Milli eğitim temel kanununda değişiklik yapılması hakkında kanun (ss.249)
Karaman Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 114. Birleşim · 1. yasama yılı · 31 Temmuz 2003 · 1.704 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Yüksel Çavuşoğlu (AK Parti), 31 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MİLLİ EĞİTİM TEMEL KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN (SS.249)); konuşma 1.704 kelime.
Yüksel Çavuşoğlu (AK Parti, Karaman). “Milli eğitim temel kanununda değişiklik yapılması hakkında kanun (ss.249)”. TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim tutanağı, 31 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yuksel-cavusoglu-22-2003-07-31-milli-egitim-temel-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-kanun-ss-2 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA YÜKSEL ÇAVUŞOĞLU (Karaman)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 249 sıra sayılı 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde, Grubum adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi ve bizleri izlemekte olan aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, 3 Kasımdan sonra, bütün arkadaşlarımızın yaptığı gibi, biz de, Karaman'da, milletvekili arkadaşlarımızı topladık, basın toplantısı yaptık ve dedik ki: "Bugünden itibaren AK Partiyi burada bırakıyor, devlet-millet kaynaşmasını sağlayıp, Türk Milletini kucaklıyoruz. Böylece, hep birlikte, memleketimizi ve ülkemizi kalkındırmak için gayret edeceğiz, çalışacağız ve bu sloganla yola devam edeceğiz."
Bu noktadan hareketle, değerli meslektaşım Mustafa Gazalcı Beye de, bizim için yapmış olduğu güzel tenkitlerden dolayı teşekkür ediyorum. Almamız gereken noktaları aldığımızı; ama, benimsemediğimiz noktaları da kendilerine iade ettiğimizi ifade ediyor; katkılarına ve CHP'li bütün arkadaşların katkılarına tekrar teşekkür ediyorum.
Hemen şunu belirtmek isterim ki, burada, şu anda, konuşmayı ve üniversitedeki dersimizde olduğu gibi, karşılıklı iletişimli bir konuşma yapmak isterdim. Ülkemizin muasır medeniyet seviyesine ulaşması, geçmesi, hatta ve hatta, aya gidebilmek için güneşi hedeflemek noktasından baktığımız takdirde, eğitim sisteminde birtakım stratejik planlarımız ve bu planları gerçekleştirmemiz için parametrelerimizin olması gerekiyor. Dolayısıyla, bu parametrelerimizi çok kısa, öz olarak anlatabilmek için elimdeki hazır notlarımdan hareket etmeyi yeğliyorum. Bu noktadan hareketle, eğer, birkaç dakika zamanınızı alırsam, şimdiden özür diliyorum.
Değerli milletvekilleri, ülkeler ekonomik, sosyal, kültürel ve politik problemlerinin çözümüne katkıda bulunmak için eğitime yatırım yapmak zorundadır. Ne var ki, Türkiye'de eğitimin bizatihi kendisi ciddî bir mesele haline gelmiş veya getirilmiştir.
Anadolu ve fen liselerine giriş sınavında 40 000'den fazla öğrencinin sıfır alması, 2 000'den fazlasının kopya çektiğinin tespit edilmesi, bunun en güzel göstergesidir herhalde. Bu durum, çürüyen bir sistemin sağa sola savrulan parçaları olarak değerlendirilebilir. Bu durum, sıfır alan çocuklardan değil, çağdaş dünyanın hiçbir yerinde bulunmayan bir sistemin dayatılmasından kaynaklanmaktadır.
Türkiye, gerek eğitimine ve gerekse eğitimin diğer alanlarına yansıyan problemlerini çözmekten asla vazgeçemez; burasını çok iyi bilmemiz gerekmektedir. Bu sebeple, eğitimin sorunlarını çözebilmek için alışılagelmiş yaklaşımların dışında ve ötesinde yeni bir anlayış, yeni bir değişim ve yeni bir vizyona ihtiyaç duyulmaktadır. Herkes, ideolojik yaklaşımlarını bir kenara bırakarak, geleceğimizi ve gençliğimizi yakından ilgilendiren bu probleme pedagojik ve bilimsel olarak yaklaşmalı, çürümüş ve tükenmiş eğitim sistemi, ideolojiyle değil, pedagoji ve ilmî çalışmayla yeniden yapılandırılmalıdır.
20 nci Yüzyılın ilk yarısında sanayi toplumlarının ihtiyacına göre teşkil edilen eğitimle ilgili kavram, yöntem ve tekniklerin çoğunun bilgi çağına geçişte önemli değişikliklere uğrayacağı görülmektedir.
Toplumumuzun beklentilerini karşılayacak bir eğitimin, bizatihi kendisinin bu değişim ve gelişime açık olması gerekmektedir. Aksi halde, eğitimin kendisi, gelişmelerin önündeki en büyük engel haline dönüşüverir. Sanayi toplumundan bilgi toplumuna doğru geçişte insanların da bu değişime açık olması gerekmektedir.
Eğitim ve eğitim sistemi, fert, toplum ve milletler için büyük önemi haizdir. Eğitimin konusu insandır. Bu sebeple, insanı anlamak, insan-toplum ilişkilerinde meydana gelen gelişmeleri doğru yorumlamak, kuşakları geçmişin ışığıyla geleceğe hazırlamak, geleceğe ilişkin doğru tahminlerde bulunmak, değişen ve gelişen dünyada bilim ve teknolojiden en iyi derecede faydalanmak ve bunları refaha yansıtmak, doğru düşünüp doğru karar vermek, sağlıklı bir eğitim sisteminin vazgeçilmez şartı değil midir?.. Hayat boyu sürdürülmesi gereken toplumsal bir eylem olan eğitim, sıfırdan sonsuza, beşikten mezara kadar devam eden bir eğitim faaliyeti değil midir?
Herhangi bir ayırıma ve sınıflamaya tabi tutmaksızın, herkesin, ilgi, istek, yetenek ve yeterlilikleri doğrultusunda eğitim haklarından en iyi şekilde faydalanmasını savunan; ayrıca, her şeyin insan için ve insana göre düzenlenen, insan merkezli bir eğitimin hedef alınması zarurettir.
Öğrencilerin, yaşama kalitelerinin yükseltilmesine yararı olmayacak bilgileri ezberletmek zorunda bırakılmaları, eğitimdeki en büyük kaynak israfı değil midir?
Japon eğitim uzmanlarının, matematik maratonunda dünya finalisti olmalarına rağmen, ezberci eğitimden kurtulmanın mücadelesi için plan ve programlar yaptıklarını hepimiz bilmekteyiz. Dolayısıyla, hayat boyu öğrenme ve kişisel gelişim, toplumsal bütünleşme ve ekonomik büyüme, eğitimde fırsat eşitliği, üstüne basarak söylüyorum, eğitimde fırsat eşitliği ve yeteneklerin belirlenip desteklenmesi ve geliştirilmesi esasına göre tanzim edilmelidir.
Bilgi toplumunda, öğretecek bir şeyleri olan herkesin öğretmenlik, öğrenmek isteyen herkesin de öğrencilik yapacağı gerçeği dikkatten uzak tutulmamalıdır.
Eğitim, hem üretim yapmak ve hem geliştirmek, toplumun kültürel mirasını yeni nesillere aktarmak, hem de kişide var olan kabiliyetlerin açılım ve gelişimini sağlamaktır. Eğitim, kişinin kendi kendisine yeterli hale gelmesi, doğruyu ve eğriyi tarafsız kriterlerle bizatihi ayırt edebilecek bir formasyona sahip olması, kendi içindeki mükemmel kabiliyetleri yakalaması ve bunların neticesini yaşantı yoluyla davranışlarına yansıtması demek değil midir.
İnsanlığın, sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçiş sürecini yaşadığı günümüzde, teknolojik gelişmelerin benzeri görülmemiş değişimlere ortam hazırladığını hepimiz bilmekteyiz. Bu durum, gerek makro gerekse mikro düzeyde "insan kaynakları ve geliştirme" konusunun önemini artırmaktadır.
Köy kadar küçülen dünyada baş döndürücü bir rekabet yaşanmaktadır. Uluslararası bu yarışta ayakta kalmanın en önemli şartı, ülkelerin sadece ekonomik kaynaklarını harekete geçirmekle değil insan kaynaklarının da harekete geçirilmesiyle mümkün olacaktır. İnsan sermayesi için yapılan yatırımlar üretime dönüştürüldüğünde, ferdî ve ulusal gelirin artırılmasında en önemli etken olarak görülmektedir. Yeni teknolojiler üretmek ve mevcut teknolojileri en prodüktif şekilde kullanabilmek ve bilgi üretimi yapabilmek için emeğin vasfının geliştirilmesi gerekmektedir. Bu noktadan hareketle, eğitimde rekabetin artırılması ve lider veya kreatif vasfı haiz, nitelikli ve yüksek nosyonlu gençlik ve insanlar yetiştirebilmek için özel eğitim ve eğitim kurumlarının önünün açılması ve hatta, teşvik edilmesi hususunun önemi açıktır. Bu noktada, CHP'li meslektaşım Sayın Gazalcı'nın devletçi bakışının... Çoğunluğa sahip bir grup olarak değil, evrensel insan hakları, özgürlük ve eğitim sistemi gereği istemekte olduğumuzu belirtmek isterim.
Ülkemizde işsizlerin yüzde 48,16'sının ilkokul, yüzde 20,74'lük kısmının lise, yüzde 6,2'lik kısmının yüksekokul, yüzde 5,45'lik kısmının da meslek lisesi mezunu olduklarını hatırlatmak isterim.
Ülkemizde işgücünün yüzde 5,2'sinin üniversite, yüzde 9,7'sinin lise ve dengi okul, yüzde 7'sinin ortaokul ve yüzde 78,1'inin ise ilkokul mezunu olduğu görülmektedir.
Türk millî eğitiminin iki temel sorunu vardır. Bunlardan birisi kalite, diğeri kaynak sorunudur.
Kalite konusundaki olumsuzluğun en önemli sebebi, Türkiye'deki hantal eğitim bürokrasisi ve bunun eğitimdeki çağdaş gelişmeleri yakalamadaki aczi gösterilmektedir. Diğer önemli bir sebebi de, eğitime ayrılan payın yetersizliğidir şüphesiz.
Eski dönemlerin en değerli insan tipi çok bilen insan, yerini, bilgiyi gerektiğinde yerinde nasıl kullanabileceğini ve nereden bulabileceğini bilen insana bırakmıştır. Yine, çağlar boyu bilginin değişmez ve kalıcı olduğuna inanan insan tipi, yerini, bilginin kısa zamanda değişip eskidiği, bu nedenle, sürekli yeni bilgiler peşinde koşan ve kendini durmadan geliştirmeye çalışan insan tipine bırakmıştır.
Çok kanallı eğitim imkânlarının artması, okulun, öğretmenin, hatta, kitapların işlevini önemli ölçüde değiştirecektir. Öğretmenin tek bilgi kaynağı olmadığı bu ortamda, okul da, artık, bilgi kazanmanın tek mekânı değildir. Ders kitapları ise, neredeyse, her gün yeniden yazılmak durumunda olacaktır. Görüldüğü gibi, binlerce yıldır öğretmen-öğrenci üçgeni içinde varlığını sürdüren eğitim-öğretimde, yeni teknolojilerin yaşamımıza katılmasıyla birlikte çok yönlü, çok kanallı yeni alternatifler de kullanılmak durumundadır.
Öğretme yerine öğrenme, öğrenme merkezli eğitim, öğrenmenin parmak izi kadar kişiye özgü olduğunu göstermektedir. Çağdaş eğitimin öncülerinden biri olan Rousseau "eğitim, çocuğun tabiat ve yeteneğini göz önünde bulundurmazsa, insan ve toplum doğallıktan uzaklaşır" demektedir. Yine, Japon Sony'in bir sözü: "Bir ağacı, bir bitkiyi kökünden bir yere nakledebilmek için, bütün toprak ve bitkisel özellikleriyle taşımadığınız müddetçe tutturamazsınız"demektedir.
Dolayısıyla, 53 devlet üniversitesi ile 23 vakıf üniversitesinde 1 894 000 öğrenci öğrenim görmekte, 27 617 öğretim üyesi ve 46 517 öğretim elemanı görev yapmaktadır. 60 000 örgün ve yaygın eğitim kurumumuz var. İlköğretimde 10 300 000, yükseköğretimde 1 900 000 olmak üzere okulöncesi, ortaöğretim ve yaygın eğitim de dahil, toplam, 18 600 000 öğrencimiz eğitim görmektedir.
Dünya ortalaması öğrenci başına 3 370 dolar iken -dikkat çekiyorum- Avrupa ortalaması ise 6 585 dolardır. Türkiye'de ise, öğrenci başına, biliyor musunuz nedir; 2 000 dolardır.
Konsolide bütçe içinde Millî Eğitim Bakanlığı yatırımlarına ayrılan pay ise, üzgünüm, yüzde 16,43'tür.
Her 100 kişiden 53'ünün yurtdışına gittiği tespit edilmiştir.
Eğitimde eleyici yaklaşımdan uzaklaşarak, herkesin yükseköğrenim görmekten ziyade, severek yapabilecekleri bir iş ve sıkıntı çekmeden yaşayabileceği bir gelir temini daha önceki yaşlarda sağlanması gerekmektedir. İnsanlar yeterlilikleri ve başarabildikleriyle değil de, diplomalarıyla değerlendirilirlerse, herkesin yükseköğretime hücumu doğal karşılanmalıdır, günümüzde olduğu gibi....
Ayrıca, başarısız alanlardaki zaafı gidermek yerine, öğrencilerin başarıyla yaptığı işleri mükemmel yapabilmesine önem ve öncelik verilmelidir. Bu gayeyle, okulöncesi, ilk ve ortaöğretimin başarılı yönlerini yakalayıp güçlendirmek, metot olarak benimsenmelidir. Bu zaviyeden denilebilir ki, bütün dünyada olduğu gibi, ülkemizde de, mecburî ve temel eğitim kavramları üzerinde iyi durulması gerektiğini hatırlatmak isterim. Mecburî eğitim süresi, gerekirse daha da uzatılabilir, genişletilebilir; ancak, temel eğitim sonrası yönlendirmeli eğitim önemsenmeli ve kabiliyet, beceri ve arzular önplana çıkarılmalıdır. Ekonominin temeli olan sanayiin gövdesi, araeleman yetiştiren meslek eğitimiyle olur. Bu noktadan, sadece meslekî eğitimi önemseme değil, büyük ve güçlü oranda teşvik edileceğini ifade etmek isterim. Küçük siyasî hesaplar yerine, ülkemizin ve toplumumuzun geleceği için stratejik planlar yapılması lazım; bu Meclisin görevi budur.
Söylemek istemem; ama, mecburen, yeri geldiği için söylemek istiyorum; sadece, bütün ortaöğretim içerisinde yüzde 6 veya 8'i geçmeyen imam-hatip meslek liseleri uğruna, bu kadar sağlık meslek liseleri, endüstri meslek liseleri, Anadolu liseleri, öğretmen liseleri, liseleri, liseleri, liseleri, yüzlerce meslek liselerini kıyıma uğratmanın ne demek olduğunu vicdanlarınıza bırakıyorum.
Eğitim kurumlarının ve eğitim kalitesinin sürekli iyileştirilmesi, mikro düzeyde bireylerin, makro düzeyde toplumun ve ülkenin, mega düzeyde de tüm dünyanın, bir anlamda tüm insanlığın yaşam kalitesini sürekli olarak ileri götürecek, vazgeçilmesi imkânsız bir olgudur, özellikle, bizim milletimizin, dünya için bir görevidir; çünkü, kaliteyi yakalamak, geleceği yönetmektir. Geleceği yönetecek bir ülke...
Rus bilim adamı Strumlin'e göre, ilköğretim, bir işsizin verimliliğini yüzde 40, ortaöğretim yüzde 102, yükseköğretim ise yüzde 300 artırmıştır. ABD'de yapılan bir araştırmaya göre, ilkokuldan sonra yapılan 4 yıllık bir eğitimin, işçi gelirine, aynı imkânlardan yoksun birine göre yüzde 14'lük bir ilave getiri sağladığı tespit edilmiştir.
Değerli milletvekilleri, günümüz dünyasında, gelişime açık, doğru düşünen ve etkili karar veren, mesuliyet duygusu içinde olan, kendisini sürekli yenileyen ve geliştiren, birlikte çalışma becerisine sahip, rekabet ortamını anlayan, yarışan, çevreyi koruyan ve düşünerek hareket eden, olaylara çok yönlü bakabilen; yetkiyi, sorumluluk olarak kullanan; ülkesinin gelişmesini, kendisinin, çevresinin, ailesinin refahının gelişmesi olduğu şuurunda olan; hak aramasını bilen, kamu düzenine saygılı, insanı ve yaratıkları seven, insan ilişkilerinde bencil olmayan, herkese ve her fikre saygılı olan, asla önyargılı olmayan, muhakeme gücü yüksek, araştıran, okuyan, yeniliğe açık olan bir insan yetiştirme, ancak kaliteli bir eğitimle mümkündür; bu strateji için hepinizi davet ediyorum.
Yıllardır büyük düşünmeyi unutan Türkiye'ye, bu hasletini hatırlatacak olan eğitimdeki yeni vizyon çerçevesinde, gerek sistemimiz, gerekse müfredatı yeniden şekillendirmek mecburiyetindeyiz. Ülkemizin insan kaynaklarını, bilgi toplumunda yaşayacak ve gelişmiş ülkelerdeki akranlarıyla rekabet edebilecek yeterliliğe kavuşturmak için hazırlanan eğitimde kalite ve değişim programında benimsenen temel politikalar muvacehesinde, ülkesini, teknolojide çağdaş ülkeler seviyesi üzerine çıkaracak nitelik ve nicelikte, yetişkin, kalifiye elemanlar, insanlar yetiştirecek şekilde program ve müfredat geliştirmek amaçtır. Bunun için, bütün devlet-millet kaynaşması çerçevesinde, geleceğimiz için, hep beraber, CHP'lisi, AK Partilisi ve bütün millet olarak, beyinler zonklayacak derecede fikir üretmek, plan ve programlar yapmak mecburiyetindeyiz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
37 konuşma daha · 31 Temmuz 2003