2003 mali yılı bütçesi 10 uncu tur görüşmeleri
Genel Kurul, 57. Birleşim · 1. yasama yılı · 27 Mart 2003 · 1.134 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Oğuz Oyan (CHP), 27 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2003 MALİ YILI BÜTÇESİ 10 UNCU TUR GÖRÜŞMELERİ); konuşma 1.134 kelime.
Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “2003 mali yılı bütçesi 10 uncu tur görüşmeleri”. TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim tutanağı, 27 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2003-03-27-2003-mali-yili-butcesi-10-uncu-tur-gorusmeleri-3 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; uzun bir madde dinledik; 28 inci madde. Gecenin bu saatinde, ne anlama geldiği konusunda çok fazla dikkat göstermemiş olabiliriz. Bu konuda, bir (h) fıkrası eklenmek üzere, AKP Grubundan bir önerge de olacak; birazdan onu da okuyacaklar.
Çok maddeli, daha doğrusu, çok fıkralı bu maddeyle ilgili iki konuya değineceğim. Bu maddede “Kamu ortaklıkları ve iştiraklerinde sermaye değişiklikleri” başlığı altında, çok sayıda düzenleme yapılıyor; bunun içinde, kamusal ya da yarı kamusal kuruluşlar arasında bir iç konsolidasyon da söz konusu.
Burada iki konuya değinmek İstiyorum. Bir tanesi, dolaylı olarak gündemde olan görev zararlarıyla ilgili. C maddesinde, Emlak Bankası, Ziraat Bankası ve Türkiye Halk Bankası ilişkileri var. Ziraat Bankası ile Tarım Satış Kooperatifleri Birliği ilişkisi burada yok; ama, bir anlamda ona da değinme imkânımız var.
Bakınız, Türkiye’de, kamu bankalarının bu görev zararları konusunda, kamuoyu yanıltılmıştır. Türkiye’de, özellikle, Ziraat Bankası ve Halk Bankasının görev zararları konusunda, kamuoyunun yanıltılmasında, yıllardır, bazı gerçekdışı görev zararları üzerine bina edilmiş bir iddia ortaya atılmıştır. Bunun bir örneğini vereceğim: Tarım Satış Kooperatifleri Birlikleri -üç tane pamukla ilgili birlik- 1993-1994 sürecinde, pamukta prim uygulaması dolayısıyla, Ziraat Bankasından 315 milyon dolar bir kaynak kullanmışlardır. Bu 315 milyon doları, üç tane birlik artı birlik dışında pamuk üreticilerin tümü kullanmışlardır; bu birliklere verilmiş bir kaynak değil, üreticiye verilmiş bir kaynaktır. Doğrudan doğruya geri dönüşsüz bir prim olarak ödenmiştir. Bu 315 milyon dolar, 1997 yılında, Hazine, Ziraat Bankasına 715 milyon dolarlık bir geri ödeme yaptığı halde, 2000 yılında 18 milyar 300 milyon dolara çıkarılmıştır; yani, Ziraat Bankası, Hazineden olan alacağını, 7 yıl içerisinde, 315 milyon dolardan, 18 milyar dolara çıkarmıştır ki, arada da 715 milyon dolar tahsil ettiği halde; yani, ne oluyor; bir an Ziraat Bankası, Hazineyi mi dolandırıyor diye düşünebilirsiniz. Aslında, olayın perde arkası tabiî öyle değil. Ortadaki olay, bankanın -bu banka örneğinden gidersek- başka nedenlerle uğratıldığı zararların, çiftçi üzerinden, burada, bu örnekte, pamuk çiftçisi üzerinden üreticiye ihale edilmesi olayıdır; yani, üreticiye demişlerdir ki, bak, senin yüzünden Ziraat Bankası zarar ediyor; fakat, işin aslına baktığımız zaman, tam bir tefeci faiz, dolar bazında yıllık yüzde 128, bunu ilk defa DPT’de bir genel müdür makalesinde yazdı, Daha sonra 2000 yılı Sayıştay raporunda var. Dolar bazında yüzde 128 yıllık faiz, Türkiye’nin bugün dış borçlanma faiz oranlarının da 10 katı üzerindedir, dünyada eşi benzeri pek görülmemiş bir olaydır. Peki, nasıl oluyor da, hazine, Ziraat Bankası tarafından bu kadar yüksek faiz ödemeye zorlanıyor. Bunun arkasındaki olay -tekrar ediyorum- Ziraat Bankasını başka nedenlerle zarara uğratan siyasîler ve onun altındaki bürokratların bu senaryoyu hazırlamış olmalarıdır. Ziraat Bankasının bu dönemdeki, 1994 sonrasındaki zarar nedenleri farklıdır. Hazinenin iç borçlanmasında, hazine Ziraat Bankasını ve diğer kamu bankalarını en düşük faizden ihalelere sokarak, cari faizlerin altında faizlere razı ederek bu bankaları zarara uğratmıştır. Bir nedeni, en önemli nedeni budur. İkincisi; 1996-1997 yılında bir başka zarar nedeni, Refahyol dönemindeki kaynak paketleri çerçevesinde çıkarılan bedelsiz ithalat uygulamasıdır. Üçüncü nedeni; Ziraat Bankasının yurtdışı şubelerinin açılması ve denetim dışı bırakılmasıdır. Nihayet dördüncüsü, Ziraat Bankasıyla ilgili Yüksek Denetim Kurulu raporlarının KİT Komisyonunda ibra edilmemesine rağmen üzerine gidilmemesi olgusudur. Yani, Meclisin gene görevini yapmaması olayıdır.
Dolayısıyla, burada görev zararı diye bize sunulan, aslında bir görev zararı değildir. Ziraat Bankasının görevi, hazineyi düşük faizle fonlamak değildir. Görev zararı, ancak kendi görev alanında olur; örneğin, Ziraat Bankası, cari faizler ortalama yüzde 50 iken, çiftçiye yüzde 20 faizle kredi verseydi, yüzde 50 ile yüzde 20 arasındaki fark onun görev zararı olurdu. Bunu anlardık; ama, ortada böyle bir durum yoktur. Hazine o sırada Ziraat Bankasından 315 milyon dolarlık bir pamuk primini kullanmış, Ziraat Bankası, 2000 yılına gelindiğinde 18 milyar 300 milyon dolarlık bir karşılık talep ediyor ve şu an devletin kamu içi borçlanmasının en önemli unsuru, şu sırada hazinenin Ziraat Bankasına verdiği tahvillerden kaynaklanmaktadır ve bunun arkasında da, güya çiftçi vardır. Böyle bir şey yoktur, bu bir aldatmacadır. “İşte bakın, Türkiye’de çiftçiyi desteklemenin maliyeti budur, çiftçi yüzünden olmaktadır, sorumsuz destekleme yüzünden olmaktadır” diyerek, desteklemeyi torpillemek için kullanmışlardır ve bunu, ne yazık ki, 2000 sürecinde IMF ve Dünya Bankası da kullanmıştır; yani, bakınız, bu sistem nasıl kötü çalışıyor, bu sistemi değiştirelim, bütün destekler kalksın; yerine, sadece doğrudan gelir desteği gelsin meselesinde bunu kullanmışlardır ve Türkiye, ne yazık ki, bunu yeterince tartışmamıştır. Ben, bunu, bugün burada özel olarak söylüyorum; ben, bunu defalarca söyledim, Hazine Müsteşarının olduğu panellerde söyledim; hiçbirinden bir cevap gelmemiştir; ama, bugün, burada, milletvekili sıfatıyla, bunu, bir kez daha kayıtlara geçirmek için dile getiriyorum.
Dile getireceğim ikinci konu şudur: Bu maddenin (e) fıkrasında, tarım satış kooperatifleri ve birlikleriyle ilgili düzenlemeler var. Bilindiği gibi, 2000 yılının 16 Haziranında çıkarılan 4572 sayılı Yasa, tarım satış kooperatifleri ve birliklerinin... Ki, ben, bunlardan birisi olan Tariş’in, dört birliği olan Tariş’in üç yıl genel müdürlüğünü yaptım. Bu birliklerin 2000 yılı mayıs ayı öncesindeki borçlarını bu maddeyle ne yapıyoruz; tasfiye ediyoruz.
Bu Yeniden Yapılandırma Kurulu dediğimiz kurul, 4 yıl için kurulmuş, Dünya Bankası telkinleriyle kurulmuş, onun söylediği isimlerle büyük ölçüde yönetim kurulu doldurulmuş ve birliklerin, tek temsilcisi olan 7 kişiden sadece 1 kişi tarım satış kooperatifleri ve birlikleri temsilcisidir, diğerleri değildir.
Böyle bir yapı içerisinde, Yeniden Yapılandırma Kurulu, birliklere, yeniden yapılandırmalar dayatıyor. Nasıl dayatıyor; sanayi kuruluşlarını satın; siz birliksiniz, tarımla ilgilisiniz, sanayide işiniz ne?.. “Sanayide işiniz ne” lafını, ilk defa, sanırım Çiller söylemişti 1994 yılında ve büyük bir bilgisizlik sergiliyordu.
Dünyanın her tarafında tarım satış kooperatifleri türü kooperatifler, en büyük iş hacimlerini tarımsal sanayi üzerinden gerçekleştirirler ve gelişmiş ülkelerde de -Avrupa ülkelerinde- aldığınız bir süt, peynir, vesaire, neyse, bunların, büyük olasılıkla bir kooperatif malı olduğunu bilirsiniz. Yani, piyasada bir üçüncü sektör olarak kooperatifler çok etkindirler ve bunlar, tarımsal sanayide çok etkindirler.
Şimdi, bu proje, bugün Türkiye’de yürüyen bu proje, Yeniden Yapılandırma Kurulunun denetimi altında; “birlikler gelin sizin borçlarınızı tasfiye ederiz, 2000 öncesi; ama, bunun karşılığında, biz, sizin işlerinize karışırız.” Bütün birliklerle bir mutabakat zaptı imzalanmıştır; hatta, birliklere bağlı kooperatiflerle ve bu birliklerin tepesinde tam anlamıyla bir sulta olarak, bu kurul çalışmaktadır.
Bu Meclisin 4572 sayılı Yasanın bu 1 inci maddesini değiştirmek gibi bir sorumluluğu vardır; çünkü, Meclisi oluşturan iki taraf da, hem iktidarı hem muhalefeti tarımdaki destekleme konusunda halka bu desteklemenin böyle devam etmeyeceği konusunda sözler vermişlerdir. İki taraf da vermiştir; ama, bugün iktidar olan AKP’dir; dolayısıyla, bu sorumluluk en çok size düşüyor. 4572 sayılı Yasanın 1inci geçici maddesini, yani, yeniden yapılanma kurulu diye kurulan kurulu bu yapısından mutlaka kurtarmalıyız. Ya bu kurul tasfiye edilir ya da bu kurul demokratik bir yapıya kavuşturulur. Bu kurulun çoğunluk üyeleri tarım satış kooperatifleri birlikleri arasından seçilir ve bu kurulun, birliklere baskı yapması, şantaj yapması engellenir.
Birlikler Türkiye’de tarımsal sektörün düzenlenmesi ve geliştirilmesi açısından çok önemli fonksiyonlara sahiptirler, bu fonksiyonlar geliştirilmelidir. Şu an “personeli azalt, bütün kıdemli personeli çıkar, kıdem tazminatı fonlarını ödeyelim” denilerek birlikler üzerinde müthiş bir personel operasyonu yapılıyor. İkincisi, bu birliklerin bazıları, hâlâ, şu tasfiye programı içine girememiş durumdadırlar. Bu borçları sürmektedir. Nihayet, bu 4572 sayılı Yasanın 1 inci geçici maddesinde şöyle bir hüküm vardır; dünyanın hiçbir ülkesinde olmayan bir hüküm...
1 dakika içinde tamamlıyorum.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
71 konuşma daha · 27 Mart 2003
