2003 mali yılı bütçesi 10 uncu tur görüşmeleri
İstanbul Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 57. Birleşim · 1. yasama yılı · 27 Mart 2003 · 889 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Birgen Keleş (CHP), 27 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2003 MALİ YILI BÜTÇESİ 10 UNCU TUR GÖRÜŞMELERİ); konuşma 889 kelime.
Birgen Keleş (CHP, İstanbul). “2003 mali yılı bütçesi 10 uncu tur görüşmeleri”. TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim tutanağı, 27 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/birgen-keles-22-2003-03-27-2003-mali-yili-butcesi-10-uncu-tur-gorusmeleri-2 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA BİRGEN KELEŞ (İstanbul)Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 12 nci maddeye ilişkin olarak, Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum ve Yüce Meclise saygılar sunuyorum.
Bütçeler, aslında, Millet Meclisinin, hükümetleri denetlemesinin en etkin araçlarıdır; ama, özel nedenlerle, bizim, bu yıl gerekli vakit de ayırmayarak, bu işi sıkışık bir düzene getirerek denetleme görevimizi tam olarak yaptığımızı söylemek ne yazık ki, mümkün değildir. Oysa, son yıllarda Türkiye’de bütçeler eğitim, sağlık gibi temel alanlara kaynak ayırmayan, iç ve dış borç faiz ödemelerini ve personel ödemelerini yapan, Türkiye’nin geleceği açısından ve içinde bulunduğumuz koşulların iyileştirilmesi için yaşamsal önemi olan yatırımları gözardı eden belgeler haline gelmişlerdir ve bu bütçelerin hepsi de ödenekler ile gelirler arasındaki büyük farkı, giderek artan oranda borçlanarak kapatmayı öngörmüşlerdir. Böyle bir yaklaşımın ve anlayışın, Türkiye’yi ne duruma getirdiği de hepimizin malumudur. O nedenle, bu dönem Parlamentosuna, ben, bu kısırdöngüyü kırmak için büyük bir sorumluluk düştüğü kanısındayım.
12 nci madde, Devlet Planlama Teşkilatının etüt ve proje giderlerine ilişkindir. Birinci kısmında hizmet, etüt ve projelerle ilgili olarak hizmet alımı için Maliye Bakanına, ilgili tertiplere kaynak aktarma yetkisi verilmektedir. Bunlar başka kuruluşlar, kamu kuruluşları veyahut da yerel kuruluşlar da olabilmektedir. İkinci kısmında ise, kalkınmada öncelikli yörelere planlama ödeneğinden, proje ve programlarını desteklemek üzere, yine, kaynak aktarılması ve bundan da, Maliye Bakanının sorumlu olması Hükme bağlanmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, birinci kısımdaki etüt ve proje giderlerine gelince; daha önce, bir vesileyle, asıl etüt ve projelerin, en iyi şekilde, Devlet Planlama Teşkilatı tarafından yapılacağını belirtmiştim. Nitekim, Türkiye’de zaman zaman kamu kuruluşları, çeşitli bakanlıklar, belli araştırmaları ve çalışmaları yapmaları için uluslararası firmalara başvurmaktadır. Bu firmalar da gelip Planlama Teşkilatından bilgi almaktadırlar ve bu aldıkları bilgiyi, ülke koşullarını bilmeden, ülkedeki o alandaki gelişmeleri çok iyi kavramadan ve ülkenin ileriye dönük hedeflerini çok iyi bir şekilde saptamadan değerlendirmektedirler. Planlama Teşkilatında ise, hem bulunan uzmanların bilgisi, birikimi, eğitimi bu tür çalışmaları yapmaya yeterlidir hem de gerekli bilgi hem mevcuttur, hem de kamu kuruluşlarından, özel kesimden bu bilgileri alacak yetkileri vardır.
Projelere kaynak aktarmaya gelince; örneğin geçen yıl, 562 projeye kaynak aktarılmıştır: 1,5 katrilyonluk kaynak 562 projeye aktarılmıştır.
Değerli arkadaşlarım, kuşkusuz, kalkınmada öncelikli yöreleri düşünmek ve bunlarla ilgili plan program yapmak, Devlet Planlama Teşkilatının görevleridir; ama, bölük pörçük projelere kaynak aktarmak, Devlet Planlama Teşkilatının asıl işlevi değildir.
Devlet Planlama Teşkilatının asıl işlevi, Türkiye’ye kalkınma hamlesini yaptırtmaktır; ama, ne var ki, Türkiye’de, son yıllarda hazırlanan programlarda amaç, büyümeyi sağlamak, enflasyon oranını aşağıya çekmek ve faizdışı fazla vermek olarak tanımlanmaktadır. Oysa, kalkınmanın yapılabilmesi için amaç, kalkınma olmalıdır; amaç, sanayileşme olmalıdır; amaç, işsizliğin giderilmesi olmalıdır; amaç, gelir dağılımındaki aksaklıkların giderilmesi olmalıdır.
Kuşkusuz, şimdi, iktidar partisinden arkadaşlarım veyahut da Maliye Bakanımız çıkıp, bu kelimelerin kullanıldığı cümleleri bulabilir programlarda; ama, değerli arkadaşlarım, önemli olan, bu kelimelerin ne derece yaşama, ne derece politikalara yansıdığıdır.
Eğer, siz, bir yandan sanayileşmeden bahsediyor; ama, öte yandan da elinizdeki sanayi kuruluşlarını “özelleştirme” adı altında felce uğratıyorsanız, eğer, siz bir yandan kalkınmadan bahsediyor, öte yandan yatırımlarınızı bir önceki yıla nazaran yüzde 50 oranında azaltıyorsanız, yatırımlarda katrilyonlarca indirimi göz kırpmadan hemen yapıyor, bir çırpıda 600 projeyi gündemdışına, program dışına atıyorsanız, o zaman, bu konularda çok ciddî olduğunuz söylenemez.
Bakın, bugünkü bütçede 11 katrilyon olan, daha önce düşünülen yatırımlar, önce 9’a, sonra 7 katrilyon 600 trilyona indirilmiştir; ama, bu, gene de bu haliyle yüzde 50 azalma demektir. Çünkü, içindeki 2 katrilyon 300 trilyon lira aynî dış kredilerdir ve aynî dış krediler bir önceki senenin yatırım büyüklüğünün içerisinde yoktur. Dolayısıyla, sabit fiyatlarla bir önceki yatırımları bu yılla karşılaştırdığımızda azalma yüzde 50’dir. Üstelik projeler, programlara, ciddî bir değerlendirme yapılmadan konulduğu gibi, gene birbirleriyle olan bağlantıları ve politikalarla olan ilişkileri ciddî olarak incelenmeden çıkarılabilmektedir. Bu durumda, gerçekten kalkınmada, gerçekten gelir dağılımını düzeltmekte, işsizliği azaltmakta niyetli olduğunuzu söylemek mümkün değildir.
Bakın, kullanılan tabirler bile önemlidir. Büyümeden bahsediliyor mevcut programlarda. Oysa, büyüme, mevcut yapı korunarak gelişme demektir. Kalkınma, ekonomik yapıyı değiştirerek, gelişmiş ülkelerin yapısına kavuşarak gelişme demektir. İkisinin de birbirinden çok farklı anlamı vardır ve ikisinin de birbirinden çok farklı politikaları beraberinde getirmesi söz konusudur.
Türkiye, eğer, sorunlarını aşacaksa önce -ki, sorunlarının çok olduğu hepimizin malumudur- belli hedeflere ulaşacaksa ve Avrupa Birliği gibi bir toplulukla bütünleşmeyi sağlayacaksa, o takdirde, bu konulara olan bakış açısını değiştirmek zorundadır. Bir defa, yaptığı çalışmaları ciddiye almalıdır ve neden aksadığını mutlaka tespit edip, bunu tamir etme, bunu telafi etme yolunu aramalıdır.
Bakın, geçen sene bile, örneğin, harcamalar ile gelirler arasındaki fark artmıştır. Harcama kalemleri yüzde 15 artmıştır, gelirler de artmıştır; ama, buna rağmen, bütçe açığı 39 katrilyonu bulmuştur; oysa, öngörülen miktar 26 katrilyondur.
Değerli arkadaşlarım, yine, gerçekleşmelerin hedeflere yakın olması fevkalade önemlidir; eğer, ciddî olarak bir plan, program hazırlıyorsanız. Yine, eğer, Avrupa Birliğiyle katılmak bir hedefiniz varsa, onun politikalarını benimseyeceğiniz için, ekonomiyi ve toplumun çeşitli kesimlerini buna hazırlamanız lazım. Bakın, 500 trilyon lirayla -doğrudan gelir desteği o da; üretimi teşvik etmeyen, üretimle bağlantılı olmayan bir destektir- işçileri karşı karşıya bırakıyorsunuz. Oysa, bütünleşmeyi, birleşmeyi düşündüğünüz Avrupa Birliğinde, tarım üreticileri, müthiş sofistike önlemlerle ciddî bir şekilde korunmaktadır. Peki, tam birleşme sağlandığı zaman, sizin, tarım üreticilerinin ne yapacağını sanıyorsunuz; ben, size, ne yapacağını söyleyeyim: Hepsi rekabet edemedikleri için, büyük kentlere göç edeceklerdir ve varoşlarda yerleşip, marjinal işler bulma çabasına gireceklerdir ve böyle bir düzende de, ne sosyal düzeni düzeltmek mümkündür ne ekonomiyi kalkındırmak mümkündür ne de zabıtayla ilgili olayları kontrol altına almak mümkündür.
Değerli arkadaşlarım, hem üretimle, yatırımla ilgili olarak hem inanılmaz boyutlara ulaşan iç ve dışborçluluğu kontrol altına almasıyla ilgili olarak bu Meclise düşen büyük görevler vardır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
71 konuşma daha · 27 Mart 2003