İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 23. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Vergi barışı kanun tasarısı

Mehmet Mustafa Açıkalın

İstanbul Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 23. Birleşim · 1. yasama yılı · 16 Ocak 2003 · 1.854 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Mustafa Açıkalın (AK Parti), 16 Ocak 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 23. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: VERGİ BARIŞI KANUN TASARISI); konuşma 1.854 kelime.

Mehmet Mustafa Açıkalın (AK Parti, İstanbul). “Vergi barışı kanun tasarısı”. TBMM Genel Kurulu, 23. Birleşim tutanağı, 16 Ocak 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-mustafa-acikalin-22-2003-01-16-vergi-barisi-kanun-tasarisi (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Vergi Barışı Kanunu Tasarısı üzerinde, Adalet ve Kalkınma Partisinin görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; şahsım ve Grubum adına, hepinizi saygıyla selamlarım.

Bu tasarının ismi "barış tasarısı." Buna benzer af adı altında getirilen tasarılar veya başka isimler altında getirilen tasarılar -biraz önce ifade edildi- cumhuriyet tarihinde 36 tane. Yalnız, son yirmi yıla baktığımızda, bundan önceki, bu mahiyetteki ilk tasarı "Bazı Kamu Alacaklarının Tahsilatının Hızlandırılması ve Matrah Artırımı" adı altında 1992 yılında getirilmiş. Keza, ondan önceki tasarı 1983 tarihini taşıyor; o da "Bazı Kamu Alacaklarının Özel Uzlaşma Yolu ile Tahsili" ve son tasarı da, 1981 yılında; yani, son yirmi yılın içerisindeki tasarılar bunlardan ibaret.

Şimdi, biz, bu Vergi Barışı Tasarısını hangi şartlarla, hangi gerekçelerle, nasıl bir iktisadî yapı içerisinde getirme ihtiyacı duyduk; bunun ortaya çıkarılması lazım.

Bilindiği üzere, vergi sistemimiz, Gelir, Kurumlar ve KDV bakımından beyan esasına dayanan bir vergi sistemi.

İfade edildiği üzere, vergi üzerindeki incelemeler, en iyi tahminlerle yüzde 3 mertebesinde; yani, vergi idaresi, zamanaşımı süresi içerisinde, tahakkuk ve tahsil zamanı içerisinde -bunların zaten her biri beşer yıldır- 100 mükellefin ancak 3'ünü inceleyebilmekte. Diğer yandan baktığımızda, incelenen mükellefler bakımından ihtilaf yaratıldığında, bu vergilerin de asıllarının ve önemli ölçüde cezalarının büyük miktarda vergi yargısında düştüğünü görmekteyiz. Dolayısıyla, incelenemeyen, incelendiği takdirde de amme idaresi aleyhine neticelenen bir vergi yapısı içerisinde affın ne anlama geldiğini takdirinize bırakıyorum.

Vergi sistemimize baktığımızda, 2002 yılı itibariyle -rakam vermem icap ederse- 58 katrilyonluk toplam verginin 30 katrilyonu dolaylı vergilerden oluşmakta; bunlar da aşağı yukarı üç kalem; ikisini Katma Değer Vergisi; ithalde alınan Katma Değer Vergisi, dahilde alınan Katma Değer Vergisi oluşturuyor. Bunların her biri aşağı yukarı 10 katrilyonluk rakamlara baliğ olmakta. Diğer bir rakam da, Akaryakıt Tüketim Vergisi; yani, biz, aşağı yukarı, petrolü bir vergi tahsilat sistemi olarak kullanmaktayız.

Gelir üzerinden alınan vergiler, bu 58 katrilyonun içerisinden 20 katrilyonu dahi bulmamakta. Keza, bu Gelir Vergisinin de yüzde 99'unu gelir üzerinden yapılan stopaj vergileri oluşturmakta; yani, beyana dayanan vergilerden Kurumlar Vergisi ve Gelir Vergisi, bizim toplam vergi tahsilatımız içerisinde fevkalade önemsiz bir rakam ve yer tutmaktadır. Kurumlar Vergisinin 2002 yılı itibariyle toplam vergi gelirleri içerisindeki payı yüzde 1,35'tir. Beyana dayanan Gelir Vergisinin payı yüzde 1 dahi değil; yüzde 0,95'tir. Bu durumda, dolaylı vergiler ve özellikle Katma Değer Vergisi ile stopaj vergileri dikkati alınmadığı takdirde, getirilmiş bulunan bu tasarının hedefinde, vergi yekûnu itibariyle, fevkalade az bir tutar karşımızda bulunmaktadır.

Bu tasarı, nasıl bir iktisadî şartlar içerisinde gündeme getirilmiştir; bunun için biraz geriye dönmemiz icap etmekte. Hatırlayacaksınız, 1992 yılında Marmara Bölgesinde çok yıpratıcı bir deprem yaşanmıştır. Marmara Bölgesi niçin önemlidir; İstanbul tek başına vergi tahsilatının yüzde 45'ini; Marmara Bölgesi itibariyle yüzde 60-70 mertebesinde toplam vergi tahsilatını temin etmektedir. Bu deprem, iktisadî hayatta gerçekten önemli bir yıpranma yaratmıştır.

Keza, bu dönemlerde ülkenin finans sektörü ağır bir darbe almış ve bu da doğrudan doğruya reel sektörü etkilemiştir. İşletmelerin malî bünyeleri zayıflamış, işletmeler kapanmış, üretim ve istihdam düşmüştür. Bu kapanmalar dolayısıyla, sadece finans sektöründe, yetişmiş, bilgili, tecrübeli 40 000 civarında istihdam açığı çıkmıştır.

Yine hatırlanacağı üzere, bu dönemde 20'ye yakın bankaya kamu adına el konulmuş, bunlar birleştirilmiş, bir kısmının faaliyetlerine son verilmiştir, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredilmiştir. Bu bankalar sadece finans sektöründe faaliyette bulunan müesseseler değil, bilindiği üzere, bunların önemli ölçüde iştirakleri vardır. Şu anda da, bu iştirakler, bir patronaj eksikliği sebebiyle ciddî anlamda mal ve hizmet kayıplarıyla karşı karşıya bulunmaktadır.

Diğer yandan, orta sınıf ve küçük esnaf itibariyle bakıldığında, bunlar, değil vergilerini, satın aldıkları mal ve hizmetlerin bedellerini, yanında çalıştırdıkları işçilerin ücretlerini dahi ödeyemez bir duruma gelmiş, ticarî hayatta ödeme vasıtaları çekler ve hatta kredi kartları ihtilafları yargı merciinde önemli boyutlara ulaşmıştır, altından kalkılamaz rakamlara gelmiştir.

Zaman içerisinde baktığımızda, toplam vergi yükü, buna mukabil, artmıştır. 1985'te toplam vergi yükü gayri safî millî hâsıla içerisinde yüzde 10 civarında iken, bugün itibariyle, 2001 itibariyle yüzde 100 mertebesinde bir artışa; yani, yüzde 22,5 nispetine ulaşmıştır.

Ödemelere baktığımızda, tabiî ki, karşımıza borçlanmalar dolayısıyla çıkan faizleri görüyoruz. 2001 yılı içerisinde toplam vergi gelirlerimiz, iç ve dışborç faiz ödemelerine yetmez duruma gelmiştir. Bunun nispeti yüzde 103'tür. Oysa 1985 yılında vergi gelirlerinin faizleri karşılama nispeti yüzde 17,5 mertebesindeydi.

Diğer yandan, vergi mevzuatına baktığımızda, vergi kanunları gerçekten kaygan bir zemine oturmaktadır ve ekonomik göstergeler karşısında da hassasiyeti bulunmamaktadır; şöyle ki: İktisadî işletmeler enflasyona karşı korunmamıştır. Bilindiği üzere, çok uzun bir dönemde çok yüksek bir enflasyonla karşı karşıya bulunan ülkemizde vergi sistemimiz, maalesef, enflasyon karşısında âciz bırakılmıştır, enflasyon muhasebesi uygulanmamaktadır; ancak, Maliye Bakanlığının ve Sermaye Piyasası Kurulunun, çok yakın bir zamanda, işletmelerde enflasyon muhasebesi uygulamasını getireceğine dair çalışmaları bulunduğunu biliyoruz. Muhtemelen, bununla alakalı çalışmalar da, önümüzdeki günlerde, gerektiği takdirde, Meclisin gündemine gelecektir.

Verginin nispeti, izafî olarak yüksektir ve haksızdır. Böylece, verginin sosyal ve ahlakî boyutu kalmamıştır; âdeta, vergi kaçırmanın suç olmadığı bir psikolojik ortam yaratılmıştır. Bu şekilde yaşanan malî ve iktisadî krizler sebebiyle vergilerin ödenmesi âdeta imkânsızlaşmıştır.

Krizi önlemek adına yapılacak tasarruflar ve fedakârlıklar, kamudan daha çok özel sektörden beklenmektedir. Aynı şekilde, vergi idaresinin ve uygulamasının esneklilik taşımaması sebebiyle birçok sanayici ve ihracatçı, hukuk ve adalet dışı uygulamalara, ithamlara maruz kalmıştır. Bu şekliyle, maliye ve iş çevreleri arasında gerginlik yaşanmaktadır ve nihaî olarak kayıtdışı ekonomi yüzde 60 mertebesine ulaşmıştır. Böylece, ekonomi, planlanabilir, kamu adına yönlendirilebilir olmaktan çıkmıştır. Baktığımızda, millî gelir içindeki vergi gelirlerinin payı bazı gelişmiş ülkeler seviyesine yükselmiştir. Aslında, gelişmiş ülkelerle mukayese edildiğinde burada daha da adaletsiz bir durum söz konusudur. Vergi diye alınan miktarlar çıkarıldığında mükellefin veya vatandaşın elinde kalan harcanabilir gelir, toplam vergi yükleri aynı seviyede olsa bile Türk mükellefi, Türk vatandaşları bakımından fevkalade düşük bir seviyeye inmiş bulunmaktadır. Bu durumda, yaşanan ekonomik tahribatın işletmeler üzerindeki menfi etkilerinin azaltılması, istihdamın ve üretimin artırılması, sürdürülebilir bir ekonomik büyüme seviyene ulaşılması, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının acil eylem planında ve seçim beyannamesinde belirttiği üzere, ülkenin birinci önceliği haline gelmiş bulunmaktadır.

İşte bu ihtiyaca binaen hazırlanmış bulunan Vergi Barışı Kanunu Tasarısının amacı, devlet ile işdünyasının, kamu idaresi ile vatandaşın barıştırılması, geçmiş ihtilaflar ve alacaklarda belirli şartlarda sulhe ulaşılması ve geleceğe yeniden temiz bir sayfayla başlanılmasıdır. Gerçekten de bu -biraz önce ifade edildiği üzere- bir başlangıçtır. Bundan önceki oturumlarda, bilindiği üzere, malî milat ve nereden buldun adı altında söylenilen kanunlarda değişiklikler yapılmış ve yeni, temiz bir sayfa açılmak istenilmiştir. Bu getirilmekte olan Vergi Barışı Kanunu Tasarısı da bunlardan üçüncüsüdür. Gerçekten, bundan sonra, vergi sisteminin ve vergi idaresi reformunun yapılması icap etmektedir, eğer, ülkemizde, gerçekten, tahsil edilebilir, adil bir vergi sistemi kurulmak isteniyorsa.

Anlatılan bu gerekçelerle huzurunuza getirilmiş bulunan Vergi Barışı Kanunu Tasarısı, pek tabiîdir ki, devlete katkı sağlamanın ötesinde, ayrıca, bir vergi barışı mesajı da taşımaktadır. Biz, bu Vergi Barışı Kanunu Tasarısıyla bunu yaparken, geçmişte, kanunî vecibelerini, dürüst mükellef olarak zamanında ve tam olarak yerine getiren insanlarla dengeyi korumaya, aradaki uçurumu indirmeye ve kamu vicdanını rahatsız etmemeye özel önem ve özen göstermiş bulunmaktayız. Ancak, takdir edileceği üzere, bu bir barıştır, bir uzlaşmadır; işleyen ve yeterince talep bulan bir sistem tesis etmek ihtiyacı da bulunmaktadır.

Tasarıya baktığımızda, birinci olarak, kesinleşmiş, henüz vadesi gelmiş veya gelmemiş amme alacakları bakımından belirli indirimler temin edilmek suretiyle, ödeme vadeleri, bugünden başlamak üzere, 2004 Haziranında sona ermek üzere, aşağı yukarı onbeş aya yayılmak suretiyle, kesinleşmiş alacak asıllarından, devlet, amme idaresi herhangi bir fedakârlık yapmamakta, sadece gecikme zammı faizlerinde indirimler yapılmakta, vergi cezalarına ilişkin gecikme zamlarında da, kesin olarak herhangi bir indirime gidilmemektedir.

Tasarı, esas itibariyle, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu kapsamına giren vergi, resim, harç ve cezaları içine almıştır. Bunun dışında, 2886 sayılı Kanuna göre tahsil edilen ecrimisiller tasarı kapsamındadır. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanununun bazı alacakları, keza, bu kanun kapsamına sokulmuştur. Bilindiği üzere, Vergi Usul Kanunu kapsamındaki alacaklar, 6183 sayılı Kanun kapsamındaki alacaklardan daha da dardır.

Keza, beyaz sayfa açma amacıyla, işletmelerin kayıtlı durumları ile fiilî durumları dengelenmek istenmiş, kayıtlarda mevcut olduğu halde fiilen olmayan veya fiilen mevcut olduğu halde kayıtlarda bulunmayan emtianın, demirbaşların, makine ve teçhizatların rayiç bedelleriyle, tabiî, amme idaresine belirli bir ödeme yapmak suretiyle, kayıtların fiilî duruma uydurulması amaçlanmıştır.

Bu tasarı, gümrük vergilerinde de, keza, belli indirimler temin edildiği takdirde, tahsilat kolaylığı getirmiştir. Bunlara ilişkin para cezası, vergi cezalarında ve faizlerinde indirim yapılmaktadır.

İfade ettiğim üzere, kanun tasarısının birinci amacı, tahsilatın hızlandırılmasıdır; ikinci amacı, dava ve ihtilaf safhasında olan alacaklar bakımından, tahsilat yanında, yargı merciinde önemli ölçüde -180 000 adet- olduğu ifade edilen dosya ve ihtilaf sayısının azaltılmasıdır.

İfade ettiğim üzere, tasarı, ödemelerde 9 eşit taksit getirmektedir. Yalnız, bir diğer şart vardır; adı üzerinde, barış tasarısı olduğu için, bu tür indirimlerden istifade edebilmek için, dava açılmaması, yani, ihtilaf yaratılmaması veya amme alacağı ihtilaflıysa bu ihtilaftan vazgeçilmesi şartı aşağı yukarı bütün vergiler bakımından öngörülmüştür.

Şunu ifade etmeliyim ki, bu tasarı, bundan önce, sözlerimin başında zikrettiğim 4 tasarıdan daha detaylı bir düzenlemeyi içermektedir; yani, muhtemel bütün hususlar kapsanmak istenmiş; tasarı kanunlaştıktan sonra doğacak ihtilaflar asgariye indirilmek istenmiştir. Mesela, 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesine göre tecil uygulaması yapılmış, mükellefler de tecil taksitlerinin bakiye, kalan kısımları için bu kanunda yazılı şartlara riayet etmeleri halinde bu kanun hükümlerinden yararlandırılacaklardır.

Ödemeler belli taksitlere bağlandığı için, bu amme alacakları için, muhtemelen kamu idaresi, alacağın teminatı bakımından haciz uygulamış veya teminat almış olabilir. Bu teminat ve hacizler, ödeme nispetlerinde kaldırılacak ve teminatlar iade edilecektir.

Bilindiği üzere, yine, sözlerimin başında belirttiğim Marmara Bölgesindeki depremin verdiği tahribatı azaltmak maksadıyla belirli vergiler ertelenmiş idi. Bu tasarıyla, Şubat 2002'de vadesi sona eren vergiler, yeniden, bu tarihten itibaren başlamak üzere, keza, 9 ay ve 9 eşit taksitte 2004 yılına kadar vadelendirilmektedir.

İhtilaflı dosyalar bakımından, ihtilafın ilk yargı merciinde; yani, vergi mahkemesi veya bölge idare mahkemesi veya Danıştay nezdinde açılmış olmasına göre ödemelerde farklı nispetler öngörülmüştür. Dikkatinize sunmak isterim ki, terkin edilmiş bir vergide dahi yüzde 30'luk ödeme talep edilmektedir. Bunun ne derece bir af kanunu olduğunu takdirlerinize sunuyorum.

Yine, af kanunu niteliğiyle alakalı olmak üzere, vergi incelemesi devam eden işlemler bakımından bu kanunun matrah artırımına ilişkin hükümleri saklı tutulmak istenmiştir. Yani, bu kanunun yürürlüğünden sonra dahi vergi incelemeleri devam edecek, buna ilişkin tarhiyatlar yapılacak; bundan sonra, mükellef, talep etmesi halinde, bu kanunun 1 inci maddesinde ifadesi bulunan şartları yerine getirdiği takdirde indirimden istifade edecektir. Tasarı, ihtilafa meydan vermemesi bakımından incelemeyi de detaylı bir şekilde tarif etmiştir.

Tasarının önemli bir düzenlemesi, bilindiği üzere, Gelir ve Kurumlar Vergisi bakımından matrah artırımıdır. Belirttiğim üzere, bu, beyana dayanan vergilerde, beyana dayanan mükellefler bakımından...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Devamla)Vergi sistemimizin dolaylı vergilere dayanıyor olması karşısında, matrah artırımının, Gelir ve Kurumlar Vergisi bakımından önemli bir mana ifade etmediğini burada belirtmek isterim. Matrah artırımına, bu tür mükellefler, önemli ölçüde, vergi inceleme tehdidinden kurtulmak için, yani psikolojik bir baskıdan kurtulmak ve rahatlamak için müracaat edeceklerdir.

Tabiî ki, burada, zarar beyan edilmesi veya hiç beyanname verilmemesi de düzenlenmiştir; bunun adaletsiz olduğu ifade edilmektedir. Biraz önce söylediğim gibi, vergi sistemimiz beyana dayanan bir sistemdir. Zarar etmiş veya beyanname vermemiş mükellefleri bizim inceleme şansımız yüzde 3'tür. Demek ki, bu mükelleflerin yüzde 97'sinden, biz "vergi" adı altında veya barış tasarısı kapsamında tahsilat yapacağız. Bu, adaleti bozan değil, kanaatimce, adaleti kuvvetlendiren bir sistemdir; aksi takdirde, yüzde 97'den hiçbir tahsilat elde edemiyorsunuz.

Keza, Katma Değer Vergisi bakımından da, af veya vergi barışının getirdiği hüküm, başlangıçta görüldüğü kadar, Katma Değer Vergisi mükellefleri açısından, cazip değildir; şöyle ki: Tasarının bir maddesinde, gelecek döneme devreden Katma Değer Vergisinin bulunması, iade veya mahsup Katma Değer Vergisinin bulunması, tecil, terkin uygulamasının bulunması halinde matrah artırımında bulunsa dahi, maliye, kamu idaresi inceleme hakkını mahfuz tutmaktadır.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

24 konuşma daha · 16 Ocak 2003

24 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook