İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 57. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

2003 mali yılı bütçesi 10 uncu tur görüşmeleri

Fahrettin Üstün

Muğla Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 57. Birleşim · 1. yasama yılı · 27 Mart 2003 · 1.140 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Fahrettin Üstün (CHP), 27 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2003 MALİ YILI BÜTÇESİ 10 UNCU TUR GÖRÜŞMELERİ); konuşma 1.140 kelime.

Fahrettin Üstün (CHP, Muğla). “2003 mali yılı bütçesi 10 uncu tur görüşmeleri”. TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim tutanağı, 27 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/fahrettin-ustun-22-2003-03-27-2003-mali-yili-butcesi-10-uncu-tur-gorusmeleri (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA FAHRETTİN ÜSTÜN (Muğla)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2003 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının 19 uncu maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum; bütçenin hayırlı olması dileğiyle Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.

07.11.1982 günü kabul edilen ve 09.11.1982 gün ve 17863 mükerrer sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 45 inci maddesi, tarım, hayvancılık ve bu üretim dallarında çalışanların korunmasıyla ilgilidir. Bu maddede “Devlet, tarım arazileri ile çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önlemek, tarımsal üretim planlaması ilkelerine uygun olarak bitkisel ve hayvansal üretimi artırmak maksadıyla, tarım ve hayvancılıkla uğraşanların işletme araç ve gereçlerinin ve diğer girdilerinin sağlanmasını kolaylaştırır. Devlet, bitkisel ve hayvansal ürünlerin değerlendirilmesi ve gerçek değerlerinin üreticinin eline geçmesi için gereken tedbirleri alır” denilmektedir.

Ancak, Türkiye, bugünkü durumuyla, 45 inci maddeye karşı bir duruş içerisindedir. Ulusumuzun dengeli ve sağlıklı beslenme ihtiyacını karşılayabilecek et, süt, yumurta ve benzeri hayvansal ürünler yerine, glüten diyeti dediğimiz buğdaya dayalı beslenmeyle, bireyimiz ve toplumumuz, zaman içerisinde uyuşturulmakta, aklî ve fizikî faaliyetleri yavaşlamakta ve şizofrenik tablolar şekillenmektedir.

Bir ülkenin sosyal ve ekonomik yönden kalkınabilmesi ve beklenen uygarlık seviyesine ulaşabilmesi, yetenekli ve yaratıcılık gücü yüksek işgücünün varlığıyla mümkün olabilmektedir. Bedensel ve ruhsal sağlığı yerinde işgücü, planlı ve verimli çalışarak, ekonomik ve sosyal bağları kuvvetli toplumları oluşturup, kalkınmada itici gücü sağlayabilmektedir.

Türkiye, coğrafi konumu, doğal kaynakları, mevcut nüfusu ve sosyoekonomik yapısı nedeniyle, hayvancılık yapmaya elverişli bir ülkedir. Hayvancılık sektörünün halk sağlığına ve ülke ekonomisine katkısı, ayrıca, endüstriye aktaracağı hammadde kaynağı nedeniyle, kendi önceliğini kendisi ortaya koymaktadır.

Hayvancılık, toplumu yeterli ve dengeli besleyen, yüksek oranda istihdam yaratan, et ve süt ürünlerinin yanında, yem, deri ve ilaç endüstrisine hammadde aktaran ve bu yollardan da ülke ekonomisine katkıda bulunan önemli bir sektördür.

Hayvancılığı halk sağlığı açısından irdelediğimizde, nüfusun yüzde 22,5’inde, hayvansal protein yönünden yetersiz beslenme sonucunda ortaya çıkan hastalıkları göz önüne aldığımızda, hayvancılığın, insan sağlığı için ne kadar önemli bir sektör olduğu, bir kez daha ortaya çıkmaktadır.

Tarımın misyonu; 65 milyon insanımızı tarım beslemekte; nüfusumuzun yarısına iş olanağını tarım sağlamakta; tarım, ülkemize önemli miktarda döviz kazandırmakta; sanayi, yarıya yakın oranda tarımdan girdi almaktadır. Bütün bu nedenlerle tarım, tümüyle ekonominin, tümüyle tarımsal yaşamın, tümüyle Türkiye’nin sorunudur.

Türkiye’de uygulanan genel politikaların tarıma etkileri şunlardır: Ekonominin istikrar politikaları sektörü gözardı etmiş, yüksek faizler birçok işletmenin tasfiye olmasına neden olmuş, kur politikaları tarım ürünü ihracatını zora sokmuş, özellikle, hayvancılık 1980’lerde başlayan terbiyevî ithalatla çökertilmiştir. Üretkenlik doğrultusunda gerçekçi, tutarlı hiçbir tarım politikası uygulanmamıştır. Verimlilik temelinde üretim geliştirilememiş, bitkisel, hayvansal üretim dengesi devamlı bozulmuştur. Türkiye’yi dünyadaki tarımsal verimlilik ortalaması açısından karşılaştırdığımızda, Türkiye’de dekarda 194 kilogram buğday alınırken, dünyada 244; Türkiye’de dekarda 113 kilogram pamuk alınırken, dünyada 171; süt dünyada 2 034 litre ve laktasyondayken, Türkiye’de yılda 1 635 litre laktasyon gerçekleşmektedir.

Böylece, üretimimizin, dünya üretim ortalamasının çok altında olduğu görülmektedir. Önceliğimiz dünya ortalamasını tutturmak ve bu yönde politikalar geliştirmektir; ama, Hükümet Programında görüldüğü gibi, bu durum birkaç satırla geçiştirilmiştir. Ülkemizdeki destekleme uygulamalarına bakacak olursak, siyasal yarara endeksli destekler ve ilkesiz uygulamalar üretimin gelişmesine katkı sağlamamış, kaynaklar sektör dışı kesimlere aktarılmış, sektörde kaynak savurganlığı yaşanmıştır. Hayvancılık yem ve yağ üretimi desteklenmemiş ki, petrolden sonra en fazla dövizi bitkisel yağ ithalatına ödediğimiz halde. Ürün fiyatının düşük, girdi fiyatının aşırı artışı sektörü olumsuz etkilemiştir.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığının bütçesinin toplam genel bütçe içindeki payı her yıl azalmış, bu yılki bütçesi de, maalesef, bütçenin binde 6’sı olabilmiştir. Rant sektörüne aktarılan aşırı finansmanın maliyeti, tarım sektörüne fatura edilmiş, Ziraat ve Halk Bankalarının görev zararının sorumlusu tarım ve esnaf kesimi gösterilmiştir. Tarımda reform olarak sunulan Doğrudan gelir desteğiyle tarımcıyla âdeta dalga geçilmiş, 50 000 çiftçi ailesinin aldığı toplam parayı 6 toprak ağası almıştır; bu, nasıl destek vermektir?!

Olması gereken ürüne destek verilmeli, üretenin emeğine saygı gösterilmelidir.

Bu yıl, Akdeniz ve Ege Bölgelerindeki pamuk üreticisinin hali perişandır. Şayet, pamuğa destekleme primi verilmezse, pamuk ekim alanlarının yarısı ekilemeyecek, çiftçilerimiz icra takipleriyle karşı karşıya kalacaklardır.

Yine bu yıl, Ege ve Akdeniz Bölgelerinin pamuk toplama zamanında bol yağış alması, pamuğun tarlada kalmasına neden olmuş, çiftçilerimiz, 800 – 850 000 lira olan pamuğun kilosunu Ege piyasasında 450 – 500 000 liradan satmak zorunda kalmıştır.

Yine bu yıl, Ege, Akdeniz ve Marmara Bölgeleri zeytinliklerinde, görülen hastalık nedeniyle ürün kaybı yüzde 30’a ulaşmış; keza, bitkisel yağ ithalatına ödediğimiz döviz düşünülecek olursa, zeytinyağına litrede verilen desteğin en az 50 sent olması gereklidir.

Sayın Başbakan, geçen günkü pazar konuşmasında IMF politikalarına devam edileceğini tüm ulusa duyurmuştur. Böylece, tarım IMF’nin kıskacı altına daha çok girmiş olacaktır. Oysa, OECD standartlarına göre üretici başına desteğin, Avrupa Birliği ülkelerinde 8 000 dolar, Amerika Birleşik Devletlerinde 20 000 dolar olduğu, Türkiye’de ise bunun sadece 230 dolar olduğu bir gerçektir.

Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye tarımının yapısal sorunları vardır. Bu sorunların birinci başı, Türkiye’de tarımsal üretim planının olmaması, üretim birimlerinin yapısal sorunlarının olması, tarım topraklarının sorunları olmasıdır.

Verim ve üretim düşüktür; üretici örgütlenmesi yetersizdir, tarımda kamu örgütlenmesi son derece yetersiz, bir o kadar da karmaşıktır. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, gerekli işlevi görebilmesi için yeniden örgütlenmelidir. Ayrıca, 8 ayrı bakanlığa, özellikle dışticarette, Hazine Müsteşarlığı, Dışticaret Müsteşarlığı, Devlet Planlama Teşkilatı gibi birçok kuruluşa dağılmış olan yetkilerin, Tarım ve Köyişleri Bakanlığında toplanması şarttır.

Saygıdeğer milletvekilleri, tarımın başka kollarının olduğu da malumunuzdur; bunların başında da kültür balıkçılığı gelmektedir. Bizden yedi yıl sonra kültür balıkçılığına başlayan Yunaninistan’ın bugünkü ihracattaki payı, bizim yedi katımızdır. Yunanistan, batmak üzere olan kültür balıkçılarına 360 000 000 euro karşılıksız para verirken, bırakın para vermeyi, bizim balıkçılarımız, üreticiler tesis kurarken 11 bakanlıktan izin almakta, potansiyel alan olarak ilan edilen yerlere gelindiğinde, Kültür Bakanlığı Anıtlar Yüksek Kurulu “ben burayı SİT alanı ilan ettim” diyerek, balıkçıların ağır cezada yargılanmasına neden olmakta ve üreticilerin tamamı da sabıkalı duruma düşmektedir.

Ülkemizde yapılan kültür balıkçılığının ihracat toplamı 60 000 000 dolardır. Bunda Muğla’nın payı ise 42 000 000 dolardır ve Türkiye’de tüketilen balığın yüzde 80’i de Muğla’dan karşılanmaktadır.

Muğla kültür balıkçılığının ülke ekonomisine katkısı 340 trilyon Türk Lirasıdır. Devletin, kültür balıkçılığını desteklemesi bir yana, kösteklemekte ve bir ruhsat için -eğer, işler yolunda giderse- üç yıl geçmektedir.

Yer kiralama ise başlı başına bir sorundur. En verimli tarlanın dönümü 1 milyar Türk Lirası iken, açık denizin off-shore balıkçılık için kirası 1 200 000 000 Türk Lirasıdır.

İhracattan dolayı önceden teşvik primi alan balıkçılarımızın bu teşvik primi de ortadan kaldırılmıştır. Ortadoğu’dan büyük talep olmasına rağmen, ikili ticarî anlaşmalar olmadığından dolayı, yüksek gümrükler ve teşvik olmaması nedeniyle, o pazarı da Kıbrıs Rum kesimine kaptırmak üzereyiz.

Toplum sağlığı ve beslenmesi ve ekonomik kazanç açısından balıkçılık, su ürünleri yetiştiriciliği, ülkemiz açısından çok önemli bir tarımsal sektör olma yolundadır. Ülkemizde yılda 30 000 iç su, 20 000 ton deniz balıkları yetiştirilmekte, 400 000 tona balık avcılık yoluyla elde edilmektedir.

Ülkemizin üç tarafı denizlerle çevrili olmasına rağmen, pek çok akarsu, göl ve baraj rezervine sahip olmamıza karşılık, halkımızın tükettiği balık miktarı, kişi başına 6,5 kilogram civarındadır. Türkiye’nin üçte 1’i kadar kıyıya sahip olan ve kıyılarının çoğu Okyanusa açık ve korumasız durumda olan Japonya’da 55 000 adet su ürünleri yetiştiricisi yılda 500 000 ton ürün yetiştirmekte, bunun da Japonya ekonomisine katkısı 4-5 milyar Amerikan Dolarıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

71 konuşma daha · 27 Mart 2003

71 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook