İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 32. BİRLEŞİM · CUMARTESİ

Iv.tur (milli savunma bak.,bayındırlık bak.,ulaştırma bak.,)

Mehmet Boztaş

Aydın Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 32. Birleşim · 2. yasama yılı · 20 Aralık 2003 · 738 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Boztaş (CHP), 20 Aralık 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: IV.TUR (MİLLİ SAVUNMA BAK.,BAYINDIRLIK BAK.,ULAŞTIRMA BAK.,)); konuşma 738 kelime.

Mehmet Boztaş (CHP, Aydın). “Iv.tur (milli savunma bak.,bayındırlık bak.,ulaştırma bak.,)”. TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim tutanağı, 20 Aralık 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-boztas-22-2003-12-20-iv-tur-milli-savunma-bak-bayindirlik-bak-ulastirma-bak (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA MEHMET BOZTAŞ (Aydın)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2004 malî yılı Çevre ve Orman Bakanlığı bütçesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisinin görüş ve düşüncelerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi şahsım ve Grubum adına saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, çevre, insan ve tüm canlılar için yaşamsal bir öneme sahip olmasına rağmen, bugüne kadar Türkiye'yi yöneten sağ iktidarlarda olduğu gibi, AKP İktidarınca da çevrenin öneminin yeterince anlaşılamadığı görülmektedir. Her geçen gün daha çok artarak, insan ve diğer canlıların sağlığını, tarım alanlarını ve turizmi tehdit eden çevre kirliliğiyle mücadele için bütçeden daha çok pay ayrılması gerekirken, tam tersine, büyük bir vurdumduymazlıkla, çevre katliamına karşı seyirci kalınmakta, bir bakıma da teşvik edilmektedir.

Çevre ve Orman Bakanlığının bütçesi incelendiğinde, geçmiş sağ iktidarlar tarafından ortaya konulan yanlış politikaların AKP İktidarı tarafından da artarak sürdürüldüğü görülmüştür.

150,7 katrilyon tutarında ödeneği olan 2004 malî yılı bütçesinde, Çevre ve Orman Bakanlığına ayrılan pay 313,7 trilyon Türk Lirasıyla binde 2 oranındadır. Bunun da ancak yüzde 21'i -yani, 65 trilyon Türk Lirası- yatırım için öngörülmüştür. Bu rakam, çevre sorunlarının boyutları karşısında ve ülkemizin çağdaş gelişimi yönünden üzüntü vericidir.

Sayın milletvekilleri, çevreye karşı duyarsızlık, sağ iktidarların ortak bir özelliği olarak karşımıza çıkmaktadır.

1986 yılında Çernobil faciası yaşanmış; dönemin iktidarı, halkın sağlığının ve çevrenin en az düzeyde etkilenmesi için önlem alması gerekirken, tam tersine, bir bakan, büyük bir sorumsuzluk örneği göstererek, televizyonda çay içerek, çayda ve fındıkta radyasyon olmadığı inancını insanlara vererek, halkın sağlığını hiçe saymış, radyasyona karşı önlem alınmasını, âdeta önlemiştir. Halbuki, bilim adamları, bu olayların hemen akabinde, bunun çevre ve insan sağlığı için çok büyük tehdit oluşturduğunu, yaklaşık on yıl sonra olumsuz etkilerinin ortaya çıkacağını, kanser nedeniyle ölümlerin, sakat doğumların artacağını söylüyorlardı. Son yıllarda kanser nedeniyle ölümlerde büyük bir patlama yaşandığı görülmektedir.

Değerli milletvekilleri, benzer bir vurdumduymazlık da Menderes Havzasında kendini göstermektedir. Uşak ve Ulubey çevresinde bulunan deri sanayii fabrikaları atıksularının, tekstil ve şeker fabrikası atıksularının, Banaz Çayının bir kolu olan Dokuzsele Çayına bırakılması neticesinde, Adıgüzel Baraj suyunun, kurşun, bakır, krom, arsenik gibi ağır metal kirlilikleri, limit değerlerini aşma noktasına gelmiştir.

Dokuzsele Çayı suları, daha önceleri sulama suyu niteliğindeyken bu özelliğini yitirmiş, çevresine zehir saçan, Uşak ve Ulubey halkının sağlığını tehdit eder noktaya ulaşmıştır. Ulubey çevresindeki bağlar kurumaya başlamıştır. Çevreye karşı bu olumsuzluk giderek artmaktadır ve bu su kirliliği, Adıgüzel Barajının memba kısmında canlı yaşamı tehdit eder duruma gelmiştir.

Değerli arkadaşlarım, Denizli organize sanayi atıksuları ile, şehir merkezinde bulunan fabrika atıksuları da, Çürüksu ve Büyük Menderes Nehrinin kirlenmesindeki en önemli etkenlerden biridir.

Uşak merkezindeki bu kirlilik, sadece Uşak ve bir ilçesinde yaşayan insanlarımızın yaşamını değil, aynı zamanda Aydın İlinin doğusundan başlayarak, Buharkent, Nazilli, Yenipazar ve Söke Ovalarını izleyerek, denize dökülünceye kadar geçtiği Menderes Havzasında yer alan tüm canlıların yaşamını, insanlarımızın sağlığını tehdit eder boyuta gelmiştir.

Bu yörelerimizde, tarımla uğraşan çiftçilerimizin sağlığı her geçen gün daha çok etkilenmektedir; sulama için tarlasına giden yurttaşlarımız, ayaklarında yaralar oluştuğundan şikâyet etmeye başlamışlardır.

Değerli milletvekilleri, Menderes Havzasındaki bu kirlilik, sadece insan sağlığını etkilememekte, aynı zamanda verimli tarım alanlarının çoraklaşmasına ve ürün kalitesinin düşmesine de neden olmaktadır.

Menderes, Ege Denizine döküldüğü bölgede, Ege Denizinin kirlenmesine, büyük bir faciaya, bir turizm faciasına da sebebiyet vermekte, turizm büyük darbe almaktadır.

Değerli milletvekilleri, bütçeden ayrılan pay, sadece Menderes Havzasındaki insan sağlığını, tarım ve turizmi olumsuz etkileyen bu kirliliğe karşı mücadele için bile yeterli değildir; Türkiye'nin dört bir yanında yaşanan çevre kirliliğiyle ilgili zorunlu mücadele dikkate alındığında, ayrılan payın ne kadar komik olduğu kendiliğinden anlaşılmaktadır.

Hükümet yetkilileri, uluslararası alanda anlaşmalarla, mücadele programına alındığını dile getirebilirler. Ne zaman gerçekleşeceği belli olmayan bu yatırımlara güvenerek insan yaşamı tehlikeye atılamaz.

Değerli arkadaşlar, AKP İktidarının çevreye karşı bakışı, sadece bütçeden ayırdığı payla değil, aynı zamanda, bir yıllık uygulamalarıyla da ortaya çıkmıştır. Şöyle ki, tüm çağdaş ülkelerde, Çevre Bakanlığı, ayrı ve önemli bir bakanlık olarak yer alırken, AKP İktidarında tam tersi bir değerlendirmeyle, Çevre Bakanlığı, Orman Bakanlığıyla birleştirilerek çalışamaz bir duruma getirilmiştir. "Değiştim" diyen AKP İktidarına oy veren halkımız, bir yıllık uygulamaların neticesinde sukûtu hayale uğramıştır; sizdeki değişimin sadece söylemde kaldığını, eylemlerinizde ise hiçbir şeyin değişmediğini görmenin üzüntüsü içerisindedir.

Bir dönemin "Anayasayı bir kere delmekle bir şey olmaz" diyen ve bir bakıma hukuksuzluğun yolunu açan siyasetçilerinin yerini "yargıya güvenmiyorum" diyen bugünkü siyasetçiler almıştır. "Zenginleri severim" diyenlerin yerini, bu sefer bir başka anlayışı "tüccar - siyaset" anlayışını Türkiye siyasetinin gündemine getirenler almıştır. Sadece "tüccar - siyaset" mantığı değil, aynı zamanda "baba baba satarım" diyen, kendi halkına dayılanan bir siyaset anlayışını Türkiye demokrasisinin içerisine yerleştirmeye çalıştığınız görülmektedir.

FAHRİ KESKİN (Eskişehir)Anketler var; anketlere bakın.

MEHMET BOZTAŞ (Devamla)Anketleri bizler de biliyoruz.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

88 konuşma daha · 20 Aralık 2003

88 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook