2003 mali yılı bütçesi 10 uncu tur görüşmeleri
Trabzon Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 57. Birleşim · 1. yasama yılı · 27 Mart 2003 · 921 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Akif Hamzaçebi (CHP), 27 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2003 MALİ YILI BÜTÇESİ 10 UNCU TUR GÖRÜŞMELERİ); konuşma 921 kelime.
Mehmet Akif Hamzaçebi (CHP, Trabzon). “2003 mali yılı bütçesi 10 uncu tur görüşmeleri”. TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim tutanağı, 27 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-akif-hamzacebi-22-2003-03-27-2003-mali-yili-butcesi-10-uncu-tur-gorusmeleri-4 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; harcamalara ilişkin bir maddeyi şimdi görüşeceğiz. Tabiî, harcama deyince hep aklımıza bütçe içerisinde yer alan ödeneğin ilgili amaçlar için harcanması geliyor. Ben, daha değişik bir harcama üzerinde duracağım; bu, yine, bir kamu harcaması; ama, bunu bütçe içerisinde göremiyoruz, vergi harcamaları. Vergi harcaması, devletin vergi sistemi yoluyla vazgeçtiği gelirler yoluyla yapılan harcamadır. Devlet, bazı harcamaları topladığı vergilerle karşılar, ama, bazı harcamaları da, o alandan vergi almamak suretiyle yapar; bunları bütçede göremeyiz. Bunlar vergi sisteminde; istisnalar, muafiyetler, indirimler veya teşvik dediğimiz diğer araçlar yoluyla yer alır. Düşük vergi oranı olabilir, vergi ertelemesi olabilir, bütün bunlar vergi harcamasının şekilleridir. Doğrudan harcamalar, söylediğim gibi, bütçe içerisinde yer alır; ama, vergi harcamaları, maalesef, Türkiye’de bütçe içerisinde yer almıyor. Vergi harcaması Türkiye’de, belki, son yıllarda ortaya çıkan bir kavram, ama, diğer gelişmiş ülkelerde 1960’lardan itibaren ortaya çıkan ve giderek bu ülkelerin bütçe sistemlerinde yer alan bir kavramdır.
Vergi harcaması bütçede gözükmediği için, bu harcamalardan istisnalar ve teşvikler; hangi yolla olursa olsun yapılan bu harcamalardan kimlerin yararlandığının veya yasa koyucunun amaçladığı hedefin yerine gelip gelmediğini ölçmek, genellikle mümkün olmamaktadır. Genellikle, devletin, vergi teşvikleri yoluyla karşıladığı harcamaların amacına ulaşıp ulaşmadığı konusunda kamuoyunda ciddî tereddütler vardır. Hakikaten, vergi sistemi, bir konuya teşvik getiriyorsa, bu teşvik amacına ulaşıyor mu; bu, belirli değildir. Kamuoyu bu konuda doğru bilgilendirilmemektedir; çünkü, devletin elinde bu konuda yeteri kadar veri yoktur. Bunun ölçülmesi gerçekten son derece zordur, o nedenle bu tereddütler hep olur.
Örneğin, Türkiye’de 4325 sayılı kalkınmada öncelikli yörelerdeki vergi teşviklerini düzenleyen bir kanun vardır. Bu kanun, bu bölgelerin ihtiyaçlarına uygun olarak, gerçekten, iyi hazırlanmış bir kanundur; ama, bu kanunla getirilen teşvikler, istenilen amacı sağlamış mıdır; bu, çok net değildir. Hatta, istenilen amacı sağladığı konusunda elde yeteri kadar kanıt yoktur. Örneğin, serbest bölgeler. Serbest bölgeler, bir dönem, Türkiye için, orada sağlanan vergi teşvikleri yoluyla yabancı sermayenin çekileceği ve burada yabancı sermayenin yapacağı yatırımlarla istihdamı artıracağı ve Türkiye’nin ihracatına katkı sağlayacağı bölgeler olarak planlanmıştı ve bu amaçla da, serbest bölgelerde, Türkiye Cumhuriyeti önemli vergi teşvikleri verdi.
Peki, serbest bölgelerde durum nedir -serbest bölgeyi bir örnek olarak veriyorum, onu tartışma amacıyla söylemiyorum- serbest bölgelerde 11 milyar dolarlık bir ticaret hacmi vardır. Bu 11 milyar dolarlık ticareti, yurt dışından serbest bölgeye, serbest bölgeden yurtdışına veya Türkiye’den serbest bölgeye, serbest bölgeden Türkiye’ye yapılan ticaretin toplamı olarak alırsak; bunun sadece yüzde 18’i ihracattır, yüzde 82’si diğer saydığım üç tür ticarettir, ihracat olmayan ticarettir. Demek ki, serbest bölgelere biz bu kadar önemli vergi teşviki vermiş olmamıza rağmen, burada, şüphesiz, yatırım yapan yabancı sermaye de olmuştur, yerli müteşebbis de olmuştur; ama, sonuçta, ortaya çıkan tablo, 11 milyar dolarlık ticaret hacminin sadece yüzde 18’inin ihracat olduğu yönündedir. Demek ki, kabaca ortaya çıkan bu rakamın kabaca vermiş olduğu sonuca göre, serbest bölgelerdeki vergi teşvikleri amacına ulaşmamış.
Bir başka örnek: Türkiye’de, bir dönem -halen devam ediyor aslında, belki eskisi kadar, o ölçüde değil; ama, halen devam ediyor- LPG’nin, önemli ölçüde mutfakta ve kısmen de sanayide kullanılıyor olması nedeniyle vergisi son derece düşük tutulmuştur; litrede veya kilogramda 1 600-1 700 lira kadar bir vergisi vardı; 2001 yılına kadar, 2001 yılı ortalarına kadar vergi bu düzeydeydi. Mutfağın ve sanayiin teşviki veya sübvansiyonu amacıyla yapılmış olan bu düzenleme, o zaman, hiç hesapta olmayan bir başka sektörü yarattı, otogaz sektörünü; araçlar, süratle, benzinden otogaza dönmeye başladı. Bu, taksilerle sınırlı kalmadı. Belki bunun sosyal yönden açıklaması olabilir, o önemli değil; ama, çok lüks araçlar, cipler, çok büyük araçlar dahi otogaza dönmeye başladı. Sonuçta, o da, diğer akaryakıt ürünleri gibi ithal edilen bir üründür; ama, onun üzerine devlet vergi koymuyor. Neden; mutfakta kullanılıyor, sanayide kullanılıyor, ucuz kullanılsın diye; ama, planlanmayan bir başka alan doğuyor.
Vergi harcamalarının amacına ulaşıp ulaşmadığı, gerçekten kuşkuludur. Doğru olan nedir; gerçekten, daha önceki maddelerin birinde yapmış olduğum konuşmada, bir kamu harcama reformundan, kamu malî yönetimi reformundan söz ettim. Bu reformun esası, bütçe sürecinin değiştirilmesiydi; bütçenin, kamuoyuna, topluma ve karar alıcılara doğru kararlar almasını sağlayacak şekilde yeterli verilerle donatılmış olmasıdır. Bütçe, eğer bu şekilde hazırlanıyorsa, gerçekten, bir kamu harcama reformunu yapmışız demektir. Bu harcama reformunun bir parçası da, bu sözünü ettiğim vergi harcamalarının bütçe içerisinde rakamlandırılmış olarak yer almasıdır. Yani, devlet, vergi teşvikleri yoluyla ne kadarlık bir vergi almaktan vazgeçtiğini rakamlandırarak bütçeye bağlamalıdır. Vazgeçilen bu vergiler nedeniyle, tahsil edilmesinden vazgeçilen bu vergiler nedeniyle, ne kadarlık bir hâsılat sağlanmıştır ne kadarlık bir yatırım yapılmıştır veya ne kadarlık bir sosyal amaç güdülmüş ve ne kadarlık bir sosyal amaç gerçekleştirilmiştir, bunların ölçülmesi ve bütçeye bağlanması gerekir.
Bu, bizde yeni bir kavram; Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğünün bu konuda başlatmış olduğu çalışmalar vardır; ancak, gelişmiş Batı ülkelerinde, hakikaten, bu, 1960’lara kadar gidiyor. Bu uygulama, 1960’larda, Almanya ve Amerika Birleşik Devletleriyle başlamıştır. Bu, bu saydığım iki ülkeyle birlikte diğer birçok ülkede bütçe sürecinin bir parçası olarak düşünülmüştür. Hemen hemen Avrupa Birliği ülkelerinin birçoğunda, OECD ülkelerinin birçoğunda vergi harcamaları yıllık veya en azından iki yıllık, üç yıllık periyotlarla hazırlanmakta ve bütçenin bir parçası olarak veya bütçenin yanında ayrıca bir teknik belge olarak ilgili parlamentolara, ilgili yasama organlarına sunulmaktadır.
Avusturya ve Almanya, çok daha farklı bir uygulamayla, sadece vergi harcamaları değil, doğrudan harcamalar yoluyla yapılan teşvikleri de kapsayacak şekilde ayrı bir rapor hazırlamaktadır; sübvansiyon raporu hazırlayıp, bunu, bütçe sürecine bağlı kılarak, kendi yasama organlarının bilgisine sunmaktadır. Bazı ülkeler, bunu, doğrudan doğruya bütçe sürecine bağlı kılmayabiliyor; ama, mutlaka düzenleyip, yine, yasama organının veya kamuoyunun bilgisine sunuyor.
Ben, bu madde vesilesiyle, kamu harcama reformunun, vergi harcaması dediğimiz devletin vazgeçtiği vergiler yoluyla teşvik etmek istediği alanlardaki faydanın, hâsılanın ne olduğunun ölçülerek bütçeye eklenmesi ve bütçenin, bu şekilde, saydam devletin bir parçası, bütçesi olması için bu konudaki görüşlerimi ifade etmek istedim.
Çok teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
71 konuşma daha · 27 Mart 2003