Dünya ruh sağlığı günü ve aile haftası nedeniyle
Genel Kurul, 6. Birleşim · 4. yasama yılı · 12 Ekim 2005 · 504 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Alim Tunç (AK Parti), 12 Ekim 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 6. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DÜNYA RUH SAĞLIĞI GÜNÜ VE AİLE HAFTASI NEDENİYLE); konuşma 504 kelime.
Alim Tunç (AK Parti, Uşak). “Dünya ruh sağlığı günü ve aile haftası nedeniyle”. TBMM Genel Kurulu, 6. Birleşim tutanağı, 12 Ekim 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/alim-tunc-22-2005-10-12-dunya-ruh-sagligi-gunu-ve-aile-haftasi-nedeniyle (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ALİM TUNÇ (Uşak)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 10-14 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Haftası nedeniyle gündemdışı söz almış bulunuyorum; hepinize saygılar sunuyorum.
Dünya Sağlık Örgütünün sağlık tanımında, sadece hastalık olmaması değil, fiziksel, ruhsal ve sosyal bakımdan tam bir iyilik halidir sağlık. 2005 Dünya Ruh Sağlığı Günü kampanyası, Dünya Ruh Sağlığı Federasyonu tarafından, 2004'ün teması olan beden ve ruh sağlığı arasındaki ilişki, birlikte görülen hastalıklar üzerine kurulmuştur.
Değerli arkadaşlar, bu tema, ruhsal bozukluklar ve diyabet, kanser, kalp hastalıkları, AIDS arasındaki ilişkiye odaklanmıştır. Ruh ile beden bir arada var olmaktadır; birisinde ortaya çıkan bir rahatsızlık, öbüründe de sorunlara yol açmaktadır. Bedensel bir hastalık, kişide ruhsal olarak üzüntü, keder, sıkıntı gibi olumsuz duygulara neden olur. Psikiyatride bu duruma genel olarak uyum bozukluğu diyoruz. Kanser olduğunu öğrenen bir insanın kapıldığı derin üzüntüyü, uyku ve iştahındaki bozulmayı, içine kapanmasını, hastalığa karşı gelişen bir uyum bozukluğu şeklinde örnek verebiliriz.
Bedensel hastalıkların ruhsal durumu diğer etkileme şekli ise tamamen organiktir. Ruh ile beden işlevsel bir bağla bağlı, beraber çalışan iki oluşumdur. Herhangi birinde oluşan bir hastalık diğerinde de denge bozulmasına ve hatta hastalığa yol açar. Hastalığın vücutta yol açtığı fiziksel değişiklikler ve bu iki sistemi birbirine bağlayan beyni ve santral sinir sistemini etkileyerek vücudumuzun idarecileri yoluyla ruhsal bozulmalara da yol açar. Bunlara alkol ve uyuşturucu madde kullanımını örnek olarak verebiliriz.
Toplumdaki hasta insanlar üzerinde yapılan çalışmalarda, ortalama olarak, kanser ve şeker hastalarının dörtte 1'inde, kalp -damar hastalarının beşte 1'inde depresyon tespit edilmiştir. Bu depresyon tablosu esas olarak bedensel hastalığın iyileşmesini geciktirmekte, tedavi sırasında ortaya çıkabilecek olumsuz olayları artırmaktadır. Kalp kriziyle hastanede yatan hastalardan depresyonu olanlarda ölüm oranı daha yüksektir. Şeker hastalarında da ruhsal problemler, kan şekerinin alınan ilaçlara rağmen düzenlenememesine yol açmakta, bedensel hastalığa bağlı ruhsal hastalığı ortaya çıkan hastaların tedavilerinde bu sıkıntılar ortaya çıkmakta ve psikiyatrik destek almaları daha da önem kazanmaktadır. Ruh sağlığı bozuk olan insanlar, genel sağlık hizmetlerinden yararlanma konusunda da isteksizdirler.
Değerli arkadaşlar, beyin gelişimi büyük oranda yaşamın ilk yıllarında, özellikle de anne karnında ve doğumdan sonraki ilk üç yılda oluşur. Çocuk, düşünme, konuşma, öğrenme yeteneklerinin yetişkinlerdeki değerlerinin ve sosyal davranışlarının temellerini ilk bu üç yılda, bu dönemde tamamlar. Beyin gelişiminin yetişkinlikteki bedensel sağlığı etkilediğini gösteren birçok araştırma vardır. Hızlı beyin gelişimi dönemindeki olumsuz koşulların koroner kalp hastalığı, yüksek tansiyon, insüline bağlı olmayan diyabet, düşük immün seviye ve obeziteye yol açtığı gösterilmiştir. Özellikle anne ve babanın ruhsal sağlığı, çocuklarının duygusal ve davranışsal problemlerinde önemli bir rol oynamaktadır.
Değerli arkadaşlar, bu konuda bir araştırma yapılmış, bunu sizlerle paylaşmak istiyorum. Tv programlarındaki şiddet içeriğinin, müstehcenliğin ve mahremiyet ihlallerinin, izleyicilerin ruh sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri yönünde bir araştırma yapılmış ve bu çalışmada magazin türü programların etkileri üzerine gecekondulu kadınlarla yapılan bir çalışmanın sonuçlarına göre, kadınların aile içi iletişimlerinin, çocuklarında okuma alışkanlıklarının azaldığı, çocukların programda gördüklerini taklit etme eğilimlerinin arttığı görülmüş.
Yine bu çalışmada, gözetlemeye dayalı yarışma programlarına işaret edilen raporda, bu yarışma programlarının, özel hayatın mahremiyeti konusundaki toplumsal değer yargılarını değişime zorladığı, bireylerin toplumsal değer konusunda çatışmalar yaşamasına yol açtığı belirtilmiştir.
Bu tür programlar, izleyicilerin önemli bir bölümünde, özel hayatların mahremiyetini gözetleyerek kendini rahatlatma eğilimi…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
12 konuşma daha · 12 Ekim 2005
