İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 57. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

2003 mali yılı bütçesi 10 uncu tur görüşmeleri

Enver Öktem

İzmir Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 57. Birleşim · 1. yasama yılı · 27 Mart 2003 · 1.164 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Enver Öktem (CHP), 27 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2003 MALİ YILI BÜTÇESİ 10 UNCU TUR GÖRÜŞMELERİ); konuşma 1.164 kelime.

Enver Öktem (CHP, İzmir). “2003 mali yılı bütçesi 10 uncu tur görüşmeleri”. TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim tutanağı, 27 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/enver-oktem-22-2003-03-27-2003-mali-yili-butcesi-10-uncu-tur-gorusmeleri (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ENVER ÖKTEM (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimi açıklamak üzere söz almış olduğum 33 üncü madde, diğer bütün maddeler gibi, bütçenin genel felsefesini yansıtacak hükümler içerdiği için, söyleyeceklerim, sadece bu maddeyle ilgili değildir, bütçenin tümüyle ilgili olacaktır.

Değerli milletvekilleri, AKP hükümetinin seçimlerden önce kendisini de iktidara getiren ülke koşullarını değiştirme yönünde sarf ettiği kuru vaatlerinin tam zıddı bir iktisadî, siyasî ve sosyal politika geliştirdiğini ilk beş aylık icraatlarında görmek mümkündür. Avrupa Birliği, Kıbrıs ve hâlâ içerisinde bulunduğumuz Irak Savaşı gibi uluslararası meselelerde, en ciddî ulusal stratejik konularda nasıl acemilik yaptıklarını izledik; devlet ciddiyetinin gerektirdiği hiçbir bilgiyi ve teamülü özümsememiş olduklarını gördük. Çalışma hayatına ve sosyal sorunlara nasıl baktıklarını, çalışanların NEMA alacaklarını âdeta gasp ederken, milyonlarca işçiyi ilgilendiren asgarî ücrete açlık sınırının bile yarısı kadar değer biçerken, memur maaşlarına reva gördükleri zam oranından ve daha geçen hafta “İş Yasası” adı altında Meclis önüne getirilen kölelik yasasını ısrarla savunup, işçilerin en temel hakları olan İş Güvencesi Yasasının uygulanmasını erteletirken, yüzlerini görmek mümkün oldu. Kısacası, “yoksulluğa hayır” diye iktidara geldiler; kendilerinden önceki iktidarların başlatmış olduğu yoksullaşma programına kesin ve kararlı bir dönüş yaptılar, 57 nci hükümetin bıraktığı yerden daha hızlı bir şekilde devam etme kararı aldılar. Geçmiş hükümetin bıraktığı yerde, zaten, IMF bekliyordu; gerekli brifingi aldılar, bu yüzden yabancılık da çekmediler. Şimdi, önümüze getirdikleri bütçe tasarısıyla, yoksulların yoksullaştırılması programını nasıl uygulayacaklarını anlatıyorlar.

Değerli milletvekilleri, bütçe yasası, nihayetinde gider ve gelir rakamlarından oluşan bir belgedir. Önemli olan, bu rakamların altında saklı olan felsefedir; öncelikle, bu bütçenin felsefesine bakmamız gerekmektedir. Bu felsefenin hangi ilkelerden oluştuğu, hükümetin şimdiye kadar sergilemiş olduğu icraatlardan zaten anlaşılmaktadır. Bütçe tasarısıyla, bu ilkeleri, hangi kaynaklarla nasıl uygulayacaklarını ifade etmeye çalışıyorlar; aslında, çok açık söylemiyorlar, çeşitli karmaşık rakamlarla, usturuplu kavramlarla asıl niyetlerini saklamaya çalışıyorlar; belki de çekiniyorlar. Onların işini biraz olsun kolaylaştırmak için, bu felsefenin temel ilkelerini, herkesin anlayacağı bir dilde, biz açıklayalım; böylece, onları da, onlara inanan seçmenlerini de, halkımızı da rahatlatmış oluruz.

Önümüze getirdikleri bu bütçeyle ve uygulamayı düşündükleri ekonomik modelle, bakın, aslında ne diyorlar: Sermayenin, özellikle, paradan para kazanan rantiyeci sermayenin önündeki bütün engeller kaldırılmalıdır. Yatırıma yönelik sermayenin, istihdam yaratan, katmadeğer sağlayan, yani, gerçek anlamda ulusal olan ve ulusa katkı sağlayan sermayenin ve üretici yatırımların geliştirilmesi önemli değildir. Önemli olan, uluslararası finans tekellerinin ve bunların yerli acentelerinin önünü açmaktır; bunun için, ne gerekiyorsa yapmak gerekir. Bu yüzden, vatandaşın vergi yükünü daha da artırmalı, vatandaşları tasarrufa teşvik etmeli, kemerlerini daha çok sıkmalıyız. Buradan sağlanan değerleri de, faizciye, tefeciye sermaye aktarmasını becermeliyiz. İstihdam yaratıcı, katmadeğer sağlayıcı yatırımların bütçe ödenekleri içerisindeki payı, 1980’li yılların başında yüzde 20’leri bile aşarken, şimdi, bu oranın yüzde 4’lere düşmesi de çok önemli değildir. Borçlarımızı, ancak, yine, borçlanmayla ödeyebiliriz; zaten, IMF de böyle istiyordu. O zaman ne yapmalıyız; tasarrufu ve geliri artırıcı tedbirler almalıyız. Peki, kimlerin geliri artırılmalıdır; borçlu olduğumuz sermaye çevreleriyle göbek bağı olan kesimlerin; yeni paradan para kazanan piyasa aktörlerinin, piyasa oyuncularının, spekülatörlerin, rantiyecilerin, faizcilerin; zaten, borçlanma batağına girmemiz de, faiz kıskacına alınmamız da onların ekonomik modellerinin ta kendisi değil midir. Bu modele sahip çıkmamız gerek. Peki kimler tasarruf etmeli, kimler daha çok sömürülmelidir; tabiî ki, her zaman olduğu gibi, emekçiler, dargelirliler, köylüler, memurlar ve esnaflar sömürülmelidir. IMF güdümlü bütçe tekniğinin temel ilkelerinden olan faiz dışı fazla ancak böyle sağlanabilir. Son on yılda, 210 milyar dolardan fazla faiz ödedik. Bu yıl da, 65 katrilyondan daha fazla faiz ödememiz gerekecek; üstelik, bu da yetmeyecek, bu ödemeleri erteleyemeyiz. Bunları engelleyecek, üreticisiyle, emekçisiyle, gerçekten verimli ve üretken bir ekonomi kuracak mecalimiz ve irademiz yoktur. Böyle gelmiş, böyle gidecek. Çalışanların, daha çok fedakârlıkta bulunması gerekmektedir.

Gereksiz harcamalar derhal ortadan kaldırılmalıdır; örneğin, tarıma, sosyal güvenliğe, işsizliği önleyici yatırımlara sağlanan katkılar derhal kaldırılmalıdır.

Daha önceki hükümetin müsrifliğinden kaynaklanan tarım kesimine yönelik doğrudan destekler derhal ortadan kaldırılmalıdır.

Memur maaş zamları en aza indirilmelidir. Asgari ücret derhal sınırlandırılmalıdır. İşçi ücretlerinin makul seviyede tutulabilmesi için de, buna uygun bir iş kanunu hazırlanmalı ve iş güvencesi tamamen ortadan kaldırılarak, sermaye daha çok rahatlatılmalıdır. Ayrıca, toplu iş sözleşmeleriyle ücret artışlarının da önüne geçilmeli, bu duruma direnebilecek sendikal örgütler de bir şekilde mutlaka etkisizleştirilmelidir.

Halkın, ücretlilerin satınalma gücü düşürülürse, enflasyonun da önüne geçilir. Zira, halkın parası olmazsa talebi de olmaz, talebi olmazsa da enflasyon yükselmez.

Gayri safî millî hasılanın yüzde 22’sine ulaşan faiz gelirlerine dokunulmamalı; ama, düşük gelir gruplarından, çalışanlardan alınan vergiler daha çok artırılmalıdır; çünkü faiz sevap, çalışmak haramdır.

Çalışanlar, üretenler cezalandırılmalı, üretenlerin sırtından beslenen faizci asalaklar daha iyi beslenmelidir.

İşsizlik oranının çok yüksek olduğu, ekonomik büyümenin durma noktasına geldiği doğrudur; ama IMF programını takip ettiğimize göre de, bunda da bir yanlışlık yok demektir. Bu ağır ve meşakkatli bir iştir. Dışborç stokumuz 133 milyar dolar, içborç stokumuz 160 katrilyondur; yani iç ve dışborcumuz gayri safî millî hasılamızın yüzde 96’sıdır. Tam bir borç kıskacı altındayız. Borçlular beklemez, elimizdeki iki, üç kuruşu da heba edemeyiz, ettiremeyiz, borçlarımızı ödememiz gerekir. Tek umudumuz savaşın diyeti olan ABD yardımıydı, bu da olmadı; aslında ne yapacağımızı bilemiyoruz. Sadece IMF’nin direktiflerini yerine getiriyoruz.

Değerli milletvekilleri, aslında siyasal iktidar, az önce onların ağzından temel ilkelerini sıraladığım felsefelerini ve ekonomik modellerini harekete geçirecek bir bütçeyi ve ekonomik programı benimsemiştir. Kendilerini iktidara getiren yoksulların yüzlerine bakamadıkları için, bizim az önce söylediğimiz açıklıkla bunları bir türlü dile getiremiyorlar.

Seçimlerden önce ve hemen sonra AKP’liler seçmenlerine mesaj vermek ve IMF’ye karşı olduğunu göstermek için, IMF’yle her şeyi yeniden müzakere edeceğiz ve programa sosyal boyut katacağız demişlerdir; ancak, maalesef, bu sözlerinde de, bir türlü, duramamışlardır. Hükümet, kraldan daha çok kralcı tavrını o kadar kararlı bir şekilde yerine getirmektedir ki, Türkiye’nin uyguladığı ekonomik modelin mimarlarından olan Dünya Bankası bile, sosyal konulara eğilmediği için, hükümeti uyarmıştır.

Değerli milletvekilleri, bu bütçe, bir borç ödeme ve yoksullaşma bütçesidir. Hükümetin uyguladığı ekonomik program, yoksulların yoksullaştırılması, faizcilerin nemalandırılması programıdır! Aslında, bütçe tekniği açısından da, gerçekçi bir bütçe değildir, aceleyle, çalakalem hazırlanan bir bütçedir.

Değerli milletvekilleri, bir ülke de, bu kadar acemi insan mantığıyla yönetilir mi?! Blöf, küçük hesap, tefeci kurnazlığı, ilkesizlik, kararsızlık, ne ararsan var bu hükümette! (AK Parti sıralarından “Ayıp” sesleri)

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)Yüzde 51 oy veren Çorum halkı...

ENVER ÖKTEM (Devamla)Bu hükümet, büyük bir devlet geleneği olan, büyük ve onurlu bir ulusal kurtuluş mirası olan, binlerce yıllık kültürel birikime sahip Türkiyemiz ve ulusumuz için, maalesef, talihsizliktir.

Değerli milletvekilleri, AKP’nin hükümet programına göre, devletin ekonomideki temel rolü, piyasalarda serbest rekabet koşullarını sağlamak ve teşebbüs gücünün önündeki engelleri kaldırmaktır. Bu bütçe de, tam anlamıyla, bu anlayışla hazırlanmıştır.

Bu anlayışa göre, devlet, küreselleşme ve küresel finans oligarşisine uygun bir şekilde, sadece, sermaye için var olacaktır! Bu yüzden, ulusal kalkınma, sanayileşme, ekonomik dengesizliğin önlenmesi terk edilmelidir! Piyasa aktörlerinin önü açılmalı, devlet küçültülmelidir! AKP programına göre, buna uygun bir şekilde, yatırımcının önündeki bürokratik engeller de kaldırılmalıdır!

AKP’nin hükümet programından, yeni ekonomik tedbirler paketinden ve bütçe tasarısından da tam olarak anlamaktayız ki, önümüzdeki dönem, dargelirliler, emekçiler, işsizler, köylüler, yani, gerçek anlamda halk için, pek iç açıcı değildir.

BURHAN KILIÇ (Antalya)Zaten emekçiler sizi bu hale getirdi...

ENVER ÖKTEM (Devamla)Tabiî!..

Yine, ekonomik kriz içerisinde, iyice yoksullaştırılan, hayatta kalabilmek için kredi almak zorunda kalan, faiz ve borç batağına sürüklenen köylüler, bütçede tamamen gözardı edilmiştir!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

71 konuşma daha · 27 Mart 2003

71 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook