Bazı kanunlarda ve milli piyango idare gen.md.kuruluş ve gör.hk.khk.değ.(ss.252)
İzmir Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 114. Birleşim · 1. yasama yılı · 31 Temmuz 2003 · 1.790 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Enver Öktem (CHP), 31 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAZI KANUNLARDA VE MİLLİ PİYANGO İDARE GEN.MD.KURULUŞ VE GÖR.HK.KHK.DEĞ.(SS.252)); konuşma 1.790 kelime.
Enver Öktem (CHP, İzmir). “Bazı kanunlarda ve milli piyango idare gen.md.kuruluş ve gör.hk.khk.değ.(ss.252)”. TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim tutanağı, 31 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/enver-oktem-22-2003-07-31-bazi-kanunlarda-ve-milli-piyango-idare-gen-md-kurulus-ve-gor-hk-khk-de (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ENVER ÖKTEM (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çarpık özelleştirme politikası, son on onbeş yıldır, bütün siyasî iktidarların vazgeçilmez ekonomik, politik yaklaşımı olmuştur. Önümüze ardı ardına getirilen yasa tasarılarından ve uygulamalardan anlıyoruz ki, AKP Hükümetinin, aslında, böyle bir özelleştirme politikası bile yoktur. AKP Hükümeti, elimizde ne varsa haraç mezat satmalıyız anlayışıyla, özelleştirmede sınır tanımamaktadır. Ulusal iradeyle seçilmiş olan siyasî iktidar, kendisini belirleyen halka ve halkın örgütlü temsilcilerine, hiçbir şekilde, hesap verme yükümlülüğünü hissetmemektedir. Bu tasarı da, aynı bu mantıkla hazırlanmıştır.
İşte, bakın, Türk Telekom çalışanları, hayatlarını ilgilendiren, geleceklerini ilgilendiren böylesi önemli bir konuda, günlerdir tüm uğraşlarına rağmen, hükümetle görüşme olanağını yakalayamamışlardır. Önerilerini sunmak istiyorlar; fakat, ne seslerine kulak veriliyor ne görüşme talepleri kabul ediliyor ne de bu konuda hazırlanmış bilimsel çalışma raporları dikkate alınıyor; çünkü, hükümet -çarpık özelleştirme bile diyemiyoruz- satıp savma işini kafasına iyice koymuş durumdadır. Neyi satacak; halkın birikimlerini, ülkenin en güzide kaynaklarını, en kârlı işletmelerini, ulusumuzun gözbebeklerini satacaktır. Neyi savacak; uluslararası tekellerin temsilcisi birkaç küçük rütbeli memurun yük olarak gösterdiği emeği, emekçilerimizi ve kendi memurlarımızı savacağız. Boğazına kadar battığı IMF bataklığı içerisinden, halkın kemendine tutup kurtulacağı yerde, bütün ülkeyi de bataklığa çekmeye çalışıyor.
Değerli milletvekilleri, özellikle uluslararası tekellerin özelleştirilmesi için baskı yaptığı iki önemli sektör vardır; biri ulaşım, bir diğeri iletişim sektörüdür. Bu sektörlerdeki kamu işletmeleri, ülkemizin en kârlı işletmeleridir. Eğer, bu kuruluşlar, kamu yönetimi ve denetimi dışında tutulursa; birincisi, çok önemli bir gelir kaynağımız yok olacak, ikincisi ve daha da önemlisi, ulusal bağımsızlığımıza gölge düşecektir. IMF'nin, yıllardır, özellikle Türk Telekom ve Türk Hava Yollarının özelleştirilmesini sağlamak için olağanüstü çaba göstermesi ve en hararetli özelleştirme tartışmalarının bu iki sektörde yoğunlaşması boşuna değildir.
Şimdi AKP milletvekili olarak bu sıralarda oturan şahısların, Faziletli dönemlerinde, özelleştirme konusunda, özellikle de Türk Telekomun özelleştirilmesi konularında ne kadar hassas davrandıklarını biliyoruz. Örneğin, şimdi Meclis Başkanı olan Sayın Arınç, Faziletli iken, 29 Ocak 2000 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan 4502 sayılı Telekom Yasasının en önemli maddelerinin Anayasa Mahkemesince iptali için dava açarken, ileri sürdüğü gerekçelere katılmamak mümkün değildir. Sayın Arınç, Faziletli iken, Telekom Yasasıyla, kartelleşmeye ve tekelleşmeye yol açılacağını, devlet malının bedava olarak devrinin mümkün kılınacağını ve bu yasayla, yasama organının yetkilerinin de yürütmeye devredilmiş olacağını söylüyordu.
Yine o dönemde hâlâ Faziletli olan milletvekillerinin imzasıyla gerçekleştirilen tasarı için hazırlanan karşı bildiride şu ibarelere yer veriliyordu: "Türk Telekomun acele özelleştirilmesini isteyen uluslararası kuruluşlar, aslında, çokuluslu şirketler için kârlı bir pazarı açmak istemektedirler. Türk Telekom özelleştirilince, hâkim olacak çokuluslu şirketler, Türkiye'de haberleşme teknolojisinin gelişmesini ve üretimi de caydıracaklardır. Bu pazar, her yönüyle yabancı sermaye tekeline teslim olacaktır. Hükümet, bu yasayla, Türkiye Cumhuriyetini küçük düşürmekte ve millî itibarımızı zedelemektedir"
O zaman Faziletli iken, şimdi AKP içerisinde yer alan bu milletvekillerimizin bu düşüncelerine aynen katılıyoruz. Şu anda görüştüğümüz tasarının maddeleri de aynı tehlikeleri içermekte ve aynı hassasiyeti gerektirmektedir. Tabiî, Faziletli milletvekillerinin AKP'li olduktan sonra böyle bir hassasiyeti göstermelerini de beklemekteyiz.
HALUK İPEK (Ankara)AK Parti.
AHMET YENİ (Samsun)Ne Fazileti yahu!
ENVER ÖKTEM (Devamla)AK Partinin aklığının, bütün ulusal servetimizi peşkeş çekip pürüpak etmiş olmasından kaynaklandığını şimdilerde anlamış görüyoruz.
Değerli milletvekilleri, az önce, hükümetin, halkla olan bağlantılarını tamamen kopardığını söylemiştik. Burada, siyaset bilimi literatürüne geçecek aykırı bir durumu daha gözlemlemiş bulunuyoruz. Nerede ise bir yıla yakın süredir devam eden iktidar faaliyetleri, aslında, yasama faaliyetleri olarak yürütülmüştür. Yürütme ile yasama âdeta birleştirilmiş; yasama faaliyetleri, âdeta hükümetin genelgeleri şekline dönüştürülmüştür. Dikkat edilirse, hükümetin yapmış olduğu hiçbir yatırım, ekonomik kalkınma hamlesi, istihdam yaratma girişimi yoktur. Hükümet, sadece IMF ve Avrupa Birliği direktifleri doğrultusunda yasa tasarıları hazırlamakla meşguldür. Tamamen ısmarlama hazırlandığı belli olan bu tasarılar, halkın, demokratik kitle örgütlerinin, muhalefet partilerinin ve hatta AKP milletvekillerinin dahi bilgi ve görüşlerinin dışında alelacele hazırlanmakta ve âdeta bir defolu yasa fabrikası haline dönüştürülen Meclise getirilmekte ve bu şekilde, cumhuriyet tarihinin en tehlikeli sonuçlarını doğurabilecek yasalar, seri bir şekilde bu Parlamentodan çıkarılmaktadır.
Burada çıkarılan en önemli yasalar Mecliste yeterince tartışılmamış, hatta bazı yasa tasarıları milletvekillerinin görüşüne ve Genel Kurula da aynı gün sunulmuştur. Anayasa hukukunda böyle bir çalışma sistemine ne ad verildiğini bilemiyoruz; ama, biz bu sisteme "apar topar yasama sistemi" diyoruz. AKP, Meclisteki çoğunluğunu kullanarak böyle bir sistemi geliştirmiştir. Bu sistemin mimarı ve en güzel uygulayıcısı, AKP ve AKP'nin milletvekilleri olmuştur.
Değerli milletvekilleri, bu son oturumda, AKP'liler, bu yasama dönemini çok yoğun ve verimli geçirdiklerini zannederek, bundan sonra rahat bir tatil yapabileceklerini düşünüyorlarsa, aldanıyorlar.
Şimdi, AKP'li milletvekillerine, tatillerinde karşılaşacakları sorunlar için bazı uyarılarda bulunmak istiyorum.
Birincisi, bir hafta boyunca hiç okumadan kabul ettiğiniz yasaları, bu dönemde iyice okuyunuz.
AHMET YENİ (Samsun)Uyarılardan vazgeçin artık.
ENVER ÖKTEM (Devamla)Seçim bölgelerinize, tatil yörelerine gittiğinizde, hemen hemen halkın tüm kesimlerinden gelecek tepkilere de psikolojik olarak hazırlıklı olmanızda fayda vardır.
ÜNAL KACIR (İstanbul)Sayın Başkan, lütfen, bize ders vermesin; madde üzerinde konuşsun.
ENVER ÖKTEM (Devamla)Fabrikaların, işyerlerinin bulunduğu, işçilerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerin yakınlarından geçmeyiniz. Zira, altına imza attığınız İş Yasası ve İŞKUR Yasasıyla bütün işçilerin hiddetini üzerinize çekmiş bulunuyorsunuz.
SSK hastanelerinin uzağından bile geçmenizi tavsiye etmeyiz; çünkü "düzelteceğim" diye iktidara gelip, tam anlamıyla can pazarı haline dönüştürdüğünüz bu hastanelere gelip de sağlıklı çıkmanız mümkün değildir. Zaten en son çıkardığınız SSK yasasıyla da bu işi tamamen özel ve yabancı tekellere devretmeyi başarmış bulunuyorsunuz.
Eğer, güzergâhınızda bağ, bahçe ve tarım alanları varsa, yolunuzu değiştiriniz ve çiftçilere görünmemeye özellikle dikkat ediniz. (AK Parti sıralarından "Madde üzerinde konuşsun" sesleri) Zira, tarımsal üretimlerini, uluslararası tekellerin çıkarları doğrultusunda yarıya indirdiğiniz -IMF'yi tercih ettiğiniz- satın alma gücünü, yaşama koşullarını daralttığınız köylü ve çiftçiler hesap sormak için yollarınızı bekliyorlar.
ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya)Her an oradayız.
ENVER ÖKTEM (Devamla)Ormanlık alanlardan geçerken de dikkatli olmalısınız. Nitekim, en son çıkardığınız Orman Yasasıyla da zaten o köylüleri de perişan hale getirdiniz.
Sizlere, dağları ve yayla havasını önerebilmek isterdim; ama, oralarda da onbinlerce baş hayvanını kaybetmiş, meralarını yitirmiş, geçim imkânları iyice daralmış hayvancılıkla uğraşan köylülerimiz sizi rahat bırakmayacaklardır.
Seçim bölgelerinize giderken, bunlara dikkat ediniz. Tabiî, geçirdiğiniz yoğun yasama süreci nedeniyle, uzun zamandır göremediğiniz, dertlerini dinleyemediğiniz seçim bölgelerinize ulaşabilirseniz, nelerle karşılaşabileceğinizi de tahmin etmek zor değildir.
ÜNAL KACIR (İstanbul)Sayın Başkan, madde üzerinde konuşsun.
ENVER ÖKTEM (Devamla)Orada sizleri işinden olmuş nitelikli işçiler, kepenk kapatmış küçük üreticiler, borca gömülmüş esnaf, iş bulamayan gençler, açlık sınırının bile altında yaşayan memurlar, emekliler ve işçiler karşılaşacaklardır ve size, bol keseden attığınız vaatlerin hesabını soracaklardır.
Bu yüzden, ülkeyi içine soktuğunuz bataklığın, cumhuriyet mirasının ve Atatürk ilkelerinin hesabı sorulacaktır.
Bu yüzden, size tavsiyemiz, tatilinizi en rahat şekilde geçirebileceğiniz, IMF, Dünya Bankası ve Avrupa Birliğinin yaz kampları, dinlenme tesisleridir. Oralarda kimseler size hesap soramaz; hatta, onlar için yaptıklarınızdan dolayı şükranlarını sunarlar, el üstünde tutulursunuz; belki, bir sonraki dönem için, bir ön hazırlık yapma şansına da kavuşursunuz.
Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz bu yasa tasarısı vesilesiyle, aslında, geçtiğimiz dönem çıkarılan bütün yasaların, aynı felsefeyle, aynı şablonla hazırlanmış olduğunu, bu son Meclis toplantısında dile getirmek isteriz. Bu vesileyle sizleri uyarmış olalım.
Değerli milletvekilleri, yasama dönemi boyunca, hiçbir muhalefet görüşünü dikkate almadınız. Bu tasarıyla ilgili görüşlerimizi de pek dikkate alacağınızı sanmıyorum. "Emir büyük yerden geldi" dediğimiz zaman da, kızıyorsunuz. Bu yüzden, bu ifadeyi de kullanmak istemiyorum. Yine de, bu vesileyle, hem tasarı hem de Türk Telekomla ilgili görüşlerimi kısaca dile getireceğim.
ÜNAL KACIR (İstanbul)Maddeyle ilgili ne önerin var, sen onu söyle.
ENVER ÖKTEM (Devamla)Değerli arkadaşlar, artık, tam anlamıyla gerçeklik kazanmıştır ki, özelleştirme ideolojik bir faaliyettir. Artık, hiç kimse, özelleştirmenin teknik, ekonomik bir araç olduğunu, bir ekonomi yönetimi faaliyeti olduğunu iddia edemez. Özelleştirme, özellikle Türkiye'de uygulanan özelleştirme, tamamen, kaynakların belli kesimlerin lehine yeniden dağıtılmasını ve ekonominin bu şekilde yeniden düzenlenmesini sağlama aracıdır. Bu anlamda, yüzde yüz ideolojik bir gelişimdir. Bu gerçeği, artık, şiddetli özelleştirme yanlısı ekonomistler bile kabul etmektedirler.
Artık, şunlar bilinmelidir ki: Özelleştirme, mülkiyetin ve refahın tabana yayılmasını sağlamaz. Özelleştirme, işsizliği artırır. Özelleştirme sonucunda çalışma koşulları kötüleşir. Stratejik kaynaklar ve işletmeler yabancıların eline geçer. Fiyatlar artar. Hükümet, ekonomideki kontrolünü kaybeder. Ürünlerin ve hizmetlerin kalitesi düşer. İşyerlerinde güvenlik standartları düşer.
Türkiye özelinde rahatlıkla doğrulanabilecek bu ifadeler, 32 ülkede özelleştirme danışmanlığı yapmış meşhur İngiliz iktisatçı Peter Nelson'a aittir.
Şiddetli özelleştirme yanlısı Nelson, bir ülkenin stratejik kaynaklarının yabancıların eline geçeceği endişesine karşı, şu ibretlik cevabı veriyor: "Elbette böyle bir korku vardır; ama, ne yapalım ki, para parayı çeker."
Aynı sonuca yol açacak olan Türk Telekom özelleştirmesi için, bizim özelleştirmeciler bu kadar açıksözlü konuşamıyorlar.
Yine aynı iktisatçı, özelleştirmeyle devlet mallarının elden çıkarılışını dededen kalma gümüşlerin satılmasına benzetenlere şöyle cevap veriyor: "Ne yapalım; eğer bir kişi, hem borçlu hem de aç ise, elindeki son değerli şeyleri de satmak zorunda kalacaktır." Türkiye'nin nadide kuruluşlarından, yüksek kârlı işletmelerinden birisi olan Türk Telekomun haraç mezat elden çıkarılmasının nedenini AKP'liler açıklayamasa bile, bu ifadeler çok güzel açıklamaktadır.
Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan tasarı, uygulanmakta olan çarpık özelleştirme sistemini daha çarpık hale getirecek ve Telekom çalışanlarının durumunu daha da kötüleştirecek maddeler içermektedir.
Tasarının 1 inci maddesiyle, aslında kanunla belirlenmesi gereken Özelleştirme Yüksek Kurulunun oluşturulması, tamamen Başbakanın keyfine bırakılmaktadır. Bu itibarla, yine, tasarıya göre idarenin hak, alacak ve borçlarına karar vermek -yani, özelleştirmeden doğacak alacakların tahsili keyfiyeti- Özelleştirme Yüksek Kuruluna, dolayısıyla tamamen Başbakanın takdirine bırakılmıştır.
Bu, az önce de söylediğimiz, özelleştirmenin ideolojik bir faaliyet olduğu gerçeğini, daha da kuvvetlendirmektedir. Siyasîler, bu şekilde, tamamen kendi siyasî kriterlerine uygun bir özelleştirme yaklaşımı gerçekleştirmek istiyorlar. AKP İktidarı da, böyle bir yaklaşımı sergilemeyle müsait bir siyasî yapılanma içerisinde gözükmektedir.
Yine, normal bir özelleştirme sürecinde, gerekli şartları taşıyan taliplerin, kamuoyuna açık, ilgili kuruluşların gözetiminde, açık artırma biçiminde ihaleye girmeleri gerekmekte iken, bu tasarıyla -madde 5'te- özelleştirme ihalelerinde, ilgili kuruluşun kime satılacağına, herhangi bir kurala bağlı olmadan, Özelleştirme Yüksek Kurulu, yani Başbakan, yani AKP karar verebilecektir.
Yine, özelleştirme sürecinden, her zaman için, en fazla mağdur olan kamu personeli, çıkarılacak bu yasayla, mevcut haklarını da kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya bırakılmaktadır.
Tasarıyla göre, kapsam dışı çalışanlar dahil, Türk Telekom personeli, Devlet Personel Dairesi Başkanlığı aracılığıyla başka kurumlara aktarılabilir hale getirilmektedir. Bu uygulama, özelleştirilen diğer bütün kurumlarda geçerli olan bir uygulamaydı. Bu şekilde bir uygulamaya tabi tutulan çalışanların, nasıl bir hak kaybına uğradıklarını, çalışma koşullarının nasıl kötüleştirildiğini, ücretlerinin nasıl düşürüldüğünü, üç dört yıldır, gerçekleştirilen özelleştirmelerle gördük.
Bu uygulamayla, özelleştirilecek kuruluşların çalışanlarına iki yol önerilmektedir "ya özelleştirilen kuruluşta sözleşmeli ve güvencesiz olarak çalışacaksın -ki, o da herkes için geçerli değil- ya da Devlet Personel Dairesinin tamamen tek taraflı belirlediği başka bir memuriyete daha geri koşullarda, daha düşük bir ücretle gideceksin" denilmektedir.
Bu uygulama, hakkaniyetli olmadığı gibi, Anayasamızın temel ilkelerine, evrensel çalışma ilkelerine, ILO normlarına ve insan haklarına da tamamen aykırıdır.
Değerli arkadaşlar, hükümet bir özelleştirme saplantısı içerisine girmiştir. Bu saplantı ve bağımlılık içerisinde, ne ekonomik gerçeklerimizi ne üretim potansiyelimizi ne de insanımızı görebilmektedirler. Elimizdeki bütün varlıklarımızı satma azmi içerisindedirler. Bütün bu satışların sonunda ise geriye ne kalacağı merak konusudur. Acaba ünlü döviz spekülatörü Soros'un dediği gibi "Türkiye'nin en önemli ihraç ürünü Türk askeridir" sözüne mi itibar edilecektir?
Yakınlarda Irak'a Türk askeri gönderme niyeti açıklıkla dile getirilirse ve bu yönde çalışmalar başlatılırsa, satışa çıkarılacak son varlığımızın ne olduğu da ortaya çıkacaktır; ama, şunu da ifade etmeliyiz ki, bu ülke sahipsiz değildir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
37 konuşma daha · 31 Temmuz 2003