Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısındaki konuşma
İzmir Milletvekili · CHP
Plan ve Bütçe Komisyonu · 5. yasama yılı · 28 Ekim 2026 · 1.173 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Sevda Erdan Kılıç (CHP), 28 Ekim 2026 tarihinde TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu oturumunda konuştu (gündem: Tutanak Metni); konuşma 1.173 kelime.
Sevda Erdan Kılıç (CHP, İzmir). “Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısındaki konuşma”. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu tutanağı, 28 Ekim 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sevda-erdan-kilic-2026-10-28-tutanak-metni (erişim: 29 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeKomisyonKonusmaTutanakDetay?tutanakId=90912
Konuşmanın tam metni
TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)SEVDA ERDAN KILIÇ (İzmir)Teşekkür ediyorum Başkanım.
Sayın Meclis Başkanı, Sayın Komisyon Başkanı, Komisyon üyeleri, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum. Yarın Cumhuriyet Bayramı'nı kutlayacağız, cumhuriyetimizin 103'üncü yılı. Bugün bu sıralarda yer alıyor ve söz söyleyebiliyorsak halkın adına bunu cumhuriyete ve Mustafa Kemal Atatürk'e borçluyuz. Sözlerime ben de böyle başlamak istedim. Hepimizin Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun.
Tabii, bugün 3 kurumu görüşüyoruz. 3 kurumun ortak bir özelliği var, 3'ü de doğrudan milletin hakkını, hukukunu korumakla yükümlü. Türkiye Büyük Millet Meclisi milletin iradesini korumak zorunda, Sayıştay milletin parasının hesabını sormak zorunda, Kamu Denetçiliği Kurumu da vatandaşın idare karşısındaki hakkını savunmak zorunda fakat bugün nasıl bir tabloyla karşı karşıyayız; milletvekili seçiliyor, görevini yapamıyor; Meclis çalışanı yıllarca emek veriyor, hak ettiği güvenceye ulaşamıyor; denetçi rapor hazırlıyor ancak tespitlerin nasıl sonuçlandığını milletvekilleri yeterince göremiyor; vatandaş şikâyet ediyor, haklı bulunuyor ama hakkının teslim edilmesini belki de aylarca, yıllarca bekliyor. Bir tarafta temsil edilmeyi bekleyen millet iradesi, diğer tarafta temsil edilmeyi bekleyen emek hakkı, öbür tarafta da hesabı sorulmayı bekleyen kamu kaynakları var. Bu anlayışla, bugün, öncelikle Meclisimizin saygınlığına ve millet iradesine ilişkin temel bir sorumluluğu hatırlatmak istiyorum: Hatay halkının oylarıyla milletvekili seçilen Can Atalay hâlâ cezaevinde, Anayasa Mahkemesinin kararları ısrarla uygulanmıyor, Hatay halkının temsil hakkı göz göre göre yok sayılıyor. Sizden Can Atalay'ın düşüncelerini savunmanızı asla beklemiyoruz ama Anayasa'yı ve millet iradesini savunmanızı bekliyoruz. Anayasa’nın 153'üncü maddesi açık; yıllardır da konuşuyoruz, anlatıyoruz Genel Kurulda da Anayasa Mahkemesi kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını bağlıyor. Bugün burada Meclis bütçesini görüşüyoruz ancak unutmayalım ki Meclisin itibarı bütçenin büyüklüğüyle değil Anayasa'ya, hukuka ve millet iradesine gösterdiği saygıyla ölçülür.
Sayın Başkan, tabii, Meclisin kendi çalışanlara karşı da sorumlulukları var, diğer arkadaşlarımız da söyledi. Milletvekili danışmanları yasama faaliyetlerinin yükünü omuzluyor. Ne çalışma saatleri var, ne geceleri var, ne gündüzleri var ancak görevleri sona erdiğinde de ne kıdem tazminatları, ne ihbar tazminatları, ne de işsizlik, sigorta güvenceleri var. Geçtiğimiz dönem bu sorunun çözümü için sizin de bir sözünüz olmuştu, artık söz değil Başkanım çözüm bekliyoruz, danışman arkadaşlar çözüm bekliyor. Gerekirse kanunu değiştirelim ama kendi çalışanlarımızın hakkını savunamayacaksak vatandaşın hakkını da burada savunabilmemiz çok mümkün gözükmüyor.
Bir de 4/D statüsündeki Meclis emekçilerimiz var; milletvekilleri değişiyor, dönemler geçiyor ama onlar yıllardır bu Meclisin yükünü taşımaya devam ediyorlar. Bu insanlar Meclisin misafiri değil aslında emektarı. Cumhurbaşkanlığına bağlı bazı kurumlarda benzer düzenlemeler yapılırken Meclis çalışanlarının kazanılmış hakları korunarak 4/B'ye geçiş talepleri neden ısrarla karşılamıyor? Bununla ilgili çalışan arkadaşlarda büyük bir beklenti var Sayın Başkanım sizden.
Bir diğer konu var, o da görevde yükselme sınavları. Ankara memur grubunda, yazılı sınavdan 97,96 puan olan 10 kişiden 4'ü atanamamış; 87,71 puan olan 5 kişi atanmış. Bununla ilgili soru işaretleri var, bize de ulaşıyor, diğer partilere de ulaşıyordur herhâlde. Sözlü sınav puanları ve değerlendirme ölçütleri nelerdir? Bunları da bizlerle paylaşırsanız seviniriz. Tabii, Meclis adaletin kanunlarını yapıyor, o hâlde adalet önce bu Meclisin çatısının altında sağlanmalı Sayın Başkan çünkü adalet, kürsüden anlatarak, konuşarak değil önce kendi çalışanlarımıza ve Meclis emekçilerimize uygulayarak savunulur. Çalışanın, emekçinin hakkını teslim etmek lütuf değil hukuk devletinin de bir diğer görevidir.
Gelelim Sayıştaya. Şimdi, Sayıştayın nasıl denetim yaptığını değil de nasıl denetim yapmadığını konuşuyoruz aslında bu bütçede. 97 kuruluşun raporunda eleştiri ve tenkit konusu bulamamış. Maşallah Sayıştaya göre 97 kurum tıkır tıkır çalışmış, hiçbir sorun yok ama tabii, tırnak içinde Sayıştaya göre. Şimdi elimde 2012 yılı İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının son Sayıştay raporu var. Raporun "Öneriler" bölümünde tabii Sayıştay ve Meclis denetimi kapsamından çıkarıldığı yazıyor ve raporda "Önerilere yer vermemiş." deniliyor nasıl bir tesadüfse! İstanbul Menkul Kıymetler Borsasını Borsa İstanbula dönüştürdünüz, adını değiştirirken de Sayıştay denetimini kapının dışına koydunuz. İşte, 6362 sayılı Kanun'un 132'nci maddesinde de hepsi yazıyor, düzenleme de burada. Sayıştay Kanunu'ndan Kamu İhale Kanunu'na kadar pek çok kanunun Borsa İstanbula uygulanmayacağını hükme bağladınız.
Şimdi gelelim SPK'ye ve yaşadığımız fon konusuna, fon soygununa. SPK'nin raporları, bakın, Sayıştayın SPK üzerine raporu bomboş, pırıl pırıl ama ülkenin geleceği bu kadar pırıl pırıl ve parlak değil Başkanım yani gerçekten Sayıştay raporları tertemiz ama yatırımcının cebi de şu anda bomboş. Şimdi, Sayıştay temsilcilerine sormak istiyorum: Ya, bu kurumları gerçekten denetliyor musunuz, yoksa denetliyor gibi mi yapıyorsunuz? Yani düşünün, şirketin hissesi hayatın olağan akışına aykırı bir şekilde yükselmiş, "Manipülasyon var." denmiş, 20 ayrı şikâyette bulunmuş kardeşim yani ısrarla 20 kişi gelmiş, şikâyet etmiş, dönüp bakmamışsınız bile ne oluyor diye. Ya, şikâyetleri incelediniz mi, araştırdınız mı, hangi tedbirleri aldınız bu konuda? Yani bu kadar olağan dışı hareket yaşanırken neredeydiniz? Ya, bunları denetleyemiyorsanız neyi denetliyorsunuz? Elektrik faturası, tuvalet kâğıdı, kâğıt, kalem giderini mi denetliyorsunuz? Vatandaşın milyarlarca lirası buharlaşmış ama sadece siz kurumun muhasebe kayıtlarına bakmışsınız. Bunun adı da maalesef denetim değil, denetim görüntüsü altında sorumluluktan kaçmaktır Başkanım.
Tabii, bir vahim tarafı daha var: Kamu kurumunda usulsüzlük tespit ediliyor; bu rapor değerlendirme kurulundan geçerken hop buharlaşıyor, gidiyor. Hangi tespit çıkarılıyor, hangisi hangi gerekçeyle değiştiriliyor, bunları bilmek istiyoruz yani siz milletvekillerinin denetim hakkına da sansür uyguluyorsunuz bu uygulamayla. Yargı eliyle basına sansür uygulanıyor, Sayıştay eliyle de milletvekiline sansür uygulanıyor. Peki, bu gerçekleri vatandaş kimden öğrenecek? Milletvekilinden öğrenemeyecekse, basından öğrenemeyecekse bu ülke nasıl, nereye varacak? Yani emekli geçinemiyor, işçi ay sonunu getiremiyor ve bunları hiç göstermeyen ekranlar var, vatandaşın bunlardan da doğruları öğrenmesi zaten mümkün değil. Sayın Başkanım, asıl tehlike de burada başlıyor aslında. Denetimin olmadığı, hesap vermenin ortadan kalktığı yerde kamu gücü ile özel çıkar arasındaki sınırlar da aslında siliniyor. Bir siyasetçi, bir bürokrat, bir yandaş bir araya geliyor, kamu gücünü kullanarak milyonların, milyarların peşine düşüyor, siz de olup biteni izliyorsunuz, iş işten geçtikten sonra da işte raporlar, soruşturmalar devam ediyor. Para el değiştiriyor, servetler büyüyor, insanlar mağdur oluyor, ondan sonrasında bakıyoruz ki neler olmuş bundan önce? Soygunun önünü açan denetimsizliği konuşmadan soygun olduktan sonra yapılan denetimle hiçbir kurum övünemez Sayın Başkanım. Bugün 100 binlerce yatırımcı birikiminin peşinde koşuyor. Birileri inanılmaz servetlere kavuşmuş, bizim hayal bile edemediğimiz, vatandaşın yıllarca biriktirdiği 3 kuruşun peşine düşmüş ki nasıl alırız, nereden alırız diye. İşte, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu yüzden ısrarla siyasi ahlak yasasını çok önemsiyoruz Başkanım. Bu büyüklükte bir soygun siyasetsiz olmaz. Gelin, bütün siyasi partiler ortak bir irade koyalım, bu yasayı çıkaralım. Milletvekillerinin, kamu gücünü kullanan siyasetçilerin ve yakınlarının mal varlıkları gerektiğinde etkili biçimde bir denetlensin, açıklanamayan servet artışlarının hesabı sorulsun. Mecliste de bir yolsuzlukla mücadele komisyonu kuralım ve önce kendimizden başlayalım. Sizin de Hükûmet sözcüsü olduğunuz dönemde, 2016 yılında buna ilişkin bir sözünüz var etik komisyon oluşması konusunda hatırlıyorsanız yani hâlâ aynı fikirdeyseniz gelin, birlikte mücadele edelim bu konuda Başkanım. Kimse milletvekili rozetini, bürokratik makamını ve siyasi yakınlığını hesap vermemenin güvencesi olarak kullanmasın Başkanım, milletvekili rozeti açıklanmayan servetin kalkanı olmasın. Siyaset milletin sırtından servet edinme yeri değil, millete hizmet etme sorumluluğu. Maalesef, millet artık siyaset kurumuna da güvenmiyor. O yüzden, ilk adım olarak bu siyasi ahlak yasasını grubumuz olarak çok önemsiyoruz. Artık şunu da sormak istiyoruz: Biz birbirimizi denetlemezsek, kurumlar kurumları denetlemezse milletin parasını kim koruyacak yani denetleyenlerden mi koruyacak kendini bu millet? O yüzden bizim talebimiz açık: Kim olursa olsun, hangi makamda oturursa otursun kamu gücüyle servetine servet katan herkes o servetin hesabını millete vermek zorunda diyorum.
Umarım hayırlı olur bu bütçe, umarım ülkemizde bundan sonra böyle fon soygunu gibi konular yaşamayız diyorum.
Teşekkür ediyorum.
Bütün emekçilerin de emeklerine sağlık diyorum Başkanım.
AYNI TOPLANTIDA
Aynı gün bu komisyonda konuşanlar
59 konuşma daha · 28 Ekim 2026