımlanmıştır. Ancak, Çevre Kanunu uygulamada başarılı olamamıştır.

Çok ana hatlarıyla neden olduğunu şöyle sıralayabiliriz:

Bir defa, kanunun uygulamasını sağlayacak… Kanun, bir çerçeve kanundur. Uygulamaları yönetmeliklere bırakılmıştır; ama, yönetmelikler 1987'den itibaren çıkmaya başlamıştır; hâlâ çıkan yönetmelik vardır.

Ayrıca, denetim tamamen mülkî idarelere bırakılmış, valilere, kaymakamlara. Tabiî, teknik donatımı ve bilgi birikimi olmayan mülkî idareler, denetimleri yeteri kadar yapamamıştır.

Ayrıca, kanunda belirtilen para cezaları, idarî cezalar, caydırıcı olmaktan uzaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu sebeple, 1995 yılında, 1983 yılında yayımlanan Çevre Kanununun değişikliği gündeme gelmiştir ve 1995'ten sonra birkaç kere tekrarlanmış, en son 2002 yılının aralık ayında da Meclisimize, bu kanun incelenmek üzere gönderilmiştir.

Bir de, ülkemizin çevre konusunda ne durumda olduğunu birkaç rakamla size açıklamak istiyorum.

Devlet İstatistik Enstitüsünün verilerine göre, bugün Türkiye'de evsel atıkların yüzde 50'si arıtılmaktadır; ama, bizim gerçek anlamda arıtma dediğimiz biyolojik arıtma bunun yarısıdır. Yani, gerçek arıtma aslında yüzde 25'tir. Demek ki, Türkiye'de evsel atıkların, evsel atık suların ancak yüzde 25'i arıtılmaktadır. Avrupa Birliği ortalaması yüzde 90'ın üzeridir ve sanayi atık sularının ancak yüzde 30'u arıtılmaktadır. Bunlar çok küçük rakamlar.

Aynı şekilde, katı atıkların ancak yüzde 25-30'u mevzuata uygun olarak bertaraf edilmektedir. Bunun da yüzde 15'ini İstanbul'da sayarsak, demek ki, Türkiye genelinde durum çok da iç açıcı değildir.

Hava kirliliği… Belki doğalgazın yaygınlaşmasıyla birlikte ısınmadan gelen hava kirliliği azalmıştır; ama, bugün, yaz aylarında otomobillerden oluşan hava kirliliği ciddî bir risk oluşturmaktadır.

AB sürecinde en önemli konulardan biri, çevre kuralları ve çevre yatırımları olacaktır ve bu kuralları sağlamak için Türkiye'nin çok ciddî yatırımlar yapması gerekecektir. Bunun için, tüm atık suların alıcı ortam standartlarında arıtılması, Avrupa Birliğinin bir kuralıdır; bunu yapmak gerekecektir. Katı atıkların öncelikle geri kazanılması, sonra bertaraf edilmesi, çok önemli kurallardan bir tanesidir. Mesela, bugün Almanya'da atıkların depolanabilmesi için organik maddelerinin yüzde 5'e kadar indirilmesi gerekmektedir. Bu, şu demektir: Atıkları ya geri kazanacaksınız ya da yakacaksınız. Bu, çok ciddî yatırımları gerektiren bir iştir, Türkiye bunlara hazır olmak durumundadır.

Sonuç olarak, gelecek nesillerden ödünç aldığımız dünyayı, bugünün yaşayanları, geleceğe temiz olarak bırakmalıdır. Her nesil -bir başka çevre kaidesidir bu- kendi atığını kendisi temizlemeli, gelecek kuşaklara kirlilik bırakmamalıdır.

Çevre Kanunu değişikliği böyle bir ihtiyaçtan doğmuştur. Bu ihtiyaç, biraz önce ifade ettiğim gibi, onbir sene önce görülmüş, ancak, bugünkü Meclisimizde bunu görüşmek mümkün olabilmiştir ve 2002 yılı Aralık ayından beri hükümetçe hazırlanan kanun tasarısı, alt komisyonda ve üst komisyonda, Çevre Komisyonunda, milletvekillerinin, bürokratların, sivil toplum örgütlerinin katılımlarıyla olgunlaşmış, bugün Genel Kurulda huzurunuza çıkarılmıştır.

Bu kanunda, özetle, dünyada değişen ve gelişen temel anlayışlara paralel olarak, çevrenin korunması ve politikalarının oluşturulmasıyla ilgili faaliyetlere katılımcı bir anlayış benimsenmiştir. Yerel yönetimler, sivil toplum örgütleri, meslek odaları, bu sürece dahil edilmiştir. Ayrıca, biraz önce ifade ettiğim atıkların geri kazanılması, geri kullanılması bir temel kaide olarak vazedilmiştir.

Bundan başka, yine, kirleten öder veya temizler prensibine uygun olarak, kirlenmenin, bozulmanın önlenmesi, sınırlanması, giderilmesi, çevrenin iyileştirilmesi için yapılan harcamalar kirleten veya bozulmaya neden olan tarafından karşılanır hükmü getirilmiştir. Bu, son derece adalete uygun bir düzenlemedir. Bu konuda, 2872 sayılı Kanunun orijinalinde bulunan ve bilahara kaldırılan çevre kurulları yerine, Yüksek Çevre Kurulu getirilmiştir. Bu Kurulun görevi, özetle, ülke genelinde çevre hedef, politika ve stratejilerini belirlemektir.

Görüştüğümüz kanun tasarısının 6 ncı maddesinde, çok önemli temel düzenlemeler yapılmıştır. Çevre düzeni planının bölge ve havza bazında Bakanlıkça yapılması benimsenmiştir.

Sulak alanların doldurulması, kurutulması suretiyle arazi kazanılması yasaklanmıştır. Bu da, bizim, ülke olarak yıllardan beri yaptığımız hatalardan biridir. Canlıların eko sistemi oluşturduğu sulak alanların önemli bir kısmı, yıllar önce, çevre şuurunun gelişmediği zamanlarda kurutularak tarım arazisi kazanılmıştır ve bunu bu kanunla önlüyoruz, inşallah bunda başarılı oluruz.

Nesli tehdit altında olan bitki ve hayvan türlerinin korunması esas alınmış, ticarete konu olması yasaklanmıştır. Bu da çok önemli bir gelişmedir bu kanunla gelen.

Kanunun getirdiği bir başka önemli yenilik, çevre bilincinin geliştirilmesi amacıyla, örgün ve yaygın öğretimde eğitim programlarının yapılması şart koşulmuştur. Ayrıca, resmî ve özel televizyon ve radyo kurumları, çevre konusunda eğitim programları yapmakla ve yayımlamakla zorunlu kılınmışlardır.

Ayrıca, bu kanunla getirilen bir başka önemli değişiklik veya yenilik, çevreyle ilgili olarak toplanan kaynakların, ancak çevrenin korunması ve geliştirilmesinde harcanacağı temel olarak benimsenmiştir.

Yine, mevcut kanunun 11 inci maddesini değiştiren 8 inci maddede "izin alma, arıtma, bertaraf etme başlığı" altında, üretim, tüketim ve hizmet faaliyetleri sonunda oluşan atıkların arıtılması zorunluluk haline getirilmiştir; tabiî olarak yerleşim birimleri de buna ilave edilmiştir. Yani, Çevre ve Orman Bakanlığı, arıtma görevini yerine getirmeyen belediyelere yaptırım uygulayabilecektir. Kullanan öder prensibinden hareketle, belediyelerin, atık su sistemini kullananlardan katılım bedeli alması imkân dahiline getirilmiştir. Bu düzenleme, belediyelerin çok önemli bir problemini çözmektedir. Bedel ödemesinde, kirlilik yükü esas alınmıştır; bu da, hakkaniyet ölçülerine uygundur.

Yine, belediyelerin sunduğu hizmetlerin karşılığı olarak, dünyadaki gelişmelere paralel şekilde, katı atık bedeli almaları ve bu bedelleri, atık hizmeti dışında kullanamayacakları bir kural olarak getirilmiştir; bu da, çok ileri bir düzenlemedir. Ayrıca, öncelikle, ambalajları üreten ve piyasaya sürenlere, bunların atıklarını toplama zorunluluğu getirilmiştir; bu düzenleme de AB kurallarına uyum sağlamaktadır.

Bu kanunla, kamu kurum ve kuruluşlarına veya şahıslara verilen sorumlulukların yerine getirilip getirilmediğini denetleme yetkisi Bakanlığa bırakılmıştır, bu kanunun çok önemli düzenlemelerinden bir tanesi de budur; ancak, Bakanlık bu yetkisini, il özel idarelerine, belediyelere, Denizcilik Müsteşarlığına, Sahil Güvenlik Komutanlığına, Bakanlığın uygun göreceği kamu kurum ve kuruluşlarına devredebilecektir. Böylece, mevcut kanunun çok önemli bir eksikliği giderilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanunla tehlikeli atıkların ithalatı kesinlikle yasaklanmıştır. Tehlikeli atıkların ve kimyasalların satışı, depolanması, taşınması, bertarafı faaliyetlerinde bulunanlar, yükümlülükleri açısından müteselsil sorumlu kılınmıştır.

Söz konusu kanunla çevre kirliliğinin önlenmesi, çevrenin iyileştirilmesi, çevreyle ilgili yatırımların desteklenmesine kaynak oluşturulması amacıyla bir seri faaliyete çevre katkı payı ödeme zorunluluğu getirilmiştir. Böylece, bazı önemli yatırım ve faaliyetlere finansman desteği mümkün olacaktır.

Ayrıca, idarî cezalar çeşitlendirilmiş, açıklık getirilmiş, tahsil ve itiraz esasları düzenlenmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun efendim, konuşmanızı lütfen tamamlayın.

ADEM BAŞTÜRK (Devamla)Bu kanunla getirilen ek maddelerle toprağın korunmasına ilişkin esaslar ve yasaklar da düzenlenmiştir. Bu da Çevre Kanunu açısından bir yeniliktir. Ayrıca, atık su arıtma ve katı atık tesislerini kurmamış belediyeler ile sanayi kuruluşlarına intibak süreleri verilmiştir; ama, bunun için termin müracaatları şart koşulmuştur.

Avrupa Birliği sürecini de dikkate alarak, insanlarımızın sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşamasını sağlaması ümidiyle hazırlanan bu tasarıda emeği geçenlere teşekkür eder, ülkemize hayırlı olmasını diler, bu vesileyle hepinize saygılar sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

31 konuşma daha · 25 Nisan 2006

31 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook