Türkiye ve avrupa birliği arasındaki ilişkiler konusunda(8/2)
Ordu Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 87. Birleşim · 1. yasama yılı · 29 Mayıs 2003 · 1.992 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma
Kaynak göster
Eyüp Fatsa (AK Parti), 29 Mayıs 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE VE AVRUPA BİRLİĞİ ARASINDAKİ İLİŞKİLER KONUSUNDA(8/2)); konuşma 1.992 kelime.
Eyüp Fatsa (AK Parti, Ordu). “Türkiye ve avrupa birliği arasındaki ilişkiler konusunda(8/2)”. TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim tutanağı, 29 Mayıs 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/eyup-fatsa-22-2003-05-29-turkiye-ve-avrupa-birligi-arasindaki-iliskiler-konusunda-8-2 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA EYÜP FATSA (Ordu)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce, elim bir trafik kazası yaşayan Cumhuriyet Halk Partisinin Sayın Genel Başkanına ve çalışma arkadaşlarına, Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna, Grubumuz adına geçmiş olsun dileklerimi arz etmek istiyorum. Ayrıca, kazada hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, ailelerine de başsağlığı diliyorum. (Alkışlar)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Avrupa Birliğiyle ilgili olarak görüşülmesi kabul edilen genel görüşme üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Türkiye, kırkdört yıldır, Avrupa Birliğine onurlu ve eşit statüde üye olma çabasını kararlılıkla sürdürmektedir. Avrupa Birliğinin, Türkiye'nin bu kararlı çabasını daha fazla desteklemesi ve kısa sürede, Avrupa Birliği ailesi içerisinde hak ettiği yeri almasını sağlaması, hepimizin ortak temennisidir.
Hepimizin bildiği gibi, Avrupa Birliği, barışı korumak ve ekonomik ve sosyal ilerlemeyi pekiştirmek amacıyla bir araya gelmiş 15 üye devletten oluşur. Birliğin içinde ortak kurumları bulunan üç topluluk vardır; Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu 1951 tarihli Paris Anlaşmasıyla, Avrupa Ekonomik Topluluğu ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu 1957 tarihli Roma Anlaşmasıyla, 1992'de de Maastricht'te Avrupa Birliği Anlaşmasıyla ekonomik ve parasal birlik doğrultusunda ilerleyen ve belirli alanlarda hükümetlerarası işbirliğini içeren bir Avrupa Birliği. Daha sonra, topluluklar, bu sürecin sonunda, üye devletler arasındaki bütün sınırları kaldırarak, tek bir pazar kurdular.
1992'de Maastricht'te imzalanan Avrupa Birliğiyle ilişkilerimizin neredeyse kırkdört yıllık bir geçmişi vardır. Türkiye, Avrupa Ekonomik Topluluğunun 1958 yılında kurulmasından kısa bir süre sonra, Temmuz 1959'da, topluluğa tam üye olmak için başvurmuştur. Türkiye-Avrupa Birliğinin kırkdört yıllık geçmişine baktığımızda, zaman zaman Avrupa Birliğinden kaynaklanan, zaman zaman da Türkiye'den kaynaklanan sebeplerle, bu birliktelik gerçekleştirilememiştir.
Cumhuriyetimizin kurulmasından bu yana, hatta son ikiyüz yıldan beri Batılılaşma ile modernleşme eş tutulmuştur. Avrupa Birliği, cumhuriyetten sonra en büyük dönüşüm projemizdir. Bu sebeple, Türkiye, NATO, OECD gibi Avrupa merkezli oluşan bütün siyasî, ekonomik ve güvenlik kuruluşlarına üye olmuştur.
(1) (8/2) esas numaralı genel görüşme önergesinin öngörüşmeleri, 23.5.2003 tarihli 84 üncü Birleşimde yapılmıştır.
Tam üyelik başvurumuza, o zamanki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu tarafından verilen cevapta, Türkiye'nin kalkınma düzeyinin tam üyeliğin gereklerini yerine getirmeye yeterli olmadığı bildirilmiş ve tam üyelik koşulları gerçekleşinceye kadar geçerli olacak bir ortaklık anlaşması imzalanması önerilmişti. Söz konusu anlaşma, 12 Eylül 1963 tarihinde Ankara'da imzalanmıştır.
Anlaşma, hazırlık dönemi, geçiş dönemi, nihaî dönem olmak üzere üç devre öngörmüştür. Geçiş döneminin sonunda ise, gümrük birliğinin tamamlanması planlanmıştır. Anlaşmada öngörülen hazırlık döneminin sona ermesiyle birlikte, 13 Kasım 1970 tarihinde imzalanan ve 1973 yılında yürürlüğe giren Katma Protokolde, geçiş döneminin hükümleri ve tarafların üstleneceği yükümlülükler belirtilmiştir. Ancak, gerek Ankara Anlaşması gerek Katma Protokol, öngörüldüğü şekilde uygulanamamıştır. Bunun sorumluluğunu, Türkiye ile topluluk arasında paylaştırmak gerekir. Ülkemiz, 1970'li yıllarda, içinde bulunduğu ekonomik krizler ve bazı siyasî tercihlerle, Katma Protokolden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçınmıştır. Buna karşılık, topluluk da, kendi yükümlülüklerini aksatmış ve ortaklık ilişkilerinin genişletilmesi istikametinde çaba harcamaktan kaçınmıştır. Başlangıçta, sadece ekonomik olan sorunlar, 12 Eylül döneminde ve Yunanistan'ın 1980'de topluluğa tam üye olmasıyla siyasî boyutlar da kazanmaya başlamıştır; topluluk-Türkiye ilişkileri dondurulmuş ve malî işbirliğine son verilmiştir; Katma Protokolün ise, sadece ticarî hükümleri işlemeye devam etmiş, diğer bütün hükümleri atıl kalmıştır. 1983 yılında, Türkiye'de, sivil idarenin yeniden kurulması ve 1984 yılından itibaren, ülkemizin, ithal ikamesi politikalarını hızla terk ederek dışa açılma sürecini başlatması, ilişkilerimizi yeniden canlandırmıştır. Türkiye, bir taraftan, 14 Nisan 1987'de Avrupa Birliğine tam üyelik müracaatında bulunmuş; diğer taraftan, ertelenmiş bulunan gümrük vergileri, uyum ve indirim takvimini, 1988 yılından itibaren, hızlandırmış bir şekilde, yeniden yürürlüğe koymuştur. Avrupa Komisyonu, tam üyelik müracaatımıza 1989 yılında verdiği yanıtta, Türkiye'nin Avrupa Birliğine üyelik konusundaki ehliyetini kabul etmekle birlikte, topluluğun kendi içerisindeki derinleşme sürecini tamamlamasına ve gelecek genişlemesine kadar beklemesini ve bu arada, Türkiye'yle gümrük birliği sürecinin tamamlanmasını önermiştir. Bu öneri, tarafımızdan da olumlu değerlendirilmiş ve gümrük birliğinin, Katma Protokolde öngörüldüğü şekilde, 1995 yılında tamamlanması için gerekli hazırlıklara başlanılmıştır. İki yıl süren müzakereler sonunda, 5 Mart 1995 tarihinde yapılan Ortaklık Konseyi toplantısında alınan karar uyarınca, Türkiye ile Avrupa Birliği arasında gümrük birliği 1 Ocak 1996 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Türkiye, Avrupa Birliğinin diğer organlarında yer almadan gümrük birliğine girmiş tek ülkedir; ancak, gümrük birliğinin sorunsuz yürüdüğünü de söyleyebilmemiz mümkün değildir. Bir kere, Avrupa Birliği, gümrük birliğiyle birlikte ülkemize karşı üstlendiği bazı yükümlülüklerini yerine getirmemiştir. Avrupa Birliği, gümrük birliği kararının kabul edildiği Ortaklık Konseyi toplantısında üstlendiği ve ülkemize dört, beş yıllık bir dönem içinde 2,5 milyar euroya varan malî yardım yapma yükümlülüğünü yerine getirmemiş, aynı şekilde, kurumsal alanda entegrasyonu kolaylaştırmak amacıyla öngörülen bazı tedbirleri de almamıştır. Bu yükümlülüklerin yerine getirilmemiş olmasının başlıca iki nedeni vardır, birisi, Yunanistan'ın, diğeri ise Avrupa Parlamentosunun muhalefetidir. Zira, bunlar Gümrük Birliği Anlaşması paketinin bir parçasıdır. 3-4 Haziran 1999 tarihlerinde, Köln'de yapılan Avrupa Birliği Hükümet ve Devlet Başkanları Zirvesinde Almanya tarafından hazırlanan ve Türkiye'nin beklentilerini karşılayabilecek nitelikteki taslak metin, İngiltere ve Fransa'nın desteğine rağmen, Yunanistan'ın ve diğer bazı üye ülkelerin olumsuz tutumları neticesinde kabul edilmemiştir. Türkiye, 10-11 Aralık 1999 tarihlerinde Helsinki'de yapılan Avrupa Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesinde, oybirliğiyle Avrupa Birliğine aday ülke olarak kabul ve ilan edilmiş, diğer aday ülkelerle eşit konumda olacağı açık ve kesin bir dille ifade edilmiştir. Helsinki Zirvesi kararlarına göre, Türkiye, diğer aday ülkeler gibi bir katılım öncesi stratejiden yararlanacaktır. Böylece, Türkiye, topluluk programları ve ajanslarıyla aday ülkeler ile birlik arasında katılım süreci çerçevesinde yapılan toplantılara katılma imkânına sahip olacaktır. Türkiye'nin Aralık 1999 Helsinki Zirvesinde aday olarak kabul edilmesi Avrupa Birliğiyle kırk yıllık geçmişe sahip ilişkilerinde yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Helsinki Zirvesinden bu yana geçen sürede, ülkemiz, Avrupa Birliğine katılım sürecinde diğer aday ülkelerle aynı muameleye tabi tutulmuş ve tüm faaliyetler bu çerçevede yürütülmüştür. Bu çerçevede, ülkemiz, Avrupa Birliğinin hükümet ve hükümet başkanları düzeyindeki zirvelerin, diğer aday ülkelerle birlikte, düzenli olarak katılmaya başlamıştır. 26 Mart 2001 tarihinde, Avrupa Birliği müktesebatının üstlenilmesine ilişkin Ulusal Program kabul edilmiştir. Bu çerçevede, Avrupa Birliği mevzuatına uyum çalışmalarını yoğunlaştırmış ve müktesebat uyumu için faaliyet gösteren toplam 8 alt komite bünyesinde kapsamlı çalışmalar gerçekleştirilmiştir.
İlişkilerin en üst düzey organı olan Ortaklık Konseyi, artık, olağan bir şekilde toplanmaya başlamış; son olarak, 15 Nisan 2003 günü yapılan Ortaklık Konseyi toplantısında, önümüzdeki dönemde yapılması gereken çalışmalar ayrıntılı olarak ele alınarak, bir yol haritası benimsenmiştir.
Ülkemiz, 2001 yılında, Ulusal Programı Avrupa Birliğine iletmesini takiben, kısa süre içinde, gerek siyasî gerek ekonomik kriterler bağlamında önemli yasal düzenlemeleri tamamlamıştır. Siyasî kriterlere uyum amacıyla Anayasada kapsamlı değişiklikler gerçekleştirilmiş, bunların uygulanmaya geçirilmesi amacıyla birbiri ardına uyum paketleri çıkarılmıştır. Ayrıca, Katılım Ortaklığı Belgesinde öngörülen siyasî diyalog kapsamında, gerek Kıbrıs gerek Ege sorunlarına ilişkin kapsamlı bir karşılıklı görüşme süreci başlatılmıştır.
Türkiye'nin üyelik yönünde bugüne değin almış olduğu önlemlerin Avrupa Birliği üzerinde gayet önemli etki meydana getirdiğini de görmekteyiz. Atılan tüm bu adımlar, yeni kurulan AK Parti Hükümetinin konuya olan kararlı yaklaşımı sonucu, Aralık 2002 Kopenhag Zirvesinde alınan kararlara olumlu biçimde yansımıştır. Zirvede, Avrupa Birliği, ülkemizle üyelik müzakerelerine başlanılmasının değerlendirilmesi için ilk kez somut bir perspektif vermiştir. Kopenhag Zirvesinde alınan karar uyarınca, 2004 Aralık ayında komisyonun hazırlayacağı rapor ve öneriler doğrultusunda, Türkiye siyasî kriterleri karşıladığında, üyelik müzakereleri gecikmesiz olarak başlayacaktır.
Nedir bu Kopenhag Kriterleri? Avrupa Birliği üyesi ülkeler, 1993 yılında, Kopenhag devlet ve hükümet başkanları zirvesinde, Avrupa Birliğine katılmak isteyen ülkelerin karşılamaları gereken kriterleri ortaya koymuşlardır. Bunlar, objektif ve standart kriterlerdir. Diğer aday ülkeler gibi, Türkiye'den de yapması istenilen, bu kriterleri karşılama yönünde adımlar atmasıdır. Türkiye için farklı bir muamele de söz konusu değildir. Bu bağlamda, Avrupa Birliği üyeliğini, 1960'lardan başlayarak bir devlet politikası haline getirmiş bir ülke olarak Türkiye'nin, söz konusu kriterleri, 1993 yılından itibaren gündemine alması gerekirken, bu kriterler, Türkiye'nin gündemine, geçtiğimiz yılın sonunda, 10-11 Aralıkta Helsinki'de toplanan Avrupa hükümet ve devlet başkanları zirvesi sonunda, Türkiye'nin üye adaylığının resmen onaylanmasından sonra girmiştir.
Kopenhag Kriterleri, Türkiye'de, daha çok "siyasî kriterler" olarak algılanmakta ve Avrupa Birliğinin Türkiye için özel olarak öne sürdüğü koşullar olarak değerlendirilmektedir. Oysa, gerçekte, Avrupa Birliği karşısında aday ülke konumunda bulunan her ülke için üye olma koşulları niteliğini taşıyan Kopenhag Kriterleri üç başlık altında toplanabilir; siyasî kriterler, ekonomik kriterler ve Avrupa Birliği üyelik yükümlülüklerini üstlenebilme yeteneği, yasal değişiklikler ve bu değişiklikleri uygulamaya geçirecek siyasî irade.
Siyasî kriterlerde, demokrasi kavramıyla siyasal çoğulculuk, ifade ve din seçme özgürlüğünü kapsayacak anayasal garantinin bulunması; çeşitli devlet birimlerinin normal işlevlerini yerine getirebilmesine imkân sağlayan demokratik kurumların, bağımsız yargı ve anayasal kurumların mevcudiyeti; değişik siyasal partilerin dönüşümlü olarak iktidara gelmesine imkân verecek ve genelde muhalefetin rolünü tanıyan özgür ve dürüst seçimlerin gerçekleştirilmesi belirtilmek istenmektedir.
İnsan haklarını tanımlayan unsurlar ise, Avrupa Konseyinin İnsan Hakları ve Temel Hak ve Özgürlüklerin Korunması Hakkında Sözleşmesine taraf olunması ve Avrupa Konseyi İnsan Hakları Mahkemesine bireysel başvurunun kabulüdür. Bu çerçevede temel özgürlüklerin tanınmış olması, dil, din, cinsiyet, ırk, ifade ve basın özgürlüğü, toplanma ve örgütlenme özgürlüğü, azınlık haklarının korunması ve hukukun karşısında kişilerin eşit konumda yer alması da, insan haklarının referans noktaları olarak sayılmaktadır.
Ekonomik kriterler arasında sayılan, işleyen pazar ekonomisinin var olabilmesi için, her şeyden önce, serbest piyasa koşullarının sağlanması; rekabetçi fiyatların geçerliliği; ticaretin liberalizasyonu, piyasaya giriş ve çıkış serbestisi; fikrî ve sınaî mülkiyet haklarının korunmasına yönelik bir yasal sistemin var olması ve iyi işleyişinin temini; fiyat istikrarı ve sürdürülebilir kamu finansmanı ve dış denge dahil, makro ekonomik istikrarın sağlanması. ekonomi politikasının temel ilkeleri konusunda, toplumda kapsamlı bir uzlaşmanın ve tasarrufları üretime ve yatırımlara dönüştürecek gelişmiş bir finans sektörünün varlığı gerekmektedir.
Ülkemizle üyelik müzakerelerinin açılması kendiliğinden olmayacaktır. Bunun için, yerine getirmemiz gereken daha birçok konu bulunmaktadır. Bu sebepten dolayı, önümüzdeki kısa dönemi çok iyi değerlendirmemiz gerekmektedir. Türkiye, kendine özgü jeostratejik konumuyla, Avrupa Birliğinin dış ve güvenlik politikalarının yeni boyutlar kazanmasına vesile olacak ve böylece, Türkiye, bölgesinde, bir Avrupa Birliği üyesi olarak, daha kuvvetli bir sese ve konuma sahip olacaktır.
Avrupa Birliğine tam üyelik, Türkiye'nin, Yunanistan'la ilişkilerine de yeni bir perspektif getirecektir. Türkiye'nin tam üyeliği gerçekleştiğinde, Ege bir ihtilaf konusu değil, birlik sınırları içerisinde Türkiye ve Yunanistan'ı birleştiren bir bölge özelliği kazanacaktır. Türkiye'nin üyeliğinin birliğe kazandıracağı avantajlar, Avrupa Birliğinin gelecekteki vizyonuyla yakından ilgilidir.
Türkiye'nin Avrupa Birliğine tam üyeliği, Avrupa'da istikrar ve barışın korunmasına olduğu kadar, Avrupa değerlerinin bölgeye ve ötesine yayılmasına da katkı sağlayacaktır; zira, Türkiye'nin, birliğe katılımı, Avrupa Birliğinin dış ilişkilerinde yeni ufuklar da açacaktır.
Türk Halkı -büyük bir çoğunlukla- Avrupa Birliği üyeliğine destek vermektedir. Birliğe üyelik, ekonomik açıdan Türkiye'nin kalkınmasının temel motoru olacaktır. Bu anlamda, tam üye olduklarında Türkiye'nin bugünkü gelişmişlik düzeyinin gerisinde bulunan bazı Avrupa Birliği ülkelerinin, üye olduktan sonra Avrupa Birliği fonlarının da yardımıyla kaydettikleri sıçrama önemli bir örnek oluşturmaktadır.
Aralık 2002 Kopenhag Zirvesinde Avrupa Birliği tarafından kabul edilen Tek Avrupa Deklarasyonunda belirtildiği üzere, Avrupa Birliğinin genişlemesi, sürekli, kapsayıcı ve geri çevrilmez bir süreçtir. Türkiye ile gerekli kriterler karşılanır karşılanmaz müzakerelerin açılması, Avrupa Birliğinin, Avrupa'yı yeni sınırlar yaratmaksızın bütünleştirme yönünde kararlı olduğunu kanıtlayacaktır. Bu, hem Avrupa Birliği hem de Türkiye için tarihî bir misyondur. Türkiye'nin katılımı, Avrupa Birliğinin temelini oluşturan ortak değerleri teyit edecek ve özellikle, güneydoğu Avrupa ile Doğu Akdeniz'de barış, güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesine de katkıda bulunacaktır.
Türkiye'nin tam üyeliği, kültürel farklılıkların birlikte yaşanabileceğinin, İslam ile çağdaşlığın bağdaşabileceğinin kanıtı ve Doğu Blokunun çöküşüyle birlikte, Doğu-Batı çatışmasını ikame etmeye yüz tutan Hıristiyanlık-İslam uyuşmazlığına Batı'nın vereceği etkili bir yanıt da olacaktır aynı zamanda.
Türkiye ile Avrupa Birliğinin istikrar ve güvenliği ile stratejik, siyasî, ekonomik, ticarî ve sosyal çıkarları birbirini tamamlamaktadır. İlişkilerin temelinde gerçek çıkarlar vardır. Türkiye, reformlarla kendini ve standartlarını daha da geliştirdikçe, Avrupa, bunu çok daha yakından hissedecek ve görecektir.
3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra, Türkiye'de yeni bir dönem başlamıştır. 2002 yılının aralık ayında, bildiğiniz gibi Kopenhag'da önemli bir zirve toplantısı yapılmıştır. Seçimlerden yeni çıkan Türkiye'de, daha hükümet kurma çalışmaları sürerken, iktidar partisi olarak, Sayın Genel Başkanımız, bütün Avrupa Birliği başkentlerini ziyaret etmiş ve Genel Başkanımız bütün Avrupa Birliği başkentlerini ziyaret ederken, yeni kurulan hükümet, 2002 Aralık ayındaki zirve toplantısı için hazırlıklarını tamamlamış ve geçirilmesi gereken reform paketleri büyük bir kararlılıkla, iktidar- muhalefet elbirliği içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmiştir.
Kopenhag toplantısında Türkiye ile ilgili önemli bir karar çıkmıştır. Türkiye, üzerine düşenleri yaptığında 2004 yılının sonunda vakit geçirmeden müzakerelere başlayacaktır. Ancak, aday her ülke için geçerli olan "üzerine düşenleri yaparsa" cümlesi, dikkat edilmesi gereken önemli bir cümledir.
Avrupa Birliğine hiçbir ülke otomatik olarak girememiştir. Kopenhag Siyasî Kriterlerini gerçekleştirmek, Avrupa Birliğiyle müzakereler için şarttır. Bu da, Avrupa Birliği komisyonlarının hazırladığı ilerleme raporlarıyla ortaya çıkmaktadır. O bakımdan, hükümetimiz bunun bilincindedir ve 2003 ve 2004 yılı ilerleme raporlarını en iyi şekilde çıkarmak için üzerine düşen her şeyi yapacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
37 konuşma daha · 29 Mayıs 2003