Büyükşehir belediyeleri kanunutasarısı (s.s.619)
Bursa Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 113. Birleşim · 2. yasama yılı · 9 Temmuz 2004 · 965 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ali Dinçer (CHP), 9 Temmuz 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BÜYÜKŞEHİR BELEDİYELERİ KANUNUTASARISI (S.S.619)); konuşma 965 kelime.
Ali Dinçer (CHP, Bursa). “Büyükşehir belediyeleri kanunutasarısı (s.s.619)”. TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim tutanağı, 9 Temmuz 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-dincer-22-2004-07-09-buyuksehir-belediyeleri-kanunutasarisi-s-s-619-3 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ALİ DİNÇER (Bursa)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına saygılarımı sunuyorum.
Bu yasa tasarısının en önemli maddesini tartışıyoruz; ama, maalesef, salonda çok az sayıda parlamenter arkadaşımız var. Bu madde, bu yasa tasarısının bamteli, püf noktası. Hepimiz biliyoruz ki, kentlerde, çarpık kentleşme, arsa spekülasyonu, kentsel rant, büyük soygunlar, vurgunlar imar olaylarıyla oluyor. Halkın denetimine en açık olması gereken konu, bu konu; ama, burada halk yok, denetim yok; burada, büyükşehir belediyesinin olağanüstü bir hegemanyası var. Yani, demokratiklikle, katılımla bağdaşması mümkün olmayan olağanüstü bir yetki... Büyükşehir belediyesi ne derse o oluyor; kimsenin itiraz hakkı yok; ne alt belediyenin ilçe belediyesinin ne tüzelkişilerin, tek tek şahısların, ne de halkın itiraz hakkı, temyiz hakkı var. Son derece antidemokratik bir düzenleme. Böylesine bir maddeyi kabul etmek demokrasi anlayışıyla bağdaşmaz. Ben açık söyleyeyim; imar yetkilerini tümüyle büyükşehre devreden, büyükşehri tek yetkili kılan, hemşeriyi hiç yerine koyan, onun katılımını, denetimini, şehir halkının katılma hakkını küçücük bir cümleyle bile belirtmeyen bu madde, kabul edilebilecek bir madde değil. Ben, bu tasarının diğer tüm maddelerini içime sindirsem bile, sırf bu maddenin varlığı nedeniyle bu tasarıya evet diyemem; vicdan sahibi kimse diyemez.
Arkadaşlar, ilçe belediyesinin yetkisi sıfıra iniyor. İstediği an, üç aylık bir süre içerisinde, istediği değişikliği yaptırıyor; eğer ilçe belediyesi yapmazsa, büyükşehir belediyesi kendisi yapıyor ve ilçe belediyesinin hiç itiraz hakkı yok. Yani, bu tasarıda, imarla ilgili uygulamaların kamuoyuna duyurulmasıyla, halkın bilgilendirilmesiyle ilgili bir cümle dahi yok.
Biz, Avrupa Birliğine üye olma iddiasındayız, isteğindeyiz, arzusundayız. Avrupa Birliğine üye olacak olan bir ülkenin, Avrupa Birliği standartlarında, özgürlükçü, çoğulcu, katılımcı, Batı Avrupa tipi demokraside olduğu gibi yerinden yönetim anlayışı olmalı, halkın katılımıyla kararların alındığı bir belediyecilik olmalı. Yani, biz, ne alt belediyelere güveniyoruz ne onların belediye meclislerine güveniyoruz ne halka güveniyoruz, hiç kimseye güvenmiyoruz; sadece ve sadece büyükşehir belediyesi... Ben, büyükşehir belediyesi, hatta, büyükşehir yok iken, tek başıma Ankara'nın bütününün belediye başkanlığını yapmış bir kişiyim. Tekrar böyle bir konumda olsam ve böyle bir yetki bana verilse, ben kabul etmem.
FİKRET BADAZLI (Antalya)Çok lüzumlu...
ALİ DİNÇER (Devamla)Biz, hep birlikte yaşıyoruz bu kentte; beraber yaşıyoruz bu kentte... Hepimiz için lüzumlu; sadece, büyükşehir... Türkiye'deki kentleri, sadece büyükşehir belediye başkanları düşünmez, herkes düşünür, hepimiz düşünürüz. Bu kentin yönetiminde hepimizin, ortaklaşa, yer alma, katılma hakkımız var. Elinsaf arkadaşlar!.. Amerika dahil, bütün gelişmiş demokrasilerde, bu konular çok açıktır, nettir. Ranta, spekülasyona, çıkar sağlamaya, soyguna, vurguna dayalı imar uygulamaları halk tarafından ortaya çıkarılır; bunlar, halkın denetimiyle önlenir. Düzgün iş, tabiî, halk tarafından da itibar görür, kabul edilir. Önemli olan düzgün iş yapmaktır; ama, düzgün iş yapılmadığı zaman onun önüne geçilebilecek mekanizmaların olması gerekir; hiçbirisi yok burada.
Elinsaf, Amerika'yı yeniden keşfetmenin de âlemi yok arkadaşlar! Mesela, ben, bu konuyla ilgili size bir örnek vereyim. Amerika'nın en büyük kenti New York'ta, 800 alt belediye vardır metropol, megapol yönetiminin altında. Bu belediyelerden birinde "suburb" denilen banliyö, kenar belediyelerden birinde geniş arazisi olan, büyük bir kâşanesi olan varlıklı bir insan, vasiyetinde, bu araziyi, içinde gölleri olan, ormanları olan bu araziyi mezun olduğu üniversiteye bağışlıyor. Üniversite yönetimi, bu araziden yararlanmak istiyor doğal olarak, gelir elde etmek istiyor ve işini bilen bir müteahhitle de anlaşıyor. Müteahhit, bütün kademelerden geçen bir imar planıyla, yüksek katlı uygulamalarla, burada, hem üniversitenin hem de kendisinin kazanç elde etmesini sağlayacak bir proje oluşturuyor. Bu proje her kademeden geçiyor, alt belediyeden, üst belediyeden, hepsinden geçiyor; ama, halkın bir yetkisi var, belli sayıda imzayla itiraz ediliyor ve referanduma gidiliyor; çünkü, bu yüksek katlı uygulama, bu beldenin kentleşme moduna, çizgilerine aykırı. Bu beldede, ağırlıklı, tek katlı, çift katlı yaşanan evler var; tek katlı, maksimum çift katlı alışveriş merkezleri var, kültür merkezleri var. "Bu yerleşim yerinin dokusunu bozamazsınız" diyorlar ve yasadaki yetkilerine dayalı olarak itiraz ediyorlar. İtirazları, tabiî, yürürlüğe giriyor -yetkili bir itiraz- referandum oluyor, büyük çoğunlukla halk bu imar planını reddediyor. Haa, bunun üzerine iş bitiyor mu, o arazi boş mu kalıyor, üniversite zarara mı uğruyor; hayır. Başka bir müteahhit, üniversiteyle, hemen hemen öbür projenin getireceği kadar gelir getirecek şekilde bir anlaşma yapıyor, kent halkının da kabulü olan bir plan ortaya çıkıyor. Şimdi, bu, Amerika'da böyle de, başka yerlerde böyle değil mi? Bu, Avrupa Birliği üyesi ülkelerde de böyle. Yani, dünyada demokrasinin kaynağı Avrupa Birliği ülkeleri, Batı Avrupa. Yani, bu özgürlükçü, çoğulcu, katılımcı demokrasinin bir adı da Batı Avrupa demokrasisidir.
Nerede gelişmiş bu Batı Avrupa demokrasisi? Başlangıçta, mutlakıyetçi rejimler var, imparatorluklar var, feodal güçler var. Halk, bir nevi köle durumunda Orta Çağda; ama, feodal güçlerin güvenlikli bir şekilde yaşamak için yaptıkları şatoların etrafında, o güvenlikten yararlanarak, feodal gücün paralı askerlerinin güvenliğinden yararlanarak ticaret gelişiyor ve o şatoların kenar surlarına "burg" deniliyor. Derken, bu burgların, surların dibindeki sanayi gelişmesi, burjuva sınıfını yaratıyor ve bunlar, ekonomik bakımdan da güçlenince demokratik haklar istiyorlar. İlk aldıkları demokratik hak, yaşadıkları yerin yönetimi; yani, belediye yönetimini kendilerinin yapması; belediyelerde, kent sınırları içinde yerinden yönetime geçme.
Pek çok Avrupa kentinin adı nedir; Hamburg, Strasburg, Edinburg. Böyle ilk yerleşim yerleri, ilk kentleşme yerleri ve demokrasi, halkın kendi kendini yönetimi ilkönce oralarda başlıyor, sonra ülke sathına yayılıyor, mutlakıyet rejimleri yıkılıyor, demokrasi gelişiyor. Özgürlükçü, çoğulcu, katılımcı demokrasi, Fransız İhtilaliyle birlikte alabildiğine gelişme imkânı buluyor. Tabiî, yıllar alıyor bu gelişme; ama, bu yıllar alan gelişmenin sonucunda, Avrupa standardı, Avrupa Birliği standardı -Yerel Yönetimler Özerklik Şartında da yazıyor- yerinden yönetimi getiriyor. Herkesi yaşadığı yörede yönetime katılma hakkıyla donatan bir yerinden yönetim anlayışını getiriyor Avrupa standardı.
Şimdi, biz, Avrupa Birliğine üye olmak durumunda olacağız, imarla ilgili konularda hemen hemen tüm yetkiyi büyükşehre vereceğiz. Şehirlerde yaşayan insanlarımız, belde insanlarımız, alt kademe belediyeleri -"ilk kademe belediyesi" diye geçiyor, "ilçe belediyesi" diye geçiyor- onların seçilmiş belediye meclisi üyeleri var, mahallelerin muhtarları var, ihtiyar heyeti üyeleri var, çok sayıda sivil toplum kurumu var, meslek örgütü var, bu konularla ilgili olanlar var özellikle; hiçbirisinin, hiçbir katılım yetkisi, kararı oluşturmayla ilgili bir müdahale yetkisi yok.
FİKRET BADAZLI (Antalya)Yetkileri var da, büyükşehir üniform için müdahale ediyor.
ALİ DİNÇER (Devamla)Hayır... Bakın, kardeşim, okuyayım ben size.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
38 konuşma daha · 9 Temmuz 2004