İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 114. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Dpt kuruluş ve görevleri hakkında khk ile devlet memurları kan.değ.(ss.254)

Osman Coşkunoğlu

Uşak Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 114. Birleşim · 1. yasama yılı · 31 Temmuz 2003 · 1.746 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Osman Coşkunoğlu (CHP), 31 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DPT KURULUŞ VE GÖREVLERİ HAKKINDA KHK İLE DEVLET MEMURLARI KAN.DEĞ.(SS.254)); konuşma 1.746 kelime.

Osman Coşkunoğlu (CHP, Uşak). “Dpt kuruluş ve görevleri hakkında khk ile devlet memurları kan.değ.(ss.254)”. TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim tutanağı, 31 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-coskunoglu-22-2003-07-31-dpt-kurulus-ve-gorevleri-hakkinda-khk-ile-devlet-memurlari-kan-deg-ss (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak)Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Devlet Planlama Teşkilatı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimizi bildirmek üzere söz almış bulunmaktayım; öncelikle, hepinizi saygıyla selamlarım.

Avrupa Birliği eğitim ve gençlik programları arasında yer alan üç programdan (Socrates, Leonardo Da Vinci ve Gençlik programları) ülkemizin de yararlanmasını örgütlemek, bunu organize etmek amacıyla hazırlanmış bir yasa tasarısı var önümüzde.

Bu programları uygulama, izleme ve koordine etme amacına yönelik bir Ulusal Ajans kuruluyor. Bu, gayet güzel, gayet iyi, gayet yararlı olma potansiyeli taşıyan bir girişim. Hem programların kendisi böyle hem de böyle bir koordinasyon, izleme ve uygulama görevi görecek bir ulusal birimin kurulması çok yararlı; fakat, maalesef, bu tasarı, hem içeriği ve işlevi açısından hem de biçimsel ve yapısal açıdan çok ilginç bazı sakıncalar taşıyor. Bu ilginç sakıncalar, aslında -bütün demeyelim, ama- birçok yasada ve hükümetimizin birçok icraatında da görülüyor. Bunları dikkatinize getirmeye çalışacağım.

Öncelikle, Avrupa Birliğinin programlarından söz ediyoruz. Biliyorsunuz, bunu bir perspektife koymakta yarar var. Avrupa Birliğine girmek için arzulu görünen -özellikle hükümetin- ve Adalet ve Kalkınma Partisinin, sadece hükümet veya Adalet ve Kalkınma Partisinin değil, ülkemizin diğer bazı kesimlerinin de birtakım eksikliklerini bu noktada tamamlamakta yarar var.

Şimdi, Avrupa Birliği dediğimiz oluşum, ilk olarak, bir ortak pazar olarak ortaya çıktı. Bunun amacı da, Amerika Birleşik Devletleriyle rekabetti. Amerika Birleşik Devletleri, 200 000 000'luk, oldukça hali vakti yerinde bir tüketim toplumuna kendi ülkesinde hitap ediyordu. Avrupa'da da öyle bir ortak pazarla, ölçek ekonomisiyle Amerika ile daha iyi rekabet edilebileceği düşünülüyordu ve bir ortak pazar anlayışı başlamıştı. Daha sonra anlaşıldı ki, bu, sadece ekonomik bir olay değil; toplumsal ilişkileri geliştirmeyi de içermesi gereken bir proje, bu, Avrupa Birliği. Bu proje anlayışı egemen olduktan sonra, toplumun kaynaşması, toplumsal farklılıkları ve değişiklikleri bir zenginlik olarak görme anlayışı egemen olduktan sonra bu gibi projeler ortaya çıkmaya başladı. Burada söz konusu olan nedir; değişim, öğrencilerin değişimi, öğretim üyelerinin değişimi. Böylece, birbirlerinden kültürel ve teknolojik alışveriş olanağıyla, toptan, daha zengin bir -sadece parasal anlamda değil, entelektüel anlamda, teknoloji anlamında, rekabet gücü anlamında daha zengin- ortam yaratma girişimidir Avrupa Birliği; yani, Avrupa Birliği, kapıyı oraya atıp, derhal istihdam bulunacak, derhal ekonominin düzeleceği bir proje değildir. Avrupa Birliği, aynı zamanda, bir toplumsal projedir. Çeşitliliğe ve farklılığa saygıyı ve hoşgörüyü, çeşitlilik ve farklılıktan sinerji ve yarar çıkarmayı hedefleyen bir projedir; bunu görüyoruz burada.

Nedir bu söz konusu olan üç program, bizim de katıldığımız; birincisi Socrates denilen program. Bunun içerisinde alt programlar var; Erasmus gibi, Comenius gibi. Bunlar, yükseköğretimde engelleri kaldırmak... Nedir bu engeller; bu engeller kültürel engeller olabilir, yerel bir koza içerisinde kalmış olmanın yarattığı engeller olabilir. Bu engelleri kaldırmak için değişimi öngörüyor. Bir ülkeden başka bir ülkeye öğrencilerin gitmesi; sadece öğrenciler de değil, öğretim üyelerinin gitmesi... Örneğin, müfredat geliştirme programları... Gidip, başka bir müfredatı görüp, belki, onu uyarlamak veya ortak bir müfredat geliştirme programı gibi girişimler. Kreşten yükseköğretime kadar geniş kapsamlı, yaşam boyu eğitim, yabancı dil öğrenmek... Bu gibi konuları kapsıyor Socrates programı.

Gençlik programı ise, gençlik değişimlerini, gençlik buluşmalarını, belli bir tema etrafında gençliğin buluşmasını ve görüş alışverişini, gönüllü hizmeti -Amerikalıların Peace Corps vardı eskiden, 1960'lı yılların sonlarına doğru geliştirdiği; onun gibi, bir ülkeden başka bir ülkeye gönüllülerin gidip belli projelerde gönüllü olarak çalışması- grup girişimleri, destek faaliyetleri gibi konularda gençlik programı içerisinde yer alıyor.

Üçüncü program Leonardo Da Vinci, bir mesleki eğitimi destekleyen, yaşam boyu öğrenmeyi, kadın-erkek eşitliği gibi konulara eğilmeyi; yani, şu veya bu nedenle toplumda daha dezavantajlı durumda olagelmiş toplumsal kesimlerin bu dezavantajını ortadan kaldırmaya yönelik programları içeriyor.

Bunları anlamamız şu bakımdan önemli: Böyle programları uygulamak, izlemek, kişileri göndermek, getirmek, götürmek, program yaratmak; bunlar, uygulama işleridir; bunlar, izleme, kontrol, denetim işleridir. Bunlar, acaba, Devlet Planlama Teşkilatı bünyesine uyuyor mu?

Önce, neden Devlet Planlama Teşkilatı içerisinde bunun yer aldığına bakalım ve bu sorunun yanıtını, elinizdeki 254 sıra sayılı tasarının 7 nci sayfasında görüyoruz. 7 nci sayfanın en başında "DPT, bu projeyi başlatan ve bu alanda ihtisaslaşan bir kurum olduğu için, bu projeyi yürütmekle görevlendirilmiştir" denilmektedir.Yani, bu proje, Devlet Planlama Teşkilatında başladı diye devam etsin anlayışı.

Şimdi, bir kere, böyle, burada başladı, bari devam etsin anlayışı yanlıştır; hatta, bununla ilgili ilginç fıkralar bile vardır. Fakat, o zaman, neden burada başladığına bakalım; yani, bunun başlamasının bir rasyoneli var mı, onu bir bilelim. Varsa öyle bir rasyoneli, o zaman, tabiî, devam etmesinde bir sakınca yok.

Bunun Devlet Planlama Teşkilatında başlaması siyasî bir tercihtir, hiçbir rasyoneli yoktur. Bundan önceki 56 ncı hükümet döneminde, 21 inci Dönemde, Avrupa Birliğiyle ilgili birimleri üç koalisyon ortağı arasında paylaştırılmış görüyoruz. İşte, Avrupa Birliği Genel Sekreterliği var, o zaman koalisyon ortaklarından biri olan ANAP'a bağlanmış; Dışişleri bu konuyla ilgileniyor, o da Demokratik Sol Parti elinde. Ee, Milliyetçi Hareket Partisine de bir şey vermek lazım; o anlayışla, Milliyetçi Hareket Partisinden bir bakana bağlı olan Devlet Planlama Teşkilatına da "siz de bari bu programlarla ilgilenin" anlayışıyla verilmiş; aslında, ilk başta Eğitim Bakanlığında olması düşünüldüğü halde, böyle bir anlayışla, Devlet Planlama Teşkilatının kucağına bu konulmuştur. Bundan başka hiçbir rasyoneli yoktur. Devlet Planlama Teşkilatının amaçlarıyla uyuşmamaktadır.

Devlet Planlama Teşkilatı, Türkiye'de, stratejik planlama yapmakla, politikalar geliştirmekle yükümlü ve çok önemli bir teşkilattır; işlevi açısından, görevi açısından çok önemli bir teşkilattır. Bunu, böyle, basit birtakım uygulamalarla -çok önemli programlar için bile olsa- öğrenci gönder, getir, programlar düzenle, onlar ne yaptı, nereye gitti, nereden geldi, kim nerede kalıyor, koordinasyon, bu gibi işlerle izlemek, bu gibi konularla Devlet Planlama Teşkilatını meşgul etmek, Devlet Planlama Teşkilatının işlevine inanmamak demektir. Bundan başka izahı yok bunun. Devlet Planlama Teşkilatı, orta ve uzun vadeli stratejik planları yapan, politikaları geliştiren bir kuruluştur. Böyle, uygulama, izleme gibi konularda Devlet Planlama Teşkilatını sorumlu kılmak, son derece sakıncalı. Zaten, bu hizmet, yani, bu projeler, bu üç konu ilk gündeme geldiğinde, bu işin bağımsız bütçeli idare niteliğinde olması isteniyor; haklı olarak, idarî ve malî özerkliği olan, buna sahip TÜBİTAK gibi kuruluşlar tarafından yerine getirilmesi düşünülüyordu ilk başta; ama, izah ettiğim siyasî nedenlerle, bu, Devlet Planlama Teşkilatına bırakıldı. Oraya bırakıldı diye orada devam etmesi son derece sakıncalıdır. Devlet Planlama Teşkilatı açısından da sakıncalıdır. Devlet Planlama Teşkilatının görev ve misyonunu anlamamak diyeyim; belki daha hafif bir kelime bulunabilir; ama, onu yansıtır... Böyle bir uygulamanın da pek yararlı olacağını zannetmem. Devlet Planlama Teşkilatının, ülkenin politikalarını oluşturup, enerjisini stratejik planlama gibi konularda harcaması çok daha yararlıdır. Bu, önemli bir sakınca.

Şimdi, gelelim, yasanın, daha biçimsel gibi görünen; fakat, bu hükümete önemle ve ısrarla her zaman rica ettiğimiz, söylediğimiz, talep ettiğimiz, ciddiyetten uzak bir şekilde hazırlanmış olduğu her yerinden bellidir. Bakın, sıra sayısının, daha 1 inci sayfası -bunu, ben, Plan ve Bütçe Komisyonunda da dikkate getirmiştim- birinci paragrafın sonundaki cümle: "Bu programlar, 27 Aralık 2003 tarihinde dört adet anlaşma imzalanarak yürürlüğe girmiştir." 27 Aralık 2003'te girmiştir!.. Yani, bunlar, küçük şeyler gibi görünebilir; ama, bu kadar incelemeden, bu kadar süreçten, kontrolden geçen yerlerde böyle tarih hatalarının yapılmaması gerekir. Ya bu 27 Aralık 2003'te yürürlüğe girecektir ya da 27 Aralık 2002 veya daha önceki bir tarihte yürürlüğe girmiştir. Bunlar, kazaen, arada bir olsa, üstünde durmaya değmez; fakat, tutarlı bir şekilde yapılan ve belli bir ciddiyet eksikliğini yansıtan hatalardır.

Devam edeyim. Bilmiyorum, tasarıya hiç şöyle baktınız mı? Plan ve Bütçe Komisyonunun kabul ettiği şekliyle -iki kolon halinde- tasarının 1 inci maddesi 20 nci sayfada başlıyor. Nerede bitiyor; 27 nci sayfada bitiyor. Yedi sayfa, hadi yarısına yazılmış, üçbuçuk sayfa bir madde. Onüçüncü fıkra dediğiniz zaman, baştan başlayacaksınız bir, iki, üç, dört, beş diye saymaya, onüçüncü paragrafı bulacaksınız, işte burası diyeceksiniz. Böyle sakil yasa mı olur allahaşkına?!

Bu neden böyle hazırlandı, bunu hazırlayanlar bunun böyle sakil olduğunu bilmiyor mu; biliyor. Niye böyle hazırlandı? Aslında bu soru sorulmuş; cevabını da, yine, buradan vereyim. Bakın, 7 nci sayfanın ortalarına gelelim, burada söylenmiş zaten. Avrupa Birliği Uyum Komisyonu raporunda da yer almış, Plan ve Bütçe Komisyonunda da ifade edilmişti. "Tasarının 1 inci maddesi üzerinde yapılan görüşmeler sırasında -7 nci sayfanın ortalarından okuyorum- öncelikle maddenin kanun yapım tekniğine aykırı biçimde düzenlenmiş olduğu itirazı ileri sürülmüştür." Paragrafın devamı da bunu açıklıyor. Bunun cevabı ne? Cevaben yapılan açıklama da, bir paragraf sonra: "Düzenlemenin bu biçimde sunulmuş olmasının bir zorunluluktan kaynaklandığı belirtilmiştir." Nedir bu zorunluluk; tabiî, onu monte edeceksiniz var olan bir yasaya, Devlet Planlama Teşkilatı Yasasına; onu monte etmek için de bir madde olması gerekiyor. Dolayısıyla, uzun, yedi sayfa tutan bir madde. Devlet Planlama Teşkilatına koymak zorunluluğu nereden geliyor; işte, daha önceki hükümetin, 21 inci Dönemdeki hükümetin siyasî bir tercihinden. Bunlar, yasa yapma tekniğine aykırı, çok gayri ciddî yaklaşımlardır. Bunlar, sadece bir tasarıda olmuş olsaydı, belki bu kadar uzun bir şekilde üzerinde durulmasını gerektirmezdi; ama, bu, bir âdet haline geldi. Daha sekizinci aydayız; seçimden sonra bu bir âdet haline geldi; her yasada âdeta bir sakillik, bir dikkatsizlik, yapım tekniğine biçim olarak da, içerik olarak da aykırı, kabul edilemez hatalar var. Bunlara önemle dikkatinizi çekiyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisinin ciddiyeti, yaptığı işi doğru dürüst yapması, sadece bunu yapanları değil, hepimizi ilgilendiren bir meseledir; onun için, herkesin, Adalet ve Kalkınma Partisinin her üyesinin de bunun üzerinde hassasiyetle durması gerekir diye düşünüyorum, sadece muhalefetin değil.

Tasarının diğer sakıncalarına kısaca değineceğim. Tasarının 1 inci maddesinde bir merkez tanımlanıyor. Tabiî, 1 inci maddenin kaçıncı fıkrasında olduğunu bilemiyorum. Tasarıyla, merkezin, hizmetleri, sözleşmeli personel eliyle yürüteceği öngörülmektedir. Bu, belki esneklik sağlama açısından böyle konulmuştur; ama, geçici nitelikli personel hariç; yani, geçici olarak danışman tutulabilir, belli nitelikli personel tutulabilir; ama, buradaki hizmetin tümünün sözleşmeli personel istihdam etmek suretiyle yürütülmesi doğru bir yaklaşımı yansıtmamaktadır.

Ayrıca, yine, tasarının Merkez Başkanlığıyla ilgili getirdiği hükümlere bakıldığında, ayrıcalıklı bir kurul, bir anlamda bir üst kurul benzeri bir yapı oluşturmaya çalışıldığı anlaşılmaktadır. Şimdi, bir kuruluş içerisinde- hani, bunu dışarıda yapsak, bir kurul kurulsa bir derece; ama- Devlet Planlama Teşkilatının bir köşesinde, siz, ayrıcalıklı, âdeta bir üst kurul yaratıyorsunuz. Yani, o teşkilatın içinde çalışanların, bundan belli bir rahatsızlıklarının ortaya çıkacağı gerçeğini tahmin edebilmek için örgüt psikoloğu olmak gerekmez.

Daha önce de söyledim; bu amaçlara yönelik olarak kurulmuş olan TÜBİTAK ve benzeri kuruluşlar varken, bu sisteme örnek olacak, yeni alışkanlıklar getirecek bu tür kurumların eklenmesi doğru değildir. Yani, her bir adım, yine, bundan sonra benzer sakıncada durumlar ortaya çıkarma potansiyeli de taşıyor.

Ayrıca, Merkez Başkanlığında görevlendirilecek sözleşmeli personelin Emekli Sandığına tabi olması, yine, mevcut sosyal güvenlik sisteminde, yapıya aykırı bir düzenlemedir. Böyle aykırılıklar, yani, zaten, hepiniz, eminim duyuyorsunuz, aynı yerde aynı işi yapan insanların maaş farkları veya farklı sosyal güvence altında olan insanların farklı olanakları üzerine sürekli şikâyet duyduğumuz anda, bunları, belli bir şemsiye altında daha tutarlı hale getirme çabasını, hükümette, sevinerek görmüş olmamıza rağmen, böyle, birtakım yeni tutarsızlıkların ortaya çıkması da memnuniyet verici olmuyor.

Şimdi, bir de, bugüne kadar Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programları Daire Başkanlığına atanmış olup, çalışmakta olan personel var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

37 konuşma daha · 31 Temmuz 2003

37 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook