29.03.2005 tarihli ve 5325 sayılı partiler kanununda değişiklik yapılması hakkında kanun ve anayasanın 89 uncu ve 104 üncü maddeleri gereğince cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderilme teskeresi (s.s.876)
İstanbul Milletvekili ·
Genel Kurul, 92. Birleşim · 3. yasama yılı · 29 Nisan 2005 · 1.392 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ahmet Güryüz Ketenci, 29 Nisan 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 92. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 29.03.2005 TARİHLİ VE 5325 SAYILI PARTİLER KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN VE ANAYASANIN 89 UNCU VE 104 ÜNCÜ MADDELERİ GEREĞİNCE CUMHURBAŞKANINCA BİR DAHA GÖRÜŞÜLMEK ÜZERE GERİ GÖNDERİLME TESKERESİ (S.S.876)); konuşma 1.392 kelime.
Ahmet Güryüz Ketenci (İstanbul). “29.03.2005 tarihli ve 5325 sayılı partiler kanununda değişiklik yapılması hakkında kanun ve anayasanın 89 uncu ve 104 üncü maddeleri gereğince cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderilme teskeresi (s.s.876)”. TBMM Genel Kurulu, 92. Birleşim tutanağı, 29 Nisan 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-guryuz-ketenci-22-2005-04-29-29-03-2005-tarihli-ve-5325-sayili-partiler-kanununda-degisiklik-yapilm (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AHMET GÜRYÜZ KETENCİ (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi en içten saygılarımla, sevgilerimle selamlıyorum.
Bu yasanın hangi amaçla, hangi beklentiler içerisinde getirildiğini çok iyi kavrayabilmek için, nasıl bir seyir takip ederek bu noktalara geldiğini önce anlatmak istiyorum.
Bu yasa teklifi, 4.2.2003 tarihinde 7 Antalya, 1 Denizli, 1 Uşak, sonradan imzasını geri alan 1 Kayseri milletvekilinin teklifidir. Onlar tarafından getirilmiştir. Bu yasa teklifi, hazırlandıktan sonra tam 13 ay beklemiştir. Ne zaman ki, 28 Mart yerel seçimlerinden sonra, 28 Mart yerel seçimlerinin başarısızlıkları Cumhuriyet Halk Partisi Parti Grubunda, örgütlerinde ve platformlarında tartışılmaya başladı ve buna bağlı olarak baskın kurultaylar arkalarından gelmeye başladı, o sumen altında uyuyan yasa teklifi birdenbire sumenin altından çıkarak, uyanarak gündeme geldi. 8.6.2004 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine alındı. Ne zamana kadar; 29 Mart 2005 tarihine kadar. O güne kadar olayları kenardan, biraz da bıyık altından gülerek izleyen Adalet ve Kalkınma Partisi kurmayları ve Sayın Başbakan -ki, "CHP'nin derdi kendine yeter" diyen Sayın Başbakan- AKP içinde de erimeler, çözülmeler başlayınca, bu teklif hemen Cumhuriyet Halk Partisiyle birlikte ortak bir ittifakla ve bir utanç ittifakıyla, ortak bir prodüksiyon olarak buraya taşındı.
Değerli arkadaşlarım, bu arada önemli bir şey daha oluyor. Bir sayın Antalya Milletvekili Cumhuriyet Gazetesine 14.4.2005 tarihinde verdiği bir beyanatta aynen şunları söylüyor: "Bu yasa çıktıktan sonra partiden istifalar, transferler bıçak gibi kesildi." Bu, dikkat çekicidir. Şimdi ben bir sözü hatırlıyorum. Hani bu arkadaşımız suçüstü yakalanıyor; hani "şecaat arz ederken" diye başlayan... Ama, ben arkadaşıma, bu Parlamentoya ve halka olan saygımdan ötürü gerisini söylemiyorum, getirmeyeceğim; sadece hatırlatmakla yetiniyorum. Anayasal haktır istifa, bir demokratik haktır; hatta, daha ileri giderek söyleyeyim, bir insan hakkıdır. Şimdi, bu Parlamento içerisinde görev yapan, sorumluluk taşıyan bir milletvekili bu ifadeyi kullanamaz, kullanmamalıdır.
Bu yasa, 29 Mart akşamı, burada, gecenin geç saatinde tartışılmaya başlandığı zaman, bir AKP'li arkadaşım şu kapının önünde bana rastlar ve "Yahu Ketenci, iyi söylüyorsun, hoş söylüyorsun da, biraz köşeli söylüyorsun" falan deyince "ne yapayım kardeşim ya; anamuhalefet laik muhalefet olunca, ister istemez görev de bize düşüyor, başka arkadaşlara düşüyor; o nedenle böyle söylemek zorunda kalıyorum; yoksa, bir nedeni yok" dedim.
Şimdi, bu teklif özünde şudur, sevgili arkadaşlarım: Bir defa, milletvekillerinin özgürlük alanlarını daraltan bir tekliftir, demokrasiye giden yolları kesen bir tekliftir. O tüzüklerinde olan antidemokratik hükümler nedeniyle, parti içerisindeki oligarşik yapılanmaları pekiştirmek için getirilmiş bir teklif olduğunu 29 Mart akşamı söyledim ve hatta, ilave ederek şunları da dedim: Dünyanın her yerinde, bütün demokratlar, bütün sosyal demokratlar, demokrasiyi, örgütlü toplum diye tarif ederler. Dolayısıyla, bir toplumda örgütlülük ne kadar fazlaysa, o toplumda demokrasi çıtası o kadar yüksek demektir.
Şimdi, demokraside örgütlülük, olmazsa olmazdır. Bu yasa, örgütlü topluma giden yolları kestiği için ve yeni örgütlenmelerin de önünü tıkadığı için, bu yasayla bir demokrasi suçu işlenmiştir. Hem de hangi Parlamentoda; bu dönemde, 22 nci Dönemde, bu Parlamentoda!..
Şimdi, gruplara, özellikle grup başkanlarına ve grup sözcülerine söylüyorum: Siz, örgütlü topluma karşı çıkıyorsunuz, demokrasiyi boğazlıyorsunuz. Demokrasinin boğazlandığı -eğer, kendi içerisinde bir toplum demokrasiyi boğazlıyorsa- ülkede, demokrasiye yeni mevzi kazandırılması mümkün değildir sevgili arkadaşlarım.
Şimdi, iki parti ittifak yaparak, birleşerek, Türkiye'de ikili bir sistemi kalıcı kılmaya çalışıyorlar. Bu iki partinin aldığı oyların toplamı yüzde 54; geride, burada bulunan siyasî partilerin, grubu olmayan siyasî partilerin, dışarıdaki siyasî partilerin yüzde 46 oyu var. Peki, bunların hakkını kim koruyacak? Eğer, bir toplumda azınlık hakları korunmasızsa, onlar korunamıyorsa, o toplumda demokrasi yok demektir. Bu bakımdan, kaldı ki, yüzde 46'nın Parlamentoya yansıması... Yüzde 34 oy alan Adalet ve Kalkınma Partisinin buraya yansıması yüzde 65-66, yüzde 19 oy alan CHP'nin buraya yansıması yüzde 35,8! Şimdi, bu mudur gerçek demokrasi, bu mudur halkın iradesi, Parlamentoya böyle mi yansımalı?! Getirdiğiniz bu yasayla, aslında, alınan oya göre hazine yardımı alındığına göre, yüzde 19'un karşılığını almıyorsunuz, yüzde 35'in karşılığını, yüzde 65'in karşılığını alıyorsunuz. Peki, bu nedir; bu, gasp değil mi?! Yetki almamışsın, güven almamışsın, oy almamışsın, Hazineden bu kadar para istiyorsun!..
Arkadaşlar, tabiî, gruplara sorulduğu zaman, bunun demokrasiye istikrar getirmek adına yapıldığını, bu ikili sistemin kalıcı kılınmaya çalışıldığını ifade ediyorlar. Ne olacak peki; mutlaka ya AKP'ye oy vereceksin ya CHP'ye oy vereceksin! Böyle bir şey olabilir mi! Yani, başkaları, bu... Başka bir şeydir bu. Bu, Parlamentoiçi bir darbedir. Parlamento içinde ikili sistemi kalıcı kılmaya çalışan bir darbedir.
Değerli arkadaşlarım, eğer, Sayın Cumhurbaşkanımızın o seçkin ve özlü gerekçelerini içeren vetoyla ilgili bu yasa, yeniden ısrarla bu Parlamentodan çıkarsa, bunun ayıbının altından kalkılmaz; ama, bize düşen görev de sadece burada bunları söylemektir tabiî. Biz de onları söylemeye devam ederiz. Belki daha başka arkadaşlar da söyleyecek; ama, bir şey söyleyeyim: 20 nci Yüzyılın diktatörlükleri hep tekparti diktatörlükleridir. Şimdi, ne talihsizliktir ki bizim Parlamento onu gerçekleştirmeye çalışıyor: İki partili bir diktatörlük! Ona giden yolları açmaya çalışıyoruz. Bu ayıptır, bunu yapmayalım; yani, bu siyaset terminolojisine iki partili diktatörlük terimini biz getirmeyelim, bu Parlamento getirmesin Sevgili Başkanım.
Siyasî partilere hazine yardımı kötü bir şeyse -32 trilyon Adalet ve Kalkınma Partisi alıyor, 18 trilyon CHP alıyor- o zaman vazgeçin. 3 milletvekili bulunan partinin alacağı hazine yardımı zararlıysa, o zaman mantık şunu emreder: 150'si daha çok zararlıdır, 350'si, 360'ı daha çok zararlıdır. O nedenle, iki parti alacak, diğerleri alamayacak!.. Bu, haksız rekabettir, aynı zamanda da Anayasanın eşitlik ilkesine aykırıdır.
Bakın, şubat ayında emekliye ayrılan Anayasa Mahkemesi üyesi Prof. Dr. Fazıl Sağlam'ın "Siyasî Partiler Hukukunun Güncel Sorunları" adlı kitabında, Avrupa Birliği ülkelerinde, özellikle Almanya'da siyasî partilere yapılan hazine yardımları şöyle: Federal Parlamento seçimlerinde yüzde yarım oy alan partiler hazine yardımı alıyor. Yerel meclisler için yapılan seçimlerde yüzde 1 oy alan partiler hazine yardımı alabiliyorlar. Hiç oyu olmayan, hiç oy almamış parti eğer örgütlenmesini tamamlamışsa, o da alabiliyor hazine yardımını. Neden Almanya'da böyle de bizde değil; çünkü, anlattığım gibi, orada da, dünyada da, demokrasiyi örgütlü toplum diye anlıyorlar, öyle algılıyorlar. Ne var ki bizim siyasetçilerimiz demokrasiyi böyle algılamazlar. Tabiî, böyle algılamadıkları için de Dr. Fazıl Sağlam'ın kitabında söz konusu ettiği...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun.
AHMET GÜRYÜZ KETENCİ (Devamla)Değerli arkadaşlarım, hazine yardımlarının -benim kanıma göre- büyük bölümü, partiiçi oligarşik yapılanmaları pekiştirmek için harcanıyor. Yani, parti genel başkanları ve parti genel başkanları ve parti politbüroları...
Dikkat ederseniz, genel başkanların, özellikle parti genel yönetimlerinde bulunanların hiç öyle fazla bir masrafları olmaz; Mercedes'lere binerler Porche'lere binerler, BMW X5'lere binerler; ama... O akşam bir teklifte bulunmuştum, demiştim ki, eğer hazine yardımından... Çünkü, ek 1 inci maddenin üçüncü fıkrasında deniyor ki: "Parti harcamalarına harcanır bu hazine yardımı." Kardeşim, partide düşünce üretimi... Harcamasın; peki, neye harcasın?.. Örgütlere göndermesin, proje hazırlamaya göndermesin... Gelin, hemen şöyle bir şey yapalım hep beraber; bir teklif de hazır. Ne kadar harcanıyor, genel başkanlar bundan ne kadar nasibini alıyor, ne kadar harcanıyor genel başkanlar için, politbürolara ne kadar harcanıyor, ne kadarını onlar harcıyor, ne kadarını örgütlere gönderiyor, ne kadarını projelere harcıyorlar; bunu saptayalım ve partinin önderleri, genel başkanları her yıl bütçe sonunda bunu deklare etsin; ama, kimse buna yanaşmadı ve dolayısıyla o teklif hazır, hemen yapabiliriz onu. Gelin bunu birlikte yapalım; o zaman biz de vazgeçelim, ben bu kürsüden vazgeçeyim, bu yardımı talep de etmiyoruz -Sosyaldemokrat Halk Partisi adına- diyeyim; ama, böyle bir şey yok, buna yanaşan yok.
Bakın, bu Cumhurbaşkanı önemli bir adam, önemli bir insan; bu gerekçelerinde bir Anayasa dersi, hukuk dersi, demokrasi dersi veriyor. Türkiye çok cumhurbaşkanları gördü. "Yollar yürümekle aşınmaz" diyen cumhurbaşkanları gördü...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun efendim, tamamlayın konuşmanızı.
AHMET GÜRYÜZ KETENCİ (Devamla)"Yani, asmayalım da besleyelim mi" diyen cumhurbaşkanları gördü. "Verdimse ben verdim" diyen cumhurbaşkanları gördü. Bir de bu yasaya bu gerekçeleri hazırlayan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'i gördü.
Şimdi, 46 yasa veto edildi, Cumhuriyet Halk Partisi sözcüsü arkadaşlarım bu 46 yasanın 46'sına da sahip çıktılar, Cumhurbaşkanının vetosuna sahip çıktılar; ama, ne yazık ki, şimdi bu vetoya sahip çıkmayacaklar ve karşı tavır alacaklar. Bir tane de belge okuyacağım; ama, okumak, çok hırpalamak da istemiyorum.
Şimdi bir şey söylemek istiyorum; özellikle, Sayın Cumhuriyet Halk Partisinin Grup Başkanvekili Kemal Anadol’un dikkatine sunmak istiyorum: Bu yasayla, bir sol partinin alacağı mütevazı bir yardımın önünü kesmeye çalışıyorsun. Tarihî bir espridir, lütfen karşı çıkma, 20 nci Asırda -bunu bilesin Anadol- Bolşevikler Menşeviklere bunu yapmadı; senin bu yaptığını; açıkça söylüyorum. Onun için, öyle "dün dündür, bugün bugündür" bu lafların arkasına, bu sözcüklerin arkasına takılmayalım. Sonunda, nihayet, hukuk herkese lazımdır; bugün bana lazımdır, yarın sana lazımdır.
Sonuç itibariyle, şunu söylemek istiyorum sevgili arkadaşlarım -fazla uzatmayayım, Başkan da müsaade edemez tabiî- bu yasa, üzülerek ifade edeyim ki, kirli bir yasadır. Zaten siyaset alanı yeteri kadar kirlenmiştir bugüne kadar; bu yasayla, bir defa daha kirletmeyelim. Bir defa daha düşünün; demokrasinin önünü tıkamayın.
Hepinize, saygılar sunuyorum, sevgiler sunuyorum; sağ olun. (SHP ve Bağımsızlar sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
24 konuşma daha · 29 Nisan 2005